22 Şubat 2026 Pazar

Cumartesi Günlüğüm

Cumartesi günü öğleye doğru sitenin su işlerini halletmek için çeşmeciler geldi.

Birkaç saat çeşmecilere eşlik ettim. Onlar geri kalan işi yaparken ben de ödemeyi vermeyenleri telefonla arayarak eksik parayı tamamlamak için uğraştım. 

O kadar yazı yazıp duyuru yapmama rağmen üç kişi ödemeye Fransız kaldı. Normal şartlarda borcumu istemem. Borcumu da gününde istemeden öderim. 

Olmayacak böyle deyip telefona sarıldım. Biri telefonum bozuk. Duyurudan haberim yok. Haydi şuradan beraber çekip gelelim dedi. Ona bankaya kadar eşlik ettim. 

Yolda giderken bir başka ödeme yapmayanı aradım. "İban gönder, hemen göndereyim" dedi. İkisini birlikte hallederim deyip İban gönderdim. Para ha şimdi ha az sonra gelecek diye banka şubesinin önünde ağaç oldum. Galiba göndermeyecek deyip geri geldim. Az sonra "İban göndermediniz" telefonu aldım. Gönderdim ama yoksa telefon numarasını mı değiştirdiniz dedim. Hayır deyince mesaja baktım. Mesajı, adıyla soyadıyla aynı isimli eski komşuma göndermişim. İbanı tekrar gönderdim. Para yatınca tekrar çekmeye gittim. 

Ödeme yapmayan şehir dışında ikamet eden bir başka maliki aradım. Son ödeme dündü. Dönüş olmadı dedim. "Telefonum bozuk. Haberim yok. İban gönder, pazartesi göndereyim" dedi. Şimdi gönder, ben ödeme yapacağım dedim. Hesapta para yok dedi. Bugün ayın 21'i, pazartesi de 23'ü. Hesabında para olmayan 23'ünde nereden bulacaktı. Çünkü maaş günü değil. Pek anlamadım ama tamam dedim. Ardından bu tür ödemeleri kiracınız yapsa, siz onunla mahsuplaşsanız dedim. "Yok, ben İban ile göndereyim. Kiracıyı karıştırmayalım" dedi. Bunu da pek anlamadım ama buna da eyvallah dedim. 

Bir diğer anlamadığım, gruptaki mesajı telefonum bozuk. Görmedim diyen, özelden gönderdiğim mesajı nasıl görüyor? Demek ki telefon bozuk olunca grup mesajını göstermiyor ama özel mesajı gösteriyor. Telefonların bu özelliğini de yeni yeni öğreniyorum. Doğrusu, böyle bir telefona sahip olmak isterdim. 

Sonunda, sağdan soldan derken çeşmecilere taahhüt ettiğim borcumu ödedim. Ama bilin ki sitenin işi olsa da para istemek çok zor. Her telefon açışımda kırmızı yüzüm iyice kızardı. Kusura bakma dedim durdum. Bu hengame ve telaşede dilencilere gıpta etmedim desem yalan olur. 

Saat 13.00 gibi çeşmecilere ödemelerini yapıp vedalaştık. Onlar evlerinin yolunu tutarken ben de çarşıya dolaşmaya çıktım. İstasyondan çıkıp Aziziye civarında buldum kendimi. Bir hırdavatçıya uğrayarak bir asma kilit aldım. Çünkü temiz ve pis su gideri için bir malikin odasının içinden işlem yapılması gerekti. Fakat ne kiracıda buranın anahtarı vardı ne de il dışındaki ev sahibinde. Mecburen asma kilidi kırmak zorunda kaldık. Kırdığımızın yerine yenisini almam gerekti. Böylece boş gezenin boş kalfası olurmuş sözünü, üzerimde hakkal yakin yaşamış oldum. Kendime iş buldum. Zaten kendine iş bulmak isteyen, ıvır zıvır angarya işlerle uğraşmak isteyeni site yöneticisi yapacaksın. O zaman iş ve her türlü angarya gelir seni bulur. 

İkindi namazından sonra bir arkadaşla birlikte şura, bura derken eve doğru yollandım. 

Yolda aldığım talimat üzere markete uğradım. Alacağımı alıp iftara yakın eve attım kendimi. 

Eve varınca ne kadar adım atmışım diye adım sayara baktım. Şaka maka 16 bin küsur adım atmışım. 9 km'yi geçmişim, 10 km'ye ramak kalmış. Bugünkü yürüyüşümü de 10 km'ye tamamlayayım diyerek çay sonrası tatlı su doldurup geldim. 

Çoğu oruçlu vakitte olmak üzere 2 saat 47 dakika yürümüşüm. 10.824 adım atmışım. 10 km yapmışım. 674 kalori yakmışım. 

Bir cumartesiyi de böylece değerlendirmiş oldum. Hem iş yaptım hem yürüyüşümü hem alışverişimi. Kim demiş oruç oruç yürünmez ve iş yapılmaz diye. Şekil A da görüldüğü gibi. 

Meraklısına, oruçta yürümeyi tavsiye ederim. Aç karna iyi yürünür, vakit geçer. İşe de kendini verince iftara ne kadar kaldı diye durmadan saate bakmaya gerek kalmıyor. 

Bilinsin ki pandemide yürümeye oruçta başladım. Oymuş, yaz, kış, soğuk, sıcak, tatil, aç ve tok demeden yürüyüşümü yaparım. Kilosu o biçim, göbeği bu biçim olanlara duyurulur. 

21 Şubat 2026 Cumartesi

Muhabbetin İçine Etmenin Yolu

Bazı insanlarla oturmaktan zevk alırsın. Otururken vaktin ne zaman geçtiğini bilemezsin. Vakit ilerledikçe keşke zaman dursa da biraz daha otursak dersin. Konuşması dinlenir, konuştuğun anlaşılır. Kalkarken de muhabbetin tadı damağında kalır. 

Bazıları da vardır. Ne konuştuğunu doğru anlar ne de konuşmasının içinde evin olur. Her konuda söz söylese de boş konuşur. Bari dikkatli bir şekilde dinliyor dersin. Fakat öyle soru sorar ki muhabbetin içine eder. Çünkü sorduğu sorudan, konunun anlaşılmadığını anlar, sil baştan başa dönersin. Haliyle bu kadar da olmaz deyip kan beynine sıçrıyor. 

Buyurun size bir örnek. Muhterem, bilgisayar mühendisliğini bitiren birinin ne yaptığını sorar. Ne yapsın? KPSS'ye hazırlanıyor dersin. "Öğretmen mi olacak" demez mi? Aman ya Rabbi. Soruya bak, hizaya gel. Soru sorulur da herhalde böylesi sorulmaz. Çünkü verdiği cevaba göre KPSS'ye hazırlanan herkes öğretmen olmak için hazırlanır. Bu devirde bilgisayar mühendisi birinin öğretmen olması mümkün mü? Değil. Çünkü o kadar öğretmen branşında birikmiş öğretmen adayı atanmayı beklerken devlet niçin bilgisayar mühendisini KPSS ile öğretmen alsın. Herhalde, Refah Yol hükümeti zamanında sınıf öğretmeni ihtiyacını karşılamak için öğretmenlik branşı dışındaki kişilerin de öğretmen olarak atanması aklında kalmış olmalı. O zamandan bu zamana da 30 yıl geçti. Belli ki 30 yol geriden geliyor. 

Şu var ki sorduğu soru muhabbetin içine eden türden. 

Bir başka örnek. Laf lafı açtı. Ülkelerin ordusuna konu geldi. Ben, geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin ordusuna pek güvenmiyorum. Her ne kadar bulunduğu ülkenin devlet başkanına bağlı olsalar da emri dışarıdan alıyor intibaı veriyorlar. Mesela, Mursi'nin atadığı Sisi, Mursi'ye darbe yaptı. Saddamın ordusu Irak işgal edildiğinde tek kurşun atmadı. Libya öyle. Suriye hakeza. Son örnek de Venezuela Devlet başkanını ABD yatak odasından alırken Venezuela ordusunun tek kurşun atmaması. Bugün devlet başkanının karşısında saygıyla duran ve her dediğini yapan genel kurmay başkanları, yarın dışarıdan emir alırsa kendi ülkesinin devlet başkanını derdest ederler dedim. Bu dediklerimi can kulağıyla dinleyen muhterem, "Ama onları falan atadı. Olmaz öyle şey" demez mi. İyi de Sisi'yi de atayan Mursi idi. Mursi'ye indiren de o oldu dedim. Sessiz kaldı. Ama yine ikna olmadı. "Onları o atadı dedi durdu.

Halbuki Mursi-Sisi örneği bile ne demek istediğimi ayan beyan gösterir. Ama gel bunu bu kimseye anlat. Gerçi sui misal emsal olmaz. Herkes böyle olacak diye bir şey yok ama yine de düşündürücü.

Görünen o ki hiç okumayan biri. Lise, üniversite bitirdikten sonra bir makale, bir sayfa yazı okumuş değil. Gündemi de belli ki takip etmiyor. Kafayı da zorlamıyor. Haliyle hep hazırdan yediği için yeni bilgi gelmediğinden analitik düşünmeyi iyice kaybetmiş. Olayları sonuçları itibariyle değerlendirmekten aciz.

Bu aşamadan sonra muhabbetin içine etme görevini ifa edip bu dünyayı bu şekilde terk edecek. Yersen artık.

En güzeli, hal hatır, merhaba. Ötesi caiz değil. Çünkü akıl sağlığına zarar. 

Kur'an Kursu Öğrencilerine Yardım Sergileri

Bir ara bir imamın yanında, Ali Erbaş zamanında aşağı yukarı her cuma camilerde para toplanırdı. Yeni gelen Başkan inşallah bu yardım toplamayı biraz azaltır dedim. "Zaten yazı var. Ayda bir (iki de demiş olabilir) defa toplanacak. Diğer haftalar için mülki amirin izin ve onayı gerekir" demişti. Mülki amire durumu anlatıp diğer haftaları da ilçe ve il müftülükleri yardım toplar demiştim.

Takip ediyorum. Dediğim gibi çıktı. Yardımın toplanmadığı hafta yok gibi. "İlçe müftülüğüne bağlı Kur'an kursu öğrencilerinin ihtiyacı için yardım toplanacaktır" duyurusu eksik olmuyor.

Merak ediyorum ve kendi kendime soruyorum, ilçe müftülüğüne bağlı öğrencilerin ihtiyacı ne olabilir diye. Kurs binası zaten var. Öğrencilerin oturacağı masa, sıra zaten var. Çocukları okutmakla görevli kurs hocası zaten devlet tarafından veriliyor. Maaşı da devlet tarafından ödeniyor. Geriye kalsa kalsa ısınma bedeli kalır. Belki de bu ısınma bedelini karşılamak için sürekli para toplanıyor. Eğer ısınma gideri için sergi açılıyorsa kurs öğrencilerinin ihtiyacı için denmesin, ısınma giderlerini karşılamak için densin. Çocuklar alet edilmesin. 

Kursların ısınma bedelini karşılamak için camilerde sürekli sergi açmanın dışında başka yollar bulmak gerek. Kursun açılmasına izin ve onay veren, aynı zamanda buraya maaşlı görevli veren irade, kursların ısınmasını da çözüm bulmalı:

Pekala genel bütçeden ödenebilir. Bunun çalışmasını da Diyanet İşleri Başkanlığı yapmalıdır. 

Genel bütçeden ödemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yanaşmazsa Diyanet'in B planı olmalıdır: 

Bildiğim kadarıyla Diyanet Vakfının imkanları çok iyi. Isınma giderleri bu vakıftan karşılanabilir. 

Hac ve umre organizasyonundan arta kalan paranın belli bir oranı cami ve kursların ısınma ve aydınlatmasına ayrılabilir. 

Cami lojman kiralarıyla, kış boyunca cami ve kursların ısınma giderleri ödenebilir. 

Bazı camilerin vakfiyeleri var. Bu vakfiyelere ek yapılarak ihtiyacı olan cami ve kursların giderleri karşılanabilir. Geçmişte bazı camilerin ihtiyacını karşılamak için hayırseverler tarafından camilere gayrimenkul bağışlanmış. Zamanında hayırsever, "üçte ikisi caminin, üçte biri de imamın ihtiyacını karşılamak için" şeklinde vakfetmiş. Geçmişte imamlar cemaat tarafından tutulur, maaşı da cemaat tarafından verilirdi. Bugün cami görevlilerinin maaşı devlet tarafından ödendiğine göre bu tür vakfiyeler güncellenerek gelirin tamamı cami ve bünyesinde bulunan Kur'an kursunun giderleri için denmelidir. Bu devirde vakfiyede var diye devletin maaşlı görevlisine gayrimenkulün gelirinden ödemeye son verilmelidir.

Hiçbiriyle olmazsa kursa gelen öğrenci velilerinden aylık fert başı aidat alınabilir.

Bir anda aklıma gelen çözüm önerileri bunlar. İstenirse pekala çözüm yolu bulunur. Ama görüyorum ki etkili ve yetkili kişilerin, cuma günleri sergi açmanın dışında akıllarına başka seçenek gelmiyor. Bu da işin kolaycılığından başka bir şey değil. Bu yapılan da resmi dilencilik ten başka bir şey değil.