21 Şubat 2026 Cumartesi

Muhabbetin İçine Etmenin Yolu

Bazı insanlarla oturmaktan zevk alırsın. Otururken vaktin ne zaman geçtiğini bilemezsin. Vakit ilerledikçe keşke zaman dursa da biraz daha otursak dersin. Konuşması dinlenir, konuştuğun anlaşılır. Kalkarken de muhabbetin tadı damağında kalır. 

Bazıları da vardır. Ne konuştuğunu doğru anlar ne de konuşmasının içinde evin olur. Her konuda söz söylese de boş konuşur. Bari dikkatli bir şekilde dinliyor dersin. Fakat öyle soru sorar ki muhabbetin içine eder. Çünkü sorduğu sorudan, konunun anlaşılmadığını anlar, sil baştan başa dönersin. Haliyle bu kadar da olmaz deyip kan beynine sıçrıyor. 

Buyurun size bir örnek. Muhterem, bilgisayar mühendisliğini bitiren birinin ne yaptığını sorar. Ne yapsın? KPSS'ye hazırlanıyor dersin. "Öğretmen mi olacak" demez mi? Aman ya Rabbi. Soruya bak, hizaya gel. Soru sorulur da herhalde böylesi sorulmaz. Çünkü verdiği cevaba göre KPSS'ye hazırlanan herkes öğretmen olmak için hazırlanır. Bu devirde bilgisayar mühendisi birinin öğretmen olması mümkün mü? Değil. Çünkü o kadar öğretmen branşında birikmiş öğretmen adayı atanmayı beklerken devlet niçin bilgisayar mühendisini KPSS ile öğretmen alsın. Herhalde, Refah Yol hükümeti zamanında sınıf öğretmeni ihtiyacını karşılamak için öğretmenlik branşı dışındaki kişilerin de öğretmen olarak atanması aklında kalmış olmalı. O zamandan bu zamana da 30 yıl geçti. Belli ki 30 yol geriden geliyor. 

Şu var ki sorduğu soru muhabbetin içine eden türden. 

Bir başka örnek. Laf lafı açtı. Ülkelerin ordusuna konu geldi. Ben, geri kalmış veya gelişmekte olan ülkelerin ordusuna pek güvenmiyorum. Her ne kadar bulunduğu ülkenin devlet başkanına bağlı olsalar da emri dışarıdan alıyor intibaı veriyorlar. Mesela, Mursi'nin atadığı Sisi, Mursi'ye darbe yaptı. Saddamın ordusu Irak işgal edildiğinde tek kurşun atmadı. Libya öyle. Suriye hakeza. Son örnek de Venezuela Devlet başkanını ABD yatak odasından alırken Venezuela ordusunun tek kurşun atmaması. Bugün devlet başkanının karşısında saygıyla duran ve her dediğini yapan genel kurmay başkanları, yarın dışarıdan emir alırsa kendi ülkesinin devlet başkanını derdest ederler dedim. Bu dediklerimi can kulağıyla dinleyen muhterem, "Ama onları falan atadı. Olmaz öyle şey" demez mi. İyi de Sisi'yi de atayan Mursi idi. Mursi'ye indiren de o oldu dedim. Sessiz kaldı. Ama yine ikna olmadı. "Onları o atadı dedi durdu.

Halbuki Mursi-Sisi örneği bile ne demek istediğimi ayan beyan gösterir. Ama gel bunu bu kimseye anlat. Gerçi sui misal emsal olmaz. Herkes böyle olacak diye bir şey yok ama yine de düşündürücü.

Görünen o ki hiç okumayan biri. Lise, üniversite bitirdikten sonra bir makale, bir sayfa yazı okumuş değil. Gündemi de belli ki takip etmiyor. Kafayı da zorlamıyor. Haliyle hep hazırdan yediği için yeni bilgi gelmediğinden analitik düşünmeyi iyice kaybetmiş. Olayları sonuçları itibariyle değerlendirmekten aciz.

Bu aşamadan sonra muhabbetin içine etme görevini ifa edip bu dünyayı bu şekilde terk edecek. Yersen artık.

En güzeli, hal hatır, merhaba. Ötesi caiz değil. Çünkü akıl sağlığına zarar. 

Kur'an Kursu Öğrencilerine Yardım Sergileri

Bir ara bir imamın yanında, Ali Erbaş zamanında aşağı yukarı her cuma camilerde para toplanırdı. Yeni gelen Başkan inşallah bu yardım toplamayı biraz azaltır dedim. "Zaten yazı var. Ayda bir (iki de demiş olabilir) defa toplanacak. Diğer haftalar için mülki amirin izin ve onayı gerekir" demişti. Mülki amire durumu anlatıp diğer haftaları da ilçe ve il müftülükleri yardım toplar demiştim.

Takip ediyorum. Dediğim gibi çıktı. Yardımın toplanmadığı hafta yok gibi. "İlçe müftülüğüne bağlı Kur'an kursu öğrencilerinin ihtiyacı için yardım toplanacaktır" duyurusu eksik olmuyor.

Merak ediyorum ve kendi kendime soruyorum, ilçe müftülüğüne bağlı öğrencilerin ihtiyacı ne olabilir diye. Kurs binası zaten var. Öğrencilerin oturacağı masa, sıra zaten var. Çocukları okutmakla görevli kurs hocası zaten devlet tarafından veriliyor. Maaşı da devlet tarafından ödeniyor. Geriye kalsa kalsa ısınma bedeli kalır. Belki de bu ısınma bedelini karşılamak için sürekli para toplanıyor. Eğer ısınma gideri için sergi açılıyorsa kurs öğrencilerinin ihtiyacı için denmesin, ısınma giderlerini karşılamak için densin. Çocuklar alet edilmesin. 

Kursların ısınma bedelini karşılamak için camilerde sürekli sergi açmanın dışında başka yollar bulmak gerek. Kursun açılmasına izin ve onay veren, aynı zamanda buraya maaşlı görevli veren irade, kursların ısınmasını da çözüm bulmalı:

Pekala genel bütçeden ödenebilir. Bunun çalışmasını da Diyanet İşleri Başkanlığı yapmalıdır. 

Genel bütçeden ödemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yanaşmazsa Diyanet'in B planı olmalıdır: 

Bildiğim kadarıyla Diyanet Vakfının imkanları çok iyi. Isınma giderleri bu vakıftan karşılanabilir. 

Hac ve umre organizasyonundan arta kalan paranın belli bir oranı cami ve kursların ısınma ve aydınlatmasına ayrılabilir. 

Cami lojman kiralarıyla, kış boyunca cami ve kursların ısınma giderleri ödenebilir. 

Bazı camilerin vakfiyeleri var. Bu vakfiyelere ek yapılarak ihtiyacı olan cami ve kursların giderleri karşılanabilir. Geçmişte bazı camilerin ihtiyacını karşılamak için hayırseverler tarafından camilere gayrimenkul bağışlanmış. Zamanında hayırsever, "üçte ikisi caminin, üçte biri de imamın ihtiyacını karşılamak için" şeklinde vakfetmiş. Geçmişte imamlar cemaat tarafından tutulur, maaşı da cemaat tarafından verilirdi. Bugün cami görevlilerinin maaşı devlet tarafından ödendiğine göre bu tür vakfiyeler güncellenerek gelirin tamamı cami ve bünyesinde bulunan Kur'an kursunun giderleri için denmelidir. Bu devirde vakfiyede var diye devletin maaşlı görevlisine gayrimenkulün gelirinden ödemeye son verilmelidir.

Hiçbiriyle olmazsa kursa gelen öğrenci velilerinden aylık fert başı aidat alınabilir.

Bir anda aklıma gelen çözüm önerileri bunlar. İstenirse pekala çözüm yolu bulunur. Ama görüyorum ki etkili ve yetkili kişilerin, cuma günleri sergi açmanın dışında akıllarına başka seçenek gelmiyor. Bu da işin kolaycılığından başka bir şey değil. Bu yapılan da resmi dilencilik ten başka bir şey değil. 

İşin Cılkını Çıkarmak

Sivas Belediyesi açıklamış. Sivas'a 65 yaş üstü Mehmet isminde bir vatandaş, bir yılda 3.365 kez toplu taşıma araçlarına binmiş. Bu sayıyı 365 güne böldüğümüzde, Mehmet amca günde ortalama 9,219 kere otobüse binmiş. 

Bazı günlerde bir günde 25 kez bindiği de yine haberde yer alıyor.

65 yaş üstüne, bir seçim öncesi verilen bir hak idi bu. Otobüslerden ücretsiz yararlanma hakkı diyebileceğimiz bu hak 2014 yılından beri devam ediyor. Hükümetin aldığı bu karar sonucunda bu şekil ücretsiz faydalanmadan dolayı belediyeler baya muzdarip. Çünkü otobüsten ücretsiz faydalanmadan dolayı belediyeler artı külfete maruz kalıyor. Belediyeler verdikleri hizmetin bedelini alamadığı için belki de başka kaynaktan ulaşıma sürekli para aktarmak zorunda kalıyorlar. 

Sivas Belediyesi bu sorunu öne çıkardı. Bu demek değildir ki bu mesele sadece Sivas Belediyesinin bireysel bir sorunu. Daha önce ön koltukta giderken Konya otobüs şöförünün, bir kişinin sürekli bindiğinden hareketle, üşenmeyip hareket merkezine gittiğini, o kişinin bir günde 43 defa bindiğini öğrendiğini söylemişti. (https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2025/06/otobuste-65lik-muhabbeti.html)

Sivas'taki vatandaşın bir günde 25 defa bindiğini öğrenen vatandaşlar bu sayıya rekor diye dursunlar. Belki de rekor Konya'da 43 kez binen vatandaşta.

Millet bedava otobüse binenlere kızadursun. Bu sorun bu kanunun çıkarıldığı 2014 yılından beri sorun. Güya bir hak olarak verildi. Örneklerde görüleceği üzere verilen bu hak tepe tepe kullanılıyor. Adeta bu hakkın cılkı çıkarılıyor. 

Bu sorun biline biline nedense tedbir alınıp bir sınırlama bile getirilmiyor. Pekala ücretsiz binişler günde en fazla dört binişle sınırlandırılabilir. Günün belli saatlerinde biniş ücretsiz olabilir. 

Ama gel gör ki hem belediyelere artı külfet getiriyoruz hem de halkı bedavaya alıştırıyoruz. İşin garibi ücretsiz binenlere ne halkın saygısı var ne de şoförlerin. 

Tamam, verilen hak kullanılsın ama hak diye diye bu hakkın cılkı çıkarılmasın. 

Verdik bir kere bu hakkı deyip bu sorunu görmezden gelmek olmaz. 

Bir hak kötüye kullanılıyorsa pekala bu hak sınırlandırılabilir. Zira zararın neresinden dönülürse kârdır.

Yaşlı dediğin de ağırlığını bilecek. Ağır azam yerinde oturmayı bilecek. Öyle akşam sabah biteviye o otobüs, bu otobüs dolaşıp durmayacak. Her bir otobüse binerek boş mezar aramayacak. Hak dediğin yerinde ve zamanında ihtiyaç oldukça kullanılırsa bu hak bir anlam ifade eder. Değilse külliyen zarardır, kötüye kullanımdır. İtibar kaybıdır.