Bankalar nicedir çalışanların maaşlarını
kendi bankaları aracılığıyla vermek için kurumlarla genellikle üç yıllık maaş
anlaşması yaparak karşılığında da her bir çalışana peşin ya da taksitle ödeme yapıyordu.
Buna da promosyon anlaşması deniyor. Bu tür anlaşmalarda çoğu bankalar peşin
ödemeye pek yanaşmaz hatta angarya olarak gördükleri için maaş anlaşmasına da
pek sıcak bakmazlardı.
Bugünlerde bankalar çalışanların
maaşlarını kendi bankaları aracılığıyla vermek için kesenin ağzını açtı. Yüksek
rakamlar havada uçuşuyor. Üstelik defaten veriyor. Verilen rakamlar haberlere bile
konu oluyor. Anlaşmasını daha önce yapan kurumlar ilgili bankalarıyla görüşerek
güncelleme istiyor, bazısı da sözleşmeyi iptal yoluna gidiyor bazı kurumlar da
tüm personeli dahil etmek suretiyle promosyon anlaşması yaparak dağıtılan
pastadan daha yüksek pay almak istiyor.
Önceki yıllara oranla bankaların yüksek
promosyon teklif etmesi, bankaların daha çok kazanıyor olduğu anlamına geliyor.
Bu yüzden uçuk kaçık rakamlara imza atılıyor. Değilse niye yüksek meblağları
telaffuz etsinler.
Kurumlar bankalarla maaş anlaşması yaparken
bir taraftan da promosyon caiz mi sorusu soruluyor. Bu konuda birbirinden
farklı fetvalar veriliyor:
"Ne helaldir ne haram. Şüpheden ari
değildir. Temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek olanların, aldıkları promosyonu
kendisine ve aile efradına harcamaması, bunun yerine bir ihtiyaç sahibine
vermesi uygun olur." (Diyanet İşleri Başkanlığı)
Bir başkası, kişinin çalıştığı iş yerinin
kendisine ait bir bankası varsa, bu bankanın verdiği promosyonu caiz görürken
başka bankalardan alınan promosyonu ise caiz görmemektedir. Bu fetvaya göre
alınan promosyonun caizliği; her kurum, kuruluş veya özel sektörün kendisine
ait bankasının olması.
Bunun dışında promosyona caiz diyenler
olduğu gibi caiz değil diyenler de var. Ne alın ne almayın deriz diyenler de
var.
Burada promosyonun helal veya haram olduğunu,
bu fetvanın uygun olup olmadığını söylemeyeceğim. Zira kendimi bu konuda
yeterli görmem. Yalnız bu ve faiz konusunda verilen fetvaların birbiriyle
uyumlu, makul ve anlaşılabilir olması gerektiğini düşünenlerdenim. Örnek vermek
gerekirse, parasını 3-6-9-12 aylık vadeyle bankalara yatıranlara devletin
verdiği kur garantili TL'ye, hibe fetvası verilirken nedense maaş anlaşması
yapması sonucu, banka tarafından verilen para hediye veya hibe olarak değerlendirilmiyor.
Halbuki kur garantili TL'de mudiler paralarını faize yatırıyor. Sürenin sonunda,
alınan bu faiz döviz kurunun altında kalıyorsa, kurdan kaynaklanan farkı hazine
ödüyor. İşte bu ilave farka hibe denirken bankaların verdiği promosyona aynı
şekilde hibe gözüyle bakılmıyor.
Bir diğer husus, "Temel ihtiyaçlarını
karşılayabilecek olanların, promosyonu kendisine ve ailesine harcamaması
gerektiği" kısmına gelince, temel ihtiyaçtan kastedilen nedir? Bildiğim
kadarıyla fıkıh kitaplarında örnek verilen haceti asliyenin kapsamı günümüzde
daha genişlemiştir. Dün lüks olarak görülüp temel ihtiyaç olarak görülmeyen
birçok şey bugün temel ihtiyaçtır. Kişiden kişiye bu ihtiyaçlar da
değişebilmektedir. Diyanet, oldu olacak, günümüz temel ihtiyaçlarını da bu
fetvada belirlerse daha iyi olacak.
Bir diğer husus, promosyon hakkında fetva
verilirken, fetva kurulu, etkili ve yetkili kurum ve kuruluşların belirlediği
açlık, yoksulluk ve fakirlik sınırını dikkate alsa daha iyi olacak. Mesela,
geliri açlık ve yoksulluk sınırının üstünde olanların promosyon almasının caiz
olmadığı, altında alanların ise promosyonu alabileceği şeklinde bir fetva daha makul
görülebilirdi.
Sonuç olarak fetvalar dinin kendisi
olmayıp, dini bir görüş olsa da aynı konuda farklı fetvalar vatandaşın kafasını
karıştırmaktadır. Bu yüzden promosyon konusunun yetkili organlarca masaya
yatırılması, bu konunun çok yönlü ele alınması aciliyet ve elzemlik arz
ediyor.
*09/11/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder