27 Mayıs 2023 Cumartesi

Rekabette Centilmenlik

Hayat her insan için bir mücadeledir. 

Her mücadelede başarı ve başarısızlık vardır. 

Bir işte veya alanda birden fazla talipli varsa, orada rekabetin olması da doğaldır.

Rekabet eşit şartlarda yapılır.

Rekabetin olduğu yerde çekişme vardır. 

Rakibe galip gelme vardır. 

Her rekabette centilmenlik vardır.

Rekabetlerde istenen tatlı rekabettir.

Rekabetten önce rakibe başarı dilenir. 

İyi olanın kazanması temenni edilir.

Yarışa başlanırken her türlü sonuç göz önünde bulundurulur.

Kazanmak için mücadele edilir ama bu uğurda her yol mubah görülmez.

Orantısız güç kullanılmaz.

Kazanmak için rüşvet verilmez.

Rakibe belden aşağı vurulmaz.

Rakip yerden yere vurulmaz. 

Rakip kötülenmez.

Namertliğe müracaat edilmez. 

Yalana, dolana, algıya, iftira ve hileye başvurulmaz.

Bozuk üslup kullanılmaz.

Hakaret edilmez. Rakibin onuru her şeyin üstünde tutulur.

Doğruluktan ve insani değerlerden uzaklaşılmaz.

Galip gelmeye odaklanmakla beraber mağlup olmayı, yalan ve dolana dayalı galip gelmeye tercih edecek kadar erdem sahibi olmalıdır.

Hazımsız olunmaz.

Her türlü sonuca katlanılır. Kaybedildiği takdirde herhangi bir mazeretin arkasına sığınılmaz, rakip tebrik edilir.

Boş ve Avare Olmanın Göstergeleri

Eğer bir ülkede her bir köşede kahvehane var ve buraların sürekli müdavimleri oluyorsa,

Esnaf çay ocakları esnafa çay vermenin dışında muhabbet etmek için gelenlerle dolup taşıyor, birbirine yakın çoğu çay ocaklarında oturacak yer bulunamıyorsa, sabahtan akşama bir grup kalkıyor diğer grup oturuyorsa,

Her bir köşede ve yan yana kafelerin varlığı ve buraların da sirkülasyonunun çok olduğu gözlerden kaçmıyorsa, 

Park, bahçeler, piknik yerleri, çay bahçeleri dolu ise, 

Ülkenin onca sorunu arasında tüm kanallar akşamın ilk saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar bir seçimden diğer seçime siyasi gündeme dair programlar yapıyorsa, tarafların çoğu ekranların gediklisi ise ve bu tür programların dinleyicisi ve seyircisi varsa,

Televizyonda canlı izleyebileceği bir mitinge katılabilmek için saatler öncesinden miting meydanına giderek saatlerce ayakta bekleniyorsa,

Asıl görevi akademisyenlik ve bilim yolunda öğrenci yetiştirmek, bilimsel çalışmalara katkı sunmak iken her akşam kanallarda boy gösteriliyorsa,

Dükkanda, evde, işyerinde, eş-dost ortamında, yediden yetmişe sabahtan akşama siyaset yapılıyorsa,

Sosyal medya profillerinde sabahtan akşama siyasi paylaşım yapılıyorsa, biri kötüleniyor, diğeri övülüyorsa,

İşinin çok olduğundan dem vurup yetiştiremiyorum bir başıma dedikten sonra şu ev senin, bu ev benim, şu park bizim, şurada şu gün oturalım günleri düzenleniyorsa,

Sabah işi olduğu halde akşam oturmasına kalkıp yatmayı, sabah da kalkmayı bilmiyorsa,

Siyasi saiklerle normal yaşından çok önce emekli olunuyor, geri kalan ömründe bir iki defa daha emekli olunuyorsa, emekli olduktan sonra camiden eve, evden camiye bir hayat yaşanıyorsa, öğle ile ikindi arasını cami önlerindeki banklarda geçiriyorsa, sabahtan akşama öğretmenevi gibi yerlerde sandalye üzerinde çene çalınıyorsa,

Çalıştığı iş kendini yormuyorsa, işe gitmediği takdirde bir iş kaybı olmuyorsa, işe giderken dinlenmeye gidilir gibi gidiliyorsa,

Yapmadığı, yapamadığı bir şey varsa, yapamadığı her ne varsa hepsine bir mazeret ve gerekçe üretiyorsa,

Bilelim ki o toplumun eli boştur. Avaredir. İş insanı değildir. Gezip dolaşmak, oturmak ve çene yormak için yaratılmıştır. Dünyaya, insanlığa, çevresine ve ülkesine verebileceği bir şey yoktur. Ülkenin sırtında bir kamburdur. Ne dünyanın ona verebileceği bir şey vardır ne de onun dünyaya.

26 Mayıs 2023 Cuma

Bayılıyorum Şu Bilime...

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Serap Şimşek Yavuz, "koronavirüs geçirenlerde de aşı olanlarda da bir süre sonra bağışıklığın azaldığı ve her iki gruba da hatırlatma dozu adı verilen üçüncü doz aşılamaların yapılması gerektiği konusunda bilim dünyasının uzlaşmaya vardığını" söylemiş.

Yavuz, "CoronaVac aşısı için de üçüncü doz muhtemelen 6 ay sonra gerekecek. Ancak bunu verilerle ortaya koyabilmemiz gerekiyor. CoronaVac Faz- 3 çalışmasına katılan gruplarda, iki doz aşılamanın üzerinden 6 ay geçtiği için, bu kişilere üçüncü doz olarak BioNTech veya üçüncü doz olarak CoronaVac ile aşılama yaparsak nasıl bir bağışıklık elde edeceğiz, buna dair çalışma yapmak istiyoruz" demiş.

Hasılı bilim dünyası böyle karar vermiş.

İki doz aşıdan sonra üçüncüsü, hatta 4. 5. 6.  doz gerekiyorsa, bize aşı olmak düşer.

Yok, üzerinizde daha detaylı çalışmak istiyoruz derlerse, buna da eyvallah.

Çünkü bilim dendi mi akan sular durur.

Hele bir de bilim dünyası uzlaşmaya vardıysa, bunun karşısında kim durabilir.

Hasılı bu naçiz vücudumuz onlara emanet.

Üzerimizde bilim adına her şeyi deneyebilirler.

Hem böylece üretilmiş aşılar da tüketilmiş ve boşa gitmemiş olur.

Vatandaş olarak  biz de bilim adına bir şey yapamıyorsak da emeğe saygı anlamında bilime bu şekil bir desteğimiz olmuş olur.

Bilim adamlarının yaptığı katkının yanında bizim bu desteğimizin esamesi okunmaz ama gönüllü kobay olmak da tabana atılmamalı.

Düşünün bir kere eli mahkum biz gönüllüler olmasaydı, bu aşılar için bunca gönüllü fareyi nereden bulacaklardı.

Aşıların yan etkisi olurmuş. Hiç önemli değil. Bilim uğruna, nice canlar feda olsun. Yan etkisiyle yaşamak, sonrasında bazı hastalıklara duçar olmak, sıtmaya razı edilmek ölmekten iyidir.

Adına işim dedikleri böyle deneme yanılma yoluyla aşıların yan etkilerine de çözüm bulurlar. Bu vesileyle bilim gelişmiş olur. 26.05.2021

Ömer b. Abdülaziz (2)

Kendisinden önceki Emevi halifelerinin hazine malının kendilerinin mülkü görmesi uygulamasını kaldırmış, el konan kamu mallarının hazineye geri iadesini sağlamıştır. Bu konuda kendisine yapılan tehditlere boyun eğmemiştir. Muaviye tarafından Mervan’a ikta olarak verilen araziyi geri alarak ehlibeyte tahsis etmiştir. Peşkeş çekilen arazileri hazineye kazandırmıştır. Devlet adamlarına ait olan saraydaki kıymetli eşyaları da hazineye devretmiştir. Eşinin altınlarını ve evindeki fazla malı da hazineye aktardığı söylenir.

Halifeliği döneminde maaş almamıştır.

Döneminde halk ile devlet barıştırılmıştır. Ali evladına Muaviye zamanından beri hutbelerde okunan lanet etme ve sövme fiiline son vermiş, Ali evladının itibarını geri iade etmiştir. Aynı zamanda Ali evladından haksız yere alınan emvalin geri iadesini sağlamıştır. Bugün hutbelerin bitiminde “Allah iyiliği….emreder”, ayetinin okunmasını başlatmış, bu uygulama halen devam etmektedir.

Haricilerin sertlik yanlısı politikalarını ikna yöntemiyle çözmüş, döneminde hiç harici isyanı olmamıştır. Mümkün mertebe güce başvurmamıştır.

Kaderiye anlayışına karşı çıkmış, bu konuda ilmi münazaralar yaptırmak suretiyle kaderci anlayışı yıkmaya ve insanları ikna etmeye çalışmıştır.

Kamu gelirlerini harcama konusunda çok hassastır. Tövbe süresi 60. ayet gereği zekat verilmesi gereken kesimlere harcamıştır. Esirlerin kurtarılmasına, borçlulara, evlenemeyen bekarlara yardım etmiş, aşevleri kurmuş, konaklama yerleri yaptırarak uzun yol gidenlerin ücretsiz konaklamalarını sağlamıştır.

Lüks ve şatafata şiddetle karşıdır. Saltanat görüntüsünden uzak bir hayat yaşamıştır. Toplumdan kendini soyutlamamış, onlardan biri olmuştur. Bu yönüyle 5. halife diye anılır.

Adaleti yönüyle Hz Ömer’e benzetilmiş, ikinci Ömer denmiştir. Hz Ömer’in anlatılan mum hikayesi aslında Ömer b. Abdülaziz ile ilgilidir.

Saraylarda oturmamıştır. Kamu malını yetim malına benzetmiştir. Hazine parasıyla köle ve cariyeleri özgürlüğüne kavuşturmuştur. Hazineyi kendisine bırakılmış emanet mal görmüştür.

Kendisinden sonra gelen halifeler Ömer gibi olamamış ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almışlardır. Ömer b. Abdülaziz ise gönüllerin halifesi olmuş ve olmaya devam etmektedir.

Emeviler yıkıldıktan sonra tüm Emevi halifelerinin mezarları tahrip edilirken Muaviye ve Ömer b. Abdülaziz’in mezarlarına dokunulmamıştır. Niçin? Muaviye sahabe olduğu için Ömer de bu uygulamalarından dolayı gönüllerde ayrı bir olduğu için.

Halifeliği döneminde birçok olumlu icraatlara imza atan Ömer b. Abdülaziz, 3 yıl değil de yıllar yılı halifelik yapmış olsaydı, belki de İslam dünyası bugün çok farklı bir yerde olurdu. Allah ondan razı olsun.

Not: İsrafil Balcı'nın Ömer bin Abdülaziz videosundan yararlanılmıştır.

Ömer b. Abdülaziz (1)

Emevi halifelerinden biridir.

680 yılında Medine’de dünyaya gelmiş. Baba tarafından  Emevilerden Mervan b. Hakem’in, anne tarafından Hz Ömer’in torunudur.

Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer dahil olmak üzere birçok sahabiyi tanımış, sahabe terbiyesiyle yetişmiş biridir.

Abdülmelik’in kızıyla evlenmiştir.

26 yaşında iken Hicaz valiliği yapar, 7 yıl kadar bu görevde kalır. Bu süre zarfında Mescidi Nebi’yi genişletmiş, sorunların çözümünde istişareyi esas almış, sertlik yanlısı Irak valisi Haccac’ı şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Bu eleştirisinden dolayı 1.Velit tarafından görevden alınmıştır.

717-720 yılları arasında 3 yıl kadar halifelik yapar. Kısa halifeliği döneminde önemli icraatlara imza atmıştır:

İdarede istişareye önem vermiş, adaleti ve şeffaflığı esas almış, ehliyet ve liyakati öncelemiş, idarede peygamberimiz ve Hz Ömer’i örnek almıştır.

Saygın isim ve alimleri danışman tayin etmiştir. Valilerine de aynı prensipler dahilinde hareket etmesi talimatını vermiştir.

Muaviye ile birlikte başlatılan fetihlerin İslam’ı yaymaktan ziyade mal, mülk elde etmek amacıyla yapılan fetihler olduğunu, bu fetihlerin istilaya dönüştüğünü söyleyerek cephelerdeki tüm askerleri geri çekmiş, sınır güvenliğine önem vermiştir. Orduların geri çekilmesini, devletin gelirlerinin azalacağı iddiasıyla karşı çıkan komutanlara, Allah bu peygamberi başkalarının malına, mülküne çöksün diye göndermedi, peygamberin görevi İslam’ı yaymaktı, sizin göreviniz de budur demiştir.

Eşitlikçi politika uygulamıştır. Gelirler azalmasın diye Muaviye’den itibaren Müslüman olan mevaliden alınan haraç vergisini, Arap olanlar bu vergiyi vermiyorsa, Arap olmayanlar da vermeyecektir demek suretiyle Emevilerin mevaliye uyguladığı bu ikinci sınıf muameleyi kaldırmıştır. Bazı valilerin içlerinde gayri Müslimlerin de olduğu kişilerin mallarına el koyma uygulamasını kaldırdığı gibi daha önce bu şekil alınan haksız el koymaları da geri iade etmiştir.

Yaşlı ve muhtaçlara hazineden yardımlar yapmıştır.

İslam’ı yaymak amacıyla çevre devletlere mektuplar göndermiş, ikili ilişkileri geliştirmiştir. Yaptığı bu çalışmalar dolayısıyla Tunus, Fas, Cezayir’in, Horasan bölgesinin, Hint Alt Kıtasının ve Mısır’daki Kıptilerin Müslüman olmalarında katkısı büyüktür. Döneminde toplu ihtidalar olmuştur.

Zimmilerin din adamlarından ve cizye ödeyecek gücü olmayanlardan vergi almamıştır.

İyi ve düzenli bir vergi politikası uygulamadığı için döneminde devlet ciddi bir ekonomik krize girmiştir.

Halka zulmetmemeye çalışmış, yolsuzluk yapmamaları konusunda valilerini sık sık uyarmıştır.

Görevlendirmelerde işinin ehli ve güven veren kişilere yer vermiş, ahbap çavuş ilişkisine geçit vermemiştir. Görevlendirme yaparken kabilesine, ırkına bakmamıştır.

Yöneticilerin hediye almalarını yasaklamıştır.

Hep mazlumların yanında yer almıştır. Müştekilerin doğrudan kendisine müracaat etmesinin yolunu açmıştır.

Hapishaneleri ıslah etmiştir. Suçluları ikna yoluna gitmiştir.

23 Mayıs 2023 Salı

Evlilik Merasimlerinde Yapılan Dua

Nikahın dinisi, hocalısı, imamlısı olmasa da bu ülkede iki türlü nikah kıyılır. Biri resmi diğeri dini olmak üzere. İşin bu çelişkisi üzerinde durmayacağım.

Üzerinde duracağım husus, dini nikahlarda, nişan merasimlerinde, ağız tadında, söz kesmede, düğünde gelin alınırken, gelin indirilirken ve damadı zifafa katarken eşler adına yapılan duadır. Bu tür merasimlerde “Allâhümme ellif beynehümâ kemâ ellefte beyne Âdeme ve Havvâe ve beyne Muhammedin sallallâhü ‘aleyhi ve selleme ve Hadîcete’l-Kübrâ ve beyne ‘Aliyyin Kerremellahû vechehû ve Fâtımete’z-Zehrâ radıyallâhü ‘anhâ...” duası okunur. Aldığım kısmın anlamı: “Âdem ile Havvâ’nın, Muhammed ve Hatîce-i Kübrâ’nın, Ali ve Fâtımatü’z-Zehrâ’nın aralarına nasip ettiğin ülfet ve muhabbetten, bu kardeşlerimize de nasip eyle!” anlamına gelir.

Duada baştan sona yeni evli çiftlere bu şekil “aralarında sevgi ve muhabbet olsun, nefret, firar ve fitne olmasın, hayırlı evlat ver” şeklinde dua edilir.

Duanın içinde yeni çiftlerin evliliklerinin  de huzurlu, mutlu ve sevgi üzerine yürümesi hususunda Hz Adem ile eşinin, Hz Muhammed ile eşinin ve Hz Ali ile eşinin evlilikleri örnek verilir.

Yapılan duaya söylenecek söz yok. Zira güzel bir duadır.

Buradan evlilikleri örnek verilenlere geleyim. Hz Adem ile Havva’nın evliliklerinin nasıl olduğunu bilmiyoruz. Zira geçimsizliklerine dair bir bilgi yok. Bu durumda evliliklerinin sükunet üzere devam ettiğini düşünebiliriz.

Hz Muhammed’in hayatını en ince teferruatına kadar biliyoruz. Birbirlerini isteyerek evlenmişler ve birlikteliklerinden altı çocukları olmuş. Kaynaklarda bir geçimsizlikleri söz konusu değil. Mutlu ve örnek bir evliliklerinin olduğunu söylersek yanılmış olmayız.

Hz Ali ile Hz Fatıma’nın evliliklerine gelince, bu birlikteliğin ilk iki örnekte olduğu gibi mutlu bir evlilik sürdürmedikleri, Hz Fatıma’nın bu evliliği istemediği, babasının ısrarı üzerine bu evliliği kabul ettiği, Hz Ali’nin ekonomik durumunun iyi olmadığı, evin ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı, çoğu zaman Hz Muhammed’in destek çıktığı, Hz Fatıma’nın isteklerine Hz Ali’nin babandan iste dediği, çoğu zaman aralarında huzursuzluk çıktığı, her defasında Peygamberimizin araya girerek aralarını düzelttiği, Hz Ali’nin, Hz Fatıma’nın üzerine evlilik yapmak istediği, Peygamberimizin buna karşı çıktığı vs. durumlar bazı İslam tarihçileri tarafından dillendirilmektedir. Kısaca dokuz yıl süren evliliklerinin çok mutlu olmadığı söylenebilir.

Hz Fatıma’nın bu evliliğe sıcak bakmamasında Hz Ali’nin maddi sıkıntı içerisinde olması yatmaktadır. Hz Ali ne doğru dürüst mihr verebilmiş ne düğün için bir şeyler alabilmiştir. Evlilikleri yokluk üzere devam etti denebilir.

Hz Fatıma maddiyata çok önem veren biri olmasa da her genç kız gibi onun da hayallerinin olması doğaldır. Ablası Zeynep zengin biriyle evli idi. Rukiye ile Ümmügülsüm yine durumu iyi olan Hz Osman ile evlilik yapmışlardır. Öyle zannediyorum, Hz Fatıma da geçim sıkıntısı çekmeyecek bir evlilik murat etmekteydi.

Amacım Hz Ali ve Hz Fatıma arasındaki huzursuzluk evliliği anlatmak değil. Şu bilinmeli ki evlilikler hep gül bahçesi değil. Zira gülün dikeni de var. Her evlilikte olduğu gibi Hz Ali-Fatıma evliliğinde de sorunlar çıkmıştır. Sonuçta isteksiz yapılan bu evlilik arada kırgınlık ve huzursuzluklar olsa da bu evlilik Hz Fatıma’nın vefatına kadar devam etmiş. Yani bir yastıkta kocamışlar, evlilikleri başa kadar sürmüştür.

Amacım, çok mutlu olmayan bu evliliği anlatmak değil ise de İslam tarihçilerinin bu evlilikle ilgili anlattıkları doğru ise yani evliliğinde Hz Fatıma’nın yüzü pek gülmemişse, nikah dualarında Hz Ali ile Fatıma’nın aralarında sevgi ve ülfetin olduğu niçin söylenir? Garibime gitmedi değil.

Haccac b. Yusuf (Haccac'ı Zalim)

Mervan b. Hakemin valiliği döneminde öne çıkan isimlerdendir.

Emevilere yalakalığından dolayı köpekçi, köpek yavrusu anlamında kendisine Kuleyb denir.

Mervan b. Hakemin Abdullah b. Zübeyr ile savaşında babası Yusuf ile birlikte Mervan’ın ordusunda yer alır. Savaşı Abdullah b. Zübeyr kazanır. Baba ile oğul canlarını zor kurtarır.

Haccac’ın esas yıldızı Abdülmelik b. Mervan’ın valiliği döneminde parlayacaktır.

Musab b. Zübeyr karşısında gösterdiği başarılardan dolayı Abdülmelik kendisini Irak valiliğine getirir.

2000 kadar askeriyle 6 ay kadar Arafat’da karargah kurarak Mekke’nin dışarıya bağını keser. Hac mevsiminde hac falan dinlemez, araya Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Ömer’in aracı olmasıyla hac esnasında katliama ara verilir. Abdullah b. Zübeyr’i kıskaca alır. İbni Zübeyr Kabe’ye sığınır. Kabe’de yakalanarak öldürülür. Muhasara sırasında Kabe’yi mancınıklatır ve Kabe tarumar olur. Hac mevsiminde oluk oluk kan akıtır. Çıkan yangında ahşap kısımları yanar. Kabe yeniden inşa edilir. Bu başarısından ötürü Abdülmelik onu Hicaz, Yemen ve Yemame bölgesinin valisi olarak atar.

Üç yıllık Hicaz valiliğinin ardından Irak’ta çıkan olaylar nedeniyle Haccac, Hariciler in ve Ali taraftarlarının çok olduğu Irak’ta görevlendirilir.

Küfe’de bir hutbe irat eder. İyi bir fasihtir aynı zamanda. Konuşmasında fitneye vurgu yapar. “Fitne ve dedikodular çoğaldığı zaman acılar çoğalır. Bunu ancak kılıcın yok edeceğini” söyler. Beni sevseniz de benden nefret etseniz de önemli değil. Nefret etseniz bana zarar veremezsiniz. Sevmenize zaten ihtiyacım yok. Düşmanlığınız beni üzmez. Aranızda olgunlaşmış kelleler görüyorum. Sakal ve sarıklar arasından kan akacak diyor. Bir başka hutbesinde kimin hastalığı varsa devası bendedir. Kimin ömrü uzunsa, onu kısaltmayı da bilirim. Kimin başı ağırlık yapıyorsa, onu hafifletmek de benim elimdedir. Şeytanın (muhaliflerin) taifesi varsa, sultanın da kılıcı vardır. Sizi uyarıyorum. Sonra affetmem. Kılıcımın keskin ağzı isyan edenlerin gerdanlığında duruyor, orayı süsleyecek.

Muhalif hareketleri demir yumruğuyla ve kanla bastırmıştır. İnsanlar bu tehdit karşısında ya isyan ediyor ya da korkup Medine Valisi Ömer b. Abdülaziz’in yanına sığınıyor. Ömer b. Abdülaziz Haccac’ın yaptıklarını eleştirince araları açılır. Abdülmelik b. Mervan bu sürtüşmede Haccac’ı tercih eder ve Ömer b. Abdülaziz’i valilikten alır.

İsyanları hep kanlı bastırmıştır. Kanlı eylemlerinden dolayı kendisini eleştiren alimler de bundan nasibini almıştır. Enes b. Malik onun hışmından kurtulamamış, Sait b. Cübeyr onun zindanlarında can vermiştir. Binlerce kişiyi zindanlara atmış ya da öldürmüştür. Zincire vurma, sürgüne gönderme ve mal ve mülküne el koyma da uygulamaları arasındadır.

Mutlak itaat ister. Herkesten biat alır. Biat eden isyan etmişse onun gözünde mürtettir. Onun gözünde öldürülmesi gerekir.

İyi bir ehlibeyt düşmanıdır. Abdülmelik'in ricasıyla Hz. Ali soyundan hanımını da boşamıştır. Aynı zamanda iyi bir mevali düşmanıdır. Müslüman olmalarına rağmen vergi koymuştur. Mevaliden, şehre gelenlerin ellerini damgalayarak üretim yapacaksınız diye köylere geri gönderir.

Zindanları muhaliflerle doludur. Yerin altına inşa ettirdiği zindanlar karanlık ve bir kişinin ayakta durup oturabildiği şekilde tek kişiliktir.

Sait b. Cübeyr’i öldürttükten sonra kendisi de hastalanır. Müthiş bir mide hastalığına yakalanır. Akli dengesinin bozulduğu, bağıra bağıra öldüğü belirtilir. Ölümü duyulunca alimler ve halk sevinç gösterisi yapar, şükür secdesine kapanır. Hasan Basri onu kaldırdığın gibi uygulamalarını da kaldır diye dua eder. Ömer b. Abdülaziz şükür secdesine kapanır, İbrahim en Nehai sevincinden ağlar. Mezarı tahrif edilmesin diye izbe bir yere defnedildiği, bulunamasın diye üzerinden su akıtılarak mezar yeri kaybedilir.

Zalimliği ile ünlü Haccac’a, Haccac’ı Zalim denir. Aslında bu kişi çocukluğundan itibaren dini terbiye ile yetiştirilmiş, çocuk yaşta hafız olmuş, daha sonraki dönemlerinde de Kur’an’a hizmetleri dokunmuş biridir. Her gece Kur’an okuduğu söylenir. Valiliği döneminde hafızları toplar, Kur’an harfleri üzerine çalışmalar yaptırır. Bazı sürelerdeki 11 kelimenin imla yanlışını düzelttirerek kıraate uygun hale getirtir. Kendisinden önce başlayan noktalama ve harekelemeye son şeklini verdirir. Bugünkü okuduğumuz noktaya getiren, sayfa numarası veren, ayetlere bölendir.

Başarılı olmak için her yolu mubah gören kişidir. Kendisine itaat edenlere de son derece cömert.

Mala çok önem vermediği söylenir. Ölünce bir atı bir eyeri bir mushaf bir rahlesi bir kılıcı ve üç yüz dirhemi varmış.

İsrafil Balcı’dan dinlediğim Haccac b. Yusuf’un akıttığı kan, katliamı, halka yaşattıkları saymakla bitmez. Tarih olup gitti. Bu yaptıklarıyla rahmet dilenecek biri olmadığı açık. Haccac bu kanlı fiillerinde yalnız değil, zamanın Emevi halifeleri bunun suç ortağı ve teşvikçisidir. Çünkü onlardan bu gücü almazsa, bu menfur eylemlere imza atamazdı. Emevilerin kısa sürede nasıl büyük bir devlet oldukları, doksan yıl gibi kısa bir sürede niçin yıkıldıkları da böylece anlaşılmış oldu. Çünkü kimse zulümle abad olmaz. 

Beni en çok üzen de ilgili kişinin dini eğitim almış ve küçük yaşta Kur’an’ı ezberlemiş olması. Ezberlemekle de kalmamış, kanlı eylemlerinde bile onu okumaktan geri durmamış. Bu yüzden bir elinde Kur’an, diğerinde kan diyebiliriz kendisine. Hac mevsiminde, haram ayında bile kan akıtmaktan, Kabe’yi kana bulamaktan, Kabe’nin içinde adam öldürmekten, Kabe’yi yıkmaktan geri durmuyor. Öyle ki kanla ayakta duran, kanla beslenen biri.

Aynı dönemde Medine Valisi olan Ömer b. Abdülaziz gönüllerin sultanı iken Irak valisi olan Haccac zalimliğiyle ün yapmıştır. Bir Ömer’e bakın bir de Haccac’a. İkisi de Müslüman, her ikisi de İslami hassasiyeti olan biri. Biri hala hayırla yad edilirken diğerine lanet okunuyor. Demek ki hafız olmak, Kur’an okumak, dini eğitim almak ve dindar olmak tek başına yetmiyor. Müslüman olmadan önce insan olmak gerekiyor.