26 Temmuz 2025 Cumartesi
Sultandağı'nın Ülke Ekonomisine Katkısı
24 Temmuz 2025 Perşembe
Afyon Sucukları
Yazın ne yapalım, denize mi gidelim kaplıcaya mı dedim hanıma. Der demez elimden düşmeyen telefonuma, sahil ve kaplıca otellerinin reklamları önüme düşmeye başladı.
Teknolojinin biri bizi gözetliyor türünden hızı ve saniye geçmeden beni dinlemesi hayretime gitmedi değil. Öyle ya ta nereden beni dinliyor ve takip ediyor. Öbür odadaki çoluk çocuğumla bu hızla iletişim kuramadığıma hayıflanmadım değil.
Önüme düşen reklama tıklar tıklamaz Messenger'den, "Bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz Ramazan Bey, size nasıl yardımcı olabiliriz" türünden mesaj düştü hemen.
Sonrası sökün etti. Arka arkaya önüme sahil ve termal reklamları gelmeye başladı. Onu beğenmedi isen bu var, aha şu da var der gibi.
Gerek sahil gerek termal yetkililerinin Messenger'den hızına hayran kaldım.
Kaplıcaya gitmeye karar verdikten sonra tümden kaplıca reklamları gelmeye başladı. O kadar reklam önüme düştü ki daha kaplıcaya gitmeden içim dışım kaplıca oldu.
Kaplıcaya gittikten sonra içim dışım, önüm arkam termal oldu. Gidip geldim. Hala reklamlar gelmeye devam ediyor. Belli ki bir daha bir daha gel, bize de gel mesajları bunlar ya da gidip geldiğimden, termalde sıcak su marifetiyle çektiğim çileden haberdar değiller.
Kaplıcada iken Afyon lokumlarına bakayım diye yine kaplıcasıyla maruf komşu beldeye uğradım. Dükkanların önünde lokumdan fazla sucuğun teşhir edildiğini gördüm. Adeta dükkanların önü boy boy sucukla doluydu. Çoğu da önündeki tezgahta pişirdiği sucukları ikram ediyor gelip geçene.
Meraktan da olsa hiç fiyatlarını sormadığım sucukların bu şekil çok olmasını görünce, Afyon, sucuğuyla ünlü Kayseri'yi geçmiş dedim. Görünen o ki Afyon Kayseri'nin pabucunu dama atmış.
Sucuk pahalı falan demeyin. İnanın sudan ucuz. İşte fiyatlardan birkaçı. "5 kg dana sucuk sadece 990 lira". Bitmedi. "3 kilo ve üzeri alımlarda kargo ücretsiz". Bitmedi. "5 kg alımlarda tava, bıçak, çatal, kaşık hediye".
Yorumlara bakılırsa, hiç olumsuz yoruma rastlamadım. Alanın hepsi memnun.
Tek tük analiz raporu isteyen olursa DM'den dönüş yapıyorlar. İyi ki var bu DM.
İki yüz liraya sucuk olur mu diyenlere, firma özene bezene cevap veriyor. "Biz hem üretici hem yetiştiriciyiz. Aradaki komisyonları çıkardık. Ürünlerimizin yüzde 65'i dana eti, % 30'u dana iç yağı, % 5 baharat kullanıyoruz" açıklamasına yer veriyor.
Aha bir örnek daha: "5 kg sucuk alana, Afyon lokumu veya bir kangal sucuk bedava. Ücretsiz kargo, yüzde yüz dana eti".
"Beğenmiyorsanız geri iadeli" yazmayı da ihmal etmiyorlar.
Beş kg sucuğa 890 lira fiyat veren firma bile var.
Hepsi de sipariş hattı oluşturmak için iletişim numarası bile veriyor.
Sucuk siparişi için acele etmeyin. Şimdi önüme düştü. "5 kilo sucuk alana çelik, paslanmaz bıçak hediye. Üstelik 850 lira" reklamı düştü.
Gördüğünüz gibi Afyon sucukların hepsi böyle mi bilmem ama sosyal medyada reklamı verilenler sudan da ucuz ekmekten de. Ülkede hayat pahalılığı var diye felaket tellallarının bu fiyatlardan haberi yok galiba. Ucuzluğu görmek istemiyorlar belli ki.
Etin kilosunun market ve kasaplarda 800 lira olduğu günümüzde, 200 hatta 200 TL'nin altında sucuk inandırıcı değil. Firma ister yetiştirici ve üretici olsun. Yorumlara bakılırsa, eğer bu olumlu yazanlar kendileri değilse, alan memnun, satan memnun. Gördüğünüz gibi tasası da bana düştü.
Var bir anormallik ama bu anormalliği anlayabilmiş değilim. Kapasitem ve çapım el vermiyor.
Devletin, ürünlerinde tağşiş yapan firmaları günlük duyurduğu bir ortamda bu ucuz sucuklarla ilgili duyurusu var mı bilmiyorum. Ama devletin Afyon adına satışı yapılan bu ucuz sucukları mercek altına almasında fayda var hem de ivedilikle. En azından bu sucuklardan yiyen ya da yemek isteyen vatandaş ne yediğini bilsin.
Bu arada toptancı olmayayım. Tüm Afyon sucukları böyledir demiyorum. İçlerinde kaliteyi tutturmuş, marka olmuş ve makul fiyatla ürünümü satan firmalar vardır. Eğer 200 ve altı fiyata sucuğun kilosunu veren ürünlerde bir hile yoksa bu insanları da tebrik etmek lazım.
Parkur Kültürümüz
Pandemide başladığım hızlı, tempolu ve uzun mesafeli yürüyüşlerim sayesinde fazla kilo ve göbekten kurtulmuştum. Bu şekil tempolu yürüyüşlerim için tercihim genelde şehir dışı ve rampa yerler olmuştu.
Günlük yine yürüyorum ama bu sefer şehir içinde ve tempo düşürerek yürüyorum. Terlemeden yürüyüşlerimi de 8-12 bin adımla sınırlandırdım. İki yıldır böyleyim.
Gel gör ki dört günlük yarım pansiyon kaplıca seyahatim hem kilomu artırdı hem de göbeğimi çıkardı.
Göbekteki anormalliği gördüm. Tartıya bir çıkayım dedim. Ne zamandır 74-75 bandında olan ben terazide kendimi 78,80 gördüm. Yanlışlık olmalı deyip inip inip çıktım. Yanlışlık yoktu. Basbayağı kilo almıştım.
Ne yapayım ne edeyim, bu kilo ve göbekten nasıl kurtulayım demedim. Çünkü ne yapacağımı biliyordum.
Hemen o günün akşamında eşofmanımı giyip çıktım evden. En yakın Evliya Çelebi Parkı parkuruna yöneldim. Yürümüyorum. Adeta koşuyorum. Tıpkı eski günlerdeki gibi.
2000 adımlık mesafeyi kısa zamanda aldım. Park, akşamın serinliğinde kalabalıktı. Hiç oyalanmadan parkura attım kendimi. Hem öyle böyle yürümüyorum. Tempo namına Allah ne verdiyse tepiyorum. 800 metrelik parkuru bir turladıktan sonra ikinci tura başlarken turu kaç dakikada tamamlayacağımı öğrenmek için kronometreyi çalıştırdım. 6 dakika 50 saniye sürdü. 2,5 yıldır hamlığa rağmen iyi sayılırdı bu tempo. Gördüm ki eski tempodan bir şey kaybetmemişim. Bu da benim adıma sevindiriciydi. Az daha gayret edersem ayaklar açıldıkça eski tempomu yakalamam an meselesiydi.
