27 Şubat 2026 Cuma

Bir İftarın Ardından

Perşembe günü ABK Holding'in iftarı vardı. Bir grup liseden sınıf arkadaşıyla bu iftara eşlik ettik. Yedik, içtik. Görmediğimiz arkadaşlarla ayaküstü de olsa muhabbet giderdik.

Bu vesileyle arkadaşlarla bir arada toplanmışken fırsatı değerlendirdik. Holding binasına evi yakın bir arkadaş evini açarak hem çaya doyduk hem de muhabbete.

ABK Holding'in, Holding binasında verdiği bu iftar ilk değildi. Nicedir gelenek haline getirdi Baydar. Davetlilerin sayısını tam bilmiyorum ama 150-200 kişiden az değildi iftara eşlik eden.

Basından izlediğim kadarıyla bir ramazanda ABK Holding'in verdiği tek iftar değil. Belki de ramazanın yarısını burada farklı farklı kişileri ağırlayarak iftar veriyor.

Her iftarın eksiksiz geçmesi için ABK Holding çalışanlarının çoğunun, bu ziyafetlerde kol kanat gerdiğine şahit olurum.

Davetliler iftarını yaparken Baydar ailesinin her masayı dolaşarak davetlilerine hal hatır sorması, hoş geldin demesi ve afiyet olsun dileğinde bulunması ve güne hatıra bırakacak pozlar vermesi görülmeye değer.

O kadar davetliyi kapıda karşılamaları, girişte hatıra fotoğrafı çekilmesi, misafirleri yönlendirmek için çalışanların gayretleri, tüm bu atmosferde yüzlerinden gülücüklerini eksik etmemeleri, günün buz gibi havasını ısıtan enstantanelerden.

İftar sonrası, iftara ailesiyle katılan çocuklar da düşünülmüş. Bir görevli bahçede çocuklara ikram verdi durdu. Yanına yaklaşıp bu nedir diye baktım. Bir arkadaş, gel gel, çocuklar için dedi. Ben de çocuk sayılırım dedim ama görevli, çocuklarla ilgilenmekten benim bu dediğimi işitmedi bile. Belli ki adını bilmediğim bu çocuk ikramından benim nasibim yok. Çünkü büyüğüm. İşin garibi çocukluğumda görmedim. Büyüdüğümde de sana göre değil muamelesine maruz kalıyorum. Vah ki bana vah.

İftarını yapıp vedalaşıp gidenlere diş kirası da eksik edilmiyor. Görevliler, daha önce herkes için hazırlanmış, içinde çam sakızı çoban armağanı hediyelerin bulunduğu geleneksel hediye çantasını vermeyi de ihmal etmiyorlar.

Kısaca, her sene olduğu gibi bu iftar ziyafetinin de tadı damağımızda kaldı. Açısından, misafirlere mihmandarlık yapan ABK Holding çalışanlarına, her yıl ziyafetini eksik etmeyerek eşini, dostunu Holding bünyesinde ağırlayan Baydar ailesine teşekkürü bir borç bilirim. Keselerine bereket.

Yazımı nihayete erdirirken şunu da ifade etmek isterim. Günümüzde o kadar insanı ağırlamak, onlara iftar vermek, bunu geleneksel hale getirmek, çıkışta herkesi hediyeyle uğurlamak, sayısız iftar düzenlemek, iftar maliyetinin altından kalkmak kolay değil. ABK Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Baydar tüm bu iftarları kendi öz sermayesi ile yapıyor. Kazancında ne baba parası var ne miras ne de kamu kaynağı. Tüm yaptığı, çocukluğundan beri çalışıp çabalayarak dişinden tırnağından artırdığını; eşine, dostuna ikram etmek. Belediye ve kamu kaynağı olmadan, kısaca başkasının sırtından olmayan böyle ağalıklara can kurban. Davet dediğin böyle olmalı.

Sayın Baydar ailesine, helalinden bol kazançlar, huzur ve mutluluklar diliyorum. Verdiği iftarların ve yaptığı hayır hasenatın yakın zamanda kaybettiği annesinin ruhuna değmesini temenni ediyorum.

İlahili Ramazan

Bir Roman vatandaşın başlattığı ilahi okuma tüm ramazanı kapladı. Sosyal medyanın her bir yerinde ilahi okuyan okuyana. Siyasetçinin ağzında ilahi. Çocukların ağzında ilahi. Okullarda ilahi. Açığında ilahi, kapalısında ilahi. 

İlahi söyleyenlerin ne kadarı samimi ne kadarı rol yapıyor bilinmez ama bu ramazan ilahiye doyduk dense yeridir.

İleride bu ramazan ilahili ramazan diye anılırsa hiç şaşırmam. 

Bu vesileyle insanımızın çoğunda bir cehver olduğu ortaya çıktı. Çoğunun sesi güzel, makamı da iyi yapıyor. 

Beni üzen de bu ses bu yetenek bu aşk varken insanımız şimdiye kadar neredeydi? Bizi niçin ilahiden mahrum bıraktılar? Tüm yeteneklerin ortaya çıkması için illa bir Roman vatandaşın fitili ateşlemesi mi beklenmeliydi? Zamanında ortaya çıksalardı da kulaklarımızın pası bir güzel silinse olmaz mıydı?

Zamanında ortaya çıksalardı hem ortalık birkaç ilahi okuyana kalmazdı hem biz ilahi ziyafetine doyardık hem onlar zamanında meşhur olurdu hem de bu meşhurluktan mütevellit paraya para demezlerdi. 

Şu gösterdi ki bu milletin genlerinde din geni var, sanat geni de var. Bu millet sanattan anlamaz diyenler bu yetenekleri görünce sanat bu milletin geninde varmış, biz tanıyamamışız diye öyle zannediyorum, mahcup olmuştur. 

Hazır iş bu raddeye gelmişken içinde sanat ruhunu barındıranların, amatörce ilahi söylemeyi bırakıp üçü beşi bir araya gelerek ilahi korosu oluşturmasında ve ekip ekip tüm Türkiye'yi dolaşarak sanatlarını icra etmesinde fayda görüyorum. Gecikmiş de olsa bir yerden başlamaları gerekir. 

Havzan'da Sahur Sükûneti

Okulda teneffüs arası laflarken bir öğretmen, "Davul sesi niye duymuyorum" dedi. Bir başkası "Orucun haftası dolarsa iftar vakti zilinin çalması yakındır. O zaman anlarsın davulcunun olduğunu" dedi. Bu cevabı diğerleri de "Doğru" diyerek tasdikledi. 

Babası, Havzan'da ikamet eden bir öğretmen de bana dönerek, "Hocam, Havzan'da bu ramazan davulcu yok. Haftası dolunca da iftar vakti evine gelmezler. Muhtar bu sene davulcu kabul etmemiş" dedi. Bu benim için güzel bir haberdi. Helal olsun muhtara. Gidip muhtarı tebrik etmem lazım dedim. 

Bu sene zaman zaman uyumayıp sahuru bekledim. Bazen de sahura kadar uyudum. Ne uyanıkken ne de uykuda iken davul sesi duydum. Davul sesi niye duymuyorum diye de hiç merak etmedim. 

Gündüzünde bu konuşmanın geçtiği gece sahura doğru davul sesi duydum ama ses çok uzaklardan geldi. Belli ki komşu mahallelerde davulcu var. Bu gelen ses de o mahalle davulcularının sesi. Şu var ki uzaktan gelen bu davul sesi beni hiç rahatsız etmedi. 

Davuldan niye rahatsız oluyorsun. Ramazanda davul eşliğinde kalkma geleneğimizi ben seviyorum. Bu gelenek devam etsin diyenler olsa da bir zamanlar önemli bir işlev gören bu geleneğe günümüzde pek değil, hiç ihtiyaç kalmadığını düşünenlerdenim. İhtiyaç kalmadığına göre bu geleneğin devam etmesinin bir anlamı yok. Olsa olsa nostalji olur. Ramazanda davul çalarak üç beş kuruş harçlık almayı uman davulculara katlı sağlar. Başka da bir faydası yok. Çünkü bugün günümüzde kimse davulcu ile sahura kalkmıyor. 

Davulcuya niye ihtiyaç kalmadı? Günümüz insanının çalışma şekli değişti. Eskiden herkes gündüz çalışır, gece uyurdu. Çoğu evlerde insanımızı sahura kaldıracak çalar saat yoktu. O zamanlarda insanımızı sahura kaldırmak için bulunan bu davul bir ihtiyacı gideriyordu. Halbuki günümüzde herkeste cep telefonu var. İstediği saate kurup sahura kalkabiliyor. 

Yine günümüz insanının azımsanmayacak oranda vardiya usulü çalıştığı da malum. Bizim uyanık olduğumuz saatte onlar uyuyor, bizim yattığımız vakit onlar çalışıyor. 

Bir diğer husus, oruç tuttuğu halde uykum bölünmesin diye sahura kalkmayanlar var. Kimi yatmadan önce sahuru yapıp yatıyor. Çünkü günümüzde herkes evine yakın yerde çalışmıyor. İlçelere günlük gidip gelenler var. Bu insanlar çok erkenden yola düşmek zorunda. Bu insanlar sabah işe dinç gitmek için uykularını almaları gerekiyor. Sahur her halükarda uykuyu ikiye bölüyor. Bu kış günlerinde sahurlar uykuyu bölse de erken yatılsa uyunan süre yeterli olur ama hangi insanımız erken yatar. Toplum olarak geç yatma alışkanlığımız var. 

Bir diğer husus, sahurlar eskisi gibi aynı vakitte yapılmıyor. Üstelik son yıllarda Diyanet'in imsak vaktinden farklı olarak Süleymaniye Vakfının daha geç vakitte imsakı başlattığı alternatif bir imsakiye daha var. Bu iki takvim arasında mevsime göre değişse de 45 dakikalık bir fark var. Belli oranda insanımız Süleymaniye Vakfına göre sahur yapıp oruca niyetleniyor. 

Eskiye oranla oruç tutmak istediği halde oruç tutamayan insanımızın sayısı da az değil. Çünkü şeker hastası olup doktoru tarafından oruç tutması yasaklananlar var. 

Bir diğer husus dine mesafeli olduğu için oruç tutmayan insanımızın sayısı da az değil. Her geçen yıl daha da artıyor. 

Davula ihtiyaç olmadığına dair verdiğim örnekler ne derece isabetli bir gerekçe olur bilmiyorum. Bana kalırsa davulla sahura kalkma geleneği tarihteki yerini almalı. 

Kendi adıma söyleyeyim. Bu sene mahallemde davulun çalmamasıyla, sahura kalkamama sorunu yaşamadım. Davul çalmadı diye bir eksiklik hissetmedim. Üstelik davul sesi duymayınca mahallem sakindi. Bir yerde sakinlik varsa orada huzur olur diye düşünüyorum.