27 Aralık 2021 Pazartesi

Oynanan Kumardı. Oynandı Bitti *

—Döviz ve altının füze gibi çıkmasının ardından paraşütten iner gibi düşmesi konusunda ne dersin?

—Baştan sona bir kumardı. Oynandı bitti. Bu oyunun kazananları oldu, kaybedenleri oldu. 

—Kimler kazandı? 

—Alın terletmeden paradan para kazananlar, spekülatörler vs. Bunlar hiç kaybetmezler. Burunları iyi koku alır. Ellerindeki parayı faiz, döviz ve borsa üçgeni arasında dolaştırır dururlar. Döviz düşünce alırlar, zirveye çıktığında da bozdururlar. Hem alırken kazanırlar hem de satarken. Bunlar kumarı kuralına göre oynayan, her türlü inceliğini bilen, içeriden bilgi alan kimselerdir. 

—Kaybedenler? 

—Bunlar elinin emeği ile kazanıp kazandığından arta kalanı kötü günler için bir kenara koyanlar; çocuğunu evermek, ev ve araba almak, hac ve umreye gitmek için para biriktirenler, krediden uzak duranlar, parasını faiz ve borsaya yatırmayanlar vs. Bunlar küçük yatırımcıdır. Piyasada oluşan ya da oluşturulan algıya göre hareket ederler. Sonunda da kahir ekseriyeti kaybeder.

—Devlet bu oyunun neresinde?

—Bu konuda farklı görüşler var. Kimine göre devlet bu işin tam göbeğinde kimine göre ise her konuda olduğu gibi devletin bunda da bir suçu yok. Böyle giderse suç benim üzerimde kalacak. Çünkü suçun sahibi olmaz. Kimin üzerine yıkılırsa veya bu suçu kim sahiplenirse suç o kimsenin üzerinde kalır.

—Sence?

—Millet olarak bu kumarın içerisine girdik. Her birimizin az veya çok bu suçta payı var. Bana göre suçun büyüğü devlette. Çünkü Devlet “Çin gibi olacağız” diyerek “düşük faiz ve yüksek kur”a dayalı yeni bir ekonomik model denemeye kalktı ve kumarın fitilini ateşledi. İşe, yüzde 19 olan faiz oranını her ay indirerek “Çin gibi olma” yolunda ilerledi. Her faiz indirildiğinde döviz o günü rekorla kapattı. Döviz her gün bir önceki rekorunu egale ederken etkili ve yetkili kişiler, dövizin ateşini söndürmeye yönelik konuşmalar yapacağı yerde altı dolu olmayan konuşmalarıyla hazırında yangına körükle gitti. Devlete bir türlü toz kondurmayan bazılarına göre devletin bunda bir suçu yok. Bir an için bunların dediğini kabul edelim. Burada sormak isterim. Her gün her saat TV ekranlarında ve sanal alemde birileri “Altın bu kadar olacak, döviz şu kadar olacak” derken devlet niçin bu spekülatörlere engel olmadı diye sormak lazım. Maalesef devlet bu spekülatörlere mani olmadı. Buna da devlet, kişilerin ağzını bağlayamaz ve karışmaz diyelim. TL her gün her saat döviz karşısında erirken devlet 20 Aralık akşamı aldığı kararı niçin ilk başta almadı ve niçin bu kadar bekledi? Pekala faizi ilk indirmeye başlarken “Kur garantili TL” mevduatını devreye sokabilir ve paramız da bu kadar pul olmazdı. Maalesef devlet birkaç ay sadece seyretti. Bu durum vatandaşta güven problemini beraberinde getirdi ve kahir ekseriyet devletin aciz kaldığı hissine kapıldı ve önünü göremediği için elindeki parasının değerini korumak maksadıyla denize düşen yılana sarılır misali döviz veya altına yöneldi ve kaybedenler de maalesef bunlar oldu.

—Vatandaş parasını gidip altın veya dövize bağladıysa devletin suçu ne burada? Hep devleti suçluyorsun.

