25 Mayıs 2017 Perşembe

"İlklerin okulu"

Her okulu diğer okullardan farklı kılan yönler vardır. Okullar da bu yönleriyle övünür durur. Şimdi size "İlklerin okulu" olmakla ön plana çıkmış bir okulun diğer okullardan farkını ortaya koymak istiyorum ki çalıştığınız okulda ufkunuz açılsın. Bu kıyağımı da unutmayın.
1.Öğretmenler kurulu toplantısında öğretmenin görüşüne pek yer verilmez, idare kendi planını önceden yapar, kuralları hızlı bir şekilde okur ya da söyler, ardından toplantıya son verilir. Yapılan kıvrak eğitim yerini uzun istirahate bırakır.
2. Her bir şube rehber öğretmeni aynı zamanda okulun yardımcısının yardımcısıdır. Okul her türlü işini sınıf öğretmenleri vasıtasıyla yapar.
·         Sınava gelmeyen öğrenci için dilekçeyi ders öğretmeni idareye değil, sınıf öğretmenine verir. Sınıf öğretmeni veliyi arar, öğrencinin sınava girmesini sağlar.
·         Kazanım değerlendirme sınavları parasını, okul katkı payını, okul kermesi için sınıfından toplanacak parayı...sınıf öğretmeni toplar.
·       Sürekli devamsızlık yapan öğrenciyi okul idaresine sınıf öğretmeni bildirir. Çünkü okul idaresi sürekli devamsızlık yapan öğrenciyi ilçeye bildirecektir.
·    Öğretmen kullanacağı fotokopi kağıdını evinden getirir, çekeceği fotokopiyi okul idaresinin verdiği şifre ile makineden çeker. Öğretmen fotokopi parasını ya sınıfından toplar, ya da cebinden öder.
3.Müdür yardımcısı girmesi gereken derse çoğu zaman girmez, öğrencileri okulun altını üstüne getirirken o ekranın başında kendini işine kaptırır.
4.Nöbetçi müdür yardımcısı, boş geçen dersler için öğretmen görevlendirmesi yapacağında gördüğü nöbetçi öğretmene "Boş musun" diye sorarak görevlendirmesini yapar.
5.Sabahleyin okula sadece nöbetçi olan idareci gelir. Diğerlerine ihtiyaç duyulmaz. Çünkü bu iş yetenek meselesidir. Beş kişinin yapacağını tek kişi halleder.
6.Nöbetçi müdür yardımcısı odasında pek durmaz. Çünkü durduğu zaman gelen taleplerin ardı arkası kesilmez.
7.Okulun açtığı takviye ve yetiştirme kursu için öğrencinin gelip gelmediğinin kontrolü yapılmaz, kursta görevli idareci odasından dışarı çıkmaz.
8. Öğretmenle istişare yapılmaz. Tüm işler A takımı ile yürütülür.
9. Okula yeni gelene hoş geldin denmez. Hoş geldin diyenin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
10.Okul iletişime kapalıdır. Derdi olan, içi dolan meramını okulun whatsapp grubuna boşaltır.
11.Öğretmenle daha çabuk haberleşmek amacıyla kurulan whatsapp çoğu zaman geyik muhabbetine döner, kırılan ve alınan tepki göstererek gruptan çıkar, birkaç gün sonra whatsapptan sorumlu idareci gruptan çıkan kişileri yeniden ekler, tekrar çıkanı tekrar ekler.
12.Personelden birinin hastalığı, bir yakınının vefatı ortak whatsapp grubundan biri tarafından haber verilirse veya okulun göğsünü kabartacak bir başarı paylaşılmışsa whatsapp “Geçmiş olsun, başınız sağ olsun, tebrikler…” ile dolar. Her bir kişi yazar, ilgili kişi de cevap verir. Kimsenin aklına özelden arayayım, ya da özelden mesaj yollayayım gelmez. Sen de bu durumda her gelen bildirime “Acaba önemli bir durum var mı” diye bakmak zorundasın.
13.Okulun yapacağı kazanım değerlendirme sınavları daha önceden planlanmaz, planlansa da öğretmenin haberi olmaz. Merak eden öğrencilerden haber alır.
14.Bazı idarecilerin yanına herhangi bir iş dolayısıyla vardığında kafasını kaldırıp “Ne istiyorsun, buyurun sayın hocam, hocam lütfen oturur musunuz” gibi kelimeleri duyamazsın. Sen ayakta durdukça onun egosu tavan yapar. Devir o devir değil ama utanmasa tek ayak üzerinde durduracak.
15.Dönem sonunda toplantıda söylendiği şekilde sınav analizi vermek için ilgili yardımcıya teslim etmek için gittiğinde “Bu ne hocam, bunu niye getirdin, bunu kim istedi, ben böyle bir şey istemedim…” sözlerini de duyarsan hiç garibine gitmesin.
16.Personeli nöbet tutup tutmadığını kontrol için dolaştığında çok resmi olur, asla selam vermez, kolay gelsin demez. Çünkü resmi bir iş icra ediyor. Ayrıca kolay gelsin dense belki personel şımarır. Öyle ya burada devlet yönetiliyor, devlet dediğin ciddiyet ister. Sonra öğretmen milletine çok güler yüz göstermemek gerekir.
17.Nöbetin esnasında tuvalete gitmen, öğrencinin sorduğu soruya cevap vermen, onun problemini çözmen, sınıfta ya da öğretmenler odasında oyalanabilirsin. Şayet tutanağa razı isen. Sonra tutanak her kişiye tutulmaz. Gücünün yettiği, dişini geçireceği kişiye tutulur.
18.Okulda herhangi bir duyuru yapılacağında teneffüs saati beklenmez. Duyuru duyurudur. Aynı anda tüm okul, “42 BSK … araç sahibi aracınızı bulunduğu yerden çekiniz.” şeklinde bir anonsla karşılaşır. Yöneticiliği yanında trafik polisinin görevi de yapılır.
19.Okulda etkinliğe ayrı bir önem verilir. Yapılan kermeslerde ve okula getirilen zıp zıplarda ders işlenmez.

İlklerin okulunu anlatmak bu kadarla sınırlı değildir. Bunu anlatmak için ne kelimeler ne de cümleler yeter. Say say bitmez. Ancak yaşayan bilir. 24/05/2017

Not:Hakkını yemeyelim. Görevini çok iyi yapan, güler yüz gösteren, odasına vardığın zaman çay ikram edeyim diyen, halini-hatırını soran idarecileri de var. Tabii bu tipler ilklerin okulu olmayı bozan aykırı tiplerdir.



23 Mayıs 2017 Salı

Oruca başlamak pazartesi sendromu gibidir *

Yapılan istatistiklere göre bu ülkenin yaklaşık yüzde yetmişi oruç tutuyormuş. Yüzde otuz oruç tutmayan az bir rakam değil. Daha fazla bekliyordum bu ülke insanının oruç tutma oranını. İsteyen tutar, isteyen tutmaz. Herkes kendi azığını hazırlar bu dünyada. Göğsümüzü gere gere "Bu ülke insanının yüzde doksan dokuzu Müslüman" deriz. Gönlüm, mazereti olmadığı halde oruç tutmayanların sayısının azalması. Umarım  oruç tutmayanların kahir ekseriyetinin oruç tutmamada önemli bir mazeretleri vardır. 

Malumunuz 27/05/2017 on bir ayın sultanı ramazanın ilk günü. Baştan söyleyeyim yaz dönemine gelen bu oruçları tutmak  zor mu zor olacak. Zira 16 saatten fazla oruçlu olacağız. Orucun bu zorluğu açlık ve susuzluk değil; psikolojiktir, bir sendromdur. Tıpkı çalışanların, öğrenci ve öğretmenlerin çoğunun  hafta sonu tatilinden sonra pazartesi günü işe veya okula gitmeden önce daha pazar günden başlayan pazartesi sendromu gibi. Bu tipler tatil rehavetinden sonra iş ve okula gitme sıkıntısı çekmektedir. Bu sıkıntı da beyinde başlayıp beyinde biten bir şeydir, rahata alışan vücudun hizaya gelmek istemeyişidir. Pazartesi günü gelip iş veya okula gidildiğinde bugünün de diğer günlerden bir gün olduğunu, okul veya işe gelmenin kıyametin sonu olmadığını anlamaları fazla uzun sürmez. Hemen haftanın ilk iş gününe uyum sağlarlar. Oruç da böyledir. On bir ay boyunca yediği önünde yemediği arkasında olan, istediği zaman yiyen, istediği zaman içen, ağzı sürekli açık olan bir insanın yemeden, içmeden kesilmesi ve şehevi arzulardan belirli saat uzak kalması, nefsin-vücudun kolay kabul edebileceği bir şey değildir. Nefis, "Sıcaklar bastıracak, işlerin ve derslerin tam yoğun olduğu zaman, üstelik hayat memat meselesi olan sınavın da var, dersine-işine kendini tam veremezsin, açlık önemli değil de ya susuzluk. Haydi, bunları da geç; sigara içiyorsun, nasıl tahammül edeceksin o kadar saat içmemeye? Üstelik vücudun da zayıf, sen nasıl dayanacaksın tüm gün boyunca? Eğer illaki tutmak istiyorsan kışın kısa günlerde tut bari…" şeklinde dürtmeye başlayacak. İnsana sağından yaklaşacak, olmadı soluna geçecek, sonra damarlarındaki kanın dolaştığı gibi içine girecek. İnsana iyi niyetle yaklaşan bu fısıltılar  insanı yoldan çıkarmayı hedeflemektedir. Yeter ki insanoğlu nefsinin emrine dinlemiş olsun. Zaten onun sözünü bir defa dinledi mi arkası gelir. Hele işlerin yoğun, kışın kısa günlerde kaza edersin sözü yabana atılacak gibi değil. Allah’ın günü mü biter. Tamamen insanı ikna etmeye dönük mazeretler. Bir defa esir aldı mı arkası gelir durmadan. Çünkü nefsin görevidir. Yusuf peygamberin dediği gibi “Nefis, kötülüğü emreder,” durmadan.

Öğrenci, öğretmen ve çalışanların çoğu, pazartesi sendromu yaşıyorlarsa oruç tutmak isteyenlerin ekseriyeti de orucun ilk günü hatta günler öncesinden başlayan oruç sendromu yaşarlar. İlk gün nefsinin esiri olmayıp orucunu tutan arkasını getirir ve tüm bir ayı oruçlu geçirir. İlk günden sonra vücut alışmaya başlıyor. Akşam olunca da açlığı ve susuzluğu çok çekmediğinin farkına varır. Orucun korktuğu kadar zor olmadığını görür, boşu boşuna sıkıntı etmişim demeye başlar. Sorun, orucun zorluğundan ziyade beyni, vücudu oruç tutmaya hazır etmektir, işi beyinde bitirmektir. Orucu beyninde bitiremeyenler kolay kolay oruç tutamazlar, tutsalar da oruç, kendilerine dağ gibi görünmeye devam eder. Bu durum anlamadığı dersi zor diyen öğrencinin durumuna benzer. Anlamam dedikçe o dersten uzak durur. Anlamak için dersin üstüne üstüne giderse zor dediği dersin çok da zor olmadığını kısa zamanda anlamış olur. Hasılı, oruçtan korkmayalım, işi beyinde bitirmeye çalışalım, nefse dizginleri kaptırmayalım, hele daha sonra kaza edersin kandırmacasına aldanmayalım.

Haydi, nefsimize galebe çalamadık, onun emrine girdik diyelim. Nasıl ki borç yiyen kesesinden yiyorsa oruç tutmayan da hanesine yazdıracağı sevaptan feragat eder. Dinin oruç tutmayabilirler diye mazeret olarak saydığı gerekçenin dışında oruç tutmak istemeyenlerden istediğimiz; Allah’ın bildiğini kuldan saklasınlar, toplum içinde oruçlu gibi görünsünler. Yiyip içeceklerse gözden ırak bir ortamda yesinler içsinler. Herhalde çok zor bir şey istemiyoruz.

Herkese hayırlı ramazanlar! 22/05/2017

* 27/05/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




22 Mayıs 2017 Pazartesi

Halkın yeni dönemden bekledikleri *

16 Nisan itibariyle Türkiye, yıllardır uyguladığı parlamenter sistemini bırakarak partili cumhurbaşkanlığı seçimi için evet dedi. Her ne kadar sistem değişikliği tamamen 2019 seçimlerinden sonra yürürlüğe girecek olsa da Cumhurbaşkanının partisine üye olması ve genel başkan seçilmesiyle birlikte şimdiden yeni sisteme girmiş sayılır ülke.

Yeni sistem ülkeye ne getirir ne götürür? Zamanla hep beraber göreceğiz. Yeni sistemi isteyenler parlamenter sistemdeki aksaklıklara işaret ediyor, cumhurbaşkanlığı sisteminin daha iyi olacağını ifade ediyorlardı. Sistem değişikliğinin ülkenin yararına olacağı inancıyla halkımız isteyenlerin muradına olacak şekilde bu yeni sisteme geçit vererek görevini yaptı. Şimdi sırada yeni sistemi isteyen ve uygulayacak olanlardan halkın beklentileri var. Birlik-beraberlik ve toplumsal barış ortamının sağlanması için halkın beklentilerine cevap verilmesinde fayda vardır. Nedir o beklentiler?

1.PKK, DAEŞ, FETÖ gibi ülkemize kasteden, bağımsızlığımıza göz diken ve çok canlar yakan terör örgütlerini yok etmek için devletin kalıcı tedbir ve uygulamalara yer vermesi,
2.Üretime dayalı bir ekonomiye geçilmesi, piyasada ekonomik canlanmanın sağlanması, ekonominin sağlam temellere dayandırılması, 
3.Kamuya personel, öğretmen ve idareci alımında ahbap-çavuş görüntüsü veren sözlü mülakat uygulamasından vazgeçilmesi, yerine objektif ve ölçülebilir merkezi sınav sisteminin yürürlüğe konması, sınavı geçen adayların kim ve neci olduğunu araştırmak için güvenlik soruşturmasına yer verilmesi, güvenlik soruşturmasından temiz çıkan adayların göreve başladıktan sonra görevini ihmal edip etmediğinin denetlenmesi,
4.Suçluyla mücadele ederken suçlu-suçsuz ayrımının iyi yapılması, bu konuda hata yapılmaması; masumların zan, iftira vb töhmet altında kalmaması ve mağduriyete uğramaması için görev yapanların kazı çalışması yapan bir arkeolog hassasiyeti içerisinde olması,
5.Adalet mekanizmamızın hızlı işlemesi, verilen ceza ve salıvermelerde kamu vicdanının  "Adalet yerini buldu" diyecek şekilde rahatlatılması, sapla-samanın iyi ayırt edilmesi, adalet duygusunun sulandırılmaması, tuzun kokutulmaması,
6.Kamuda azami tasarruf bilincinin sağlanması; karşılama, izzet ve ikramlarda israftan kaçınılması, kamu malının yetim malı olduğu bilincinin olması,
7.Eğitim ve öğretime bir neşter vurulması, ders saatlerinin ve ders çeşitlerinin azaltılması, öğrenci ve velinin okul ortamı dışında kurs, etüt, özel derslere ihtiyaç duymamasının sağlanması, eğitim ve öğretimde tam gün yasasının çıkarılması, öğretmene performans sisteminin getirilmesi, sınav odaklı bir başarı kriterinden süreç odaklı bir sürece geçilmesi, ölçülebilir kriterlerle öğrencinin sınıfta kalması; eğitim ve öğretimde, öğretime verilen not kadar davranışa da not verecek bir sistem uygulamasına geçilmesi, 
8.Milli Eğitimde sık yönetmelik değişikliğinden vazgeçilmesi, çok yönlü düşünülerek çıkarılan yönetmeliğin daha uygulamaya geçmeden değiştirilme yoluna gidilmemesi, özellikle idareci atama yönetmeliğinin sezonluk değiştirilmemesi, liyakat ve ehliyete dayalı sistemin getirilerek zamana, zemine, kişilere göre değişiklik yoluna gidilmemesi,
9.Kamu adına verilen ihalelerde ve yönetici atamalarında ihalenin hep belli kişi ve zümreye ait kişilerde kalmayacak şekilde bir sistemin getirilmesi,
10.Dış politikada mesafe alabilmek için diklenmeden dik durmanın yanında kazan kazan politikasının benimsenmesi, ilişkilerde diplomatik dilin kullanılması,
11.Farklı görüşlere tahammül edilmesi, istişareye önem verilmesi…
Gördüğüm kadarıyla halkın beklentisi  bayâ çokmuş… Bir oy verdi ya, ister de ister! Neyse atalarımız ne demiş: “İsteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara.”

