28 Şubat 2026 Cumartesi

Bir Başka Açıdan 28 Şubat

28 Şubat sürecine dair birkaç yıldır yazı konusu edinmesem de daha önce hakkında çokça yazdım. Bugün nedense bu sürede dair kalem oynatmak geldi içimden.

Post modern darbe olan 28 Şubat sürecinin içeriğine girmeyeceğim. Katılır veya katılmasınız, süreçten hareketle bir tespitte bulunmaya çalışacağım.

İçeriğine girmesem de tek kelimeyle bu süreç, dindar-mütedeyyin ve İslamcılara kök söktürüldüğü bir dönemin adıdır. İnancından, inancına dair kılık kıyafetten ve okuduğu okuldan dolayı insanların ve öğrencilerin mağdur edildiği bir dönemin adı aynı zamanda.

Kısaca dindar ve mütedeyyin insan mağdur edildi bu süreçte. Sürece giderken okullardaki etkinliklere yer verildi. Toplu namazlara ekranlarda yer verildi. Farklı giyim ve kuşamlar ön plana çıkarıldı. Bazı kişilerin geçmiş konuşmalarından kısa bölümler gösterildi durdu.

İşlenen tema, Türkiye nereye gidiyordu. Önlem alınmazsa Türkiye irticaya teslim edilecekti. Bin yıl devam edecek diye örümcekten bir sistem kurdular. Kısa zamanda köşelerine çekilmek zorunda kaldılar. O gündür bugündür ellerindeki gücü kaybettiler. Bir daha kendilerine gelemediler.

Bu süreci sonuçları itibariyle değerlendirmek lazım. Bir insan bir güç bir zihniyet neyin mücadelesini verir? Gücü elinde bulundurmak ve yerini sağlamlaştırmak için. Bunlar ise ellerindeki bulgurdan da oldular ve mücadele ettikleri zihniyeti iktidar yaptılar.

Burada sormak lazım. Bu sürecin kudretli aktörleri bunu düşünemediler mi? Yoksa umdukları gibi gitmedi mi süreç? Acaba bu süreç bir oyundan mı ibaretti?

Sürecin aktörlerinin oyun oynadığını, danışıklı dövüş yaptıklarını sanmıyorum. Ama sonucun kime ve hangi zihniyete yaradığına bakarak haksız yere oluşturulan mağduriyetin ters teptiğini düşünüyorum. Oyunun aktörleri biz bunları mağdur edelim de bunlar iktidar olsun diye düşünmemiş olabilir. Aktörler de hazırlanan senaryoyu oynamış olabilir. Akıbetin ne olacağını, kime ve hangi zihniyete yarayacağını da ancak senaristler bilir. Çünkü bu ülkede ön planda oyun kurucu rolü üstlenenler gerçek oyun kurucu değildir. Oynadıkları rolün de kime yarayacağını hesaba katmazlar.

Dindar ve mütedeyyin insanların üzerinden silindir gibi geçen bu süreç, Mahir Kaynak'ın faili meçhul cinayetlerle ilgili söylediği şu sözü aklıma getirdi. "Faili meçhul bir cinayetten kim kazançlı çıkarsa o cinayeti onlar işlemiştir" anlamına gelen bir sözdü. Burada 28 Şubat sürecinde dindar ve mütedeyyin insanlar oyun kurucu değildi, bu süreci yapma güçleri yoktu denebilir. Doğrudur. Dindar ve mütedeyyin insanların bu zulmü yapmaları ve kendi kendilerine eziyet etmeleri mümkün değil. Yalnız o süreçte derin devlete hakim olanlar süreçle oluşturdukları mağduriyetle, kimin kazançlı çıkacağını hesaba katmış olabilir.

Şunu da unutmayalım. “Memleket komünist olacaksa onu da biz yaparız” sözü her ne kadar dönemin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’a atfedilse de bir dönemin zihniyetini ifade etmek bakımından bu söz önemlidir. Ülkeye ya da derin devlete hakim olan zihniyet, kimi iktidar yapmak isterse bir şekilde bunun alt yapısını hazırlıyor.

Halihazırda 28 Şubatta mücadele edilen zihniyetin, bu sürecin ardından iktidar olması ve bu iktidarın yıllar yılı iktidarda devam etmesi düşündürücü değil mi? 

Acaba dönemin senaristleri dindar ve mütedeyyin ve de İslamcıların iktidar olmasını murat etmiş olabilir mi? Şayet böyle değilse kime niyet kime kısmet denir buna. 

Salih Amel

Salih amel; iyi, hoş, güzel davranış anlamına gelir. Eşittir ibadet demektir. 

Allah'ın rızasına uygun, insanların yararına olan her türlü davranış salih amel kapsamına girer.

Adına ister salih amel ister ibadet diyelim. İki çeşit ibadet vardır. Dar anlamda ibadet, genel ya da geniş anlamda ibadet.

Dar anlamda ibadet dendiği zaman namaz, oruç, hac, zekât, kurban gibi ibadetler akla gelirken, geniş ya da genel anlamda ibadet dendiği zaman insanın toplum içinde yaptığı her türlü olumlu hareket akla gelir: Güler yüz göstermek, hal hatır sormak, yardım etmek, insanlar hakkında güzel şeyler düşünmek, empati yapmak, işimizi düzgün yapmak, dürüst olmak vb... Kısaca toplum içinde toplumun faydasına olan her türlü amel diyebiliriz buna. 

İbadeti ya da salih ameli kapsam yönünden dar olan ve geniş olan şeklinde ayırmak ne derece doğru olur bilmiyorum. Zira ibadet ibadettir. Birini, diğerinden ayırt etmemek gerektiğini düşünüyorum.

