9 Nisan 2023 Pazar

Soğan Nelere Kadirmiş Meğer!

 Canan Karatay’ın soğanla ilgili;

1.İçerdiği kuarsetin adlı antioksidan sayesinde yumurtalık, kolorektal gibi kanser türlerine yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olduğu, 

2. Kuarsetin, alerjik reaksiyonlara yol açan histaminin bağışıklık hücrelerinde salınımını engellemesine yardımcı olduğu, 

3. Astım veya alerjik problemleri olan kişilerde bağışıklığı desteklemeye yardımcı olduğu, 

4. İçeriğindeki kükürt kan inceltici etkisi göstererek kalp kriziyle inme riskini artıran plateletlerin birikimini önlediği, 

5.Soğandan alınan kükürdün hipertansiyon başlangıcını geciktirme ve azaltmaya yardımcı olduğu,

açıklamalarını okuyunca, sen neymişsin be soğan! Neleri önlemeye kadirmişsin böyle demekten kendimi alamadım. Meğerse başlı başına bir ilaç ve koruyucu hekimlik görevi yapıyormuş yerin bitirdiği dedim.

Siz soğanın faydalarını belki biliyordunuz ve gereğini yapmışsınızdır. Ben ise bu bilgileri ilk defa öğreniyorum. Soğanla ilgili tek bildiğim, yemeklerin onsuz pişmediği, salatalara doğrandığı, verdiği acıyla birlikte iştah açmak için yemeklerin yanına kesildiği; misafirliğe, camiye ve toplum içerisine gidileceği zaman kokusundan başkası rahatsız olmasın diye olur olmaz yenmediği. Nereden bilebilirdim bu acı nimetin hastalıkları önleyici bir ilaç olduğunu. Yaşım altmış olsa da öğrendim. Öğrenmenin yaşı yoktur dedikleri bu olsa gerek.

Kurban olduğum, evreni yaratırken şifa kaynaklarını da vermiş. Alın kullanın, yeterince yiyin, için, tüketin. Yeter ki tabiatı okumayı, anlamayı ve faydalanabilmeyi bilin demiş. Dert ve hastalık varsa tedavisini de doğal yoldan vermiş meğer. Nimetleri saymaya kalksanız, sayamazsınız ayeti bir kez daha kendini göstermiş oldu. Her yönüyle olduğu gibi sırf bu yönüyle bile verdiği nimetlere ne kadar teşekkür etsek azdır.

Yine soğanın faydalarına dair bu açıklamalar bana başka şeyleri de düşündürdü. Bu soğanın hiçbir ürüne ve yerin bitirdiklerine kaç yıldır zam şampiyonluğunu niçin kaptırmadığını anlamış oldum. Arz talep meselesi ne de olsa. Demek ki soğanın ne olduğunu bilenler, bundan yararlanmak için almış da almış. Almakla da kalmamışlar. Yemiş de yemişler. Alacakları olsun. Söylemediler bana bunu. Her derde deva. Soğanın var mı başkasına ne hacet demediler.

Bu vesileyle acı soğanımızı yeriz diyenleri de yazdım bir kenara. Meğerse ağızlarının tadını biliyorlarmış.

Çölde bıldırcın eti ve kudret helvasına isyan bayrağı açıp “Hani bir zamanlar, 'Ey Musa, biz tek çeşit yemeğe asla katlanamayacağız, yeter artık bizim için Rabbine dua et de bize yerin yetiştirdiği şeylerden; sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden ve soğanından çıkarsın.' dediniz” ayeti ile soğan isteyen Yahudilere aşk olsun! Ağızlarının tadını biliyorlarmış da kudret helvasına ve bıldırcın etine yerin bitirdiklerini tercih etmişler ve ille de soğan ille de soğan demişler.

Son sözü de hayat pahalılığında zirveyi emsallerine bırakmayan ve gündemden hiç düşmeyen soğan için “Biz soğan ve patatese ülkeyi satmayız diyenlere gelsin. Patatesi bilmem ama soğan deyip de geçmesinler. Çünkü soğan tek başına bir servet bir hazine. Tamam ülke satılmasın. Zira başka ülkemiz yoktur ama böyle diyerek de soğanı küçümsemeyin. Zira soğan yabana atılamaz bir nimettir.

8 Nisan 2023 Cumartesi

Tarih Yazacak

Tarih; 

Dinin, milli ve manevi değerlerin siyasete nasıl dolgu malzemesi yapıldığını, dince kutsal sayılan değerlerin üç beş oy ve ikbal uğruna nasıl satışa çıkarıldığını, değerlerin İçlerini boşaltıldığını ve dillere pelesenk edilip ayaklar altına alındığını, insanların Allah'a aldatıldığını, 

Referansı din olanların söz ve eylem çelişkisini, 

Başarı için her şeyi mubah gördüğünü, 

Bir zaman enflasyonla mücadele edildiğini, başka bir zaman enflasyonla nasıl mücadele edilmediğini, 

Daha mürekkebi kurumadan nasıl zikzaklar çizilip U dönüşü yapıldığını, dün dündür siyasetinin en güzel (!) örneklerinin verildiğini,

Torpil ve hak yemenin ne olduğunu, nasıl kadrolaşıldığını, adam kayırmanın Türkçesi olan sözlü mülakatları, belli bir zihniyet ve okul mezunlarının tercihli olarak makamlara getirildiğini, çoğunun o makamlara yapışıp kaldığını, makamların altında ezildiğini,

Faizle mücadele edilir görünerek faize nasıl destek olunduğunu, 

Algıların olgu, olguların algı gösterilip insanların beyninin nasıl yıkandığını, başarısızlıklara nasıl gerekçe ve bahane bulunduğunu, suçun nasıl başkasının üzerine yıkıldığını,

Dostların nasıl düşman edildiğini, düşmanların nasıl dost edinildiğini, 

Bazılarının nasıl güç zehirlenmesi yaşadığını, 

En ufak bir eleştiriye gelmeyip ağzını nasıl bozduğunu, nasıl hakaretler savurduğunu, en son söylenecek sözün en başka nasıl söylendiğini, sonra hiçbir şey yokmuş gibi davranıldığını,

İnsanların onurunu zedelemek için nasıl küçümsenildiğini ve ayıplanıldığını,

Emellerimiz için insanların nasıl kutuplaştırıldığını,

İsraf ve savurganlığın itibar sayıldığını, yağma Hasan’ın böreğine rahmet okutulduğunu,

Bazı insanların kendisini sütten çıkmış ak kaşık ve bulunmaz Hint kumaşı gösterdiğini, dünyanın merkezine nasıl kendisini koyduğunu, övgüler karşısında nasıl yüzünün kızarmadığını,

Kendisini sorgulayan sevenlerini nasıl hayal kırıklığına uğrattığını, umut bağlayanların umutlarının nasıl  yok edildiğini...

Yazacak...

6 Nisan 2023 Perşembe

Et, Soğan, Seccade

Dana eti yerine ucuz diye koyun eti aldım.

Gel de çocuğa yedir. Efendim, kokuyormuş. Ağzına sürmedi.

Ne olacak zamane çocuğu. Damak zevki değişince değme eti yemiyor.

Halbuki kokusu olsa da çocuğumun bünyesine uygun bu et. Ne de olsa koyun gibi çocuk.

Ama el mi yaman bey mi yaman. Görecek gününü. Bu ete alıştıracağım onu. Ona bundan sonra tercih hakkı vermeyeceğim. Gerekirse sofraya oturmasın, gerekirse ağzına bir lokma koymayı sofradan aç kalksın.

Belli ki bunun sebebi daha önce ona yedirdiğim dana eti. Azması da bundan. Son pişmanlık fayda etmez ama keşke daha önce ona tercih hakkı vermeyip hep koyun eti yedirseydim, tüm bunlar başıma gelmeyecekti. Bizim çocuk da koyun gibi olacaktı.

*

Düne gelinceye kadar yemeğin içindeki soğanı, ben yemem deyip ayıran çocuk, bugünlerde tutturdu soğanlı yemek isterim diye. Şimdi bulabilirse yemeğin içerisinden çıkarsın tabi. İmtihan dedikleri bu olsa gerek.

*

Nedense bugünlerde bir seccade merakı sardı. Sağıma soluma bakındım. Her zaman kenarda köşede katlanmış bir şekilde birden fazla gözüme ilişen bir seccade göremedim. Kaldırılmıştı hepsi.

Hanımdan seccade istedim. Nerede bu seccadeler dedim. Garipsedi.

Garipsemesini yadırgamadım. Çünkü bugüne kadar namaz kılacağımda hiç seccade arayışına girmedim. Kimseyi rahatsız etmeden, boş bulduğum bir yerde kıbleye yöneldim, vazifemi ifa ettim.

Vermem. Senin seccadeyle işin mi vardı sanki. Bu seccade merakın da nereden çıktı. Kaldırdım hepsini dedi.

Niye dedim.

Seccade dediğin ulu orta her yerde olmaz, maazallah başına bir şey gelir dedi.

Yahu seccade değil mi, başına ne gelebilir, düşüp başı mı yarışacak dedim.

Yarılsa daha iyi. Hiç olmazsa bu uğurda gazi olur. Ben seccadeden değil, senden korkuyorum.

Ne yapabilirim ki ona ben?

Ne bileyim, hep korkuttun beni. Çünkü hep bir macera peşinde oldun. Bakarsın böyle güzel çıkıyor, ilgi çekiyor, gündem oluyorsun diyerekten üzerinde fotoğraf çektirmeye kalkarsın.

İnan sadece namaz kılacağım.

Tamam kılabilirsin. Yine her zamanki gibi seccadesiz kıl.

 

5 Nisan 2023 Çarşamba

Gelişmiş ve Gelişmemiş Ülkeler

Dünyada gelişmiş, gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler vardır. 

Bir ülkenin gelişmiş olmasının en önemli kriteri ekonomidir. Kendi kendine yeten, geliri giderinden fazla olan, kişi başına düşen milli geliri yüksek olan, insanı ekonomik darboğazda olmayan ülke refah seviyesi yüksek bir ülkedir.

Gelişmiş ülkelerde demokrasi de ileri seviyededir. Oturmuş ve işleyen sistemleri vardır. Bu sistem siyasi iktidara göre değişiklik göstermez. Demokrasi kültürü yerleşmiştir. Kurumlar birbirini denetler, sorumluluklarını yerine getirir, birbirlerine karşı görevlerini ifa eder. Hiçbir kurum diğer kurumun görev ve sorumluluğuna tecavüz etmez. Tüm kurumlar devletin ve milletindir. Hiçbir kurum kimsenin kalesi ve kurtarılmış bölgesi değildir. Hak arama mücadelesinde yargı devlet erkine karşı vatandaşını korur. 

Seçimler sönük geçer. Seçimlere katılım yüksek değildir. Ülkede seçimin olduğu bile belli olmaz. Gerilim siyaseti izlenmez. Vatandaş her gün her saat her saniye seçim ve siyaset konuşmaz. Vatandaş bilir ki hükümetin yapacağı görevleri vardır. İktidara gelen sistemi bozmaz. Birilerini ihya, ötekini mağdur etmez. Kadrolaşma olmaz. Çünkü devlete alım kriterleri bellidir. Kriterler hükümetten hükümete değişmez. Seçim sonuçlarında koalisyon çıksa da aylarca hükümet kurulamasa da devlet krizi çıkmaz. İşleyiş devam eder. Birden fazla parti bir araya gelerek asgari müştereklerde anlaşarak hükümeti kurar, uyum içerisinde ülkeyi yönetirler. Hiçbir parti ve parti lideri bulunmaz Hint kumaşı ve vazgeçilmez değildir. Ne kadar başarılı olursa olsun, hiçbir parti lideri ilanihaye siyasette ve partinin başında kalmaz. Lider kendini ön plana çıkarmaz. Sandık demokrasinin bir gereğidir. Demokrasi için vazgeçilmezdir ama sandık her şey değildir. Vekil seçimi liderin iki dudağı arasında değildir. Her seçilen halkın teveccühünü kazanarak siyasette yerini alır. Parmakçı değildir. Gece gündüz parti liderini överek siyaset yapmaz. Seçmenine verdiği sözü yerine getirmeye çalışır. Parti liderleri veya vekillerle ilgili bir iddia ortaya çıkarsa, istifa mekanizması işletilir. Kimse koltuğuna ve statüsüne yapışıp kalmaz. Partiler parti lideriyle doğup lideriyle ölmez. Liderden önce de vardır, liderden sonra da var olmaya devam eder. Ülkeyi yöneten her yönüyle devlet adamı ciddiyetini taşır. Bu tip ülkeler de muhalefet de iktidar kadar önemli ve değerlidir.

Gelişmekte olan ve geri kalmış ülkelerin ekonomisi kendi kendine yetmez. Geliri giderini karşılamaz. Cari açığı olur. Hep borçla yaşar ve faiz öder. Vergiler adaletsizdir. Sosyal adalet dengesi bozuktur. Zengini zengin, fakiri de fakirdir. İsraf diz boyudur. Sadaka kültürü yaygındır. Vatandaş devletten, devlet de vatandaştan dilenir. Enflasyon ve hayat pahalılığı en önemli sorunudur. Genelde çift haneli enflasyonla yaşanır.

Bu tip ülkelerde oturmuş, tıkırında işleyen bir devlet sistemi yoktur. Yönetim tarzı kişiden kişiye değişir. Bir devlet kültürü ve teamül yoktur. Seçimler önemlidir. Seçimi kazanan parti devlet olur. Sandık o ülke için her şeydir. Siyasetçiler ve ülkeyi yönetenler hesap vermez. Partiler genellikle liderle doğar, liderle ölür. Parti demek lider demektir, lider demek parti demektir. Kimin vekil adayı olacağını lider belirler. Lider karizma olmak zorundadır ve vazgeçilmezdir. Demokrasi liderin iki dudağı arasından ibarettir. Her seçim gerilimli geçer. Vatandaş bir seçimden diğer seçime Allah’ın günü seçim ve siyaset konuşur. İktidara gelen kadrolaşır. Mevzuat engelini yeni mevzuatla aşarak kitabına uydurur. Her iktidarda birileri ihya olurken birileri mağdur edilir. Bu yüzden seçimlere katılım yüksek olur. İstifa mekanizması işlemez. Kimse istifa etmez. İstifa kaçmak olarak değerlendirilir. Koalisyonlar yürümez. Çünkü kimse iktidar erkini başkasıyla paylaşmak istemez...

4 Nisan 2023 Salı

Siyasette Paylaşılamayanlar

Türk siyasetinden kimler geldi kimler geçti. Kimi iz bıraktı, ölümünün ardından hala unutulmayanlar arasında. Kubbede hoş bir seda bırakmış olmalılar ki ardından gelenler ismi üzerinden siyaset yapmaya devam ediyor. Kimi de pek anılmayanlar arasında.

Bunlar; Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş, Turgut Özal, Muhsin Yazıcıoğlu, Hasan Celal Güzel, Recep Tayyip Erdoğan vs.

Bunlardan kimisi cumhurbaşkanı ve başbakan olarak uzun yıllar ülkeyi yönetmişlerdir. Kimisi başbakan yardımcısı olarak görev yapmış kimisi de kurduğu partinin genel başkanlığını yapmıştır.

Laik, seküler, Kemalist, CHP, kısmen de sekülerliğe yakın merkez sağ, Mustafa Kemal Atatürk'ü hiç ağzından düşürmez. Hayat felsefesinde ve siyasal çizgisinde Atatürk’ü referans alır.

Merkez sağın dindar, mütedeyyin ve sekülerleri, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Adnan Menderes'in partisinin devamı olduğunu ve onun izinden gittiğini söyler.

Dindar-mütedeyyin ve İslamcılar, Necmettin Erbakan'ın görüşlerini benimser ve onun izinden gider. Milli Görüş şeklinde ifade edebileceğimiz felsefesini “Esas Milli Görüşçü biziz” demek suretiyle kaç parti birden siyaset arenasında devam ettiriyor.

Milliyetçiler için  Alparslan Türkeş vazgeçilmezdir. Tüm milliyetçilerin üzerinde birleştiği ve başbuğ kabul ettikleri kişidir.

Milliyetçilik yanında milli ve manevi değerleri de önceleyenler Muhsin Yazıcıoğlu’nu referans alır. Yazıcıoğlu, siyaseten iktidar olup bir varlık gösteremese de hem milliyetçiler hem de dindar mütedeyyin kişiler nezdinde sevilip sayılan biridir. Siyasette özgül ağırlığı tartışılmazdır.

Milliyetçi ve mukaddesatçılar nezdinde Hasan Celal Güzel’in de ayrı bir yeri vardır.

Bugün bıraktığı partisi pek varlık gösteremese de Bülent Ecevit de bu ülkede başbakanlık yapmış, kitleleri arkasından sürüklemiş bir siyaset ve devlet adamıdır.

Dindar, mütedeyyin ve İslamcılar, Recep Tayyip Erdoğan'ın etrafında kenetlenmiş durumda. Erdoğan, Türk siyasetinde Milli Görüş ve merkez sağı arkasından sürüklemiş, emsallerine göre birbiri ardına en fazla iktidarda kalmış, en fazla başarı elde etmiş, halen iktidarda olan ve kitleleri ardından sürükleyen bir siyasetçidir. Erdoğan; Menderesi, Demirel’i,  Özal’ı unutturmuş kişidir.

Öyle zannediyorum, Erdoğan sonrası Erdoğan’ı referans alan birden fazla partiler siyaset sahnesinde olmaya devam edecektir.

Seccade Siyaseti

Kuruluşunun yüzyılını kutlayacağımız ülkemiz önemli bir seçime hazırlanıyor. Adaylar ekranlarda, meydanlarda ve iftar sofralarında mesajlarını vermeye başladı. Televizyonlarda siyasi reklamlar da verilir oldu.

Kimin kazanacağının, kazananın ilk turda ipi göğüsleyip göğüslemeyeceği belli değil. Belli olan bir şey varsa, o da her seçim olduğu gibi bu seçim de çekişmeli geçecek. 

Temennimiz, adayların ne yapacaklarını, vaatlerini, çözüm bekleyen sorunları nasıl çözeceğine dair önerilerini değişik platformlarda anlatarak seçmeni ikna etmeye çalışmasıdır. Yine bu seçim atmosferinin kırıcı olmaması, rekabetin bir fazilet yarışı olması, seçmenden geçer notu alanın sandıktan çıkmasıdır.

Kazanan adayı seçimden sonra bekleyen en büyük sorunlar; enflasyon, hayat pahalılığı, cari açık, işsizlik, paramızı pul olmasının önüne geçilmesi gibi sorunlardır. İsterim ki adaylar bu konulara dair çözüm önerilerini bu atmosferde dile getirsinler. Ki bu sorunlar Türkiye'nin geçmişten günümüze tevarüs eden sorunlardır. Yani siyasilerimiz tüm seçim çalışmalarını ekonomi üzerine yoğunlaştırmaları gerekiyor.

Seçime ramak kala görüyorum ki Türkiye’nin en önemli sorunu olan ekonomi üzerinde pek durulmuyor. Acaba seçim çalışmasında neye ağırlık verecekler derken seccade imdada yetişti. Anlaşılan o ki bu seçim seccade üzerinden yürütülecek. Seccadeye saygı gösterenler ve saygı göstermeyenler birbirlerini seccade üzerinden vuracaklar. Bunun fitili de ateşlendi. Bir taraf “Seccadeye bastın” dedi. Öbür taraf, “Görmeden bastım. Saygısızlık kastım yok. Üzgünüm” demesine rağmen görünen o ki bu iş burada bitmeyecek ve seçim boyunca gel seccade, git seccade üzerinden rakibe vurmaya devam edilecek.

Nedense siyasilerimiz ne zaman daralsa ne zaman başı sıkışsa bu tür siyasete soyunurlar. Buna ucuz siyaset hatta din siyaseti diyebiliriz ve bu tür siyasetin bu ülke sorunlarını giderme konusunda zerre katkısı olmaz.

Niçin böyle bir siyasete başvurulur? Çünkü din üzerinden yapılan siyaset bu ülkede her daim sonuç alıcı tek sermayedir. Maalesef bu yöntem, elinde başka sermayesi kalmamış müflis tüccar yöntemidir. Din istismarcılığıdır. Seni ancak böyle alt ederim demektir.

Maalesef onca birikmiş ve çözüm bekleyen sorunlar arasında seccade üzerinden götürülecek bu tür siyaset, İstanbul’un Fethi esnasında papazların meleklerin cinsiyetini tartışmasına benziyor. Her ramazan sakız orucu bozar mı sorusunun gündeme gelmesi gibidir.

Siyasilerimiz bu ülkeyi seviyorlarsa üç beş oy uğruna din, dini değerler ve kutsallar üzerinden kısır çekişmeyi bırakıp ülkenin çözüm bekleyen sorunlarına dair çözüm önerileri ile halkın karşısına çıkmalarında fayda var. Unutmayalım ki herkesin dini hassasiyeti kendisinedir.

3 Nisan 2023 Pazartesi

Ramazan

Kimi beklemeye koyulur beni

Kiminin de ağzını bıçak açmaz

On bir ayda bir ortaya çıkarım

Soyadı gibi bilir beni herkes


Kimi yemeden içmeden kesilir

Nefsinin isteklerine ket vurur

Kimi arzularından ödün vermez

Bana mısın demeden hep yer içer. 


Eskiden gizli yenip içilirdi

Aman kimseler görmesin denirdi

Şimdi açıkça yenip içiliyor

Yiyorsam kime ne deniyor artık


Bilinsin ki tutan kendine tutar

Tutmayan da nefsine esir olur

Tutana Reyyan kapısı açılır

Tutmayan kapıya yaklaştırılmaz