Liseler, bazı öğrencilerin kendini kaybettiği okul türüdür.
Ergenlik dönemini zor atlatırlar. Karşıt cinse ilgi duymanın doruğu bu yaşlarda
yaşanır. Ailesine kaşı isyankar bir tavır içine girerler. Kafasında bin bir
türlü problem olur. Uyku sorunu yaşarlar. Gece pek uyumayınca da devamsızlık
durumları baş gösterir. Bu çalkantılı dönemde, öğrenci kimsenin kendini
anlamadığı psikolojisi içerisinde bulunur.
Özürlü ve özürsüz devamsızlığın 45 gün olduğu sınıf geçme
sisteminde bir lisede çalışırken, MHK isimli son sınıf bir kız öğrenci annesiyle
birlikte odama geldi. Mart ayı falandı. Tasdikname almaya geldiğini söyledi.
Sebep dedim. Kız meslek lisesine gideceğini söyledi. Bu sene mezun olacaksın.
Kız meslek lisesine gittiğin zaman bu senen boşa gidecek. Önümüzdeki sene de
bir alt sınıftan başlayıp lise süresini uzatacaksın. Bu okulun sınavı öğrenci
alan bir okul. Sen ise sınavsız öğrenci alan bu okula gideceksin. Yazık değil
mi bunca yıl emeğine dedim. Kız meslekte bilmem ne bölümünü seçeceğini, o
bölümü sevdiğini söyledi. Madem öyle. Zamanında kız mesleğe gideydin? Niye bu
okulu seçtin dedim. Sessiz kaldı. Bu dediklerin makul ve mantıklı değil.
Geçerli sebep hiç değil. Bana ayrılmak istemenin gerçek sebebini söyle dedim. O
esnada ilgili meslek lisesinin müdürü aradı. Bize kayıt yaptıracak.
Tasdiknamesini veriver diye. Müdüre, hocam, kusura bakma. Mezun olmasına ramak
kalmış bu öğrenciye tasdikname vermem. Önce sebebini öğreneyim. Sonra bakarız
dedim.
Öğrenciye, haydi söyle derdini dedim. Ben bu okula devam etmek
istesem bile zaten devamsızlıktan kaldım dedi. Kim söyledi dedim. Müdür
yardımcısı dedi. Niye bu kadar devamsızlık yaptın dedim. Diş randevularım
vardı. Dişçiye gittiğim günlerin belgesini de protokol numarası olmadığı için
müdür yardımcısı mazeret olarak kabul etmedi dedi. Devamsızlık sorunun
çözülürse, tasdiknameden vazgeçip okula devam eder misin dedim. Ederim tabi ama
nasıl olacak dedi. Şimdi evde ne kadar dişçiye gittiğine dair dişçinin verdiği belge
varsa getireceksin. Biz bunları işleyip özürlü devamsızlıktan sayacağız dedim.
Öğrenci ertesi günü tüm mazeret belgelerini getirdi. Müdür
yardımcısına, hocam şunları işleyelim dedim. Bunların protokol numarası yok
dedi. Olsun. Dişçiye gittiği günün tarihi, hekimin kaşesi varsa yeterli. Siz
bunları girin. Sorumluluk bana ait dedim.
Müdür yardımcısına son durum ne diye sordum. Hepsini girdim.
Devamsızlığı yine 45 günden fazla. Bu çocuk yine kalıyor dedi.
Öğrenci, annesiyle beraber odama geldi. Hocam, bizim diş sevkleri
işe yaramadı. Biz yine devamsızlıktan kaldık dedi. Telefonla müdür yardımcısını
aradım. Devamsızlık toplamı kaç diye. Yanlış hatırlamıyorsam, 55 gün dedi. Bir
daha bak dedim. 50 dedi. Sonra odasına gittim. Hocam, aç şu sistemi. Bir kez
daha bak. Çocuğun devamsızlığı borsa gibi her bakışta bir iniyor, bir çıkıyor
mu dedim. Sistemi açtı. Şu güne, bugüne, şu tarihe, bu tarihe faaliyet gir
dedim. Şimdi bak kaç oldu dedim. 44,5 dedi.
Yukarı odama çıktım. Öğrenciye, kızım müdür yardımcısı yanlış
bakmış. Devamsızlığın halihazırda 44,5 gün. Yani devamsızlıktan kalmadın.
Yalnız özürlü ve özürsüz başka da hakkın kalmadı. Bundan sonra dişçi yok. Uyuya
kalmışım yok. Şu işim var yok. Her gün okula geleceksin. Baktın, uyuya kalmışsın.
Geciktim demeyeceksin. Koşup okula geleceksin. Geçer not alacaksın. Biz de seni
mezun edeceğiz. Var mısın dedim.
Devamsızlıktan kalmadığını öğrenince öğrenci ve annesi bir sevindi
bir sevindi. Tamam dediler ve gittiler.
Tasdikname alıp okul değiştirmeyi, değiştirdiği okulda bir alt
sınıfta başlamak suretiyle iki yılı kaybetmeyi göze alan öğrencinin devamsızlık
sorunu çözülünce sanki okula yeni başlamış gibi oldu. Mart ayından yıl sonuna
kadar her gün okula geldi. Son sınıf arkadaşları üniversite sınavına
hazırlanmak için rapor alıp sınıfı boşaltmasına rağmen bu öğrenci gelmeye devam
etti.
Öğrencinin bu devam azmi hoşuma gitti. Okulun son haftalarında şu
öğrenciye bir iyilik yapayım dedim. Odama çağırdım. Kızım, seni tebrik ederim.
İstersen bundan sonra sen de gelme. Evde üniversiteye hazırlan dedim. Geleceğim
hocam. Zaten ben burada durmadan ders çalışıyorum. Okul benim için verim
yönünden evden daha iyi dedi ve karne günü dahil pes etmedi ve mezun
oldu.
Bu öğrenciyi mezun ettikten sonra o okuldan ayrıldım. Öğrenci
üniversite kazandı mı bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa her şeyden umudunu
kesmiş, başka arayışlara girmiş bir öğrenciyi okula kazandırıp mezun olmasını
sağlamak benim için mutluluk vericiydi. Çünkü öğrenciyi kazanmak önemliydi
benim için.
Yirmi yılı geçmiş bu anekdotu, bazı okullarda devamsızlıktan kalan
öğrencileri görünce hatırladım. Devamsızlıktan kalan bu öğrencilerin çoğuna
yeterli rehberliğin yapılmadığına, onlara sahip çıkılmadığına şahit oldum.
İlgi, alaka, rehberlik ve takip yapıldığı takdirde devamsızlık sorunu yaşayan
çoğu öğrencinin kazanılacağını düşünüyorum. Önemli olan kaybetmek değil,
kazanmak olmalı. Maalesef çoğu idareci, okursa okur, okumazsa okumaz. Bana ne?
Peşinden mi koşacağım düşüncesinde.
Mezun olmasına sebep olduğum öğrencinin ailesiyle ilgili bir
anekdotumu da anlatıp yazımı nihayete erdireceğim. Her gün uykuya yenik düşüp
devamsızlıktan sınıfta kalan çocuğunun elinden tuttuktan sonra okula
mütemadiyen geldiğini gören annesi, o süreçte bir gün odama geldi. Hocam,
duydum ki araba arıyormuşsunuz. Eşim galerici. Ona söyledim. Size yardımcı
olacak. Uygun araç temin edecek. Adresi şu dedi. Eşinin galerideki adresini
verdi. Teşekkür edip nasip dedim.
Galericiye gittim mi? İhtiyacım olmasına rağmen gitmedim. Epey sonra bir başka yerden ayağımı yerden kesecek bir araba aldım. Hâlâ aynı araca binmeye devam ediyorum.