4 Ocak 2023 Çarşamba

Uzaklaştıran Eylemlerimiz

Bir lisede görev yaparken öğrenciler derste sordular: Başarılı olmamız için ne önerirsiniz? Onlara, başarmanın yolu çok çalışmak değil, bilinçli çalışmak; ne zaman, hangi dersin hangi konusuna olan eksikliğinizi bilerek çalışmak dedim. İlk defa farklı bir söz duyduk. Çalışın fiilinin başına bilinçli eklediniz. Bugüne kadar herkes "çalış" dedi. Bu fiile duyduğumuz nefreti bilemezsiniz dediler. Çalışmıyorsun şeklinde ifade de suçlayıcı olduğu için öğrenciler nezdinde pek hoş görülmez.

Buradan namaz konusuna geleceğim. Önemine dair ne kadar üzerinde konuşulsa da bu konuda ödüllü kampanya ve projeler gerçekleştirilse de namaz kılan ve camiye giden öğrenci ve insanımızın sayısı giderek azalıyor. Her namaz kılmayanın kendine özgü ileri sürdüğü mazeretleri olsa da burada kendimce bazı tespitlerde bulunmak istiyorum:

Başta namaz kılanlar arasında bazı kişilerin dinin önemli bir şiarı olan ahlakı yönden iyi örnek olmaması, 

Ailelerin namaz kılması için çocuklarına manevi baskı uygulaması. Namazını kıldın mı, kalk kıl şeklinde emir verici ifadeler. Gerekirse azarlayıp dövmeler. Derslerinden birinde düşük not aldığı zaman namaz kılmazsan böyle olur gibi sözler. 

Şimdilerde kaldı mı bilmiyorum ama eskiden Kur'an kurslarında ve imam hatip okullarında yatılı kalan öğrencilerin namaza gidip gitmediğiyle ilgili yoklama yapılması, namaza gelmeyenlerin yönetim tarafından hesaba çekilmesi, azarlanıp gerekirse dövülmesi, yine yurtlarda namaza geciken öğrencilere bazı belletmenler tarafından dayak atılması, 

Başkasının emri ve korkusuyla namaz kılanların kıldıkları namazı Allah için mi yoksa büyüklerin korkusuyla mı kıldıklarına dair bir ikilemi yaşaması, 

Camide cemaatle namaz kılmanın dışında ortamdan bir şey almadığına dair zihinlerde oluşan olgu. 

Bazı cami görevlilerinin ve cemaatten bazılarının çocuklara camide baskı uygulaması, çocukların rahat hareket etmesini kısıtlaması, 

Büyük ödüller verilerek cami ve namaz teşvikinin büyükler tarafından "Ödül olmasaydı gelir miydin" şeklinde çocukları ayıplaması vs. 

Başörtüsü de öyle. Küçük yaşlarda taşıyıp taşıyamayacağını hesaba katmadan küçük yaşta başını örttüğümüz nice kızımız biraz büyüdüğünde başını açmanın yoluna gidiyor. 

Örnekleri çoğaltabilirim. Bu kadarı kafi.  Örneklerden hareketle şunu söyleyebilirim. Dinin özünde sevgi vardır. Sevgi olmadan mesafe kat edilemez. Başta ibadetler olmak üzere dinde sevgiyi hiç eksik etmemek lazım. Çocuğun belleğinde iz bırakan kötü uygulamalar çocuğun psikolojisini etkiliyor. Bu açıdan çocuk psikolojisini ihmal etmemek lazım.

Okullarda Uygulanabilecek Projeler

Okullarımız okulları çapında değişik projelere imza atıyorlar. Ki olması da lazım. Hangi okulun nasıl bir projeye imza attığını bilmiyorum. Okulların sosyal medya paylaşımlarında ağırlıklı olarak veli ve öğrencilerine yönelik sabah namazı buluşmaları düzenlediklerini gözlemlemekteyim. Bu buluşmalara katılıp namazlarını camide cemaatle eda edenlerin namazlarını Allah kabul etsin.

Okullarımızı namaz kampanyası ve projesi dışında başka projelerle görmek istiyorum. Bunlar neler olabilir? 

1.Öğrencilerin derslerine katkı sağlayacak bilgi ve donanımlarını artıracak, hitabetlerini geliştirecek, ufuklarını açacak, kelime hazinelerini zenginleştirecek projeler olabilir: 

Sene başında öğretmenler kurulunda veya öğretmenler kurulunca seçilen bir komisyon marifetiyle öğrencilerin bir yıl boyunca okuyacakları, seviyelerine uygun kitap isimleri belirlenebilir. Okunan her kitabın ay sonunda sınavı yapılabilir. Bu dediğim okul çapında yapılabileceği gibi il ve ilçe milli eğitim müdürlüğü koordinesinde ortaokul ve liselerde aynı gün aynı saatte yapılabilir. Her kademe seviyesinde il, ilçe ve okul çapında dereceye girenlere ödül verilebilir. 

Öğrenciler arasında yazmaya yönelik serbest konulu hikaye, roman, masal vs. yarışmalar düzenlenebilir. 

Okulların konferans salonlarında, okunan kitapların analizi, incelemesi, tahlil ve münakaşası yapılarak öğrencilerin hitabetlerinin gelişmesine imkan verilebilir. Öğrenciler kitapların özetini okul kürsüsünden anlatarak arkadaşlarını kitap hakkında bilgilendirebilirler.  

2.Gezi ve gözlem yoluyla öğrencilerin görgülerini artırmak olabilir. 

Bazı günlerde dersler okul ve okul kütüphanesinin dışında iş ve ilçe merkezindeki kütüphanelerde işlenebilir, kütüphaneye giderek kitapları inceleyebilir, bu ortamda kitap okuma seansları düzenlenebilir. 

Tarihi ve kültürel yerler ziyaret edilebilir. 

Bazı günlerde dersler piknik ortamında doğada işlenebilir. 

3. Öğrencileri okula bağlayacak projeler olabilir. 

Dönemde hiç devamsızlık yapmayan öğrencilere ödül verilebilir. 

4. Davranışa yönelik projeler olabilir. 

Eğitim ve öğretim boyunca okul ortamına katkı sağlayacak ve öğrencinin davranışlarına çekidüzen vereceği bazı davranışları puanlama olabilir. Her okul, okul çevresine uygun davranışlar belirleyebilir. Kavga etmemek, kötü söz söylememek, sınıfı, çevreyi ve okulu kirletmemek, okul eşyasına zarar vermemek, derse katılmak, arkadaşlarına ve öğretmenlerine nazik ve kibar davranmak gibi kurallar belirlenebilir. Öğrenciler her ay sonunda öğretmenler, arkadaşları ve okul yönetimi tarafından puanlanabilir. Dereceye girenler ödüllendirilebilir...

Namaz Projeleri ve Kampanyaları

Başta İHO ve İHL'ler olmak üzere zaman zaman belediyeler, öğrenciler veya belli yaş grubundaki çocuklar için değişik isimler adı altında namaz kampanyaları ve projeler tertiplemektedirler.

Buradaki amacın küçük yaşlarda çocuklara namaz sevgisini aşılamak ve ağaç yaş iken eğilir misali namaz kılmayı alışkanlık haline getirmek olduğu anlaşılmaktadır. Teşvik için de zaman zaman belli bir süre namaza devam edenlere yönelik bisiklet vb. hediyelerin verildiği de görülmektedir. Özellikle işin ucunda hediye olan namaz programlarına katılım dikkat çekmektedir. Cami görevlileriyle yaptığım görüşmede kampanya bitimi namaza devam eden çocuğun kalmadığı yönünde. Bu, bir değil, üç değil, hep böyle olmuştur. Bu da demektir ki namaza teşvik için hediye çözüm değil. Ne yapılması gerektiğine dair bir çözüm önerim de yok.

Bu kampanyalarla ilgili dikkatimi çeken bir hususa işaret etmek istiyorum. Kampanyaların niçin beklenen sonucu vermediği belki bundan olabilir. Genelde diyeceğim ama genelde değil, tüm kampanyalar sabah namazı üzerine. Niçin sabah namazı, ne var bu sabah namazında?

Değerlendirmeye geçmeden önce tüm namazlar gibi sabah namazı da önemli. Belki en önemlisi. Zira namaz kılanın samimiyetini sabah namazı gösterir. Çünkü sabahın karanlığında, uykunun tam tatlı yerinde sıcak yataktan kalkıp namaz kılmak ve bu namaz için camiye gitmek her kişinin harcı değil. Yani zor bir namaz. 

Zor bir namaz olmasına rağmen namaz kılmayı teşvik ettiğimiz çocuklarımızı en zor namazdan başlatmak çocuk psikolojisine ve pedagojiye ne derece uygun? Çocuk uykulu uykulu "güle oynaya" sabah namazına nasıl gitsin? Büyükler de bile bir uyku mahmurluğu ve uyuşukluk olur. Hayatın her alanında çocuklara bir şey öğretirken kolaydan zora metodu uygulanırken namaz programlarında ise zordan başlanıyor. Kampanyayı kim başlatırsa başlarsın, niyetleri ne derece iyi olursa olsun, sabah namazıyla başlayan bir kampanya çocuk psikolojine uygun değildir. Üstelik hiçbir çocuk da sabah namazına bir başına gidemez.

Çocuklarımız namaza teşvik edilecekse, bunun yolu, zordan kolaya değil, kolaydan zora doğru bir yolun izlenmesidir. Sabah namazı yerine çocuğun bir başına da gidebileceği, gezip dolaşırken ezanla beraber şadırvana koşup abdest alıp kılabileceği namazlar; öğle, ikindi ve akşam namazlarıdır. Gördüğünüz gibi bir vakit namazdan değil, üç vakit namazdan bahsediyorum burada. Çocuğun günde bir defa değil, üç defa alnı secdeye değiyor bu dediğimde. Alışkanlık edinilmesinde bu üç vakit daha etkili olabilir. Hem çocuk sabah namazına ölümüne giderken bu namazlara "güle oynaya" gider. Anlatmak istediğim, bu üç vakti içine alan hediye kampanyalı namaz programları pedagojiye daha uygundur.

Başlatılan onca hediyeli sabah namazı kampanyalarından istenilen sonuç alınamamasına rağmen İHO ve İHL yöneticileri aynı minval üzere öğrencilerine yönelik sabah namazı buluşmaları düzenlediği, yaptıkları paylaşımlardan anlaşılmaktadır. Bu da sonuç odaklı düşünmediğimizin bir göstergesidir. 

Bir sonraki yazımda okullar, niçin namaz odaklı projeler dışında başka projelerle karşımıza çıkmadığı üzerine olacaktır.

Namaz

"Namaz dinin direğidir. ", 

"Namaz müminin miracıdır. ", 

"Müminin Allah'a en yakın olduğu an, secde anıdır. ",

"Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli namazdır." hadislerini,

"Şüphesiz namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."

"Şüphesiz namaz, Allah'a hakkıyla saygı gösterenlerin dışındakilere ağır gelir." ayetlerini göz önünde bulundurduğumuzda namaz, inananlar için yerine getirilmesi gereken önemli bir ibadettir. 

Takdir edersiniz ki bu önemli ibadeti yerine getirmeyen insanımızın sayısı az değil. Bunların içinde bu görevi yerine getirememenin üzüntüsünü çekenlerin sayısı da çok. Bunun yanında inandığını söylediği halde bu ibadeti önemsiz görenler de yok değil. 

Bunların yanında bir de "Namazı bu ümmetin başına bela ettiler." diyenler var ki bunu diyenler kelli felli din alimi mesabesinde. Sayıları fazla olmasa da niçin böyle demiş olabilirler? 

Kimsenin niyetini okuyamam ama bu sözün, dinin onca güzelliğini, emir ve talimatını geri plana itip sadece namazı ön plana çıkaranlara bir tepki olarak söylendiğini düşünüyorum. Çünkü azımsanmayacak belli bir kesim dini sadece namaza indirgemiş durumda. Bunu sosyal medya paylaşımlarında, ayak üstü görüşmelerde, toplumun ne kadarının namaz kıldığıyla ilgili değerlendirmelerde ve sohbet ortamlarında görebiliriz. Bir kişi veya zümreyi değerlendirirken bile "Namaz yok, niyaz yok. Beynamaz" dendiğini, oğlumuza eş adayı ararken soruşturduğumuzda "namazında, niyazında" şeklinde kullanılan ifade bizlere hiç yabancı değil. 

Niyet okuyucularından bazıları buraya kadar yazdıklarımdan, namazı önemsizleştiriyor anlamı çıkarır mı? Çıkarır. Zira onların bu ve birçok konudaki çıkarımlarına hayranım. İşin şakası bir tarafa namaz önemlidir ve yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Ama bu namaz dinin tek umdesi, yerine getirenlerin cenneti garantilediği bir ibadet de değildir. Dinin onca hükmü varken sadece namazın ön plana çıkarılması, namazı dinin, hayatın ve dünyanın merkezine koymak çok sağlıklı değildir. Çünkü bir şeyin üzerinde çok durmak o şeyden mutlak sonuç almak anlamına gelmediği gibi söylene söylene önemsiz hale gelmesine de sebebiyet verebiliyor. Akşam sabah namazdan bahseden, namaz kılmayanları yargılayan, her şeyi namazla ilişkilendirenler bilmeyerek bu amaca hizmet etmektedirler. Gerçekten öyle değil mi? Namazı ve başörtüsünü dilimize dolayıp dini bu iki umdeye indirgemedik mi? 

Sonuç olarak çok önem verip değer atfettiğimiz namaz ve başörtüsünün bugün geldiği noktayı düşünürsek, kaş yapalım derken göz çıkardığımızı söyleyebilirim. Bugün başını açan açana, yönünü kıbleye dönmeyen dönmeyene. Bunda söylemlerimiz, izlediğimiz yol, kullandığımız üslup kadar çoğu namaz kılanların ve başını örtenlerin uygulamaya yönelik davranışları da önemli faktördür. Çünkü çoğu namaz kılanı kötülüklerden arındırmıyor kıldıkları namaz. Bu da namazı önemsiz görenlerin eşine büyük koz veriyor. Bir de namaz kılıyor diyorlar en hafifinden.

Diğer yazımda da namaz üzerinden başlatılan proje ve kampanyalara değineceğim.

3 Ocak 2023 Salı

Alternatifsiz Olma Durumu

İster ekonomi ister ticaret ister siyaset hangi alanda olursa olsun, bir alanda iş yapmak için yola çıkanların tek istediği, çıktıkları bu yolda başarılı olmak, daima kazanmak, en fazla kazanmak, karşısında rakibin olmasını istememek ve alanında aranan olmak ve bu alanda ölümsüz olmaktır.

Bu anlayış "Bir vadi dolusu altını olsa, insanoğlu ikinci vadiyi ister. Gözünü ancak toprak doyurur" sözünde olduğu gibi insanın açgözlülüğüne, hırsına ve kazanca doymadığını ifade etmektedir. İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber insanoğlu bu tıynettedir. 

Daha fazla kazanmak ve hep kazanmak arzusu bu uğurda yola çıkanlar için istenen bir şey olsa da hayatın her alanında alternatiflerin olması gerekir. Değilse oturmuş bir sistem, bu sistemi kontrol eden ve denetleyen bir mekanizma olmazsa yani o saha, alternatifsiz olanın insafına terk edilirse, bu alternatifsizlik;

Alternatifsizi tembelleşir, yeniletmez ve geliştirmez. Yerinde saydırır ve gerisin geri gitmesine zemin hazırlar. 

Kişiye başına buyruk hareket etme yolunu açar. 

Başkasının nefesini arkasında hissettirmez. Çünkü sahanın tek hakimi olma rahatlığıyla hareket ettirir. 

Kişiye empati yaptırtmaz. 

O alan o kişi ya da kişilerin insafına terk edilir. 

Rekabet ortamını oluşturmaz. 

Kaliteli ürün ortaya çıkartmaz. 

Tekelciliğe yol açtırır. 

Müşteri memnuniyetini göz ardı ettirir. 

Müşteriye iyi davranılmaz. Nasılsa müşterinin eli mahkum anlayışı hakim olur. Zira gidecek yerleri yoktur. 

Kişileri ve toplumu kaderine terk eder.

Bu durum yani alternatif üretmeme ve üretememe durumu o alana girmeye cesaret edemeyenlerin acizliğini gösterir. Bu da alternatifsiz olana yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Buna bir örnek vermek istiyorum. Süper ligimizi gözümüzün önüne getirelim. Bu ligde şampiyonluğu arada bir Anadolu takımları alsa da yıllar yılı 3-4 büyük ve köklü kulüplerin şampiyonluğu göğüslediği bir ligdir. Büyük takımlar nasılsa bu sezon olmazsa bir sonraki sezon şampiyonluk bizim diyerek lige gerektiği gibi hazırlanmıyor. Ligdeki bütün takımlar şampiyonluğa aday olsa, takımlar arasında büyük rekabet olacaktır. Böyle bir rekabet olmadığı için yıllardır ne Avrupa ne de dünya kupasında yer alabiliyoruz.

O yüzden hangi alan olursa olsun, hayatın her alanında rekabet ortamının oluşması için çok sayıda alternatiflere şiddetle ihtiyaç vardır.

Yağma Hasan'ın Böreği

Yağma Hasan'ın böreği bir deyimdir. Her deyimin de bir hikayesi vardır. Bu deyimle ilgili şu açıklamalara yer verilir. 

Fatih'in 1881 yılında Gebze'de vefatıyla birlikte İstanbul'da kıyamet kopar. Fırsat bekleyen yeniçeriler İstanbul'a dağılacak her yeri talan eder. Paşa ve zenginlerin konaklarına da yağmalarlar. Gözleri hiçbir şey görmez. Börekçilik yapan aynı zamanda kendileri gibi yeniçeri olan Hasan ismindeki börekçi dükkânına da girerler. Bu dükkanın sahibinin bir yeniçeri olduğunu öğrendikleri zaman 'oldu bir kere. Yağma Hasan'ın böreğidir' deyip yemeye devam ederler. (Milat gazetesi) 

Börek ustası Hasan Kılıç'ın börekleri çok lezzetli imiş. Seyyar arabasıyla Karamürsel sokaklarına çıktığı andan itibaren ilçe halkı arabanın etrafına toplanarak börekleri yağmalarcasına kapışırmış. (karamürsel.bel.tr) 

2.Dünya Savaşı yıllarında, ekmeğin karneyle satılması fırıncılar zora sokar. Çok sayıda fırıncı iş bırakır. İş bırakmayanlardan Karaköy'deki börekçi Hasan, beğenmediği börekleri sokağa döker. Bu börekler halk tarafından kapışılır. (egitimsistem.com)

Deyimin hikayesinin kaynağı hangisi ise de her üç hikayede de ortak olan Hasan isminde börekçilik yapan birinin böreklerinin yağmalanmasıdır. Buradan hareketle bu deyim, "Hakkı olanın da olmayanın da kolayca faydalandığı, sahipsiz, hiç kimsenin korumadığı mal ve mülk" anlamında kullanılmaktadır. 

Görüleceği üzere Yağma Hasan'ın böreği deyimi olumlu anlamda kullanılmıyor. Alın terletmeden başkasının malının karşılığını vermeden haksız yere elde etme anlaşılmaktadır. Bunun da ne örfümüzde ne de değerlerimizde yeri vardır. Bir kişinin malını, mülkünü veya emeğini sahibinin gönlü olmadan, habersiz bir şekilde elde etmenin vebali büyüktür. En hafifiyle emek hırsızlığıdır. Kul hakkıdır. Böyle bir durumda malın sahibini bulmak, gasbedilen veya yağmalanan malın değerini o günün değerinden vermek ve o kişiden helallik dilemek gerekir. 

Burada sözü kamu malına getirmek istiyorum. Çünkü tüm kamu malı milletin ortak malıdır. Bu malda tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır. O yüzden kamu malı yetim malı gibidir. Millet adına kamuyu yönetenlerin bu duyarlılıkla olması gerekir. Çünkü onlar bu amme malının emanetçileridir. Yerken, yedirirken, dağıtırken çok hassas olmaları gerekir. Bu konuda Hz. Ömer'in beytülmalde mesai yaparken makamına gelenlerin selamını almadığı, az sonra yanan mumu söndürerek başka bir mumu yaktıktan sonra selamlarını aldığını, bu durumu garşpseyen ziyaretçilere, "Az önce kamu işini icra ediyordum. Yanan mum da devletin mumu idi. Siz benim ziyaretime geldiniz. Kamu mumunu söndürerek kendi şahsi mumumu yaktım. Selamınızı da o yüzden geciktirdim" dediği şeklindeki anekdotu içimizde bilmeyenimiz yoktur. Özellikle dindar ve mütedeyyin insanlar arasında bu hikaye meşhurdur. Belki de bunun piyesini bile izlemişlerdir geçmişte. Mum da bile bu hassasiyet gösteriliyorsa, diğer harcamalarda da bir özenin gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Buradan iktidarıyla, muhalefetiyle ülke yöneten ve yönetmeye talip siyasilerimize ve kamu görevlilerine sözü getirmek istiyorum. Özellikle seçim atmosferine girildiği zamanlarda seçim kazanmak amacıyla bütçede karşılığı olmadığı halde kamu maliyesini zora sokacak şekilde kesenin ağzının açılması, olmaz denenlerin yapılması ve vaatler çok sıkıntılıdır. Bu tür tasarruflar ülkenin geleceğini yok etmek demektir ve vebaldir. Sonra helalleşmek istersiniz de karşınızda helalleleşecek kimseyi bulamazsınız. Çünkü kamunun sahibi 85 milyondur. 

Eleştirel Yazılarıma Gelen Tepkiler

03.01.2022 tarihinde sosyal medyada şöyle bir paylaşım yapmışım:

"Değerli dostlar! 

Bu alemi kendi halinde aktif kullanan biriyim. Olaylara eleştirel yaklaşırım. Eleştiri yaparken göz çıkarmamaya çalışırım. Bir konudaki hoşnutsuzluğu kendi üslubumca işlemeye çalışırım. Yazdıklarımı düşüne taşına, silip silip yazan biri değilim. Bir araştırma mahsulü değil. Acizane o anda çalakalem yazdığım duygu ve düşüncelerimden ibarettir. Sadece beni bağlar. Herkes yazıp çizdiğimi tasvip edecek diye bir şey yok. Yazdıklarım kesin doğru diye bir iddiam hiç olmadı.

Yazılarım dokundurmalı, adrese teslim yazılardır. Fincancı katırlarını ürkütmeyeyim diye bir niyetim yok. Kırmadan, dökmeden dokunduruyorum. İsabet eder veya etmez. Birilerini düzelteyim diye bir iddiam yok. Ben kendimi düzeltemedim ki başkasını düzelteyim.

Bir bloğum var. Adı da "dilinkemigiyok.blogspot.com.tr.". Her konuda haddim olmayarak yazarım. Bugüne kadar 3400 yazı yazmışım. Hepsi de beni bağlar.

Bu yazıyı ele almamın sebebi, her yazımdan birilerinin kendine pay çıkarıp olduğundan fazla alınganlık göstermesi, hemen savunmaya geçmesi. 

Sizden, özellikle her şeyden nem kapan arkadaşlardan istediğim, hangi alanda yazayım hangi alanda yazmayayım? Bana bu konuda yardımcı olursanız sevinirim. Sizden bunu özellikle istiyorum."

Bu paylaşımın altına takipçilerimden bazılarının yazdığı yorumları buraya alıyorum: 

"Güceniklik bize, gönül almak sana." Meyve veren ağaç taşlanır, sayın hocam. Zülfiyare dokunmaya devam. (H. A.)

Aldırma, sen yaz kardeşim. İlgiyle takip ediyorum. Hiçbir değişikliğe gitme. Böyle iyi. (N. A.) 

