29 Mayıs 2024 Çarşamba

Bir Otostopçu ile Elli Dakika (2)

15 yaşında iken kaçırmış ilk eşini. Dayısının kızıymış kaçırdığı. İki defa istemiş dayısından. Vermeyince kaçırmış. Dayısı telefon açmış. Telefonu açtığına göre benden korkmuyorsun. Şuraya gel demiş. Tabancayı alıp gitmiş. Dayısı ile buluşma yerine girerken tabancayı arabaya bırakmış. Dayısı yapmayacaktın demiş. Senden iki defa istedim. Kızın da beni istiyor. Başka ne yapabilirdim demiş.

Bu arada 15 yaşında araba kullanıyor, silah da taşıyor. Benim otuzu geçmiş çocuklarım ve 20'sindeki küçüğüm daha tabanca yüzü görmedi ki kullanmayı bilsinler. Ben de babayım, dört çocuk yetiştirdim diye kas kas kasalırım. 

Ailede ikinci evlilik yapan ilk kişiymiş. İkinci eşi de Arapmış. Şanlıurfa'da oturuyormuş. Gidip istemiş. Şanlıurfa'da oturmak şartıyla vermiş kayınvalidesi. Sözümü tutmayıp Şanlıurfa'da oturmuyorum gerçi dedi. İkna kabiliyetim iyi dedi laf arasında. 

Ortaokul 6.sınıftan terk. Okulu terke mecbur kalmış. Çünkü babası hapse girince aileye bakmak için çalışmak zorunda kalmış. 

Biz soruyoruz, o cevap veriyor. Atıyor mu, tutuyor mu, gerçekliği var mı, varsa ne kadarı gerçek bilmiyoruz.

15 yaşında kız kaçırmasına, belinde tabanca taşımasına ve ehliyetsiz araba sürmesine şaşırmayın. Bizim Ali 12 yaşında iken dükkan açmış. Dükkanım var benim dedi. 

Ne dükkanı olabilir? Sıkı durun. Galeri açmış.

Zengin misiniz, bu yaşta bu kadar parayı nereden buldun dedik.

Ne zengini. Ailecek çapa yaparız yıllardır. Oradan artırdıklarımıza açtım dedi. 

Galeri hala faal. 

Şimdi kim var galeride dedik. 

İş olmaz bu mevsim. Kapalı dedi. Belli ki kışın açıyor bizim Ali. Yazın çapa. Kışın galeri. İnşallah galeride el arabası yapmıyordur.

Desene şu anda arabamızda bir ağa var. Boşuna almamışız dedik. Para gani demedi. Canınız sağ olsun da demedi. 

Şu anda yanında tabanca var mı dedim. Yok dedi ama ikna edici gelmedi bana.

Nereden, nasıl, hangi soruya cevap verirken söylediğini hatırlamıyorum ama şu cevabı da ilginçti: "Biz isimsiz yaşarız, hasımsız yaşamayız dedi.

Amcası da içeride imiş bu arada. Eşiyle uygunsuz yakaladığı birinin kafasına 37 çivi çakmış amcası. Kanlıları, sanırım kan davası gütmemek için 4-5 milyon kan bedeli istiyormuş.

Babasının, zamanında niçin hapis yattığını sormadık. Amca da cinayetten içeride yattığına göre aşiret değillermiş ama ailecek suç makinesi mübarekler. Ali'nin içeriye girip girmediğini sormadım. Kim bilir, Ali de girmiştir oralara. (Devam edecek) 

Bir Otostopçu ile Elli Dakika (1)

Cumartesi günü iki arkadaşla birlikte Güneysınır'da bir cenazeye katıldık. Ardından eş dost ziyareti ve sılayırahimin ardından Konya'ya dönmek için hareket ettik.

Güneysınır'ın çıkışında, gençten biri el kaldırdı. Arabada nasılsa yer var, şunu da alalım deyip yavaşladım. 

Nasılsa güpegündüz. Üstelik yanımda da iki arkadaş var. Size güveniyorum dedim. Bize güvenme. Biz karışmayız dediler, iyi mi? 

Dururken bu civarın çocuğu olmadığını anladım. Çok tekin birine de benzemiyordu. Her yerine de dövme yaptırmış mübarek. 

Sakın nasıl alırsın tanımadığın birini demeyin. Riski varsa da huyumdur. Huylu huyundan vazgeçmeyeceğine göre başa gelen çekilir. Yeter ki yol üzerinde beklerken göreyim. İster el kaldırsın ister kaldırmasın. Varır yanına dururum. 

Çocuğu çok tekin biri görmesem de iki arkadaşa güvenerek almak istedim arabaya. Yeter ki arabada boşluk olsun. Hoş, arabada boşluk olmasa da arkayı dörtleyerek Ulukışla'dan Ereğli'ye dönüşte, elinde valizle yürüyen genci almışlığım ve Ereğli'ye kadar getirmişliğim var fi tarihinde. Hane halkı bu tasarrufa, nereye alacaksın diyerek  homurdanmıştı ama ne edersiniz ki huy. 

Neyse gelelim Güneysınır-Konya yolculuğumuza. 

Otostopçuyu aldım arabaya. 

Buralı değilsin belli. Kimsin, necisin, burada ne arıyorsun dedik.

İlçede çapa işleri yaparız. Siverekliyiz biz. Ailecek buradayız çapa mevsimi. Her yıl geliriz buraya dedi.

Yol boyu otostopçu ile konuşarak geldik. İsmi de Ali imiş.

İlginç bir kişilik bu arada. 

Yanında beraber oturdukları arkadaş, Şanlıurfa Siverek mi dedi. Siverek dedi. Soru tekrarında yine Siverek dedi. 

Sana Şanlıurfa Siverek mi diye bir kez daha sorsaydı, inecektin galiba dedim. İnerdim dedi. Biz Siverekliyiz. Şanlıurfalıyız demeyiz. Kimse bize Şanlıurfalı olduğumuzu söyletemez dedi.

Şanlıurfa'dan bu kadar niye nefret ettiğini söyledi bir arkadaş. Onlar bizi, biz onları sevmeyiz. Mekke müşrikleri Müslüman olur, biz yine de Şanlıurfalıyız demeyiz dedi.

Zaza mısın dedim. Hayır Kürdüm dedi. 

Biz sordukça, Ali açıldı. 

19 yaşında iki evli imiş.

Bu yaşta evli hem de iki evli. Vay anasına... (Devam edecek) 

28 Mayıs 2024 Salı

2023-2024 Süper Liginin Düşündürdükleri

Efendim, bu sezon Süper Lig tarihinde görülmemiş ilkleri yaşadık.

Ne gibi?

99 gol ve 99 puan alan FB, lig tarihinin rekorunu kırmasına rağmen şampiyon olamadı. Rakibi ise üç haneli puanlara geçerek 102 puanla şampiyonluğa uzandı. Bugüne kadar bu kadar gol ve bu kadar puan toplayan olmadı. Her iki ezeli rakip, kırılmayacak bir rekora imza attı. Bu sezon niye böyle oldu?

Ekonomiyle yani enflasyonla alakası olmasın?

Ne alaka?

Enflasyonla birlikte hayat pahalılığı aldı başını gitti. Fiyatlar uçtu. Düşük değerde bir ürün kalmadı. Haliyle enflasyona orantılı olarak takımlarımız buna uyum sağladı. Çift hanenin sonunu hatta üç haneyi buldu. Yani paramız gibi puan bolluğu oldu.

Enflasyon hep çift hanede kaldı. Hiç üç haneyi bulmadı. Attın ama tutmadı. 

Doğru. TÜİk'e göre çift hanedeyiz. Ama ENAG'a göre üç haneli enflasyon hayatı yaşıyoruz.

Ligin altındaki düşük puanlı takımlarla şampiyonluğa oynayan iki takım arasındaki uçuruma ne dersin?

Sosyal adalet dengesizliğine tipik bir örnek. Bu enflasyonlu hayatta zenginle fakir arasında uçurum oluştu. İlk iki takım, zenginler kulübünü temsil ediyor. Ki sayıları azdır. Aşağıdaki takımlar da fakirleri temsil ediyor. Ki sayıları çoktur. Açlık sınırının altında kalanlar ligden düştü. Yoksulluk sınırında olanlar ipten döndü. Yukarıdaki takımları, aldıkları yüksek puanla yüksek gelir sahibi kişilere benzetebiliriz. Alttakileri ise en düşük emekli maaşı alan kişilere hatta yaşlılık ve dul maaşı alanlara benzetebiliriz. Bunların çoğu sosyal yardımla ayakta kalıyor. Kendi kendine yetmeyince haliyle destek lazım. Takımlardan bir tanesi de mesela Konyaspor sosyal yardımla ayakta kaldı. Aradaki takımlar ise sayıları fazla olmasa da orta direği temsil ettiler bu sezon. Bunlar da asgari ücretle ya da hafif üstü bir ücrete talim ettiler denebilir.

Başkent ekibine de yazık oldu. Ankaragücü’nün suçu neydi? Ona niye sosyal yardım yapmadı Trabzonspor?

Ankaragücü’nün suçu forması. Formadan kaybetti. Bir de teknik direktöründen. Maç öncesi formayı değiştirseydi, değiştirmese bile “senin düşman bellediğin takımın formasıyla sadece renk benzerliğimiz var. Biz o takımla ve zamanında o takımda top koşturan, şimdilerde bizde teknik direktörlük yapan kişiyle organik ve inorganik bağımız yok. Biz onlardan değiliz, onlar da bizden değil” deseydi, belki de Trabzonspor’dan sosyal desteği bu takım alacaktı. Böyle dedilerse bile Trabzonspor formayı görünce sahasında dört-üç yenildiği Fenerbahçe maçını hatırladı. Ana len Fener forması. Bize üç atmışlardı. Biz Fenere atamadık. Bari renktaşından alalım rövanşı deyip yediğinin bir fazlası olan dört gol birden attı. Aslında bu goller Ankaragücü’ne değil, Fener’eydi anlayacağın. Hasılı Ankaragücü Fener formasının kurbanı oldu.

Fener’in bu sene şampiyon olamamasının ve 10 yıldır şampiyonluk yüzü görmemesinin sebebi ne olabilir?

Fener’in bazı yöneticileri ayak oyunu olan futbolu ayak ve beyinleriyle oynayacakları yerde akıl ve beyni bir tarafa bırakıp tamamen ayak oyunlarına yöneldi. Saha dışı işlerle uğraştı. Başkanları eliyle gelene çattı, gidene çattı. Topla oynayacağı yerde ayak oyununa yönelince şampiyonluk elden gitti. Zaten başkanları da benim başkanı olduğum kulübü şampiyon yapmazlar dedi. Nitekim şampiyon olamadı.

O zaman niye kulübün başında? Fener’e yazık değil mi?

Buna rağmen yine adaylığını açıkladı. Bir üç sene daha istiyor.

Amacı ne?

Kılıçdaroğlu’nun kırılamayan rekorunu yakalamak.

Ne alaka?

Kılıçdaroğlu da onca genel başkanlığı döneminde, ezeli rakibine karşı hiç başarılı olamadı. Buna rağmen tekrar tekrar genel başkan adayı oldu. Seçimleri kaybetse de genel başkanlığı hep kazandı. Son kaybettiği seçimin ardından yine aday oldu ama bu sefer delegesi yeter artık dedi. O hesap, Ali Koç da altı yıllık başkanlığı döneminde şampiyonluk yüzü görmedi. Yeniden aday olarak kulübün bir üç yıl daha şampiyon olmamasına katkı sağlamak istiyor anlaşılan. Kısaca ne kendisinin yüzü güldü ne kulübün ne de taraftarının.

Ali Koç çok seviyor ama kulübünü.

Rakibine karşı hep kaybeden sabık genel başkan da çok seviyordu partisini. Sevgi tek başına karın doyurmuyor şekil A da görüldüğü gibi.

Bu sene ve gelecek sezon olmak üzere iki sene Fener şampiyon diyen müneccim Meral’e de bel bağlamış çoğu Fenerli. Bu konuda ne dersin?

Şampiyonluk böyle gelmiyor. Belki bir umut deyip astroloğa  bel bağlamış olmalılar. Düşmeye gör. İnsan nelere umut bağlar böyle. Bu tip Fenerliler belki gelecek sezona umut bağlarlar. Çünkü iki yıl demişti astrolog. Bu sene tutmasa da belki seneye tutar.

Onu bilmem. Kimse de bilemez. Yalnız Fener taraftarının sabrı kalmadı. Şimdilik GS’yi yenerek tatmin oluyor. Sence Fener ne zaman şampiyon olur?

Onu ben de bilemem. Yalnız ezeli rakibine karşı her seçimi kaybeden genel başkan gidince partisi son seçimleri kazandı. Fener’de de demirbaş ve zengin başkanlar dönemi sona ererse neden olmasın. Yani başkanlar değil, kulüp ön plana çıkarsa neden olmasın.