23 Şubat 2018 Cuma

"Asansörde Halvet" **


Ülkemizde gündemler sık değişmekte. Bir konu, enine-boyuna konuşulmadan diğer konuya geçiliyor.  Bazı alanlar vardır ki hiç gündemden düşmez. Din alanı da bunlardan birisidir. Bazen gerçekten ihtiyaç olduğu için, bazen günden saptırmak veya bir algı oluşturmak ya da kamuoyu oluşturmak için din alanından bir konuya yer verilir. Amaç, dinin bu konuda ne dediğinin merak edildiğinden değil. Din adına bir şeyler söyleyenlerin cümlelerinden kesitler sunarak o kişi veya camia hakkında halkın olumsuz bir kanaat sahibi olmalarını sağlamaktır. Niyetleri üzüm yemek değil, bağcı hiç değil. Tamamen kasıtları, söylenen sözden hareketle din adına söz söyleyenleri halkın gözünden düşürmek. Sanırım gerisinde dinden soğutmak olsa gerek. Öyle zannediyorum, bunda da başarılı oluyorlar.

Şimdi gündemde “Asansörde halvet oluşur” diyen bir ilahiyatçı var. Gazete köşelerinden, televizyon ekranlarına ve sosyal medyaya varıncaya kadar bu konu konuşuluyor, yazılıp çiziliyor. İş, sadece bu görüşle kalmıyor, ilgili kişinin önceden söylediği “Altı yaşında bir çocuk evlenebilir” dediği de eklenerek kimi hocayı tiye alıyor, kimi kızıp köpürüyor, kimi de işi genelleyip tüm ilahiyatçıları aynı kategoriye koymaya kalkıyor. Genel görüntü, “Olur mu böyle şey” deyip ilgili zatın psikolojik bir hasta olduğunu söyleyenleri bile görebiliyoruz.

Niyetim, bu fetvayı veren kişiyi savunmak veya eleştirmek değil. Söyleyenin kendine göre bir gerekçesi vardır. Bu sözü hangi ortamda, kime karşı söyledi? Fetva genel mi yoksa özel bir soruya verilen bir cevap mı bilmiyorum. Basında tartışıldığı kadarını biliyorum. Hocanın verdiği fetva kendisini bağlar. İsteyen bu fetvaya uyar, isteyen uymaz. Kimi takva kabul eder, kimi de yersiz bulur. Sayın ilahiyatçının dediği şekilde asansörde halvetin oluşacağını düşünmüyorum. Benim bildiğim kadarıyla halvet, birbirine nikah düşen iki karşıt cinsin, üçüncü şahısların giremeyeceği, kapalı ve kilitli bir yerde belli bir süre durmalarıdır. ”Şuyuu, vukuundan beter” bir durumun olmaması için dinin tedbir amaçlı bir görüşüdür. Görüşte isabet de olur/olmaz da.

“Asansörde halvet” olayı, hazır gündemimizde iken ben olaya bir başka açıdan bakmaya çalışacağım. Bu fetvayı savunur veya eleştirirken Türkiye’nin son zamanlarda yaşadığı travmayı düşünmek gerekiyor. Gün geçmiyor ki “Bu da mı olur!” dediğimiz menfur vakalarla karşılaşıyoruz. İlahiyatçıyı, verdiği fetvadan dolayı eleştirmeden önce bu ülkede “4 yaşındaki bir çocuğa tecavüz edildiğini, amcanın yeğeni ile aşk hayatı yaşadığını, dayının yeğenine tecavüzde bulunduğunu, öğretmenin ilkokul öğrencisine sarkıntılık ettiğini, bazı yurtlarda görevlinin 6-10 yaşlarındaki çocukları cinsel istismara maruz bıraktığını, babanın kızına tecavüz ettiğini, anne ve babanın kızını para karşılığı sattığını…” aklımıza bir getirelim. Sonra bu ilahiyatçıyı yargılayalım. Hatta asalım. Kimin aklına gelirdi ultra bir sapığın çıkıp 3-5 yaşındaki bir çocuğun hayatını karartacağı? Ülkemiz maalesef cinnet geçirmiş bir şekilde ensest ilişkinin beterini yaşıyor. Şeytanın aklına gelmeyecek, ona pabucunu ters giydirecek fiiller bunlar. Caydırıcı tedbirler alınmadığı müddetçe devam edeceğe de benziyor. Allah beterinden saklasın.

Günümüzde anne ve babalar, çocuğu evine gelinceye kadar hop oturup hop kalkıyor. Artık kimin kimseye güveni kalmadı. Devlet, yurtlarda bir odada iki kişinin kalmayacağı şekilde bir düzenlemeye gidiyor. Ülke, kimyasal hadım konusunu tartışıyor. Ebeveynlerin bu endişesini, devletin bu tedbirini sanırım kimse yadırgamıyor. Çünkü çirkeflik ve rezillik ayrılmayacak şekilde paçamızdan akıyor. Hocanın asansör fetvasını, olan nahoş olaylar çerçevesinde söylenmiş, aşırı bir tedbir olduğunu düşünürsek -en azından katılmasak bile- Hocanın ne demek istediğini anlayabiliriz. Yoksa ayaklarımızı yere basmadan, hamaset yaparak bir yere varamayız. Hocayı eleştirirken de seviyemizi koruyalım. Çok mu zor, "Hoca! Bu görüşüne katılmıyorum" demek? 23/02/2018, Ramazan Yüce, Konya

** 24/02/2018 günü Kahta Söz'de yayımlanmıştır.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder