9 Mart 2026 Pazartesi

İran, Yedi Düvele Karşı

Beğensek de beğenmezsek de İran kadim ve köklü bir devlet. Bildim bileli ambargo uygulanıyor bu ülkeye. Tüm ambargoya rağmen dimdik ayakta ve kendi yağıyla kavrulmaya devam ediyor.

İran, bize ambargo uygulanıyor diye yatmamış. Herhangi bir saldırıya karşı tedbirini almış. Füzenin her türlüsünü almış ya da yapmış.

Her şeyden önce bir Irak bir Libya bir Suriye bir Venezuela olmadığını gösterdi. Çünkü bu dört ülkenin ordusu, ülkelerini işgal eden güçlere tek kurşun atmadı. Savaşın ilk gününde dini lideri ve üst düzey komutanları öldürülmesine rağmen İran'ın ordusu dağılmadı. Yönetim zafiyeti ortaya çıkmadı. Füze rampaları yerle bir edilmesine rağmen İsrail'e füze göndermeye devam ediyor. Komşu ülkelerdeki ABD askeri üslerini nokta atış vurdu, vuruyor.

Gözle görülür ve açıkça destek veren bir ülke olmamasına rağmen İran, tek başına ve yapayalnız. Adeta yedi düvele karşı mücadele ediyor. Dünyanın süper gücü ABD'ye ve dünyanın saldırgan ve şımarık çocuğu İsrail'e boyun eğmiyor.

Sonuçta belki ülkesi yerle bir olacak. Ülkesini imar için yıllarını verecek. Belki savaşı kaybedecek belki binlerce insanı ölecek belki yeni yaptırımlara maruz kalacak belki ülkesinde iç karışıklık çıkacak belki ülkesi ikiye, üçe bölünecek ama kolay lokma olmadığını cümle aleme gösterdi. Savaşın onuncu günü itibariyle başını dik tutuyor. Ne ABD'ye ne İsrail'e ne Batı'ya eyvallah diyor.

Ülkesi ağır bombardıman altında iken yeni dini liderini seçiyor. ABD'nin bu lideri kabul etmiyorum demesini iplemiyor bile.

ABD ve İsrail'in savaşı komşu ülkelere yayma stratejisini suhuletle savuşturuyor. "Komşu ülkelere saldırı niyetlerinin olmadığını, ABD üslerini vurmakla yetindiğini" ifade ederek diplomasiyi de iyi yönetiyor. Burada komşu ülkelerin de ABD ve İsrail'in savaşı yayma emellerine alet olmamasını da takdir etmek gerek.

Bu yazı İran'ı övme, güzelleme yapma, İran doğru yolda, İran sütten çıkmış ak kaşık yazısı değil. Bir durum tespiti. Benim için İran'ın başka devletler eliyle ayakta duran, destek çekilince çöken bir devlet olmadığını göstermesi önemli. Dini lider ve üst düzey komutanlarının öldürülmesine rağmen ordusunun görevinin başında olması ve mücadele etmesi takdire şayan.

Bu savaş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın. Bu savaşın şu sonuçları ortaya çıkarmasını istiyorum. İran gibi böyle birkaç ülke daha olsa ABD ve İsrail'in bir hiç olduğunu tüm dünyanın anlaması. ABD ve İsrail'in saldırgan tutumlarını gözden geçirmesi. Haydi deyince bir ülkeye saldırmaması. Yoğurdu üfleyerek yemesi.

Bu savaş uzadıkça zararı en fazla biz çekeceğiz. Çünkü petrol ve doğal gazda dışa bağımlıyız. Savaş devam ettikçe petrolün varil fiyatı iyice yükselecek. Belki bize hayat pahalılığı ve enflasyon olarak dönecek ama şu durumda yapılacak bir şey yok.

Temenni ediyorum ki İran savaşı ABD ve İsrail'i zayıflatsın. ABD ve İsrail'in güç kaybetmesi, çekeceğimiz enflasyon ve hayat pahalılığına değer.

Nasıl Bir Ülke İsterdim?

Ülkemi, başka ülkelere muhtaç etmeyecek şekilde kendi kendine yeten olması için çabalardım.

Ar-Ge'ye büyük önem verir. Katma değeri yüksek, marka değeri olan mal ve ürün üretirdim.

Gelir ve gider dengesini sağlar, cari fazla vermesi için çabalardım. Kolay kolay borçlanmaz, durmadan faiz ödemezdim. 

ABD, İngiltere, Rusya gibi ülkelere topraklarımı açmaz, ülkemde askeri üs açmalarına izin vermezdim. 

Eğer bir ülke, ülkemde üs açmak isterse karşılıklılık ilkesi çerçevesinde izin verirdim. Burada amaç iki ülkede karşılıklı üs kurulacak. İrade ve inisiyatif üssün bulunduğu ülkede olmak şartıyla kurulan bu üsler iki ülkeyi düşmanlara karşı koruyacak. 

Ülkemde askeri üsse izim verirsem de bu üssü komşu ülkelere karşı kullandırmazdım. İstihbarat desteği de vermezdim.

Caydırıcı olması bakımından zamanın ruhuna uygun her türlü silah ve teçhizatı yapar, savunma sanayimi güçlendirirdim. Sömürgeci devletlerden savunma sanayiine ait hiçbir şey almazdım. Kendi yağımla kavrulma yolunu tercih ederdim. Fazlasını diğer ülkelere ihraç ederdim. Bunun için ülkenin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını ve insan kaynağını iyi yönetirdim.

Erken emeklilik adı altında oportinist davranmaz, SGK yaşıyla oynamazdım. Ülkede emekli sayısını değil, çalışan sayısını artırırdım.

Hangi kurumda, statüsü ne olursa olsun bankamatik memurunu barındırmazdım.

Siyaset adamı değil, devlet adamı olmayı tercih ederdim. 

Ülkemin menfaati neyi gerektiriyorsa siyasi hayatıma mal olsa da radikal karar almaktan ödün vermezdim.

Ülke menfaati ile kendi çıkarım örtüşmezse, kendimi ülkeme feda ederdim. 

Yanımda çalışan, iş verdiğim üst düzey insanların kendimden kapasiteli olmasını tercih ederdim.

Hamaset ve slogana dayalı bir politika izlemezdim. 

İzlediğim politikadan dolayı Ülkemi zarara uğratmışsam, ilk bedel ödeyen kendim olsun isterdim.

Adaleti üstün tutar, haklının yanında yer alırdım.

İnsanları kutuplaştırmazdım. 

Görüşümden dönersem, bunu ilk ben açıklamak isterdim. Zikzak çizmemeye çalışırdım. Gittiğim yolun yanlış olduğunun farkına vardığım zaman hiç oyalanmadan yanlışımı düzeltirdim.

Neysem o olurdum. Kendimi olduğundan farklı göstermezdim. 

Düğünümden Bir Karenin Hatırlattıkları

Yan taraftaki fotoğrafı 09 Mart 2015 yılında sosyal medyada paylaşmışım. Anılar bölümüne göz attığımda karşıma çıktı. 

Bu fotoğraf karesi beni 23 Ekim 1988 gününe götürdü. Zira bu fotoğraf o gün çekilmişti.

Düğünümden bir kare idi bu foto.

Düğünüm, Çumra'ya bağlı Karasınır beldesinde yapılmıştı. Fotoğrafta yer alanlar ise Karasınır'dan, Konya'dan ve Kayseri'den katılanlardan bir kare. 

Sağdan sola oturanlar: Abdurrahman Aygül, Şoför (Konya'dan düğünüme teşrif eden arkadaşlar dolmuş kiralayıp gelmişlerdi.), Ali Coşkun, Harun Büyükgülcü, Mesut Solak, Mustafa Limon. 

Sağdan sola ayaktakiler: Seyfettin Yavaş, ? (Kayseri'den gelen arkadaşın yanında gelen misafir), Duran Aydıner (vefat etti), Mustafa Bahar, Ali Osman Koç, Ömer Dür, Ramazan Yüce, Sefer Akmaz, Ahmet Güneş, Mahmut Pıçak, 

En arkadakiler: Bekir Tekkaymaz, Osman Uyanık, İbrahim Gültekin, Haşim Akın, Musa Kazım Özcan, Tevfik Yüce, Mehmet Yılmaz. 

Bu mutlu günümde düğünüme katılan, katılamayan ve fotoğraf karesinde yer alan akraba ve arkadaşlarıma buradan teşekkür ediyorum. 

Kayseri'den bir arkadaşıyla düğünüme katılan yakın zamanda aramızdan ayrılan Duran Aydıner arkadaşıma Allah'tan rahmet dilerim. Halen sağ olanlara sağlıklı, huzurlu ömürler diliyorum. 

Fakülte ikinci sınıfta okurken evlenmiştim. Konya ve Kayseri'den katılanlar da öğrenci idi. Hatır bilip katılmışlardı düğünüme. 

Daha okulu bitirmeden, öğrenci iken evlenmek hiç akıl kârı değildi. Ama şartlar bunu gerektirmişti. Üçüncü sınıfta bir, son sınıfta finallerde doğan ikizlerle birlikte üç çocukla bitirmiştim okulu. 

Yokluk içinde düğün yapmıştık. Eş dostun desteği ile yuva kurmuştum.

O günkü düğünlerin vazgeçilmezi, bir çift Demirci Halısı ve 12 duvar yastığı idi. Bunlar da bir şekil alındı. Bu ikisi varsa  bir ev kurmak ve düğüne kalkışmak için yeterliydi. Diğer kap kacak eş dostun getirdiği hediyelerden karşılandı. 

Düğün yemeksiz olmaz, gelen aç gitmesin, bir yemek dökelim diye babam bir arsayı bir milyona satmıştı. Et için de ahırdaki ineği kestirmişti. Düğünüme yakından, uzaktan katılanlara mütevazı bir sofra kurmuştuk. 

Bazı şeyler anlatılmaz, yaşanırsa da aklımda kaldığı kadarıyla bazı hatıralar zihnimde canlandı: 

Kayseri'den kalkıp gelen arkadaş, arkadaşlardan topladığı paralarla çokça kitap alıp düğün hediyesi olarak kitap getirmişti. 

Konya'dan dolmuş kiralayarak gelen arkadaşlar kuzine soba almışlardı. 

Fakültede iken çokça masa tenisi oynadıkları için top kafalılar dediğim Mustafa Bahar ve Ömer Dür, üzerine top kafalılar yazdıkları bir duvar saati getirmişlerdi. 

Sonraları sobayı bir ihtiyaç sahibine, kitaplığımda kitaplarla birlikte gelen kitapları bir okula verdim. Ama top kafalıların getirdiği HISLON marka saat hala oturma odamda saat görevi yapıyor ve o günün hatırasını yaşatmaya devam ediyor. 

Fotoğraf karesinde arka taraflarda sol elini kaldırarak zafer işareti yapan Bekir Tekkaymaz'ın, içinde ısırılmış ayva hediyesi olan hediye paketini de burada anmaya değer. Ayvayı yedin demiş anlayacağınız bana. 

Öğrenci olduğumdan Konya'da ikamet etme zorunluluğum olmasına rağmen Zabıta amcam, "Gelin bu köye gelecek" diyerek ağırlığını koymuş, amcamın dediği olmuştu. 

Gelini Konya'dan Karasınır beldesine almıştık. 

İki odamız vardı. Bir tanesi benim için döşenmişti. 

Konya'dan gelini getirmek için oluşturulan konvoyda, amcamın belediyeden istediği bir otobüs, iki de Şahin marka taksi vardı. O zamanlarda herkeste şimdiki gibi taksi yoktu. Amcaoğlum Ömer'in taksisi gelin arabası olmuştu. Diğer araba da arkadaşım Mustafa Gezici'ye ait idi. 

Belediye otobüsünü veren belediye başkanımız seçim zamanı beni Konya Muhacir Pazarında yakalamış. Kendisine oy vermem için epey dil dökmüştü. Siyasi düşünce olarak yabancı olduğumdan, başkanım, kusura bakma. Partinden dolayı sana oy veremem demiştim de kulakları çınlasın, zamanın belediye başkanı bu sözümden dolayı birkaç sene bana mesafeli durmuştu. 

Hafta içi okulda, hafta sonu Karasınır'da olacak şekilde bir, bir buçuk ay git gel yaptım. Hafta içi Haşim Akın'ın kardeşiyle birlikte kaldığı bekar evinde kaldım. 

Düğünümün ardından 1-2 ay geçince rahmetli Kadifeli'nin kamyonuna eşyayı yükleyerek Konya'ya göç etmiştim. Nakliye ücreti olarak yanlış hatırlamıyorsam on bin lira vermiştik. 

Okul bitinceye kadar üç yıl kayınpederin evinin alt katında oturdum. 

Yaz dönemleri, zaman zaman hafta sonları inşaatlarda çalışarak evi geçindirmeye çalıştım. Şimdiki Beşyüz Evler mevkiinde her yaz dönemi inşaatlarda çalıştım. Üç aydan üç aya kredi alıyordum. Bir de Bekir Doğanay rahmetli'nin aracılığıyla Türk Anadolu Vakfından burs almıştım. 

Son fotoğraf karesi de gelin geldiğinde evin damından sağdıcım Sefer Akmaz ve amca oğlum Fayık Yüce ve teyzeoğlum Ali Coşkun'dan ibaret bir enstantane. Gelin geldiğinde sağdıç testiyi atar, damat da kabın içine konmuş şeker ve bozuk paraları serperdi.

Düğünümden bu yana aradan 38 yıl geçmiş. Hatıralarda kalmış bir fotoğraf karesi, bana o gün ve sonraki günlere dair bunları hatırlattı.