—Bir zamanlar yanında çokça arkadaşın vardı. Arkadaşlıktan
da öte bir kardeşlik hukuku idi sizdeki. Herkes gıpta eder, rakiplerin ise
şaşırırdı bu dostluğunuza. Arkadaşlarının çoğu da şu ya da bu şekilde tanınmış
kişilerdi. Şimdi kahir ekseriyeti yanından uzaklaştı. Mesela falan niye
uzaklaştı sizden?
—O mu? Boş ver. Yaramaz o.
— Ya şu?
—Hain o.
—Ya bu?
—O, nankör.
—Şuna ne dersin?
—O makam düşkünü.
—Bu?
—Beklentileri gerçekleşmedi de
ondan.
—Ya falan?
—Rakiplerimi tercih etti.
—Buna ne dersin?
—Ona ben yol verdim.
—Şu?
—Sözümü dinlemedi.
—Bu?
—Dediğimi yapmadı.
—Eğer böyle ise arkadaşlarının çoğu
kötü kişilermiş.
—Aynen öyle.
—Arkadaş seçiminde tercihlerin
isabetli değilmiş o zaman. İnsan sarrafı değilsin sanki.
—Ne münasebet.
—Baksana, ya kötü diye sen yol
vermişsin ya da senden uzaklaşıp gitmişler.
—Nankörler de ondan.
—Peki, bunda hiç senin suçun yok
mu?
—Niye olsun ki... Benim yaptığım
iyiliği onlara kimse yapmaz. İyilik yaramıyormuş demek ki.
—Ha ne bileyim. Tüm suçu bir tarafa
atmak insafsızlık olur. Çünkü bir yerde anlaşmazlık varsa yüzde yüz bir taraf
suçlu olmaz. Suçun oranları farklıdır, o kadar.
—Yani siz bana da suç yüklemek
istiyorsunuz. Bunu asla kabul etmem.
—İster kabul edin, ister etmeyin.
Görünen bu. Bu kadar arkadaşınızdan birkaç kişi sizden uzaklaşsa, dersin ki
bunlarda bir sorun var. Ama çoğu sizden uzaklaşmışsa, burada acaba bende de bir
sorun var mı diye sorgulaman gerekir kendini.
—Bunu asla yapmam.
—Sen bilirsin ama şunu bil ki
hatasız dost arayan dostsuz kalır.
*21/03/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros Ulu adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder