Eski Türk filmlerinin bazı sahnelerinde
din görevlilerine yer verildiğini, bu sahnelerde din görevlileri için genelde
"çember sakallı, iri göbekli, menfaatçi, üfürükçü, problem çıkartan,
kaba-saba..." şeklinde bir profil çizildiğini, yabancı filmlerdeki papaz
ve rahip sahnelerinde ise "nazik, kibar, yardımsever, göbeksiz" bir
profile yer verildiğini hepimiz biliriz. Din görevlilerine ait bu iki farklı
sahneye İslamcı camia itiraz eder: "Türk filmlerinde din görevlileri kötü
gösteriliyor. Görevliler üzerinden halk İslam'dan soğutulmaya çalışılıyor.
Niyetleri İslam düşmanlığı" şeklinde eleştiri getirirdi.
Din görevlilerini kötü gösteren sahnelere
yön verenlerin niyetlerinin olumsuz din görevlisi imajı vermek olup
olmadığını bilemem ama filmlerimizdeki din görevlilerine verilen rol hoşuma
gitmezdi. Kilisede yapılan nikah merasimlerinde Hristiyan din adamlarının
verdiği evrensel mesaj da hoşuma gider, bizim hocalara biçilen rol niye böyle
olmaz derdim.
Din görevlilerimizin hepsi film
sahnelerindeki gibi midir? Hayır. Zira içlerinde görevini layıkıyla yapıp
çevresine örnek olanlar olduğu gibi film sahnelerinde gördüğümüz kötü imaja
sahip görevlilerin de olduğu aşikardır. Tüm Hristiyan filmlerinde olumlu imajla
seyircinin karşısına çıkan Hristiyan din adamları içerisinde olumlu imaj verme
yanında olumsuz imaj verenler de vardır. Bu da normaldir. Zira din görevlileri
büyük bir camiadır. Büyük camialar içerisinde de çürük elmalar mutlaka çıkar.
Bundan hareketle hepsi iyi hepsi kötü demek toptancı anlayışa girer ki
yanlıştır.
Geçmiş imajlardan ve Hristiyan
dünyasındaki rahip algısından, Müslüman din görevlilerinin günümüz imajına
gelince, çoğunluğunu tenzih ederim ama bazıları söz ve eylemleriyle hem kendini
hem de kurumunu tartışmaların içine çekiyor ve gündemden düşmüyor. Eylem kararı
alan hekimlerle ilgili bir imamın cuma hutbesinde "...vatandaş iğne
vurduracak, doktor eylemdeyiz diyecek. Böylelerine sövmeyip de ne yapacak,
öldürmeyip de ne yapacak…" şeklindeki sözleri, Ankara'da görev yapan
medyatik bir hocanın kadınların giyim kuşamıyla ilgili "Bak sokaklar ne
hale geldi! Kasap dükkanı gibi. Et görmekten içimiz dışımıza çıkıyor artık"
demesinin ardından, gelen tepkiler üzerine “…Ya hiç kıskanmıyor musunuz lan…”
yazabiliyor. Bir siyasi, onu dönüşü olmayan tek biletle Afganistan’a göndermeye
kalkıyor. O ise ortamı yumuşatacağı yerde sosyal medyada cebelleşme yolunu
seçiyor.
Gündemde olduğu için bu iki din
görevlisinin konuşmasını değerlendirirsek, bir defa doktorlar eylemde olsa bile
hastanelerin acilleri, yoğun bakımları, acil ameliyatlar eylemde yer almaz.
İğne vurdurmak için gelen bir hasta polikliniğe değil, acile gider. Acilden de
iğnesini vurdurur gider. Yani acilde görev yapan hiçbir doktor ve hemşire iğne
vurmaktan içtinap etmez. Bunu herkes bilirken imamın hutbede sövme ve öldürme
ifadelerini kullanarak doktorları hedef göstermesi kabul edilemez. Kadınların
giyim kuşamı ile ilgili açıklıktan şikayet eden hocamız ise çıplak giyinen
kadınları kasap dükkanına benzetmesi hiç hoş değil. Haydi irticalen konuştu, bu
şekil bir teşbih yaptı. Ardından yaptığı paylaşımda kullandığı “lan” ifadesi
hiç yakışık almamıştır. Çünkü lan argo bir kelimedir. Bir din görevlisi böyle
bir ifade kullanmamalı.
İmamın açık ve saçıklıktan dem vurmasında,
bunu vaaz kürsüsünde konu edinmesinde bir sakınca yoktur. Sakınca; üslubunda,
konuyu ele alışında, teşbihinde ve kullandığı argo kelimededir. Burada hocanın
kullandığı bu üslubu, aynı şekilde lan kelimesini çoğu kimse kullanıyor
diyebilirsiniz. Herkes kullansa da hocanın, özellikle kürsüde kullanmaması
lazım. Kullanırsa ne olur? İşte böyle tepki çeker. Pekala hocamız, güzel bir
üslupla açık giyimden rahatsızlığını dile getirebilirdi. Buna da kimse bir şey
demezdi.
Şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş olsa da
“pamuk tıkama” ifadesini sosyal medyada kullanan Ayasofya eski İmamı da çok
tepki çekmişti.
Verdiğim bu üç örnek tüm din görevlilerini
temsil etmese de icra ettikleri görev itibariyle din görevlilerinin sarığı
beyazdır, leke götürmez. Bundan dolayı din görevlileri sosyal medyanın,
mikrofonun ve kürsünün cazibesine kapılmadan görevlerini ifa etme yoluna
gitmeli ve nebevi tebliğ dediğimiz peygamberi metottan ayrılmamalı. Nezaket ve
tatlı söz birincil düsturları olmalı. Özden önce söze dikkat etmeliler. Çünkü
sözün büyüleyici etkisi vardır. Sözü halledemeyenlerin öze girmemesi çok iyi
olur. Sözüne ve üslubuna dikkat etmeden yapılan konuşmalar öze zarar verdiği
gibi bulundukları makamı da tartışılır hale getirir. Tartışmaların odağındaki
imamların niyeti bağcıyı dövmekten ziyade üzüm yemekse, pekala bunu güzel bir
üslupla ifade edebilir. Çünkü usul asıldan, söz özden önce gelir. Usul; neyi,
nerede, kimlere ne şekilde ifade edilmesi gerektiğini bilmektir. Öze girmeden
önce konunun ne şekilde ifade edileceğinin kafada planlanmasıdır. En güzel
konu, kötü bir anlatımla berhava olabileceği gibi en zor ve kötü bir konu da
güzel bir anlatımla tepki çekmeden ele alınabilir. Bu tip din görevlileri ne
kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, yol ve yordam bilmeden öze dair söz
söylememeliler. Her cümlesi kırıp dökecekse, insanları kutuplaştıracaksa,
mevzuyu asıl konudan başka mecraya çektirecekse, kendini ve çalıştığı kurumu
tartışmaların odağına oturtacaksa, bu tipler bunu Allah rızası için
yapıyorlarsa, ne olur Allah rızası için sussunlar. Mümkünse hiç konuşmasınlar. Çünkü
usul olmadan vusul olmaz. Zira vusulsüzlüğümüz
usulsüzlüğümüzdendir. Usulle ilgili burada şunu da söyleyeyim: "Zekiysen
nerede, nasıl konuşman gerektiğini; akıllıysan, nerede susman gerektiğini
bilirsin". Ha kürsü dokunulmazlığımız var. Biz her şeyi söyleriz derlerse,
inanın, üsluplarına dikkat etmeden bu tiplerin yaptıkları her konuşma, İslam'a
ve Müslümanlara zarar verir.
Son sözü de üslubundan dolayı tepki çeken
bu tip hocalara, "X hoca yalnız değildir" etiketiyle destek
olanlara söyleyeyim: Sizler de bunu Allah rızası için yapıyorsanız, Allah
rızası için bunu yapmayın. Lütfen, sözünden dolayı özü tartışmaya açan bu
tiplere destek olmayın. Çünkü kem söze ve sahibine destek olunmaz. Bu tiplere
önce edebini topla. Sana bu üslup yakışmaz. Bu üslubunla değil yarar, İslam'a
hazırında zarar verirsin denmeli.
*03/08/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder