25 Ocak 2026 Pazar

Suda Tasarruf Dönemim

Üç kişilik bir aileden ibaret 33 günlük su sarfiyatım 19 metreküp olup 825,50 TL ödeme yapınca, sudan nasıl tasarruf ederim diye düşünmeye başladım. Çünkü ikinci kademeye geçmişim. Üçncü kademeye doğru gidiyorum. 

Sudan tasarrufta tek hedefim birinci kademe kalmak. 

Bulaşık, banyo, WC, el yüz  ve çamaşırdan tasarruf aklıma geldi. İyi de hangisinden kısacaktım. 

Dedim, bunlardan bir kısma söz konusu olamaz.

Ama bulmalıydım bir yolunu. 

Pek değil, hiç kullanmadığım alafranga tuvaletin deposu gözümün önüme geldi. Çünkü düğmesine basınca epey bir su boşalıyor. Hemen 1,5 litrelik bir pet şişeyi doldurarak deponun uygun yerine yerleştirdim. Bu demektir ki benim alafranga WC'min deposu her dolduğunda 1,5 litre daha az dolacak. Bu demektir ki her düğmeye basınca 1,5 litre daha az su boşalacak. Günde üç defa bu depo boşalsa günde 4,5 litreden ayda nereden baksan, 135 litre su tasarrufu sağlayacağım. 

Bu kadar tasarruf yeterli olur mu? Olmaz elbet. İçme suyuna da el atmalıyım dedim. 

20 yıldır Konya'dayım. Bu kadar yıldır su kullanırım. Nedense doğru dürüst tatlı sudan faydalanmıyorum. İçme, çay demleme ve temizlik dahil hepsi şebeke suyundan. 

Bulduğum beş litrelik 3 tane pet şişeyi kaptığım gibi soluğu tatlı su çeşmesinde aldım. Bir haftadır bu üç pet şişe bittikçe doldurup geliyorum. Üşenme yok, bıkkınlık yok, taşıma suyla bu değirmen dönmez şeklinde serzenişte bulunmak yok. Kollarım koptu demek yok. Çünkü her şey tasarruf için. Buna da değerdi. 

Öyle içme suyuyla tasarruf olmaz demeyin. Her pet şişe beş litre olduğuna, her dolduruşumda üç pet şişe doldurduğuma göre bu demektir ki 15 litre tasarruf ediyorum. 

1000 litre, 1 ton olduğuna göre bir ayda 200 defa bu üç pet şişeye su doldurur gelirsem, bilin ki 1 ton sudan tasarruf etmiş olacağım. Kısaca her defasında üç pet şişeyi doldurmak için günde 6-7 defa su doldurup gelmem lazım. Bu da mümkün değil ama hedef bu. 

Görünen o ki üç pet şişe günde bir defa bile boşalmadığına göre ülkenin enflasyon hedefi tutmadığı gibi benim sudan tasarruf etmem de tutmayacak. Hedefim tutmasa da bundan pes etmek yok. Nasıl ki enflasyonu indirmek isteyenler hedefine ulaşamadığı halde bundan vazgeçmiyorlarsa ben de bu hedefimden vazgeçmeyeceğim. 

Bu hedefime ulaşmak için belki itibarımdan ödün vereceğim. Komşular, bu adam ne yapıyor böyle diyecek ama olsun. Tasarrufa değer. 

Yalnız şunu bilin ki tasarruf dedikleri gördüğünüz gibi o kadar kolay değilmiş. Hedefe ulaşmak da hiç kolay değilmiş. O yüzden hedef gerçekleşmeyince lütfen kimseye kızmayalım. Önemli olan niyet değil mi?

Hasılı bir ay sonra alafranga tuvaletin deposundan, ayrıca içmeye ve çay demlemeye kullanacağım sudan ibaret tedbirimin ne derece işe yarayacağını bir sonraki su faturam gelince anlayacağım.

Benim su sarfiyatımın düştüğünü, tatlı su sarfiyatının arttığını gören belediye, belli ki bizim Ramazan tasarrufta başladı diyecek. Belki de tatlı suyu paraya döndürecek. Varsın olsun. 

Bu arada sudan tasarrufu şimdilik bu kadar. Ama bu demek değildir ki sadece bununla yetineceğim. Nasıl suya ve sabuna dokunmam bunun üzerine kafa yormaya ve kara kara düşünmeye devam edeceğim. 

Tok, Açın Halinden Anlamaz

Adıyaman Kahta'da öğretmenlik yaparken ara ara takıldığım çay ocağında, tütün deposunda çalışan biriyle tanıştım. Yanlış hatırlamıyorsam, tütüne kota uygulandığı 2000 öncesi ya da 2001 ya da 2002 yılları. Tütüne kota uygulanınca haliyle depolara tütün konmamıştı. Bu depolarda görevli olanlar da boş tütün depolarını bekliyordu o zamanlar.

Tanıştığım kişi bu depolardan birini beklemekle görevli imiş. Ne iş yaptığımı sordu. Öğretmenim dedim. Ne kadar maaş aldığımı sordu. O zaman ne kadar aldığımı da hatırlamıyorum ne rakam telaffuz ettiğimi de. Yalnız beş yüz dediğimi hatırlıyorum. Normal şartlarda kimseye maaşını sormam. O bana sorunca, ondan cesaret alarak ben de siz kaç alıyorsunuz dedim. Yanlış hatırlamıyorsam, 1350 lira gibi bir rakam telaffuz etti. Ardından "Sizin maaşınız az. 700 lira olmalı" dedi.

Sonrasında ne konuştuk, ne kadar oturduk hatırlamıyorum. O günden bugüne aklımda kalan ise boş tütün deposunda bekçilik yapan birinin, öğretmenin maaşını kendi aldığı maaş seviyesine çıkarmamasıydı. Daha doğrusu, seviyesinde maaş almamızı denk görmedi. İşin Türkçesi öğretmen maaşını kendi aldığı maaşa bile yaklaştırmadı. En az yarı yarıya fark olmalıydı. Biz her halükarda ondan düşük maaş almalıydık. Elbette maaşı o belirlemiyor ama "En az bizim aldığımız kadar almalısınız" deseydi herhalde kıyamet kopmazdı. Hoş, maaşınız 700 ya da 1350 olmalı dese de yine değişen bir şey olmayacaktı. Ama en azından empati yapmış ve gönül almış olurdu.

Geçmişte başımdan geçen bu anekdot, vekillerin 19 bin lira olan en düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkarmak için Mecliste parmak kaldırmasını görünce aklıma geldi. Bir arkadaşın dediğine göre "600 vekil içinden; 1 Bakan, 4 belediye başkanı, 2 vefat, 1 mahkumiyet nedeniyle 8 vekillik boş. Mevcut 592 vekilden 499'u, oran olarak yüzde 84'ü çift maaş hem vekil hem emekli maaşı 451 bin lira alıyormuş. Sadece 93 vekil tek vekil maaşı 273 bin lira alıyormuş". Eğer bu bilgi doğru ise Meclisin kahir ekseriyeti emekli vekillerden oluşuyor. Kendilerinin cebine her ay emekli+vekil maaşı olarak 451 bin lira girerken bu vekillerimiz en düşük emekli maaşını 19 binden 20 bin olsun diye parmak kaldırmış oldu. Ben buna tok açın halinden anlamaz derim. Empatiyi zaten ara ki bulasın. Tamam, normal emeklinin gideriyle emekli vekil ve halen vekil olanın gideri bir olmaz. Fark olsun da bu kadar olmasın. Emekli fazla değil, namerde muhtaç olmayacak bir maaşa kavuşsun. Temennim bu yönde. Vekillerimiz bu orantısız uçuruma ses çıkarmadığına göre anlaşılan o ki vekillerimizin durumu, benim maaşımı yanına yaklaştırmayan tütün deposu bekçisinden farklı değil. Çünkü tütün görevlisi de aynı kafada, vekillerimiz de.

Normal emekli ile vekil emeklisi arasındaki maaş uçurumu elbette sadece bugünün sorunu değil. Bu sorunu biz bari düzeltelim, aradaki makası biraz daraltalım diyeceklerine, aradaki makasın daha da açılmasına ses çıkarmıyorlar.

Aradaki makasın kapanmasından geçtim. Bugünkü hem emekli vekil hem de halen vekil olanlardan, bugünkü emeklileri düşünme adına, bir ay boyunca sadece en düşük emekli maaşı harcamasıyla yetinmeleri. Eğer bir ay boyunca dişlerini sıkıp 20 bin lira ile geçinebilirlerse, bugünkü aldıkları maaş kendilerine helali hoş olsun.

24 Ocak 2026 Cumartesi

Emekli Maaşlarındaki Uçurum

2026 Ocak ayı itibariyle milletvekili maaşı 273 bin, emekli milletvekili 178 bin, hem emekli hem de milletvekili olanın maaşı ise 451 bin olmuş. En düşük emekli maaşının 20 bin olduğunu sağır sultan bile bildiği için söylemeye gerek yok sanırım. 

Baştan söyleyeyim. Ne vekilin ne başkasının ne de futbolcuların aldığı maaşta gözüm var. Bugüne kadar kimsenin aldığı maaşı mesele edinmedim. Merak edip de ne kadar alıyorsun diye de sormadım. Kendi maaşımı bilirim. Aldığım maaşa göre de ayağımı uzatırım. Açılıp saçılmam. Maaşım az, az zam verildi. Maaşım şu kadar olmalıydı da demem. Kendi maaşımı değerlendirirken asgari ücretliyi, asgari emekli maaşı alanları ve sosyal güvencesi olmayan kimseleri ve işsizleri düşünürüm. Aynı zamanda evi barkı olmayıp kirada oturanları düşünürüm. Allah onların yardımcısı olsun diye dua ederim. Kendimden düşük maaş alanlara bakarak halime şükrederim. İsterim ki benden düşük alanlar da en az benim kadar alsın. 

Bu vekil maaşlarını konu edinmene ne diyelim derseniz, inanın emekli ya da aktif vekil olanların maaşlarını da bilmiyordum. Ta ki sosyal medyada gezinirken önüme bu tablo düşünceye kadar. Tablonun en altındaki emekli maaşını görünce aradaki bu uçurumu yazı konusu edineyim istedim. 

Şu var ki emeklileri mesele ve dert edindiğim kadar çoğu emeklinin bunu mesele edindiğini de sanmıyorum. Gördüğüm kadarıyla ya hallerinden memnunlar ya ne olur ne olmaz, eldekinden de oluruz diye korkuyorlar ya da az diye dert yansak ne olacak. Nasılsa imam bildiğini okuyor diye seslerini çıkarmıyorlar. 

Bu tabloyu görünce vekil de ev geçindiriyor, asgari emekli maaşı alan da. Emekli vekil de ev geçindiriyor, diğer emekliler de dedim. 

Yanlış anlaşılmasın, herkes eşit maaş alsın, emekliler de çalışan kadar alsın, hele vekiller de biraz düşük alsın diye bir düşüncem yok. Elbette yapılan iş, statü, sorumluluk, yetki ve riske göre çalışanlar farklı farklı maaş alsın. Arada fark olsun ama bu kadar da uçurum olmasın. Aradaki uçurum, 273.000:20.000=13,65 kat. 

Biri çalışan biri emekli diyebilirsiniz. Emekli vekil ile en düşük emeklinin maaşını kıyaslayalım. 178.000:20.000=8,9 kat. 

Kurda desen ki biri emekli vekil, biri de normal emekli. Haydi arada pay et desen, inanın bu taksimatı kurt bile yapmaz. Bu, 1 kişiye 9 pul, 9 kişiye bir pul gibi bir şey. 

Tamam, seçilmiş vekilimiz aslan payını alsın ama asıl olanı da bu derece ezmesin. 

Haydi bu adaletsiz taksimattan geçtim. Vekilin masrafı ile vatandaşın harcaması aynı olmaz diyelim. Ölürken bile vekil ve vatandaş ayrımında yine uçurumlar var. Ne demek istediğimi örnekle açıklayayım. Biliyorsunuz, ölen çalışanın yakını için devlet cenaze ödeneği veriyor. Verilen ödeneklere bir bakalım:

Memurun eşi veya çocuğu vefat edince, memura 13.184 lira ödeme yapılıyor. Ölen memurun kendisi ise 26.369 lira ödeniyor. Kişi Bağkurlu veya SSK'li ise ödenen ücret 6.000 lira. Ölen milletvekili ise 158 bin lira ödeniyor. Gördüğünüz gibi öldüğümüz zaman bile eşit alamıyoruz. Halbuki hepimiz biliyoruz ki cenaze namazı kılınırken ölen vekil de olsa general de olsa er kişi diye niyet edilerek herkes eşitleniyor. Ama gelin görün ki devletin cenaze ödenekleri bile ölünce eşitlenmiyor. Memura ayrı, Bağ-Kurluya ayrı, vekile ayrı tarife uygulanıyor. 

Durumumuz bu. Güler misin, ağlar mısın? Başka da söze hacet yok. Zira sözün bittiği yerdeyiz.