Yeni sistemin ülkenin yararına ve halkın isteklerine cevap verecek şekilde hayırlı olmasını temenni ediyorum.  22/05/2017

* 24/05/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

Konya düğünlerine dair

-Konya düğünlerine en fazla sevinenlerin züccaciyeciler  olduğunu, 
-Düğünde hediye olarak gelen mutfak eşyası ile bir zuccaciye dükkanı açilabildiğini, 
-Züccaciye dükkanı açamayanların gelen borcam, tepsi, çaydanlık vs eşyayı çatıya koyduğunu,
-Çatıya konan eşyanın ambalajı açılmadan başka bir düğüne hediye olarak götürüldüğünü,
-Düğüne gelen eşyanın yazıldığını,
-Yemeklerin ortak yendiğini,
-Yemek yiyenlerin arkasında yemek yemek icin ayakta sıra beklendiğini,
-Yemede asl olanın karın doyurma değil göz doyurma olduğunu,
-Yemeğin genelde yetmediğini, 

-Düğünden önce ne zaman pilav yiyeceğiz dendiğini,
-Yemekte pilavın ne kadar etli olduğuna bakıldığını,
-Düğün sahibinin ecel terleri döktüğünü, 
-Büyük konvoyların oluştuğunu, büyük tehlike saçtığını, ölümüne araba kullanıldığını, korna sesleriyle insanların rahatsız edildiğini, kırmızı ışıklarda geçildigini, damat arabasinin önünün kesildigini... vs

biliyor muydunuz? 22.05.2014

Allah'a borç vermek


İhtiyaç sahibi birine borç vermek, Allah’a borç verme olarak değerlendirilir. Bu şekilde borç vermenin ecrini Allah’ın kat kat artıracağı Bakara 245’de belirtilir.

Allah kimseyi borç ister duruma düşürmesin. Düştüğü zaman da borç isteyebileceği dostlarından eksik etmesin.

Borç isteyen de borcunu zamanında vermelidir. Günü gelip borcunu ödeyemeyecek olan durumunu anlatıp ek süre istemelidir. Borcunu zamanında ödemeyen, telefona çıkmayan, gelip derdini anlatmayan dostluğu kaybeder, itibarını zedeler, tekrar borç isteme yüzü olmaz. Üstelik yarın gerçek ihtiyaç sahibi borç istediği zaman, insanlar bu da ödemez diyerek borç vermezler. Maalesef zararı sadece kendisine değildir.

Verilen borç, ne alacaklıyı öldürür, ne de verecekliyi ondurur. İnsanların güveni kalmaz. Bildiğiniz gibi münafığın alameti 3'tür: Konuştuğunu zaman yalan konuşur, söz verir sözünde durmaz, emanete ihanet eder. Bu özelliklerin tamamı kendisinde olan münafık olur. Kendisinde bir tanesi olan % 33 münafık olur.

Borç alanlar, gelin itibarinizi zedelemeyin. Borç vererek sevap umanları günaha sokmayın, ileride mağdur olup borç isteyeceklerin önünü kapamayın..
.
Allah sıkıntısı olanların sıkıntısını gidersin, borçlulara borcunu ödeme azmi ve gayreti versin, borç verenlerin borç verme isteğini yok etmesin.


Her şeyden önemlisi de borçlar zamanında verilmezse kimsenin kimseye, Müslüman’ın Müslüman’a güveni kalmaz. 22/05/2014

20 Mayıs 2017 Cumartesi

"Kıçı kırık"

79 yılından beri tanırım onu. Kendisini hem alanında hem de alanı dışında yetiştirmiş biridir. İlgi alanına girmediği konu yok. Gidip görmediği yer yok. Yerinde durmaz, dursa da susmaz. Yüksek sesle konuşur, her konuda bilgisi var, tanımadığı insan yok. Dini bilgisinin yanında aynı zamanda iyi bir hatiptir.

Din alanında lisans mezunu olmakla beraber aktüalite, siyaset, yönetim, sosyal olaylar, spor, teşkilâtçılık vb. her tarakta bezi var. Tartışmayı sever. Tartışmalarda susturamadığı adam yoktur. Karşısındaki dişli biri de olsa yenildiği vaki değildir. En aciz kaldığı durumlarda sesi imdadına yetişir. Tartışmasını dinleyen az sonra kavga edecek sanır. Bedenen güçlü olmasına rağmen kavgada yer almaz. Ama muhatabını konuşmasıyla mat eder, rakibini dövmekten beter yapar. Tek istisnası var, lisede lavaboda birinden dayak yemiştir. Bu da, dövenin cehaleti tabii. Dua etsin o kişi. Kavga wc'de olmuş. Zira bizim değerlerimizde wc'de konuşmak yoktur. Yoksa bağırış, çağırışıyla okulu oraya yığar, kıyameti koparırdı. Dayak atan vurduğuna vuracağına pişman olurdu.

O kişiyle dün akşam yine beraberdim. Nice zamandır agresifliğine şahit olmamıştım. Kaç kişi zaptedemedik. Kah öne doğru yürüyor, kah görevlilere işaret ediyor, kah sağa-sola cevap veriyor, herkese homurdanıyor. Ağzından sık sık "İki tane kıçı kırık için bu kadar millet mağdur" sözü çıkıyordu. Kıçı kırık sözünü çok duydum ama onun ağzından pek duymamıştım. Anlamaya çalıştım bunun derdi ne diye. Tüm derdi bu akşam TV'de "Payitaht" isimli Abdülhamit'i anlatan bir dizi varmış, kendisini onu izlemek için  hazırlamış. Öndeki kıçı kırık dediği iki kişi ondan önce davranarak TV'den GS-Osmanlıspor Super lig maçını izlemeye başlamışlar. Kimse zaptedemedi onu sinirinden. İlk yarının sonuna doğru maçın sesini veren hoparlöre sabotaj yaptı onun bir arkadaşı, içimizdeki en masum görüneni...Ya sesten ya da görevlilerin o "iki kıçı kırığa" başka bir alternatif sunması sonucu adamlar kalktı gitti. Meydan bizimkine kaldı. Onun istediği kanal açıldı. Mutluluğuna diyecek yoktu.  Bir defa daha zafer kazanmış bir komutan edasıyla dizisini izledi.

O dizisini izlerken ben de filmi izler gibi yaptım. Sanal medyadan yazılar okudum. Biz izlemesek de olur. Önemli olan onun mutluluğu idi. O mutlu oldukça ondan daha fazla biz mutlu olduk.

Sabahleyin şu kıçı kırık kelimesinin anlamına bakayım dedim, "önemsiz, değersiz" anlamına geliyormuş. Bizim ki dizisine kavuşurken ben de zaman zaman duyduğum, anlamının kötü bir şey olduğunu sandığım kıçı kırık kelimesinin ne anlama geldiğini öğrenmiş oldum. Öğrenmenin yaşı yok, biliyorsunuz.

Siz siz olun bu arkadaş evinize gelirse ve o gün cuma ise ve tv'de de payitaht dizisi varsa lütfen kumandayı eline verin ya da "Efendim, bakmak istediğiniz bir kanal var mı?" diye sorun. Emniyet ve can güvenliğiniz açısından ayrıca hakaret yememeniz bakımınından böyle yapmanızda fayda var. Yok ben maç izlerim, kumanda bende derseniz kıçı kırık olmayı kabul etmek zorundasınız. Unutmayın, cuma akşamları payitaht dizisi olduğu zaman lütfen elinize kumandayı almayın. Haydi aldınız. O zaman açacağınız kanalı biliyor olmalısınız. Benden size söylemesi... Başka dizisi var mı izlediği? Onu da bilmiyorum. Biz şimdilik sadece payitahtı öğrendik.

Kim bu adam? Adı ne diye merak edebilirsiniz. Kim olması önemli değil, biliyorsunuz bizim kişilerle işimiz yok. Yaşını bari söyle derseniz 50 yaşında 5 çocuk babası...20.05.2017

19 Mayıs 2017 Cuma

Okul yararına yapılan kermesler

Okulların yıl sonunda yaptıkları vazgeçilmez etkinliklerinin başında okul yararına düzenlenen kermesler gelir. Okullar her şeyden vaz geçer ama kermesten asla. Çünkü paraya ihtiyacı olan, borçlanan okulların borçtan kurtulmak için başvurdukları bir etkinlik türüdür. Hızır gibi yetişir okul yönetiminin imdadına.

Okullar sıfır maliyetle gelir elde etmek için öğrenci, veli ve öğretmenleri harekete geçirir. İşin yükünü öğretmenler özellikle sınıf rehber öğretmenleri çeker. Sınıf öğretmenlerinin sermayesi de öğrenci velileridir. Her bir sınıf daha önceden kendilerine kalan ihalenin altından kalkmaya çalışır. Kimine içecek, kimine pasta, kimine börek vs içecek ihale edilir. Annesinin gönlünü yapan evinden bir şeyler yaptırır gelir. Annesinden yüz bulamayan öğrenci soluğu babasının yanında alır. Babasının cebine göz diker. Öğretmeninin istediği parayı alır, öğretmenine teslim eder.

Günler öncesinden başlayan hazırlıklar bitirilir ve kermes günü gelir çatar. Ortam hazırlanır. Kermeste satılacaklar satışa sunulur. Satışta gönüllü veliler ve zorunlu öğretmenler görev alır. Ailesinden parayı kapan öğrenciler sabahın ilk saatinden itibaren alışveriş kuyruğunda yerini alır. Öğrenci parasını bitirinceye kadar alır. Gün onundur artık. Nasılsa ders de yapılmaz. Çanta yok, kitap yok. O güne has olmak üzere okul forma serbestliği de olur. Öğrencinin mutluluğuna diyecek yoktur. Para zaten gani. Yediği önünde yemediği arkasında.

Okulun öğretmen ve hizmetlileri okula gelir getirsin diye kermes sonuna kadar hummalı bir çalışma içerisine girer. Hizmetli temizlediği sınıftan, öğretmen girdiği dersten daha fazla yorulur.

Kermeste herkes okula gelir getirsin diye çabalarken okul yönetimi ne mi yapar? Davet ettiği protokolu karşılama derdindedir. Kısa bir açılıştan sonra misafirler kendileri için ayrılmış salona alınır ve daha önce hazırlanan mükellef kermes sofrasına oturtulur. Okul yararına olacak diye öğrenci ve veliden lütfen getirtilen yiyecekler protokola peşkeş çekilir, pardon ikram edilir. Gelen protokol karnını doyurduktan sonra "Hayırlı olsun" diyerek bir bir ayrılır. Giderken elini cebine atar mı? Çorbada bizim de tuzumuz olsun, denir mi bilinmez. Zaten kimse de onlardan bir şey beklemez. Lütfedip gelmeleri  okul yönetimi için bir lütuftur. Kimse onlardan para beklemez. Öğrenciden gelecek gelir onlara yeter de artar bile. Sonra gelir önemli ama amirleri ve protokolu hoş tutmak ve memnun etmek daha önemli. Ayrıca taş atıp elleri mi yorulacak, sermayeden mi gidecek?

Kermeslere gelen üst düzey etkili ve yetkili kişiler görünür gider. "Sayın hocam okulunuzun durumu nasıl, eğitim düzeyiniz ne durumda, kermes eğitim ve öğretimi olumsuz etkiliyor mu? Çocuklar derse niçin girmiyor" denmez. Çünkü zaman o zaman değildir. Şimdi mesele boğazlar harbi ve gönül almadır. Zira düğün evinde oynanır, cenaze evinde ağlanır.

Kermeslerin vaz geçilmez protokolünden biri de STK yetkilileridir. Üye ziyaretlerine zaman bulamayan STK'lar yönetim kuruluyla birlikte tam kadro davette yerini alır. Sorun vakitte değil ikramda diyeceğim ama bu da çok kötü kalpli olduğumu gösterir. En iyisi içimde kalsın.

Prokotol en güzel şekilde karşılanmış, ağırlanmış, annelerin hayrımız olur diyerek yaptığı el emeği göz nuru nevaleden ikram edilmiş ve sorunsuz bir şekilde uğurlanmıştır. Satışa çıkarılmış yiyecekler tükenir, öğrenciler evine yollanır. Öğretmenlere kuru bir teşekkür edildikten sonra satıştan elde edilen paralar öğretmenin önünden alınır ve idare odasına geçilir, paralar sayılır ve harcanmak üzere okulun hesabına yatırılır.

Bu seneki kermes bitmiştir artık. Evli evine köylü de köyüne gider. Artık gözler önümüzdeki yılın kermesine dikilir ve iştahlar bir yıl sonrasına saklanır. 19.05.2017