Üçüncü turu yürürken ikinci süremi egale etmek gerekir deyip iştaha geldim. Ama bir önceki altı dakika elli saniyeyi yakalamak ve bu süreyi egale etmek ne mümkündü. Çünkü genişliği dar parkurda yok yoktu. Yürüyüşünü ters yapanı mı ararsın, köpeğini gezdireni mi, ağır ağır yürüyeni mi, mesire yeri gibi volta atanı mı, yolun ortasında dikilip sohbet yapanı mı, senin hızlı hızlı geçtiğini gördüğü halde önünden yavaş yavaş dikey geçeni mi, bisiklet ve BinBin süreni mi, çocuğunu o kadar boşlukta çocuk arabasına yerleştirmeyip yürüyüş yolunun ortasında bindireni mi, dört kişinin yürüyebileceği yolu iki kişinin, yanından ve arasından kimseyi geçirmeyecek şekilde parkura yayıldığını mı ararsın. İnan yok yoktu. Tam önünde yürüyenleri sollayıp gitmek istiyorsun. Karşıdan ters gelenler ve anlattığım örnekler ister istemez tempomu düşürdüğü için 3.4. ve 5. turlarımda ilk süreyi yakalayamadım. Ya bekledim ya parkurda çıkıp çimlerin üzerine basarak kah solladım kah sağladım. Şu var ki eski zamanlardaki gibi bir iyi terledim. Yalnız gördüm ki bizim insanımızda parkur kültürü yok. Her yürüyüş yapan kendi kural, kuralsızlık, kültür ve kültürsüzlüğünü parkurda sergiliyor. Hoş, hangi alanda oturmuş kültürümüz var ki parkur kültürümüz olsun. Benimki de laf yani. Hakkını yemeyeyim. Bir hızla geldiğini gören ve hisseden yürüyüş severler de vardı. Hemen çekidüzen verip ya da yanındakini kendine doğru çekerek yol açanlar vardı. Ama sayıları azdı.
Güzel ve yürümeye elverişli parkurdaki onca olumsuzluğa rağmen parkurun bir iyi yönü vardı. Hızlı ve tempolu yürümeye trafik cezası yoktu. Çünkü hız limiti konmamış. Araç trafiğinde ben böyle araç sürseydim, azami hızdan dünyanın cezasını öderdim. Çünkü her yerde radar, her yerde TEDES ölçümü var.
Beş turun ardından sırılsıklam olup aynı tempo eve gelirken tempomdan hiçbir kaybetmediğimi hissedince kendime öz güvenim geldi. Benim Hakan Çalhanoğlu ve İlkay Gündoğdu'dan nerem eksik dedim. Onların jübile öncesi çocukluk aşkı olan Galatasaray'da top koşturma özlemi depreşti ise ben ne güne duruyorum. Bende de var GS aşkı. Üstelik ben Hakan ve İlkay gibi transfer ücreti falan istemem. Fahri olarak GS'de top koşturmak isterim. Her ne kadar yaşım onlardan biraz fazla olsa da gençlere taş çıkartacak şekilde tempoma güveniyorum. Yeter ki sarı kırmızı formayı giyeyim. Yeter ki bana top şu desinler. Top nere, ben ora koşar dururum. Barış Alper bile hızıma yetişemez. Bakmayın yaşımın 62 olduğuna dedim durdum kendi kendime yol boyunca. Bu arada formayı İlkay'dan da Hakan'dan da kapacağıma inancım tam. Bildiğim kadarıyla yaş sınırı da yok. Bu durumda çocukluk aşkım GS'de oynamamam için hiçbir sebep yok. Belki futbolcu lisansım eksik olabilir. Onu da köklü kulübüm halleder diye düşünüyorum.
Gülmeyin bana. Bu kadar da değil demeyin. Yarın yaşını, başını almış kişileri ilk on birde gördüğünüz zaman bizim Ramazan bunlardan iyiydi dersiniz de iş işten geçmiş olur. Çünkü alındıktan sonra çıkmam sahaya.
Derdim parkur kültürüne değinmekti. Gördüğünüz gibi nerelere girip çıktım. Kimlere göz kırptım. Ne diyeyim, huyum kurusun. Bir de parkurlara parkur kültürü gelsin. Hele herkes bir yöne yürürken o tersinden gelenleri ve bunda inat edenleri Allah bildiği gibi yapsın.
Bu arada parkurlarda parkur kültürü yok diye köşeme çekilmeyeceğim. Göbekteki bu arızi durumu gidermek için ben yine yürümeye devam edeceğim. Ama parkurlarda ama başka sokak ve caddelerde.