Yalnız dar anlamda ibadetin din görevlileri ve de toplum tarafından daha çok öne çıkarıldığını düşünüyorum. Bana kalırsa geniş anlamda ibadetin daha öne çıkarılması en güzeli. Çünkü dar anlamda ibadet olan namaz, oruç, hac gibi ibadetler kişinin Allah'a olan borcunu yerine getirmesinden ibarettir. Kişinin, kıldığı namazı, tuttuğu orucu övünç meselesi yapması, hayatının merkezine koyması bana çok doğru gelmiyor. Çünkü namaz ve oruç, kişinin birine olan borcunu ödemesi gibidir. Bu borç ilişkisi, alacaklıyı ve borçluyu ilgilendirir. Borcun zamanında verilmesi bir övünç meselesi değildir. Aynı zamanda bu borcun yerine getirilmesinin ya da yerine getirilmemesinin topluma bir faydası ve zararı olmaz.

Topluma esas faydası ve zararı olan ibadet ise geniş anlamdaki ibadettir. Tüm eylemlerimiz Allah'ın rızasına uygun ve toplumun yararına olursa bu ibadet toplum için bir anlam ifade eder. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. Salih amel ise topluma dokunmak demektir. Herkes salih ameli ön plana çıkaracak şekilde bir davranış içerisine girerse, bundan toplum yararlanır, toplum kendiliğinden düzelir. Çünkü geniş anlamda ibadet, eşittir güzel ahlak demektir. 

Tamam, ibadeti dar ve geniş şeklinde bir tasnif tabi tutmayalım. Birini diğerinin önüne geçirmeyelim. Ama dar anlamda ibadeti çok öne çıkarıp geniş anlamda ibadeti geri planda bırakmayalım. 

27 Şubat 2026 Cuma

Bir İftarın Ardından

Perşembe günü ABK Holding'in iftarı vardı. Bir grup liseden sınıf arkadaşıyla bu iftara eşlik ettik. Yedik, içtik. Görmediğimiz arkadaşlarla ayaküstü de olsa muhabbet giderdik.

Bu vesileyle arkadaşlarla bir arada toplanmışken fırsatı değerlendirdik. Holding binasına evi yakın bir arkadaş evini açarak hem çaya doyduk hem de muhabbete.

ABK Holding'in, Holding binasında verdiği bu iftar ilk değildi. Nicedir gelenek haline getirdi Baydar. Davetlilerin sayısını tam bilmiyorum ama 150-200 kişiden az değildi iftara eşlik eden.

Basından izlediğim kadarıyla bir ramazanda ABK Holding'in verdiği tek iftar değil. Belki de ramazanın yarısını burada farklı farklı kişileri ağırlayarak iftar veriyor.

Her iftarın eksiksiz geçmesi için ABK Holding çalışanlarının çoğunun, bu ziyafetlerde kol kanat gerdiğine şahit olurum.

Davetliler iftarını yaparken Baydar ailesinin her masayı dolaşarak davetlilerine hal hatır sorması, hoş geldin demesi ve afiyet olsun dileğinde bulunması ve güne hatıra bırakacak pozlar vermesi görülmeye değer.

O kadar davetliyi kapıda karşılamaları, girişte hatıra fotoğrafı çekilmesi, misafirleri yönlendirmek için çalışanların gayretleri, tüm bu atmosferde yüzlerinden gülücüklerini eksik etmemeleri, günün buz gibi havasını ısıtan enstantanelerden.

İftar sonrası, iftara ailesiyle katılan çocuklar da düşünülmüş. Bir görevli bahçede çocuklara ikram verdi durdu. Yanına yaklaşıp bu nedir diye baktım. Bir arkadaş, gel gel, çocuklar için dedi. Ben de çocuk sayılırım dedim ama görevli, çocuklarla ilgilenmekten benim bu dediğimi işitmedi bile. Belli ki adını bilmediğim bu çocuk ikramından benim nasibim yok. Çünkü büyüğüm. İşin garibi çocukluğumda görmedim. Büyüdüğümde de sana göre değil muamelesine maruz kalıyorum. Vah ki bana vah.

İftarını yapıp vedalaşıp gidenlere diş kirası da eksik edilmiyor. Görevliler, daha önce herkes için hazırlanmış, içinde çam sakızı çoban armağanı hediyelerin bulunduğu geleneksel hediye çantasını vermeyi de ihmal etmiyorlar.

Kısaca, her sene olduğu gibi bu iftar ziyafetinin de tadı damağımızda kaldı. Açısından, misafirlere mihmandarlık yapan ABK Holding çalışanlarına, her yıl ziyafetini eksik etmeyerek eşini, dostunu Holding bünyesinde ağırlayan Baydar ailesine teşekkürü bir borç bilirim. Keselerine bereket.

Yazımı nihayete erdirirken şunu da ifade etmek isterim. Günümüzde o kadar insanı ağırlamak, onlara iftar vermek, bunu geleneksel hale getirmek, çıkışta herkesi hediyeyle uğurlamak, sayısız iftar düzenlemek, iftar maliyetinin altından kalkmak kolay değil. ABK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Baydar tüm bu iftarları kendi öz sermayesi ile yapıyor. Kazancında ne baba parası var ne miras ne de kamu kaynağı. Tüm yaptığı, çocukluğundan beri çalışıp çabalayarak dişinden tırnağından artırdığını; eşine, dostuna ikram etmek. Belediye ve kamu kaynağı olmadan, kısaca başkasının sırtından olmayan böyle ağalıklara can kurban. Davet dediğin böyle olmalı.

Sayın Baydar ailesine, helalinden bol kazançlar, huzur ve mutluluklar diliyorum. Verdiği iftarların ve yaptığı hayır hasenatın yakın zamanda kaybettiği annesinin ruhuna değmesini temenni ediyorum.