Hiçbir konuda yazıp her konuda yazmasan herkes çok memnun olur ama biz her konuda yazıp hiçbir konuyu es geçmemeni istiyoruz. (S. M. İ.) 

"Sen hal-i dilin söylemesen nola Fuzuli

El Fehim kılar çak-i giribanını görgeç"

Abi sen konuyu yaz. 'Siz anladınız onu' de yeter. Biz anlarız. Selamlar. (M. Ş.)

"Dünyanın  bir körler ülkesine dönüştüğü sevginin, dostluğun, insanlığın bir emtia olarak pazarlandığı, kanıksanmış "mış" gibi bir zaman tünelinde, arada bir havalandırma kanallarını açıyorsunuz ya ... Teşekkürler  hocam." (M. Ö.)

"Hocam yarası olan gocunur. Boşver gitsin. Her şeyden alınan gocunan tipler o kadar çok çoğaldı ki. Çünkü onlar yaptıklarını kamufle etmek için her kılığa girenler. Her buluttan nem kaptanlar. Aynen devam. (M. D.)

"Eskiden İHL'de okutulan arapça kitabında bir hikaye vardı, siz bilirsiniz hocam. Bir adamla oğlunun eşekle pazara gitmesini anlatır. En sonunda adam oğluna, insanların istekleri ulaşılmaz bir gayedir der... Boş ver hocam, hesabı insanlara değil i, Allah'a vereceğini unutmadıktan sonra  istediğini yaz. Biz zevkle okuyoruz." (V. K.)

"Sayın hocam, gerektiğinde suya sabuna da dokunur insan. Eleştiri böyle bir şeydir. Alınganlık gösterenler yorum yapma yanında kendi görüş ve düşüncelerini de açıkça medyada/sosyal medyada yazarak paylaşsınlar, paylaşsınlar ki görelim bakalım ne kadar tutarlı düşünebiliyorlar ve birikimleri ne kadar? Bazıları çiçek, böcek, ayet meali paylaşır ama okumuşlarımızın da yazıp paylaşacak birikimi neredeyse yok denecek kadar az ve yaptığı sadece  kesin inançlılığına dokunan yerde parmak sallamak. Görüşü sadece onay ya da yadsıma!" (M. Ç.)

"Sevgili hocam, bitaraf olan bertaraf olur. Elbette herkesin tarafı olur. Din tahsili yapmış bizler elbette inancımız doğrultusunda giden,  bizimle saf tutan insanların yanındayız. Tarafsız kalmak için herkese gülücük dağıtacak halimiz yok. Bize yakışan,  eleştirirken yapıcı olmak, eksik kalanları belirtmek, yeni öneriler sunmaktır. Ayasofya'nın açılmasını, taksim camiinin yapılmasını çok bekledik. Beş yaşında çocuklarımıza Kur'an öğretilmesini, her okulda Kur'an ve siyer derslerinin verilmesini, tukaka edilen imam hatip mezunlarının bürokraside görevler almasını, özetle bu günleri çok bekledik. Bu imkanları ve özgürlükleri sağlayan siyasetçilere bir teşekkür etmek bir vefa borcu değil mi, bu insanlara destek olmak yanlış mı, tarafgirlik mı? Gaza gelmeden yazmaya devam diyorum. Sen benim kadim dostum, duygudaşımsın, o yüzden yazdım." (R. Ö.)

"Hakikat, kalabalıklarda barınamaz. Kalabalıkların hakikati kaldırabilecek gücü de yoktur. O yalnızdır. Ona talip olmak risktir. Bu riski göğüslenecek önce şahsiyet, sonra da yürek gerek. Paylaşımlarınızla can sıkıyorsanız, hakikat yolundasınız. Ne demişti Şeriati: "Sizi rahatsız etmeye geldim." (Z. Ö.)

Tüm yorumlara teşekkür ediyorum. Zira yorumların her biri güzel, değerli ve benim için ufuk açıcı. Sona aldığım yorumun, nazarımda değeri bir başka. Çünkü yalnızlara oynadığım zamanlarda acaba yanlış yolda mıyım dediğim anlar olmuştur. Bu yorum imdadıma yetişti.