21 Şubat 2025 Cuma

Kar Sevincimiz Nasıl Olmalı?

Memleketine kar yağan, ardından kar tatili yapan, kayan, kartopu oynayan, şu kadar santim kar yağdı diyen, bunu sosyal medya ve televizyon aracılığıyla yayan, sevinç gösterisi yapan, ardı arkasına eğitime kar engeli duyurusu yapan etkili-etkisiz, yetkili-yetkisiz ve de sorumlu-sorumsuz kardeşlerim,

Memleketinize yağan kara sevinin.

Bir güzel tatil yapın.

Kayın.

Birbirinize kartopu atın.

Elinize küreği alın, evinizin önünde biriken karı temizleyin.

Bu anı ölümsüzleştirmek için her bir karesinde poz verin.

Eski kışlar gibi kış yaşadık deyin.

Cümbür cemaat bir yerde toplanın.

Kar bayramı yapın.

Biz Allah'ın sevgili kuluyuz.

Bereket ocağımıza geldi deyin.

Tüm bunları ve daha fazlasını yapın. Ama kendi aranızda yapın.

Neden derseniz?

Çünkü sizin gibi kar gören var ama görmeyen var.

Kara hasret olanlar var.

Kar tatili yapamayanlar var.

Kar yağmadığı için eğitime kar engeli haberini alamayanlar var.

Size yağan karın kuru ayaz ve soğuğunu çeken var.

Haliyle kara kara düşünenler var.

Bu durumda siz ne yapıyorsunuz? Gerçekten ne yaptığınızın farkında mısınız?

Yapmayın, etmeyin, bırakın bu tür havadisleri artık.

Yağan karı cümle aleme göstererek kara hasret olanların ağzının suyunu akıtmaya ne hakkınız var?

Unutmayın ki bu toplumun yarısı kadın ise yarısı da erkek çocuğu.

Göz hakkı denen bir şey var değil mi?

Sizden ne istiyorum biliyor musunuz? Eskinin biraz duyarlılığını.

Siz bilmezsiniz. Çünkü sizler şeffaf poşet neslisiniz. Bu poşetler çıktı. Eski duyarlılık kalmadı.

Babalarımız ne yapardı derseniz. Eskiden babalarınız, bakkal ve marketten bir şey aldı mı, aldığını kese kağıdına koydururdu. Alan var, alamayan var. Alamayanlar ummasın, göz hakkı olur derdi.

Sizden, yağan karı kese kağıdına koyun demiyorum. Zaten bu mümkün değil. Şeffaf poşete koyup cümle aleme gösterir gibi yapmayın. Babalarınızın kese kağıdı duyarlılığını emaneten alın vesselam.

20 Şubat 2025 Perşembe

İlelebet Başkanlar Ülkesi

Yazıma, Anadolu’da Bugün gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Erhan Dargeçit’in bir paylaşımına yer vererek başlamak istiyorum:

“...Ülkede bir başkanlık kapmak ilelebet başkanlık demektir.

Mesela TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, 2001'den beri 24 yıldır TOBB Başkanıdır.

TESK Başkanı Bendevi Palandöken, 1990 yılından bu yana 35 yıldır Türkiye Bakkallar ve Bayiler Federasyonu, 2007 yılından bu yana 18 yıldır da TESK başkanıdır.

TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar, bu göreve 2003 yılında gelmiştir ve 22 yıldır başkandır.

Mahmut Arslan, 2002 tarihinden bu yana 23 yıldır Hizmet İş Sendikasının, 2011 tarihinden bu yana 14 yıldır da Hak İş Konfederasyonunun genel başkanıdır.

Türk İş Başkanı Ergün Atalay, 1999 yılından bu yana 26 yıldır Demiryol İş Sendikasının genel başkanlığını yürütürken, 2013 yılından bu yana da Türk İş Başkanıdır.

Yani bunu sayfalarca çoğaltmak mümkündür. Hele derneklere, vakıflara girmiyorum bile...

Şimdi bu başkanları bir kesim delegasyon seçer. Yani toplumun büyük bir kesimi değil, Çoğunlukla kendi belirledikleri küçük bir delege takımı seçer..."

Erhan Bey örnekleri çoğaltma mümkün demiş. Fazlasına yer vermemiş ise de ben kaldığı yerden devam etmek istiyorum.

Mustafa Kemal Atatürk, 1923-1938 yılları arasında 15 yıl Cumhurbaşkanı. Görevde iken vefat etmeseydi, öyle zannediyorum, ölünceye kadar Cumhurbaşkanımız olacaktı.

İsmet İnönü, Atatürk'ün ardından 12 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptı. Partisi seçimi kaybetmeseydi, Cumhurbaşkanlığı ölünceye kadar devam edecekti. Partisinin 33 yıl genel başkanlığını yaptı.

Alparslan Türkeş, 1969-1981 ve 1993-1997 yılları arasında MHP'nin hem kurucusu hem de ilk genel başkanı olarak ölünceye kadar MHP'nin başında olmuştur.

Necmettin Erbakan, MNP (1970-1971), MSP (1973-1981), RP (1987-1998) ve SP (2003-2011) yılları arasında kurduğu partilerin genel başkanı oldu. Bu genel başkanlık ölünceye kadar devam etti.

Aykut Edibali, IDP (1984-1992), MSP (1992-2022) yılları arasında kurduğu partilerin genel başkanlığını ölünceye kadar devam ettirdi.

Devlet Bahçeli, Türkeş’in ardından 1997’den bu yana MHP’nin genel başkanı. Öyle zannediyorum, bu genel başkanlık ölünceye kadar devam edecek.

Recep Tayyip Erdoğan, 1994 yılından bu yana kah belediye başkanlığı kah başbakanlık yaptı. 2002 yılından bu yana kurduğu partisinin genel başkanı. Halen üçüncü dönem Cumhurbaşkanlığı yapıyor. Görev süresi 2028 yılına kadar devam edecek. Meclis erken seçim kararı almazsa veya Anayasa değişikliği olmazsa genel Bakanlığı devam etse de Cumhurbaşkanlığı sona erecek. Öyle görünüyor ki Erdoğan da ölünceye kadar koltukta bir şekil oturmaya devam edecek.

Başbakan ve Cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel, kurduğu AP (1964-1980) ve DYP (1987-1993)’nin genel başkanlığını yaptı. Bıraktığı partisi gelecek vadetseydi, Cumhurbaşkanlığının ardından partisinin başına geçerdi. Ama gözü kesmedi.

Bülent Ecevit, 1972-1980 arası CHP, 1987-2004 arası DSP genel başkanlığını yaptı. Genel başkanken vefat etti.

Adnan Menderes, 1950-1960 arası 10 yıl başbakanlık ve partisinin genel başkanlığını yaptı. 1960 darbesiyle indirilip idam edilmeseydi, partisinde genel başkanlığı ölünceye kadar devam edecekti.

İHH başkanı Bülent Yıldırım, 1992 yılından bu yana kurduğu vakfın başkanı.

Tarikat şeyhleri posta oturduktan sonra ölünceye kadar zaten bu göreve devam etmektedir.

Verdiğim örnekten ibaret değil bu ülkedeki ilelebet başkanlık. Say say bitmez.

Görünen o ki bir koltuğa bir şekil oturan mezara kadar devam ettiriyor başkanlığı. İster seçimle olsun ister atama ile olsun, ister başarılı olsun ister başarısız, fark etmiyor. Hepsi aynı kapıya çıkıyor: Başkanlık. 

Bu demek değildir ki bu ülkede koltuğu kapan bir daha bırakmıyor. Kendi isteğiyle köşesine çekilen ve tadında bırakan bir elin parmaklarını geçmez. Diğerleri yani kaybedenleri, bu ülkenin ilelebet başkanlık kriterini tam yerine getiremeyenlerdir. Ya çok demokrat ya da bu konuda çok beceriksiz olduklarından olsa gerek. Değilse, onlar da ilelebet başımızda kalırlardı. Bunun için ilelebet başkan olanlardan kurs almaları gerekirdi. 

Belli ki Kar Küs Bize

Tüm Konya merkez, dört gözle kar bekliyor.

Şu gün yağacak, bugün yağacak.

Yağdı yağacak, haydi yağ diyor.

Olmadı, yağdır Allah'ım diyor.

Beklenen kar bir türlü gelmiyor.

Kar yağmazsa şayet.

Susuzluk kapıda bu sene.

Barajlar boşaldı.

Yazın su kesintisi olur.

Bu sefer iyi geliyor.

Yüzler gülecek deniyor.

İstanbul'a giriş yapmış.

Bu demektir ki bize de gelecek.

Sabahtan akşama hava kapanıyor.

Soğuk soğuk rüzgar esiyor.

Başlıyor kar atıştırmaya.

Şimdi oldu. Dolduracak bu sefer deniyor.

Kar tatili bekleyen kesimin yüzü gülüyor.

Bir bakmışsın arkası kesiliyor.

Hepsi bu kadar mıydı? Olmadı şimdi deniyor.

Az sonra yine bir kar atıştırması.

Bir bastırıyor. Sonra kesiliyor.

Sabah kalkınca çatı ve arabaların üzerinde hafif beyaz bir şey görünüyor. Kara benziyor ama belli ki kırağı.

Kısaca çevreye, civara, uzaklara yağan kar, Konya merkeze yağmıyor. Ucunu bir gösteriyor. Sonra kesiliyor. Haliyle Konyalı kara hasret.

Belli ki kar Konya'ya küs.

Ara ara soğuktan mıdır, atıştırma mıdır bilinmez. Belli ki kar değil.

Belki de hiç beklemeyin. Size kar yok. Sadece karın ve renginin nasıl bir şey olduğunu unutmayasınız diye size böyle gösteriyorum deniyor.

Barışı nasıl sağlarız bilmem. Bildiğim bir şey varsa, kar Konya'ya, bize küs.