26 Mayıs 2020 Salı

Üzerine Bir de Sarılmışlar! *

Bayram bitti. Uygulanan sokağa çıkma yasağı ile birlikte çoğunluk evlerinde bayram(!) yaparken özellikle kırsal kesimdeki bazı insanlarımız, konan yasağı hiçe sayarak eski günlerdeki gibi bir bayram kutladılar. Daha doğrusu kutladıklarını telefonla ifade ettiler. Ben bana anlatılanların yalancısıyım.

Anlatılanlara göre birçok kırsal kesimde, var olan yasak uygulanmadığı gibi ziyaretlerde sosyal mesafeye de riayet edilmemiş. Hatta üstüne üstlük üzerine bir güzel de sarılmışlar. Belki de dönüp dönüp sarıldılar. Sarılma olduğuna göre el öpmenin de alasının yapıldığını söylemek mümkün. Bu anlayışa cahil cesareti mi, aymazlık mı, bir geleneği ödün vermeden yerine getirme coşkusu mu, bir samimiyet göstergesi mi yoksa bize bir şey olmaz mı, bayram yapamayıp evine kapananları çatlatmak arzusu mu dersiniz, bilmiyorum. Adını siz koyun.

Devletin -Zonguldak dahil- tüm illerde uygulanmak üzere koyduğu sokağa çıkma yasağı, şehir merkezlerinde gizli-kaçak yollarla kısmen, kırsalda ise hepten çiğnendi. Zira adı üzerinde yasak. Birçoğumuza göre yasaklar çiğnenmek için vardır. Çünkü yasakların hem cezp edici yönü hem de hava atma yönü var: “Efendim, yasak falan dinlemedim. Yakalandığım takdirde gözüm, kesilecek para cezasını bile görmedi. Adı üzerinde bayram bu ya!” diyecek. İster şehir merkezlerinde kaçak bayram ziyareti yapanlar ister kırsal kesimde güpegündüz rahat bir şekilde bayramlaşanlar için yasağa uymamalarından geçtim. Kendi sağlıklarını da mı hiç düşünmediler? Haydi kendi sağlıklarını düşünmediler, başkasının sağlığını da mı hesaba katmadılar? Haydi her şeyi göze alarak ziyaretleşme yaptılar, sosyal mesafeye niçin riayet edilmiyor? Bunu da geçtim. El öpmek ve sarılmak da neyin nesi… Bu düşünce yapısına sahip kafalar ne yasak dinler ne de devlet bunlara bir şey yapabilir. Devlet hangi birimizin kapısının önüne polis-asker diksin.

Diyelim ki kırsalda bayramlaşanlar birbirlerini biliyorlar ve bulundukları yerleşim yerinde testi pozitif çıkan kimse yok. Bölge tertemiz. Böyle bir yere dışarıdan kimse gelmese, yasağa rağmen normal bayramlarını yapsınlar. Hatta bu tür yerlerde yasak uygulamaya bile gerek yok. Bildiğim kadarıyla şehir merkezinde oturan bazı kimseler, bayram yasağı başlamadan bayram yapmak için soluğu köyünde, kasabasında aldı. Yani şehirde ikamet edenlerle kırsaldakiler bayram dolayısıyla karıştı. Sarılma esnasında “Sen şehirden geldin, bizden uzak dur, sizinle sarılmayalım” diye kaç kişi söyleyebilir?

Sanmayın ki yasağa rağmen yüz yüze bayramlaşanları kıskandım ve onlara gıpta ettim. Hiç gözüm yok. Dilediklerini yapsınlar. Ama yarın hastayım diye hastanenin yolunu tutmasınlar. Bu aymazlığın üstüne bir de devleti hastane masrafına sokmasınlar. Hepsinden geçtim, bu tür muameleler yani aymazlıklar, normalleşme adımlarını ötelemekten başka bir işe yaramayacak. İnşallah bayram dolayısıyla şehirden kırsala oluşan bu sirkülasyon, yok yere vaka sayısını tetiklemez. Şayet böyle olursa o zaman ayıkla pirincin taşını!

Burada vatandaşa serzenişte bulunduğum kadar bir serzeniş de devlet yetkililerine yapalım: Bre mübarekler! Bayram öncesi şehirden köye gidiş gelişlere niçin izin verdiniz? Siz, izin verirseniz biz, yani içimizden birileri izni böyle tepe tepe kullanır. Bayram sonrası yapılan testlerde anormal artış olursa bunda vatandaş kadar sizin de vebaliniz var. Bunu da hiç hatırınızdan çıkarmayın.

