Cemaatle
namaz kılınırken kametle beraber cemaat saf düzenine geçtiğinde imamın,
"Safları sık ve düzgün tutun" uyarısını işitmeyeniniz yoktur.
İmamlarımız bu uyarıyı, saflar çok düzgün olsa dahi yapıyorlar.
Safları
sık ve düzgün tutmanın dini hükmü nedir bilmiyorum ama bu konuda değişik hadis
kitaplarında, safları sık ve düzgün tutmamız ile ilgili değişik cümlelerle
geçen çok sayıda hadisi şerif var. Bu hadislere göre safları sık ve düzgün
tutmak -herhalde- sünnet olsa gerek.
Camilerdeki
saf düzeninde sorun yok. Cemaat, bir uyarıya gerek duymadan ip gibi düzgün bir
şekilde saf tutuyor. Çünkü camilerdeki yeni halılar desenli. Bir seccadeyi
andırıyor. Herkes ayağını nereye koyacağını, başının secdede nereye geleceğini
biliyor. Sorun, safların sık tutulmasında. Cemaatten bazıları hadislerde
belirtildiği gibi omuzlar omuza, ayaklar ayağa değecek şekilde saf tutmaya,
bunun için araya girmeye, yanına birini almaya çalışırken bazıları da safların
bu kadar sıkı tutulmasından hal ve hareketleriyle rahatsızlıklarını belli
etmektedirler. Hatta bazıları yanına kimseyi almamak için baya bir çaba sarf
ediyor ya da burayı doldur diyenin davetine icabet etmemek için epey bir
uğraşıyor.
Safların
düzgünlüğünü anlarım. Çünkü peygamberimiz, oğlu İbrahim'in mezarını düzgün
kazmayan mezar kazılarına mezarı niçin düzgün kazmadıklarını sorar. Aldığı
cevap "Nasılsa az sonra kapanmayacak mı" olur. Bunun üzerine
peygamberimiz "Allah güzeldir, güzel olanı sever" demek suretiyle
işlerin düzgün yapılması gerektiğini belirtmiştir. Safların sık tutulmasına
gelince, peygamberimiz zamanında bildiğim kadarıyla Mescidi Nebi'ye gelen
Müslümanların sayısı, cami almayacak şekilde çok değildi. Peygamberimizin
safların sık tutulmasıyla ilgili sözlerini bu durumda nasıl anlamak gerek? Bu
konuyu anlamak için o günkü sosyal dokuya bir bakmak gerekecek. Peygamberimiz
Medine'ye geldiğinde ilk yaptığı işlerden bir tanesi de şehirdeki sosyal barışı
sağlayacak adımlar atmak olmuştu. Çünkü şehrin yerlisi Evs ve Hazreç kabileleri
birbirlerine husumet halinde idi. Şehre Mekke'den gelen evi, barkı olmayan
muhacirler vardı. Yaptığı çalışma ile peygamberimiz Evs ve Hazreç kabileleri
arasındaki husumeti kaldırmış, muhacir ile ensarı kardeş ilan etmişti.
Peygamberimiz, şehirdeki insanların kardeşçe yaşamaları için çaba sarf etse de
zaman zaman aralarında anlaşmazlık ve tartışmalar çıkıyor olmalı ki eski
alışkanlıklarına dönmesinler, birbirlerine kenetlensinler, Müslüman potasında
erisinler, kardeş gibi olsunlar diye saf konusunda sık sık uyarma gereği duymuş
olabilir. Çünkü şehir küçük bir kasaba o gün için. Herkes birbirini tanıyor,
kimin kiminle husumeti ve kırgınlığı olduğu biliniyor. Safların sık tutulması
ile ilgili tüm sözleri ben böyle anlıyorum. Zaten Müslim’de geçen şu hadis, safların
sık ve düzgün olmasıyla ilgili diğer hadisleri, özellikle son cümle açıklar
nitelikte: ‘Râcih(değerli) akıl sahibi dirayetlileriniz hemen arkamda, onlardan
sonra gelenler daha arkada, daha sonra gelenler daha arkada durunuz! Sizleri
çarşı pazar çekişmelerinden sakındırırım!’ buyurdu.” Safla ilgili bazı
hadislerde geçen “Aranıza şeytan girmesin” şeklindeki uyarıları da sahabenin
işin ciddiyetine varmasını sağlamak olarak değerlendiriyorum. (Bu konuya devam edeceğim.)
***04/06/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder