20 Mayıs 2024 Pazartesi

Otobüste 65'likler Muhabbeti

Bugün 65'ine dört yıl kalmış biri olarak otobüse bindim. Öndeki boş koltuğa oturdum. 

Bindiğim otobüs her durakta hem yolcu indirdi hem yolcu aldı. 

Birkaç durak gittikten sonra 65'lik kartı olan biri bindi. Kartını tutup arka tarafa geçti. 

Malumunuz 65 yaşını doldurmuş olanlar toplu taşıma araçlarına ücretsiz biniyor.

Bey amcanın arkasından binen iki kadın başladılar şoförle konuşmaya:

Bıktık şu 65'liklerden dedi kadının biri.

Diğeri bazı belediyeler bunlara ücretsiz binmeyi kaldırdı. Burası hala kaldırmadı dedi. (Halbuki ücretsiz uygulamayı kaldıran belediye yok. Çünkü hükümet kararı bu. Kaldırdım, kaldıracağım diyen belediyeler oldu ama dedikleriyle kaldı.)

İki çeşme arasına bile biniyorlar dedi öteki.

Aynı adam her gün sadece benim seferimde günde iki defa biniyor dedi şoför. Neler görüyorum neler dedi.

Kalkmalı bu bedava biniş dedi oturan bir kadın. 

Akşama kadar durmadan birinden inip diğerine biniyor bunlar dedi beriki. 

Bitmediler gitti bu 65'likler dedi bu tarafta olan.

Biri bıraktı diğeri sözü aldı yolcuların. Her birine destek verircesine cevap verdi şoför. 

Daha da söylediler de hepsini anlayamadım. 

Gördüm ki tüm yolcular, başta şoförler olmak üzere 65'liklere diş biliyor. Bu bedava binişlerinden dolayı adeta 65 yaşını doldurmuş ve toplu taşıma kullanan kimseleri düşman bellemişler. Kısaca kızdılar da kızdılar.

Tüm bu dinlediklerimin ardından, araya girip durun ne yapıyorsunuz, 65’ine yaklaşmış biri olarak şimdiden burnumdan getirdiniz. Daha binmedim bile demek geçti içimden. Sonra vazgeçtim. Zaten dolmuş birileri. İçlerini boşaltıyorlar. Şakadan anlamayıp işte bir 65’li de burada. Önce bunu halledelim deyip üzerime çullanabilirlerdi.

Kim olursa olsun, ücretsiz binmeye taraftar değilim. Hele altmış beşini dolduranlara asla ücretsiz olmamalı. Olacaksa da günün yolcu yoğunluğunun olmadığı saatlerde sınırlı sayıda binmeleri taraftarıyım. Otobüsler bu şekil bedava olacaksa öğrenciye ücretsiz olmalı. Yaşını, başını almış, çoluk çocuğunu çıkarmış, bir edi bir büdü kalmış kişilerin vakit geçirmek amacıyla bedava nasılsa deyip otobüsten otobüse binmesi hoş değil.

Vatandaşın bu kadar tepkili olmasına rağmen mübarek 65’likler de biraz az binelim. Pek orta yerde görünmeyelim. Eli boş, gönlü hoş, maksat vakit geçirmekse biraz da yürüyelim demiyorlar. Bindikçe biniyorlar. İndikçe de zevk alıyorlar. Verilen bu imkanı bir hak görüyorlar. Binmezsek bu haktan mahrum kalacaklarını düşünüyor olmalılar. (Böyle bir altmış beşlik binmiştim bir ara otobüse. Bindiği otobüs eski idi. Otobüs de eskiymiş. Belediye bir otobüs alıvereyim bari dedi, sağına soluna bakarak ve gülerek. Otobüse verecek parası olmasa da bonkörlüğü kimseye vermedi maşallah.)

Gelelim şimdi sadede. Toplu taşımalara ücretsiz binenlere kızalım kızmaya da bunun bir çözümü yok. Üstelik yanlış kişilere ve gücümüzün yettiklerine kızıyoruz ve arkalarından homurdanıyoruz. Devlet 04.03.2014 tarih ve 28931 sayılı Resmi Gazetede “Ücretsiz veya İndirimli Seyahat Kartları Yönetmeliği”ni kanuna dayalı olarak düzenlemiş. Yaşını dolduranlar da bu Yönetmeliğe binaen biniyor. Eğer kızılacak sa bu Yönetmeliğe, bu Yönetmeliği çıkaranlara kızılmalı. Değiştirilmesi veya kaldırılması için Cimer başta olmak üzere yetkili makamlara yazılı veya sözlü olarak meram anlatılmalı. Gücümüz altmış beşliklere yetmesin.

Ayrıca tüm bedava hizmete karşı çıkalım. Sadece 65’liklerin bedavacılığı gözümüze batmasın. Mesela belediye çalışanları toplu taşımaya ücretli mi biniyor yoksa ücretsiz mi? Ücretli ise ne ala. Yok bedava biniyorlarsa bunlara da sözümüz olsun. Mesela homurdana yolculara eşlik eden şoför, seferi dışında toplu taşımaya binince ücretli mi biniyor, ücretsiz mi? Şoför arkadaşı onu durakta mı indiriyor yoksa durak harici evinin köşesinde mi? Vatandaş olur olmaz kızsın da kamu hizmeti yapan şoför bari sussun.

Elhasıl sadede bir kez daha geleyim. Vatandaş böyle homurdana homurdana daha ben 65’ine varmadan bu Yönetmeliği değiştirecek. Olan da bana olacak. Hiç faydalanamayacağım da ona yanarım. Hoş, Yönetmelik kalkmasa bile bu homurdanmaya karşın nasıl binerim ayrıca. Yürürüm daha iyi. Zaten onu yapıyorum. Bakmayın ara ara böyle bindiğime. Hem 65 sonrasına hazırlık olsun. 

Derbide Gülen Taraf FB Oldu

Aylardır beklenen GS-FB derbisi oynandı. 

Şampiyonluk düğümü bu maçta çözülecekti. 

GS beraberlik veya galibiyete şampiyonluğunu ilan edecekti.

FB ise ezeli rakibini yenerek şampiyonluk iddiasını son maça taşıyacaktı. 

Maçta gülen taraf FB oldu.

GS'yi kendi evinde, binlerce seyircisinin önünde, on kişi kaldığı maçta yenmeyi başardı.

Üstelik deplasmanda olmasına rağmen GS'den üstün bir oyun oynadı. Farkı kaçıran taraf oldu.

Şampiyonluk iddiasını son maça taşıdı. 

Çoğu spor yorumcusuna göre derbinin favorisi GS idi üstelik. Favoriler maçı kaybeder dedikleri böyle bir şey olsa gerek. 

Favori olmasından geçtim. Bir eksik takıma karşı başa baş bir maç çıkarmaktan uzaktı GS. Güya Fener'e fark atacaktı. Fark yemekten ucuz kurtuldu. 

Belli ki Fenerbahçe ezeli rakibine karşı iyi hazırlanmış ve ben bu maçı alacağım demiş.

FB’nin böyle bir oyun ve skorla ayrılmasında Aziz Yıldırım’ın, ben kazanırsam teknik direktör olarak Morino’yu getireceğim açıklaması, FB camiasını bu maçı kazanmaya kenetlemiş.

Ve tüm futbolcular ve teknik ekip buna inanmış.

İnancın elinden ise hiçbir şey kurtulamaz.

FB'yi böyle zorlu bir maçı on kişiyle kotarmasından dolayı tebrik etmek lazım.

GS ise nasılsa cümle alem bizi favori ilan etti. Fener dediğiniz takım sahasında zoraki maçlar kazanıyor. Küme düşmeye namzet takımlar karşısında ecel terleri döküyor. Sahamızda Fener varlık gösteremez. Çalışmamıza da gerek yok. Zaten altı puan da fark var demiş. Bir hafta boyunca hazırdan yiyen evlat gibi yatmış ve mevcudu tüketmiş.

Oynadığı oyunla ve aldığı skorla şampiyonluğu hak ediyor denilen GS son iki haftadır oynadığı oyunla şampiyonluğu tam hak etmediğini kendi sahasında göstermiş oldu. Üstelik 17 maçtır iç saha yenilmezliğine de Fenerbahçe eliyle son vermiş oldu.

Demek ki rakipler iyi olsa GS bu kadar puan toplayamayacak ve galip gelemeyecek. Bu yönüyle GS'ye kötülerin iyisi denebilir.

GS-FB derbisi şunu gösterdi ki GS’de FB fobisi devam ediyor. İki yıldır Fenerbahçe’yi yenmeye başlayınca bu fobi kalktı sanılmıştı. Görünen o ki değişen bir şey yok. Ölüsü bile GS’yi yenmeye devam edecek. GS de Fener'in formasını görünce ayaklarının bağı çözülüyor. Fener de Galatasaray’ı görünce diriliyor. Yenince de şampiyon olmuş gibi oluyor. GS'i yendiler mi şampiyonluğa gerek yok onlar için. Fenerliler unutmasın ki maratonda asıl olan yarışın belli etabında başarı elde etmek değil, maratonu göğüslemektir.

Elhasıl, GS son hafta Konyaspor sahasında bir puan alırsa şampiyon olacak ama bilinsin ki karizmayı çizdirdi vesselam.

19 Mayıs 2024 Pazar

Büyük Camiye Küçük Kubbe

Resimde gördüğünüz cami inşaatı, Konya Millet Bahçesinin köşesine yapımı devam etmekte olan Merkez Camii ve Kur'an Kursu inşaatından bir görüntü.

Bu camiye ihtiyaç var mıydı, ismi uygun mu, üzerinde konuşmaya değer. Zannımca, burada bir camiye ihtiyaç yoktu. Çünkü çevresinde yeterince büyük camiler var. Koca eski stadın içinde bir büfe, bir tuvalet ve küçük bir mescidin yer almasını, geri kalan kısmın tamamen yemyeşil bir bahçeden ibaret olmasını daha uygun görürdüm. 

Camiye Merkez adının verilmesinden ziyade bahçeye uygun olacak şekilde başka bir isim tercih edilebilir. Mesela Millet Camii ismi daha güzel yakışırdı. Açıkçası Merkez ismi bana itici geldi. Merkezin başka anlamları olsa da polis karakolu anlamında da kullanılır. Ki eskiden polisler bir suçluyu yakaladıklarında “Seni merkeze alalım, merkeze çekelim” derlerdi. Masa başında oturan merkez valisi de çağrışım yaptı bu arada. Belki de Konya’nın ortası anlamında bu isim verilmiştir.

Neyse, ihtiyaç veya değil, ismi uygun veya değil, yetkililer hem camiye ihtiyaç duymuş hem de bu ismi vermiş. Bize de bunu kabullenmek düşer. Bu konuyu daha önce yazı konusu edindiğim için bu kadarla yetiniyorum. 

Bu sefer bu camiyi yazı konusu edinmemin sebebi başka. Estetik yönünden ele alacağım bu camiyi. Müsaadenizle bu konuyu açayım. 

Her zaman önünden geçtiğim, bir zamanlar yürüyüş parkurunda yürürken yanından geçtiğim bu caminin orta kubbesi dikkatimi çekti bugün. Uzaktan gördüm. Garip geldi bana.

Bir fotoğrafını alayım diye az yaklaştım. Size nasıl geldi bilmem ama dört minareli koca caminin ortasına kondurulmuş kubbe küçük geldi. Biraz daha geniş kubbe daha hoş gelir, görenlere seyir zevki verirdi.

Yer mi yok diye baktım. Minareler ile kubbe arasında epey mesafe vardı. İstenirse daha büyük ve geniş bir kubbe buraya yerleştirilebilirdi.  

Caminin inşaat halinde olması beni yanıltabilir. Çünkü inşaat halinde iken yapılanı pek bir şeye benzetemeyebiliriz. Ortadaki küçük gördüğüm kubbenin cami büyüklüğüne ve minarelere uyumu cami inşaatı bittikten sonra daha iyi anlaşılır. Belki de bu kubbenin dışına kaplama yapılarak daha da genişletilecek olabilir.

Orta kubbenin büyük camiye uyumlu olmadığına dair bu yorumumdan, estetikten anladığım anlaşılmasın. Estetik ile ben pek bir araya gelmem. Gördüğüm görüntü bana yanıltıcı da gelebilir.

Bunu en iyi caminin mimarı bilir. Projesini çizerken mutlaka hesap, kitap yapmış, ölçüp biçmiştir. Bu işin sinüs, kosinüs, tanjant ve kotanjantını hesap etmiştir. Çünkü ehli odur.