Ana içeriğe atla

Protokol Kuralları

Protokol Kuralları
Mübarek beldeye gideceğim, nelere dikkat edeyim? Kuralları nelerdir?
-Fazla bir kuralı yok. İhrama girdiğin zaman canlılara zarar vermeyeceksin. Dedikodu, gıybet yapmayacaksın, sabırlı olacaksın, kötü söz söylemeyeceksin.
-Takım elbise giyip, kravat takacak mıyım?
-Rabb'in huzuruna çıkıyorsun. Giyeceğin iki parça elbise, saç- sakal tıraşı olmayacaksın. Kabeyi tavaf, Arafat'da durma, Şeytan taşlama, sa'y yapma gibi yerine getireceğin görevlerin var.
-Tavaf yaparken Kabe'nin hangi tarafında duracağım.
-Nerede durursan dur, sadece başlangıç olarak Hacer'ül Esved'i baz al. Orada her şeyin ölçüsü samimiyettir. İbadetinde, duanda samimiyet testinden geçeceksin. Tevazuyu elden bırakmayacaksın.
-Başka?
-Daha ne istersin?
-Rabbe dua ederken nasıl hitap edeyim?
-Yatarken, ayakta ve oturur iken O'na dua et. Sen diye hitap edebilirsin.
-Koskoca Allah Teala'ya sen diye hitap edilir mi?
-Ya ne diye hitap edecektin. Sen ağzındaki baklayı çıkar.
-Rabbin huzurunda protokol kuralları yok mu?
-Kardeş, Rabb'ül aleminin huzurunda protokol kuralları olmaz. O senin dediğin kurallar devlet erkanı arasında, ast-üst ilişkilerinde olur. Gücünü kişiliğinden değil de makamından alanların uyguladığı kurallardır. Rabbinin böyle bir şeye ihtiyacı yok. Ülkede ve devletler arasında zaman zaman krizlere sebebiyet bile verir.Yapmacık kurallardır, insanları özden uzaklaştırır.
-Biraz açar mısın bu kuralları.Hatta anlat. Biliyorsun dönüşte devlette çalışacağım.
-O zaman yandın, şimdiden söyleyeyim. Bundan sonra aldığın nefesten bile sorumlu olursun. Üstün, astından saygı görmesi, pohpohlamasıdır. Adam, hanımından, çocuklarından göremediği ilgiyi senden bekler. Gücünü makamından alır. Hele bir tören yapmaya kalk, ya da karşılama ve uğurlamada, ödül törenlerinde, davetlerde, programlarda hep karşına çıkar.
-Biraz somutlaştırarak örnek verir misin?
-Üstün seni ziyarete gelirse tüm personel onu kapıda karşılayacaksın. En başta sen duracaksın. Odana aldığında makamının sağ tarafına oturur. Kolon yağı, şeker ikramından sonra "Efendim, kahvenizi nasıl alırsınız" diyeceksin. Bu arada koltuğuna oturmayacaksın, karşısına geçeceksin. Giderken uğurlama yapacaksın.Tüm personel sıraya girip uğurlamanın en sonunda sen yer alacaksın. Bu arada 40 derece sıcaklıkta olsa lacivert takım elbiseli olmalısın, ayakkabıların siyah ve bağcıklı olmalı. Ayakkabınla kemerin, kravatın ise gömleğinle uyumlu olmalı. Üstünle yemek yerken yer gibi yapacaksın, çünkü her an sana soru sorabilir, arabaya binerken arka sağa oturtacaksın. Sen ön tarafa oturacaksın. Özel arabana bindireceksen ön sağa oturtacaksın. Törenlerde hep arz edeceksin. Yapmacık davranacaksın. Programların sonunda teşekkür bekleme, eleştirilere açık ol. O eleştirdikçe tamam efendim de, hep özür dile. Daha neler neler.
-İşkence değil mi bu?
-Ta kendisi, hem de Çin işkencesi. Ya yapacaksın, ya da bu diyardan gideceksin. 19/06/2015

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde