19 Mayıs 2024 Pazar

Bazı Akademisyenlerin Dünyası

Dünya bir iş bölümünden ibarettir. 

Herkes farklı farklı alanlarda rızkını temin etmenin peşinde. 

Her meslek grubunun dünyası farklıdır.

Her meslek grubu içerisinde, mesleğinin tam hakkını verenler yanında veremeyenler de vardır. Kimi o mesleğin yüz akı kimi de tabir yerindeyse yüz karasıdır. 

Okumuşlar içerisinde akademisyenlerin dünyası da farklıdır. İçlerinde, alanında kendini yetiştirmiş olanlar olduğu gibi yeterince yetiştirememiş olanlar da vardır.

Alanında kendini yetiştirmiş akademisyenlere alim diyebiliriz. Kendisini yetiştirememiş ama akademisyenlikte en yüksek seviyede kariyer edinmek için gereklerini yerine getirmiş olanlar çoğunluktadır.

Bu yazımda, genellemeden akademisyenleri ele almak istiyorum. Değerlendirirken bilgi yönünden değil, hal ve tavır yönüyle ele alacağım. Bu değerlendirmeyi yaparken istisnaların kaideyi bozmayacağını ifade etmek isterim.

Bir buğday başağını düşünelim. Buğdayda dene yoksa başı dik olur. Başakta buğday dolu ise ağırlığından öne eğilir.

Bir akademisyen alanında bilgi sahibi olunca nasıl ki buğday başak verdikçe ağırlığından başını öne eğiyorsa çoğu akademisyenlerde bir kibir hali mevcut. Halbuki bilgi, birikim arttıkça ve kariyer yükseldikçe tevazuun hakim olması gerekir. Bildiğim, gördüğüm akademisyenler arasında en mütevazı görünenin de bile o tevazu halin gerisinde kibir izlerini görmek mümkün. 

Hiçbir insanın kibirli olduğunu kabul etmediği gibi bu tip akademisyenler de kibirli olduğunu kabul etmese de belirtilerini görmek mümkün.

Eşine, dostuna mesafe koymaları,

Pek ortalarda görünmemeleri,

Bir ortamda konuşma ortamına pek girmemeleri, soğuk bir profil çizmeleri,

Sosyal medyayı pek kullanmamaları, kullanıyorlarsa bile pek paylaşım yapmamaları,

Bir WhatsApp grubunda oldukları halde yüzlerini eskitmemek adına yorum ve görüş bildirmemeleri, görüş yazanları da elleri boş olarak görmeleri,

Pek ortalıkta görünmüyorsun dendiğinde hiç vakitlerinin olmadığını ve iş yüklerinin çok olduğunu söylemeleri,

Çok gizemli bir görüntü vermeleri...

Tüm bu ve daha fazla görüntüleri, biz sizden farklıyız imajı veriyor muhataba. Kısaca pek doğal olamıyor çoğu akademisyen.

Elhasıl, katılır veya katılmazsınız. Nazarımda akademisyenlerin dünyası çok farklı.

18 Mayıs 2024 Cumartesi

Bilinen Yere Acil Ambulans

Arka Sokaklar adında Kanal D televizyonunda yıllardır yayımlanan bir dizi var.

Yıllar yılı ekranlarda yer bulduğuna göre bu dizi tutmuş olmalı ve izleyicisi de olmalı.

Herhalde bu dizi bugüne kadar yayımlanan dizilere göre rekoru elinde bulunduruyordur. 

Başını ve önceki yıllarını bilmesem de bu diziye vaktim oldukça bu sene bakmaya başladım. Dizi fena değil. Toplumsal suçlara değiniyor, güncel konuları da hemen işliyor. 

Her dizi gibi -yeter ki bakmaya başla- bir sürükleyiciliği var. Dizideki çoğu oyuncunun sahici rolü de diziyi izletiyor.

Bu diziyi yazı konusu edinmemin iki sebebi var. Dizide işlenecek konu kalmayınca, dizi süresini tamamlamak için Hüsnü'nün ailesi devreye giriyor. Bu yönüyle dizi bir güzel sulandırılıyor. Ceremesini de ve ailesinin arkasını toplamak da Hüsnü komisere kalıyor.

Diziyi ele almamdaki esas sebep dizinin sahiciliğini bozan bir sahnenin, aşağı yukarı her bölümde sırıtması.

İzliyorsanız, farkına varmış olmalısınız. Farkına varmadı iseniz, kısaca anlatayım. Hak vereceksiniz. 

Malumunuz dizi polisiye bir dizi. Hüsnü'nün de içinde bulunduğu polis rolünde aktörler sahnede. Her bölümde mutlaka birkaç suç örgütünü başarıyla çökertiyor.

Bu dizideki polis rolündeki oyuncuların, diğer Türk filmlerindeki polisten farkı, dizideki polislerin suçu zamanında bastırması, çoğu suçu önceden çözmeleri. Türk filmlerinde ise olay bittikten, kan gövdeyi götürdükten sonra polisin olay mahalline geliyor.

Neyse gelelim, Arka Sokaklar dizisindeki sırıtan sahneye. Başlarında baba rolündeki sanatçının emriyle operasyona giden, gittikleri operasyonda çatışmaya giren ekip, rol gereği ölen ya da yaralanan olursa, ekipten birinin telefona sarılarak, "Bilinen Yere Acil ambulans" anonsunu geçmesi. İyi de neresi o bilinen yer. Tamam ekip sahnenin nerede çekildiğini biliyor. Ama ekibe değil, izleyiciye mesaj verilmeli değil mi? 

Bu sözleri kaç sahnede duydum. Hepsinde de olacak şey değil dedim. Hayali bir adres söyleyip anons geçemezler mi?

Dizi yeni olsa, oyuncular acemi olsa, dizinin senaristi değişse eh dersin, bu kadar acemilik olur. Ama yılların efsane isimleriyle, kaç yıllardır devam eden tecrübeli bir dizinin bu yaptığı gaf yabana atılacak bir gaf değil. Dizide bu sahne hep sırıtıyor. Bu bir değil, beş değil, hiçbirinin mi bu sırıtma dikkatini çekmez, inanın çok anlamış değilim. 

Dizinin sürükleyici ve sahici olması bakımından, bu sırıtan sahne, en kısa zamanda kaldırılmalı. Yerine şuraya ambulans denmeli. 

Genelgesiz İlk Tasarruf Uygulamalarım

Gecikmiş tasarruf genelgesi yayımlanınca bir lisede çalışırken kendimce uyguladığım genelgesiz tasarruf uygulamam aklıma geldi. Paylaşmak isterim:

Lisede çalışırken okulu denetlemeye gelen bir Bakanlık başmüfettişi bana "Tasarruf senin neyine? Tasarruf senin işin mi? Sonra bununla mı tasarruf edeceksin" demişti.

Mesele de öğretmen ek ders defterinde çıkmıştı. Şimdi var mı bilmiyorum. Eskiden kırtasiyelerde satılan ek ders defteri vardı. Bu defterler ciltli ve kalın idi. Pahalıydı da üstelik.

Her ay devam ve devamsızlık defterine personelin girdiği ders ve tahakkuk edilen ek ders elle yazılırdı.

Her bir öğretmene iki sütun ayrılırdı. İlk sütuna girdiği ders yükü, ikinci sütuna da hak edilen ücret saati yazılırdı.

Bu öğretmen devam devamsızlık defterine her ay iki sayfa giderdi.

Defter birden bitmesin diye tek sütuna indirerek her ay tek sayfa kullanıyordum. Niye böyle yaptın dedi. Hocam, ek ders hesabında yanlışlık var mı dedim. Yok da iki sütun ayrılması gerekirdi her bir öğretmene. Tek sütunda verilen ücret ve girdiği ders yükü anlaşılıyor mu dedim. Evet anlaşılıyor. Sen niçin tek sütuna indirdin, onu söyle dedi. Tasarruf olsun diye dedim.

Demez olaydım. Yukarıda dediklerini saydı. Takdir beklerken tekdir yedim Bakanlık başmüfettişinden.

Yine de ikna etmek ve yaptığımın haklılığını göstermek için efendim, biz tasarrufa önem veririz. Müsvedde kağıtları atmayıp arkasını da kullanıyoruz dedim. Bir de kağıtları gösterdim.

Demez olaydım. Şom ağzım işte.

Peh peh peh. Kağıtla mı tasarruf sağlayacaksın dedi. Biz okul müdürleri hep böyle yapıyoruz, yanlış mı dedim. Dedim ama gel bunu o kafaya anlat.

Sonra kafayı benim açık bilgisayara taktı. Bu niye açık dedi. Biz çalışırken yanımızda bilgisayar olmaz dedi. İlçeden gelecek Gmail yazılarını takip için açık dedim.

Peki, Messenger niye açık. Çok da arkadaşın varmış. Durmadan çetleşir misiniz dedi. Kaç gündür buradasınız. Kimse sizin okulumu denetimde olduğunuzu bilmiyor. Hep bu koltukta bilgisayar ve Messenger açık iken çalışırken hiç çetleşmek için yazan oldu mu dedim. Hayır olmadı dedi.

Sen boş ver bunları. Bu Messenger niye açık dedi. O Messenger’da kayıtlı olanların çoğu aynı ilçede görev yaptığımız okul müdürleri. İlçeden gelen çoğu telefon zincirlerini okul müdürlerine buradan paylaşıyoruz. Kısaca biz bu teknolojik iletişimi çoğunlukla telefon zinciri için kullanıyoruz, çetleşmek için değil dedim.

Adı üzerinde telefon zinciri. Niçin telefonu kullanmıyorsun dedi. Tasarruf için efendim dedim. Vara demez olaydım. Bunun tasarrufla ne alakası var dedi. Olmaz olur mu efendim. Sabit telefondan her konuştuğumuza fatura geliyor. Ödenekler kısıtlı. Bedava iletişim varken niçin telefonu kullanayım dedim.

Sonra homurdandı durdu. Tasarruf tasarruf. Bozmuşsun kafayı tasarrufla dedi.

Sözün özü, gördüğünüz gibi devlette ilk tasarrufa uyanlardanım. Çoğu okul müdürü de böyle. Gördüğünüz gibi tasarruftan bazı başmüfettişler pek hoşlanmıyor. Onlar için kural tasarruftan önce gelir. Nasılsa devletin malı deniz...