—Devlet babadır bizde. Baba ise ailenin ve evladının her şeyinden sorumludur. Onları korur ve kollar. Meydanı birkaç spekülatöre bırakmaz. Zamanında alacağı tedbirlerle meydanı birilerine bırakmaz. Ailedeki baba da öyle değil mi? Ailede bir sorun olduğu zaman sorumluluk babaya aittir. Bu sorunu baba çözecektir. 

—“Kur garantili TL” konusunda ne dersin?

—Bu konuyu da başka zaman konuşalım. 

*03/01/2022 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

21 Aralık 2021 Salı

Ters Köşe Oldum

—Baba beni evlendirsene.

—Aklının ucundan geçirme. Bu aşamada düğün yapamam. Zaten altından kalkamam.

—Ya ben ne olacağım ya?

—Bekle oğlum, sabır. Ne demişler?

—Dur, ben söyleyeyim. Sabreden derviş, muradına ermiş.

—Bak, biliyorsun.

—İyi de ben beklesem, kız beklemez.

—Beklemiyorsa, kızı kaçır oğlum.

—Olur mu hiç.

—Hem de nasıl olur. Hatta kızı kaçırırken yakıtın alırsanız, şoförlüğünüzü de ben yaparım. Bu da benim size düğün hediyem olsun.

—Anladığım kadarıyla masrafsız bir düğün istiyorsun.

—Evet, öyle.

—Eldeki parayı ne yapacaksın?

—Duracak biraz.

—Daha ne kadar duracak? Madem düğün yapmayacaksın. Ev bari al.

—Ev almaya yetmiyor param. Bekleyeceğiz. 

—Ne zamana kadar bekleyeceğiz?

—Bu arada ev almaktan da vazgeçtim.

—O zaman bu parayı ne yapacaksın? Bari ihtiyaçlarımızı alalım.

—Yo, bu parayı ihtiyaçlara harcayamam.

—Turşusunu mu kuracaksın?

—Sizin için geleceğe yatırım yapacağım. Sayemde yaşayacaksınız.

—Ne düşünüyorsun? Hedefin ne?

—Hedef büyüttüm.

—Nedir?

—Bir ülke satın almayı düşünüyorum. 

—Bu arada kaç paramız var baba? 

—Var biraz. 

—Ne kadar dedim? 

—200 EURO

—Hepsi bu kadar mı? 

—Döviz bu hızıyla devam ederse neden olmasın.

Not: Dün akşam bu yazıyı yazıp yayımlayacaktım ki açıklanan yeni ekonomik paketle ters köşe oldum. Ülke de hayal oldu, ev de oğlanın evlenmesi de. Zira benim hesap Ali Dayının oğlunun hesabına uymadı. 

19 Aralık 2021 Pazar

Karda Yürüyüşüm

18 Aralık 2021 akşamında, hafif hafif yağmaya başlayan kar, sabah gözleri açtığımızda yerleri doldurmuş, her yeri bembeyaz yapmış gördük.

Kahvaltıyı yaptıktan sonra karda biraz yürüyüş yapayım diyerek giyinip çıktım. Hala da ince ince yağmaya devam ediyor.

Yürüyüş için ana caddeleri takip etmedim. Çünkü kaldırımlar karla kaplı. Yollarda ise sürekli araçlar gelip geçiyor. Cadde büyüklüğündeki ara sokakları tercih ettim. Tek tük geçen araçların açtığı teker izini takip ederek yürüdüm. Arkamdan veya önümden araç geldikçe sağa sola çekilip hepsine yol verdim. Baktım böyle yürünmeyecek. Evliya Çelebi Parkına geldim. Niyetim oranın parkurunda yürümek. Ne de olsa parkurdan araç geçmiyor. Belki benden önce parkurdan biri yürümüştür. Sağ olsun bir kişi yol açmış. Bir sevindim bir sevindim.

Başladım yürümeye. Kendi halimde yürüyorum. Ama yürümek ne mümkün. Parkurda ne kadar yürüyen varsa çoğunluğu tersten geliyor. Parkurda yolun tersi mi olur demeyin. Belediye okla ne taraftan yürüneceğine dair ok işaretiyle göstermiş. Bunu da sair karsız zamanlardan biliyorum. Hoş, diğer zamanlarda da tersinden yürüyenler olurdu ama kar olmadığı için ben sağdan sağdan yürüyüp geçip gidiyordum. Yürümelerinden geçtim. Hepsine kenara çekilip ben yol verdim. Küçüğü de aynıydı, büyüğü de. Çünkü hiçbiri istifini bozmadı. Bu adam bu yaşta ayakkabısına kar girme riskine rağmen kenara çekildi, biraz hızlı hareket edelim demedi. Yol vermeme rağmen bir Allah’ın kulu teşekkür de etmedi. Niye teşekkür etsinler ki. Benimki de laf. Onlara yol vermek benim görevim zira.

Yürürken tek sorunum tersinden yürüyenler değil. Önümden gidenler de sorundu. Yürümüyorlar kardeşim. İnan kaplumbağa onlardan hızlı gider. Baylar ve bayanlar, yürüyüşe değil, gezintiye çıkmışlar. Müsaade eder misiniz desem, nere çekilecekler? Sonra ayak basılmamış ve kürünmemiş yere niye bassınlar, niye ayaklarını kara belesinler. Arkadan vursan, suçlu olursun. Sağdan geçsen, trafikte sağlamak yasak. Sol bana göre değil. Onlara ayak uydursam, o şekil yürüyüş bana ancak kilo aldırır. Mecburen uygun bir yerden kaldırıma inip önlerine geçiyorum. Bir de parkurun içinde kartopu oynayanlar var. Yolu meşgul etmeseler, her zaman yağmayan bu karda kartopu oynayarak felekten bir gün çalsınlar. Kendilerine doğru gelmeme rağmen bakıyorlar sadece. Hiç istiflerini bozmuyorlar. Bu bakış normal bakış değil. Bilin ki bu bakış, bir trene bakış. Bu kadarla kalsa iyi. Yine güzergahı işgal edenlerden birkaçı da o kadar geniş parkı bırakıp tek kişinin geçebildiği ayak izine durup fotoğraf çekiniyorlar. Bunlar da aynı. Çekilip az sonra poz verelim demiyorlar. Hele bir tane bayanı annesiyle beraber foto çekinirken kaç defa gördüm kaç defa kaldırıma inip yürüdüm, inanın sayısını unuttum. Bu fotoğraf arşivi oluşturanların da ters yoldan geldiğini herhalde söylememe gerek yok.

Bu karda yürüyüş hem böyle sıkıcı mı geçti? Hayır. İki gidip bir fotoğraf çekip beni her defasında durduran hanımefendi beni bir defa daha durdurdu. Bu sefer fotoğraf için değil. “Beyefendi, sizin kaçıncı tur oldu bu” dedi. Saymadım, kaç tur olduğunu bilmiyorum dedim. Bir maşallah çekişi vardı ki görülmeye değerdi. Bu iltifat rüşveti sayesinde ona olan kızgınlığım geçiverdi. Demek ki foto çektirirken sadece fotoya odaklanmamış, benim yürüyüşüme hayran kalmış. Yürüyüşüm esnasında zaman zaman sırtımdaki paltoyu çıkarıp sol koluma almıştım. Mevsime ve havaya uygun sıkıca giyinmiş bir genç, “Amca, bu soğukta paltonu niye çıkardın? Üşütürsün bak” dedi. Teşekkür ederim deyip yoluma devam ettim.

Az daha gittim. Ne kadar yürümüşü diye saatime baktım. Bir saatten fazla yürümüşüm. Kaç adım yürümüşüm diye sayacıma baktım. O da 11 bini geçmiş. Benden bu kadar deyip ekmeğimi alıp eve yollandım.

18 Aralık 2021 Cumartesi

Çarşı Yolunda

Çarşıya gitmek için yola çıktığımda bir kızımızı marketten gelirken gördüm. Alışverişini yapmış, kulağına kulaklığını takmış. Poşeti eline almış, evine doğru gidiyordu. Poşet şeffaf olduğu için poşetin içinde ne aldığı görülüyordu. Dikkatli baksan poşetin içindekileri sayabilirsin. Üç-dört domates, 5-6 kadar kıl biber, bir de iki ekmek.

Poşette iki ekmek olduğuna göre belli ki kalabalık bir aile değil. Domates ve biberin sayılacak kadar az olması dikkat çekici. Şu anda sezonu olmadığı için bu sebzeler çok pahalı olabilir ya parası bu kadarına yetti ya da ailenin sayıyla alma prensibi var. Sebep her ne ise bugünü kurtarmış görünüyorlar. Yarına Allah kerim.

*

Anıt'ın orada karşıdan karşıya geçmek için bir anne, birbirine çok benzeyen yaşıt iki kız kardeşten biri, ateşli ateşli ana dili gibi Arapça konuşuyor. Dikkatimi çeken annenin yüzünde peçe var ve çarşaflı. Kızlar da çarşaflı ama yüzlerinde peçe yok. Belli ki bu Suriyeliler de bizimkilere benzemiş. Bizde de anne tepeden aşağıya kapalı, kızları açık aile yapısı son yıllarda yaygınlaştı. Çocuklar söz mü dinlemiyorlar, anneler biz yandık siz bari kendinizi kurtarın bu giyimden mi diyorlar? Burası muamma. Belli ki düne göre kuşak çatışmasındaki makas bundan sonra daha da açılacak.

Yeniden Suriyeli aileye gelirsek, annenin yüzünde peçe var, ikiz olmaları yüksek ihtimal olan kızlarında ise peçe yok. Takarlar veya takmazlar. Bu bir tercih meselesi. Yalnız niye anne takıyor da kızları takmıyor? Sebebi hikmetini kendileri bilir ise de bana garip geldi. Bence ne anne ne de kızları peçe takmamalı. Eğer takacaklarsa, peçe annelerinde değil de kızlarında olmalıydı. Çünkü peçeden maksat yüzün erkeklere gösterilmemesi ise anneyi alan almış, satan satmış. Başı bağlı biri. Kızların ise sahibi yok. Acaba, benim başım bağlı. Kızlarıma ise talip lazım. Yüzlerinde peçe olmamalı ki görücü gelsin maksadı gözetiliyor olabilir mi? Öyle ya, yüzü kapalı birinin kim olduğunu, nasıl bir çehresi olduğunu görmeden kim, niye talip olsun. 

Sebep Sonuç İlişkisi

Oğlum, Türkçe sorularında yanlışların hep sebep sonuç ilişkisinden.

Evet, baba. Bu sebep sonucu bir türlü çözemedim.

Aslında en kolay sorular.

Örnekler üzerinden daha iyi anlarım. Birkaç örnek verebilir misin?

Mesela, kar yağdı diyelim. Bu kar bir sonuçtur. Şimdi iş sebebi bulmada.

Tamamen bir hava olayı.

Değil. Kışlık kalınları giydiğimizden. Buradan hareketle kalın giydiğimiz için havaların soğuduğu sonucuna varabiliriz. Yani kışlık sebep, kar sonuçtur. 

Hayret bir şey. 

Hayrete gerek yok. Yağmur da öyledir. 

Nasıl yani? 

Şemsiyeyi açtığımızdan dolayı yağmur yağıyor. O zaman şemsiye sebep, yağmur sonuçtur. 

Anlayamadım. Bir de içecekten örnek verir misin? 

Veririm tabi. Benim için çocuk oyuncağı. Çaydanlık sebep, çay sonuçtur. 

Şaka yapıyor olmalısın. 

Niye şaka yapayım evlat. 

Ama bu verdiğin örneklerin bilimle bir alakası yok. Öğretmenlerim böyle anlatmıyor üstelik. 

Oğlum, bilim yanılamaz mı? Bilim dediğin insanın bulduğu bir şey değil mi? Atom parçalanamaz dediler. Atom parçalandı. Öğretmenlerine gelince, onlar ne anlar eğitim ve öğretim işlerinden. Onlar tahtaya yazıp yazıp silmekle ömür tüketiyorlar. Hayat okuldan ibaret değil. Dışarı çıksınlar bakalım. Hayat öyle mi? Baban ise hayatın içinden, hayatın kitabını yazarak gelmiş adamdır. O yüzden boş ver öğretmenlerini. Onlara şu an ki döviz kurunu sorsan hepsi farklı ve yuvarlak cevap verirler. Birinin dediği de diğerini tutmaz. 

O zaman senin tecrübe edinerek yazdığın hayat kitabına göre gidersem, sınavlarda sebep sonuç sorularından sıfır çekerim. 

Problem değil. Hayat bedel ödemektir. Hayat mektebinin yanında senin sorulardan sıfır çekmenin ne önemi var. Varsın sıfır çek. Yakındır MEB bakanı olmam. Tüm ezberleri bozacağım. Sebep sonuç ilişkisine de kendi kafama göre bir ayar verdiririm. Sen şimdilik diren ve sabret. Bu mücadeleyi kazanan biz olacağız. Bilim adına bilim adamı geçinenlerin tüm bildiklerinin çöpe atılması yakındır. 

Baba, sen her şeyden böyle mi anlarsın? 

Ne yalan söyleyeyim. Bir ekonomiden anlamazdım. Onu da bir büyüğüm sayesinde öğrenmiş oldum. Öğrenmenin yaşı olmazmış dedikleri bu olsa gerek. 

Sebep sonuç ilişkisi konusunda bugünlerde epey bir televizyon izlediğin anlaşılıyor. 

Ne sakıncası var. Tüm bilgi benim yitiğimdir. Nereden bulursam alır kullanırım. 

Peki baba. Sen yitiğini aramaya devam et. Ne olur, benim bilmek zorunda olduğum sebep sonuç ilişkisine karışma, olmaz mı? 

Sen bilirsin. Sana da iyilik yaramaz. 

Tamam baba. İyiliğin kendine kalsın. 

17 Aralık 2021 Cuma

Doğu Toplumlarında Lider *

Yazılarımda zaman zaman Doğu toplumlarının özelliklerine yer veririm. Bu yazımda da Doğu toplumlarında lider üzerinde duracağım. Kimdir, nedir, ne değil lider?

*Liderlerine sultan, padişah, hakan, kağan, başkan, cumhurbaşkanı vs. ismini verirler.

*İster savaşarak ister kardeşleriyle saltanat kavgası yaparak ister babadan oğla geçerek olsun, hepsi ölünceye kadar tahtta oturur. Seçim yoluyla gelenler bile ölünceye kadar o koltukta oturmak için her yolu dener. Başarılı olamayan muhalefet liderleri bile kongre yoluyla kolay kolay değişmez. Çünkü ülke hep bu lider etrafında döner.

*Ülkede ve ülke dışında herhangi bir menfi durum söz konusu olduğunda kastın lidere olduğu anlamı çıkarılır. Hemen etrafında liderimizi yedirmeyiz denerek kenetlenilir.

*Liderlerin sevenleri pek çoktur. Lider sevgisi anne-babasından, çoluk-çocuğundan önce gelir. Liderlerine yapılmış en küçük bir eleştiriyi kabullenmezler. Böyle yapanı mücadele edilmesi ve başı ezilmesi gereken düşman görürler. Onu korumak için kol kanat gererler ve onu uçan kuştan korurlar. Her halükarda ölümü göze alırlar. Ülke savaşa girmişse tüm askerin görevi, lideri korumaktır. Gerekirse her biri teker teker ölür. Problem değil. Tebaanın görevi liderini yaşatmaktır. Ülke elden gitsin, ülke bitsin ama lider yaşasın. Bu durum Türk filmlerine de sirayet etmiştir. Şöyle bir Türk filmini gözünüzün önüne getirin. Hatırlarsanız, başroldeki oyuncunun karşısında kötü rolde olan kişinin etrafında, yüzlerce koruması olur. Lider onları besler. Karşılığında da onlar liderlerini her şey ve herkesten korurlar. Başroldeki oyuncu, filmin sonlarına doğru, kötü adamı öldürmeye gelirse, onu korumak için beslemeleri teker teker ölürler. Kendilerinin naçiz vücudu nedir ki kendilerini besleyen adamın yanında. Çünkü o kötü adam onların varlık sebebidir. O yaşamalı ki kendileri de yaşayabilsinler.

*Liderin başına bir şey geldiği zaman yerine kimin geçeceği belli değildir. Çünkü tüm plan, liderin ebedi olmasına göre dizayn edilir. Liderin karşısına çıkan bedelini canıyla öder. Lider de alternatifini yanında barındırmaz. Biri biraz kendini göstermeye başlamışsa, yarın yerime göz diker düşüncesiyle bir yolu bulunup uzaklaştırılır. Bu toplum tahta kavgaları nedeniyle devletin bekası için kardeş katline bile cevaz vermiştir. Kimi kardeş öldürülmüş, kimi boğdurulmuş, kimi ömrünü hapislerde veya ev hapsinde geçirmiştir. Çünkü lider demek devlet demektir. Devlet ise ebet müddettir.

*Lider her şeydir. Mülk onundur. Saraylarda yaşar. Ülkenin tüm imkanları onun için seferber edilir. Ülkesinde her türlü kurul ve komisyonlar var. Ama istişareye önem verilmez. Daima liderin dediği olur. Çünkü ondaki her şey Allah vergisidir. Haddini bilmeyenin haddi bildirilir. En hafifiyle disiplin cezası işletilerek ipi çekilir.

*Kişiler kimliklerini ve aidiyetlerini liderinden alırlar. Akıllarını kiraya verirler. Onunla yatar, onunla kalkarlar. Görüşlerini liderin açıklamasından sonra pişirirler. O fikrini değiştirir, onlar da değiştirir, o bir şeyi savunur, onlar da savunur. Her dediğinde bir hikmet aranır. Bulunur da. Birey değildirler. Sürü psikolojisiyle güdülmeye teşnedirler. Ömürleri liderlerini överek geçer. Liderlerin sözü ayet ve hadis gibidir. Çünkü lideri kurtarıcı olarak görürler.


*27/12/2021 tarihinde Barbaros ULU adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Benim Oğlan Evlenmek İstiyormuş!

Baba, ben evlenmek istiyorum.

Aklının ucundan bile geçirme.

Niye? Zamanım geldi diye düşünüyorum.

Zamanın geldi gelmeye ama zaman evlenme zamanı değil. Bence sultan ol.

Ne alaka? Evlilikten bahsediyorum.

Ben de onu diyorum. Çünkü bekarlık sultanlıktır.

Yapma baba. Şimdi şakanın zamanı değil.

Hiç olmadığı kadar ciddiyim.

Bana ne. Ben evlenmek istiyorum.

Var mı aday?

Var bir tane.

Şimdi siz düğün de istersiniz. Ayrı bir ev. O ev döşenecek. Kıza mihr vereceksin değil mi?

Tabi. Olması gereken ne ise biz de istiyoruz.

Oğlum, senin piyasadan haberin var mı?

Ne oldu da?

Bir düğün kaça yapılır, bir ev kaça kiralanır ve düzülür, haberin var mı? Haydi bundan geçtim. Mihrin ne olduğunu biliyor musun?

Ne demek?

Kıza vereceğin para.

Tamam verelim.

Oğlum, para derken altından bahsediyorum. Mihr olarak altın vereceksin. Öyle üç-beş gramla olmaz. Şimdi kızın babası 200-300 gram altın isterse ne yapacağız?

Yapıp vereceğiz.

Ulen oğlum, altının gram fiyatından haberin var mı? Altının yanına mı varılır şimdi?

İyi de ben ne olacağım? Kıza da söz vermiştim.

Oğlum, sen evlenmeyi gerçekten istiyor musun?

Evet.

Bu kızı seviyor musun?

Evet.

Evet evet evet. Sen evetten başka bir şey bilmiyor musun. Evet evet diyerek nikah masasındaki evete mi hazırlanıyorsun? Oğlum, evlilik bu. Şakaya gelmez. Bu zamanda evlilik yapmak akıl karı değil. Zira bu evlilik bizi bitirir. Altından kalkamayız. Zaten birileri vurdu. Düğüne kalkışarak bir de sen vurma.

E biz ne yapacağız bu durumda?

Kız da seni seviyor mu?

Seviyor.

Senin her dediğini yapar mı?

Yapar.

O zaman kızı kaçır. Kaçırırken sizin şoförlüğünüzü bile yaparım. Bu da benim size düğün hediyem olsun.

Baba, ciddi misin?

Hem de nasıl.

Kızı kaçırdığım için adliyeye düşmek istemiyorum.

Oğlum, bunu yaptığın için hakim sana aferin, en iyisini yapmışsın der ve seni berat ettirir.