9 Mart 2026 Pazartesi

Nasıl Bir Ülke İsterdim?

Ülkemi, başka ülkelere muhtaç etmeyecek şekilde kendi kendine yeten olması için çabalardım.

Ar-Ge'ye büyük önem verir. Katma değeri yüksek, marka değeri olan mal ve ürün üretirdim.

Gelir ve gider dengesini sağlar, cari fazla vermesi için çabalardım. Kolay kolay borçlanmaz, durmadan faiz ödemezdim. 

ABD, İngiltere, Rusya gibi ülkelere topraklarımı açmaz, ülkemde askeri üs açmalarına izin vermezdim. 

Eğer bir ülke, ülkemde üs açmak isterse karşılıklılık ilkesi çerçevesinde izin verirdim. Burada amaç iki ülkede karşılıklı üs kurulacak. İrade ve inisiyatif üssün bulunduğu ülkede olmak şartıyla kurulan bu üsler iki ülkeyi düşmanlara karşı koruyacak. 

Ülkemde askeri üsse izim verirsem de bu üssü komşu ülkelere karşı kullandırmazdım. İstihbarat desteği de vermezdim.

Caydırıcı olması bakımından zamanın ruhuna uygun her türlü silah ve teçhizatı yapar, savunma sanayimi güçlendirirdim. Sömürgeci devletlerden savunma sanayiine ait hiçbir şey almazdım. Kendi yağımla kavrulma yolunu tercih ederdim. Fazlasını diğer ülkelere ihraç ederdim. Bunun için ülkenin yeraltı ve yer üstü kaynaklarını ve insan kaynağını iyi yönetirdim.

Erken emeklilik adı altında oportinist davranmaz, SGK yaşıyla oynamazdım. Ülkede emekli sayısını değil, çalışan sayısını artırırdım.

Hangi kurumda, statüsü ne olursa olsun bankamatik memurunu barındırmazdım.

Siyaset adamı değil, devlet adamı olmayı tercih ederdim. 

Ülkemin menfaati neyi gerektiriyorsa siyasi hayatıma mal olsa da radikal karar almaktan ödün vermezdim.

Ülke menfaati ile kendi çıkarım örtüşmezse, kendimi ülkeme feda ederdim. 

Yanımda çalışan, iş verdiğim üst düzey insanların kendimden kapasiteli olmasını tercih ederdim.

Hamaset ve slogana dayalı bir politika izlemezdim. 

İzlediğim politikadan dolayı Ülkemi zarara uğratmışsam, ilk bedel ödeyen kendim olsun isterdim.

Adaleti üstün tutar, haklının yanında yer alırdım.

İnsanları kutuplaştırmazdım. 

Görüşümden dönersem, bunu ilk ben açıklamak isterdim. Zikzak çizmemeye çalışırdım. Gittiğim yolun yanlış olduğunun farkına vardığım zaman hiç oyalanmadan yanlışımı düzeltirdim.

Neysem o olurdum. Kendimi olduğundan farklı göstermezdim. 

Düğünümden Bir Karenin Hatırlattıkları

Yan taraftaki fotoğrafı 09 Mart 2015 yılında sosyal medyada paylaşmışım. Anılar bölümüne göz attığımda karşıma çıktı. 

Bu fotoğraf karesi beni 23 Ekim 1988 gününe götürdü. Zira bu fotoğraf o gün çekilmişti.

Düğünümden bir kare idi bu foto.

Düğünüm, Çumra'ya bağlı Karasınır beldesinde yapılmıştı. Fotoğrafta yer alanlar ise Karasınır'dan, Konya'dan ve Kayseri'den katılanlardan bir kare. 

Sağdan sola oturanlar: Abdurrahman Aygül, Şoför (Konya'dan düğünüme teşrif eden arkadaşlar dolmuş kiralayıp gelmişlerdi.), Ali Coşkun, Harun Büyükgülcü, Mesut Solak, Mustafa Limon. 

Sağdan sola ayaktakiler: Seyfettin Yavaş, ? (Kayseri'den gelen arkadaşın yanında gelen misafir), Duran Aydıner (vefat etti), Mustafa Bahar, Ali Osman Koç, Ömer Dür, Ramazan Yüce, Sefer Akmaz, Ahmet Güneş, Mahmut Pıçak, 

En arkadakiler: Bekir Tekkaymaz, Osman Uyanık, İbrahim Gültekin, Haşim Akın, Musa Kazım Özcan, Tevfik Yüce, Mehmet Yılmaz. 

Bu mutlu günümde düğünüme katılan, katılamayan ve fotoğraf karesinde yer alan akraba ve arkadaşlarıma buradan teşekkür ediyorum. 

Kayseri'den bir arkadaşıyla düğünüme katılan yakın zamanda aramızdan ayrılan Duran Aydıner arkadaşıma Allah'tan rahmet dilerim. Halen sağ olanlara sağlıklı, huzurlu ömürler diliyorum. 

Fakülte ikinci sınıfta okurken evlenmiştim. Konya ve Kayseri'den katılanlar da öğrenci idi. Hatır bilip katılmışlardı düğünüme. 

Daha okulu bitirmeden, öğrenci iken evlenmek hiç akıl kârı değildi. Ama şartlar bunu gerektirmişti. Üçüncü sınıfta bir, son sınıfta finallerde doğan ikizlerle birlikte üç çocukla bitirmiştim okulu. 

Yokluk içinde düğün yapmıştık. Eş dostun desteği ile yuva kurmuştum.

O günkü düğünlerin vazgeçilmezi, bir çift Demirci Halısı ve 12 duvar yastığı idi. Bunlar da bir şekil alındı. Bu ikisi varsa  bir ev kurmak ve düğüne kalkışmak için yeterliydi. Diğer kap kacak eş dostun getirdiği hediyelerden karşılandı. 

Düğün yemeksiz olmaz, gelen aç gitmesin, bir yemek dökelim diye babam bir arsayı bir milyona satmıştı. Et için de ahırdaki ineği kestirmişti. Düğünüme yakından, uzaktan katılanlara mütevazı bir sofra kurmuştuk. 

Bazı şeyler anlatılmaz, yaşanırsa da aklımda kaldığı kadarıyla bazı hatıralar zihnimde canlandı: 

Kayseri'den kalkıp gelen arkadaş, arkadaşlardan topladığı paralarla çokça kitap alıp düğün hediyesi olarak kitap getirmişti. 

Konya'dan dolmuş kiralayarak gelen arkadaşlar kuzine soba almışlardı. 

Fakültede iken çokça masa tenisi oynadıkları için top kafalılar dediğim Mustafa Bahar ve Ömer Dür, üzerine top kafalılar yazdıkları bir duvar saati getirmişlerdi. 

Sonraları sobayı bir ihtiyaç sahibine, kitaplığımda kitaplarla birlikte gelen kitapları bir okula verdim. Ama top kafalıların getirdiği HISLON marka saat hala oturma odamda saat görevi yapıyor ve o günün hatırasını yaşatmaya devam ediyor. 

Fotoğraf karesinde arka taraflarda sol elini kaldırarak zafer işareti yapan Bekir Tekkaymaz'ın, içinde ısırılmış ayva hediyesi olan hediye paketini de burada anmaya değer. Ayvayı yedin demiş anlayacağınız bana. 

Öğrenci olduğumdan Konya'da ikamet etme zorunluluğum olmasına rağmen Zabıta amcam, "Gelin bu köye gelecek" diyerek ağırlığını koymuş, amcamın dediği olmuştu. 

Gelini Konya'dan Karasınır beldesine almıştık. 

İki odamız vardı. Bir tanesi benim için döşenmişti. 

Konya'dan gelini getirmek için oluşturulan konvoyda, amcamın belediyeden istediği bir otobüs, iki de Şahin marka taksi vardı. O zamanlarda herkeste şimdiki gibi taksi yoktu. Amcaoğlum Ömer'in taksisi gelin arabası olmuştu. Diğer araba da arkadaşım Mustafa Gezici'ye ait idi. 

Belediye otobüsünü veren belediye başkanımız seçim zamanı beni Konya Muhacir Pazarında yakalamış. Kendisine oy vermem için epey dil dökmüştü. Siyasi düşünce olarak yabancı olduğumdan, başkanım, kusura bakma. Partinden dolayı sana oy veremem demiştim de kulakları çınlasın, zamanın belediye başkanı bu sözümden dolayı birkaç sene bana mesafeli durmuştu. 

Hafta içi okulda, hafta sonu Karasınır'da olacak şekilde bir, bir buçuk ay git gel yaptım. Hafta içi Haşim Akın'ın kardeşiyle birlikte kaldığı bekar evinde kaldım. 

Düğünümün ardından 1-2 ay geçince rahmetli Kadifeli'nin kamyonuna eşyayı yükleyerek Konya'ya göç etmiştim. Nakliye ücreti olarak yanlış hatırlamıyorsam on bin lira vermiştik. 

Okul bitinceye kadar üç yıl kayınpederin evinin alt katında oturdum. 

Yaz dönemleri, zaman zaman hafta sonları inşaatlarda çalışarak evi geçindirmeye çalıştım. Şimdiki Beşyüz Evler mevkiinde her yaz dönemi inşaatlarda çalıştım. Üç aydan üç aya kredi alıyordum. Bir de Bekir Doğanay rahmetli'nin aracılığıyla Türk Anadolu Vakfından burs almıştım. 

Son fotoğraf karesi de gelin geldiğinde evin damından sağdıcım Sefer Akmaz ve amca oğlum Fayık Yüce ve teyzeoğlum Ali Coşkun'dan ibaret bir enstantane. Gelin geldiğinde sağdıç testiyi atar, damat da kabın içine konmuş şeker ve bozuk paraları serperdi.

Düğünümden bu yana aradan 38 yıl geçmiş. Hatıralarda kalmış bir fotoğraf karesi, bana o gün ve sonraki günlere dair bunları hatırlattı.

Muhacir Pazarı ve Trafik

Cumartesi günü ilçemde vefat eden bir cenazeye katılmak için saat 15.00 sularında evden çıktım. Karatay Terminalinden bir arkadaşı alıp ikindi namazına ilçeye yetişeceğim.

Eski Stat'ın güneyinde bulunan okullar güzergâhından giderken trafik durdu. Dur, kalk, kalk dur, dur dur, kalk yaptım. Kaç defa yaptım bilmem. Kambumbağa yürüyüşünden beter bir hızla Balık Hali önündeki kavşaktan geri dönüp arabaya yakıt aldım. Ödeme yaparken pompa görevlisine, bu saatte bu trafiğin derdi ne böyle dedim. "Pazar var abi. Görmüyor musun?" dedi. İyi de bugün daha cumartesi. Esas pazar yarın değil mi dedim. "Pazar, cumartesi gününden itibaren kuruluyor. Bugün de cumartesi. Her hafta böyle" dedi. Daha saat 15.00 suları. İftar vakti buranın trafiği nasıl olur dedim. Ödemeyi yapıp ayrıldım.

Anıt tarafından dolaştım. Tekrar Balık Hali kavşağından Yeni Larende Caddesini takip etmek zorundayım. Anıt tarafından Larende'ye giden yoldan da gitmek ne mümkün. Araçlar dur kalk yapa yapa gıdım gıdım ilerliyor. Kavşakta centilmenlik geçerli. Kim centilmenlik yaparsa oranın trafiği kilitleniyor. Arabalar arka sıra sıralanıyor. Diğer taraftan arabalar biraz nefes alıyor.

Kavşak boş bırakılmadığı için Eski Garaj, İl Tarım Müdürlüğü, Anıt ve Orman Müdürlüğü tarafından gelen araçlar kavşakta kilitleniyor.

Hoş, kavşak açık olsa bile okulları sağına alarak Eski Garaj tarafına gidecek araçlar Muhacir Pazarı'nın kuzeyine gelişigüzel park yaptığından dolayı bu güzergah iyice tıkanıyor. Buraya park eden araçların pek azı pazara gelen müşterilere ait olsa da çoğu araç pazarcı esnafının aracı. Pazarcı esnafı aracını yola paralel park etse yoldan iki araç gidebilir. Ama araçlar yola dik bir şekilde park ediliyor. Yolun çoğu yerinde trafik tek şerit işliyor. Park eden ve parktan çıkan araçların girip çıkmasıyla geriye kalan tek şerit de işlemiyor.

Ağır aksak, dur kalk Eski Garaj'a gecikmeli bir şekilde geldim. Arkadaşı alıp Karaman Caddesinden çevre yola çıktık.

İkindi namazına yetiştik. Cenaze namazı, defin işleminin ardından musallanın önünde okunan aşrı şerifin ardından diğer bekleyenlerin önüne geçerek cenaze yakınlarına başsağlığı diledik.

Saat 17'00'i geçtikten sonra yola çıktık. İftara bir şekilde yetişmemiz gerek. Akşama da Harmancık tarafında iftar yapacağım. Şehir içi trafiğine girersem iftara yetişemem, ev sahibini de bekletmek zorunda kalırım endişesi yol boyunca aklımın bir köşesindeydi. Evden telefon açtılar. "Şehir içi trafiğine girme. Biz buradan geçeriz" dediler.

Saat 18.05’te KaramanYolu Kavşağına geldik. İftara 35-40 dakika kaldı.

Yanımda benimle birlikte cenazeye katılan arkadaşa, gündüz 15 sularında çarşı trafiği felç. İftar vakti daha kalabalık olur. Davetli olduğum iftara da yetişememe durumum var. Ben çevre yoldan Antalya Çevre Yoluna dönsem, seni de burada indirsem, buradan dolmuşla Eski Garaj'a gitsen dedim. Olurdu, olmazdı, dolmuş geçmez bu saatte dese de tamam ineyim dedi. Arkadaşı indirip iftara yakın misafirliğe yetiştim. Çünkü çevre yolu da kalabalıktı. Sait zamanlardaki yeşil dalga işlemedi. Tüm kırmızılarda durdum.

Arkadaşa ayıp ettiğimin farkındayım. Zira onu aldığım yere bırakmam gerekirdi. Fakat güpegündüz karşılaştığım trafik yoğunluğu gözümü korkuttu.

Tekrar Muhacir Pazarı'ndan kaynaklı trafik sıkışıklığına geleceğim. Çünkü pazar günü trafik yoğunluğunu anladım da cumartesi günü de bu pazardan kaynaklı trafik keşmekeşliği söz konusu.

Macur Pazarı’ndan kaynaklı bu trafik yoğunluğu yıllardır bilgim bileli böyle. Pazarın altına otopark yapılacak dendi. Pazar yıkıldı. Sonra her ne sebepten ise kapalı otoparktan vazgeçildi. Pazar eski haline tekrar getirildi. Her cumartesi ve pazar Konya'nın en büyük pazarı olarak hizmet vermeye devam ediyor.

Şu var ki pazarcı esnafı satış yapacak, pazara gelenler de buradan alışverişini yapacak diye trafiği bu derece işlemez noktaya getirmeye kimsenin hakkı yok. Cumartesi ve pazar günleri bu caddeden ambulans, itfaiye vb. araç geçecek olsa yolun açılması epey zaman alır. Çünkü ne itfaiye aracı ne de ambulans geçebilir.

Alternatifi olmayan bu güzergahı rahatlatmanın yolu ne olabilir?

Bugün Konya'nın her bir semtinde semt pazarı kurulmakta. Pazardan alışveriş yapan insanımız pazar ihtiyacını mahallesinden karşılayabilir. Pekala bu pazar kaldırılabilir. Bu pazar kalkarsa bir eksiklik hissedilmez.

Pazarın tarihi özelliği var. Pazar buradan kalkmaz denirse, pazar kurulan yerin altına kapalı otopark yapılabilir. Mezarlık ya da tarihi buluntular var gerekçesiyle kapalı otopark yapma imkanı yoksa;

Bu pazar az geri tarafa kaydırılabilir. Çünkü pazarın arka tarafı kentsel dönüşüm uygulamaya müsait.

Pazar yerinde duracaksa, pazarın önündeki gidiş ve geliş caddeye araç parkı yasaklanabilir. Araçlar pazarın arka tarafındaki uygun yerlere park için yönlendirilebilir.

Pazarın önündeki caddeye araç parkı yapılacaksa, park eden araçların yola paralel park yapması sağlanabilir. Bu durumda trafik iki şerit akar.

Balık Hali önündeki kontrolsüz dönel kavşak trafik sıkışıklığına sebebiyet veriyorsa bu kavşağa trafik ışığı konabilir. Yeşil yanan taraf saniyeler içinde boşalabilir. Bekleyen yol, kırmızı ışıktan dolayı bekler.

Aklıma gelen çözüm önerileri bunlar. İstenirse hafta sonu bu güzergâhın trafiği rahatlatılabilir. Yeter ki Macur Pazarı'ndan kaynaklı bu trafik sıkışıklığını yetkililerimiz dert edinmiş olsun. Mutlaka çözüm yolu bulunur.

Bir diğer husus, pazar günü Konya'nın en büyük pazarı diye soluğu bu pazarda alanlara da bir sözüm olacak. Muhacir Pazarı'nın müşteriler için hiç avantajı yok. O kadar yolu tepmeye gerek yok. Evet, bu pazar büyük olmaya büyük. Her çeşit ürünü burada bulmak mümkün. Pazarcı esnafı da çok. Yalnız Muhacir Pazarı esnafının çoğu, nasılsa bu pazara her yerden insan gelir diye müşteriye çürük çarık ne varsa doldurup veriyor. Aynı pazarcı diğer semt pazarlarında tanındığı ve haftalık aynı müşterilere satış yaptığı için bu pazar kadar çürük çarık vermiyor. Çünkü çürük, çarık verse öbür hafta müşteri kendisine gelmeyeceği için müşteri kaybına uğrar. Halbuki Muhacir Pazarı'na ise her semtten gelen müşteriye kalitesiz ürün verse, bu müşteri haftaya gelmese bile başka yeni müşteri düşüyor tezgahına ve pazarcı işini çıkarıyor.

Bence pazar müşterilerinin evlerine yakın semt pazarlarından alışveriş yapmalarında fayda var. Hem o kadar yolu tepmezler hem trafiği kilitlemezler hem yakıt yakmazlar hem kanmamış olurlar. Belki kendi semt pazarlarında üç beş kuruş fazlaya sebze ve meyve alırlar ama bilsinler ki Muhacir Pazarı'ndan aldıkları sebze ve meyveye değer.