29 Ocak 2026 Perşembe

Ülke Atasözlerinden Örnekler

Nadir de olsa zaman zaman alıntılara yer veririm. Yazım ve imla düzenlemesini yaptığım, “En iyi 33 dünya atasözü” başlığıyla dolaşımda olan aşağıdaki alıntı da bunlardan biri:

En İyi 33 Dünya Atasözü*

1- İnsanlar yaşadıkça ihtiyarladıklarını sanırlar. Halbuki yaşamadıkça ihtiyarlarlar. (Malezya)

2- Ne kadar az yüksekten uçarsan, düştüğün zaman o kadar az incinirsin. (Tibet)

3- Evlenmeden evvel gözlerinizi dört açın, evlendikten sonra yarı yarıya kapayın. (Portekiz)

4- Allah’ın, gülü dikenli yarattığına hayret edeceğiniz yerde, dikenler arasında gül yarattığına hayret edin. (Arabistan)

5- Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet. (Çin)

6- Biri sizi bir kez aldatırsa suç onundur, iki kez aldatırsa suç sizindir. (Romanya)

7- Taşı delen, suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir. (Brezilya)

8- Bir ülkede küçük insanların gölgeleri uzuyorsa, o ülkede güneş batıyor demektir. (Çin)

9- Birine bir balık versen doyar bir defa; balık tutmayı öğret doysun ömür boyunca. (Çin)

10- Bir zincirin gücü en zayıf halkası kadardır. (İngiltere)

11- Bir yıllık refah istiyorsan tahıl yetiştir, on yıllık refah istiyorsan ağaç yetiştir, yüz yıllık refah istiyorsan insan yetiştir. (Çin)

12- İnsan bir kapıdan içeri girmeden, çıkışı da var mı diye düşünmeli. (Rusya)

13- Toklukta, Horasan’ın köpekleri de şükreder, önemli olan açlıkta şükredebilmektir. (Arabistan)

14- Karşı kıyı için savaşmayan, kendi kıyısından da olur. (Çeçenistan)

15- Dünya bize babalarımızdan miras kalmadı, biz onu çocuklarımız için ödünç aldık. (Japonya)

16- Yüreğinde yeşil bir dal saklarsan, şarkı söylemeye bir kuş gelecektir. (Çin)

17- Yürüyen üç aptal, oturan üç bilgeden daha çok yol alır. (Çin)

18- Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya konur. (İtalya)

19- Sular yükselince balıklar karıncaları yer, sular çekilince de karıncalar balıkları. (Afrika)

20- Nasıl indireceğini bilmediğin eşeği dama çıkarma. (İran)

21- Parmak ayı gösterdiği zaman parmağa değil, aya bakmak lazımdır. (Maya)

22- Önemli olan hayata yıllar değil, yıllara hayat katmaktır. (Çin)

23- Bir atı zorla suya götürebilirsiniz ama ona zorla su içiremezsiniz. (Fransa)

24- Bir saatlik mutlu olacaksanız şekerleme yapın. Bir günlüğüne mutlu olacaksanız balık avlamaya gidin. Bir aylığına mutlu olacaksanız evlenin. Bir yıllığına mutlu olacaksanız bir servete konun. Bir ömür boyu mutlu olacaksanız işinizi sevin. (Çin)

25- İşaret parmağınla karşı tarafı suçlarken dikkat et, üç parmağın da seni gösteriyor. (İngiltere)

26- Değişim rüzgarları eserken akıllılar yel değirmeni yapar, aptallarsa duvar örer. (Çin)

27- Yaşayacağın bir dünyayı hayal etmektense yaşayabileceğin bir dünyayı inşa et. (Almanya)

28- Allah ağacın köklerine değil, meyvelerine bakar. (Arabistan)

29- Duyarsam unuturum, görürsem hatırlarım, yaparsam öğrenirim. (Çin)

30- Bir köpeğin karnını doyuruyorsan ve ona barınak veriyorsan bu senin köpeğin sahibi olduğunu göstermez; köpeği bırak, geri gelirse köpeğin sahibi sensin demektir. (Çin)

31- Oturan bir kartal olmaktansa uçan bir boğa olmayı tercih ederim. (Kızılderili)

32- Saraylar yıkıldı, kılavuzluk delilere kaldı. (İbrani)

33- Yaşayanlar kapar ölenlerin gözlerini, ölenler açar yaşayanların gözlerini. (Afrika)

*Genç Beyin Dergisi 55. sayısından.

Üç Kağıt Ekonomisinde İnsanın Rolü

Yüksek enflasyonun hayatı pahalılaştırdığı yetmediği gibi paramızı pul eden bir yönü var. Bu yetmediği gibi döviz karşısında paramız eridikçe eridi. Birkaç yıldır döviz baskılarla mı ya da kağıt paralar son demini yaşadığından mıdır, yerinde sayıyor.

Dövizin stabil, enflasyonun da aşağı doğru bir seyir izlediği günümüzde, devreye altın ve gümüş sokuldu. Şimdi de bu iki değerli maden yerinde durmuyor. Başını yukarı dikmiş. Günlük rekorlar kırıyor. Tıpkı 2018 yılında ABD ile Türkiye arasında cereyan eden papaz vakası sonucunda, ekranların sağ alt köşesinde dövizin hiç duraklamadan kronometre çalışır gibi yukarı doğru fırlaması gibi.

Yakın zamana kadar elindeki paranın değerini ve alım gücünü korumak için vatandaş, artırdığı üç beş kuruşuna döviz alıyorken şimdi de artanı olan soluğu kuyumcularda alıyor. Altın da kronometre tutulmuş gibi uçuyor. Borsa bile bu şekilde değişmez. Bunu musluğu açık su sayacının çalışmasına da benzetebiliriz.

Hasılı, vatandaşın elinin emeği ve alın teri parası; enflasyon, döviz, altın, borsa gibi yerlerde eriyip gidiyor. Çünkü altının yükselip yükselmeyeceğini, düşüp düşmeyeceğini vatandaş bilmiyor. Arz talebe göre de piyasa oluşmuyor. Çünkü neyin düşüp düşmeyeceğini piyasa belirlemiyor. Birileri yani dünya sermayesini elinde bulunduran para babaları, masanın başına oturmuş, bugün şunu yükseltelim, yarın şunu düşürelim kararını veriyor. Saydığım şeyler düşerken de onlar kazanıyor, yükselirken de. Üç beş gram altın alarak iyi kâr ettim diyen vatandaş sevinedursun. Esas kazanan ve hep kazanan onlar. Çünkü son gülen hep onlar.

Vatandaş ise anasından doğduğu andan itibaren çalışıp didinsin. Tüm kazancı bu şekilde haybeye gidiyor. Görünen o ki bu üç kağıt ekonomisiyle vatandaşa biçilen rol, modern kölelik. Sen çalışıp didineceksin. İster gönüllü ister gönülsüz cebinden bu parayı alacağız. Sen kaybedenler ligindensin. Biz ise hep kazananlar ligindeyiz deniyor.

Bu üç kağıt ekonomisini görünce, insanın, böyle modern köle olmaktansa sahici köle olmak daha iyi diyesi geliyor. Çünkü modern kölelikte, cebindeki paranın değerini düşürmek suretiyle insanımız her geçen gün geçim gailesi yaşarken hakiki kölelikte ise kölenin geçim, maişet ve barınma diye bir derdi olmaz. Modern kölelikte geçim vatandaşın derdi iken gerçek kölelikte geçim efendiye aittir. Modern kölelik dünyayı ve hayatı açık cezaevi şeklinde sunarken, bildiğimiz kölelikte ise dünya ve hayat kapalı cezaevi olarak sunar. İlkinde yeme, içme ve barınma insanın kendisine ait iken ikincide, her şey kapalı cezaevinin sahibine ait.

Modern veya hakiki köleliği, anasından hür olarak dünyaya gelen hiçbir insan kendine reva görmez. Kimse de bu dünyaya köle olmak için gelmez. Ama gerçek köleliğin tarihte kaldığı günümüzde ise bize biçilen rol modern kölelikten başka bir şey değil. Hangisi olursa olsun, köleliğin ismi bile bizi tiksindirse de acı gerçek ve pratik budur. Evet, anasından hür olarak dünyaya gelen bizler, üç beş para babasının gözünde onlar için çalışan birer figüranız, oyuncuyuz, köleyiz. Sistem maalesef böyle kurulmuş ve hiç teklemeden böyle işliyor.

Sadakaya Muhtaç Bir Vekil

Önüme bir Youtube videosu düştü. Üşenmeyip kısa videoyu izledim. Hem emekli hem de milletvekili maaşı alan bir vekil konuşuyor. Sanırım basın açıklaması yapmış. Sonrasında da karşısındakilerle muhabbet ediyor. Vekil masada oturuyor. Karşısındakiler görünmüyor.

Karşılıklı konuşmayı buraya alıyorum:

Vekil: Şunu da söyleyeyim. Ben emekli maaşımla vekil maaşımı sana vereceğim. Sen de gel bunları bir ay idare et.

Vatandaş: 500 bin lira yetmiyor mu vekile?

Vekil: Bir defa daha söylüyorum. Herkese verebilirim. Benim yaşadığım ödemelerimi ve gelirimi size vereceğim. Siz bu işin altından kalkın. Başka da bir şey söylemeyeceğim.

Vatandaş: Vekilim ne gibi giderleriniz var dikkat çeken, söyleyebilir misiniz?

Vekil: Herkes şöyle zannediyor. Sanıyorlar ki devlet bize araba veriyor. Hayır. O zaman mazotunu veriyor. Hayır, mazotu da vermiyor. Uçağa beleş biniyor diyorlar. Hayır. Uçak da beleş değil.

Vatandaş: İndirimli ama.

Vekil: Yok, çok basit bir indirim. Normalde uçak 3 bin lira. 2900-2800’e alıyoruz. Çok önemli bir indirim yok. Bu indirim de önemsiz.

Vatandaş: Mecliste, lokantada yemekler çok ucuzmuş.

Vekil: Sizin yüzünüzden hepsine zam yaptılar. Söyleye söyleye beş defa zam yaptılar. Sizin yüzünüzden zamlı yiyoruz. Kaldığım otel, ben misafirhanede kalıyorum, otelde kalıyorum. Habire zam yapıyorlar. Siz de milletvekili olun.

Vatandaş: Aramızda yardım toplayalım o zaman vekilim.

Vekil: Çalışmadan da ben vereyim. Siz birkaç ay değerlendirin. Arkadaşlar, siyaset er meydanıdır. İsteyen bir siyasi partiye üye olur, vekil seçilir, bütün bu güzel haklardan yararlanabilir. Bu iş nasip işidir. Bir daha söylüyorum. Bir milletvekili aldığı maaştan en az bir buçuk, iki katı daha fazla para harcıyor. Bunu da bilmenizi isterim.

Vatandaş: O zaman niye yapıyorsunuz bu işi? (Bu kısım tam anlaşılmıyor. Vekilin verdiği cevaptan esinlenerek böyle yazdım).

Vekil: Hayır, ben buraya para için gelmedim ki. Ben memleketime hizmet ediyorum.

Vekile cevap verenlere vatandaş dedim. Ama vekile soru soranların gazeteci olduğunu düşünüyorum.

Bu ikili diyalog düzmece olabilir mi diye düşündüm. Hiç düzmeceye benzemiyor. Vekil verdiği cevaplarda samimi. Söylediklerinden hareketle acınası bir durumda. Başlığımdan da anlaşılacağı gibi hem emekli hem de aktif vekil olan ve aldıkları çıplak maaş toplamı beş yüz bini bulan vekiller sadakaya muhtaç. Zaten gazeteci de “madem öyle. Aramızda yardım toplayalım” diyor.

Toplam emekli maaşı 20 bin olan emeklilerin olduğu bir ülkede bir vekilin geçinemiyorum. Üzerine 1,5-2 katı ilave harcama yapıyorum demesi, sözün bittiği yer olsa gerek.

Elbette vekilin gideri ile vatandaşın gideri bir olmaz. Geliri fazla olanın gideri de fazla olur. Olur da en alt maaş alanla en üst seviyede maaş alanlar arasında bu derece uçurum olmaz.

Kısaca emekli ve vekil maaşı alan biri böyle dert yanıyorsa, sorarım size. Vatandaş ne yapsın? Aldığıyla nasıl geçinsin.

Kısaca, vekilin bu konuşmasını dinleyince, teşbihte hata olmasın, “Şecaat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler” sözünü aklıma getirdi. Bence vekil hiç konuşmasa daha iyiydi.