*27/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.




25 Mayıs 2020 Pazartesi

Fiili Dua mı yoksa Minare Duası mı? ***

Bu yıl din alanında ihtisas yapmış ve bir ağırlığı olan bazı din bilginleri, zaman zaman yaptıkları konuşmalarında fiili duaya dikkat çektiler. Son yıllarda din alanında duyduğum en güzel sözlerden biridir bu fiili dua sözü. Koronavirüs sürecinde işini kaybedenler için yardım kampanyalarının düzenlenmesi, ihtiyaç sahiplerine yardımların yapılması, oluşturulan Vefa Grubu (Diyanet ve MEB personeli, muhtarlar, askerler ve polis vb) vasıtasıyla, yaşı ve risk durumu nedeniyle evinden çıkamayanların ihtiyaçlarının evlerine kadar götürülmesi, maske dağıtılması gibi karşılıksız yapılan nice eylemler fili duaya örnek olarak verilebilir.

Dua, kulun darda kaldığı zaman değil, aynı zamanda şükreden bir kul olmasının bir gereği olarak yapılan, dinde önemli bir yere sahip olan bir ibadet şeklidir. Aynı zamanda dua, kulun acizliğini itiraf etmesidir. Tabir yerinde ise bir -dilekçe ile ellerini açarak- Yaradan’a müracaatıdır. Duanın kabul şartları, yeri ve zamanı önemli olmakla birlikte bir konuda sebebi işlenmeden veya elinde yapabileceği imkânlar olduğu halde bunları tamamen kullanmadan el açmak suretiyle Allah'a emirler yağdırırcasına yapılan dualar, bana sonucu değiştirmeyen kuru dualar gibi gelmektedir. Diyanet öncülüğünde minarelerde yatsı ezanından sonra okunan dualar, fiili olmayan duaya verebileceğim en güzel örnektir. Ben bu tür duaya minare duası diyeceğim izniniz olursa.

Minarelerden edilen bu dualar, ardından getirilen salavat; milletin maneviyatını yükseltmek, hastalara moral vermek, sağlık çalışanlarına manevi destek olmak anlamında birkaç günlüğüne sembolik olarak yapılsa veya haftada bir cuma vaktinde tekrarlansa olabilir diyeceğim. 23 Martta okunmaya başlanan minare duasının üzerinden iki ay geçtiği halde hala dua edilmeye devam ettiğine göre sanırım virüsle yaşamaya devam ettiğimiz sürece okunmaya devam edecek görünüyor.  Bu minare duasının öyle beklendiği gibi halk nezdinde de bir karşılığının olduğu söylenemez. Üstelik okunan dualarda ne söylendiğini anlamak da ayrı bir mesele.

Kültürümüzde, örfümüzde ve dinimizde alışık olmadığımız minareden edilen bu şekil dua, Diyanetin eski köye getirdiği bir adet. Tadında ve kıvamında bırakılmadığına göre ileride herhangi bir afette, minarelerden yine dua yapılması istenecek veya böyle bir beklenti içerisine girilecek. Bu da bizi bidate götürür. Çünkü bu durum alışkanlık haline gelecek demektir. Dinimizin içine girdirilmiş haddinden fazla bidat varken Diyanetin kendi eliyle böyle bir bidate kapı aralaması kanaatimce uygun değildir.

Bu durumda Diyanet, “Tüm dünyayı ve ülkemizi etkisi altına alan ve insanlığı aciz bırakan koronavirüs tehlikesine karşı Teşkilatımız da diğer kurum ve kuruluşlar gibi üzerine düşen kamu görevini yerine getirmiş, çoğu personelimiz Vefa Gruplarında aktif rol üstlenmiş ve devletin verdiği diğer görevleri yapmış, hala da yapmaya devam etmektedir. 23 Marttan itibaren hastalarımıza ve sağlık çalışanlarına moral-destek vermek amacıyla minarelerden personelimiz tarafından okunan dualar amacına ulaştığından dolayı şu tarihten itibaren minarelerden dua yapılmayacaktır. Zaten aslı olan fiili duadır. Halkımız bir taraftan salgın riskine karşı tüm tedbirlere uyarken diğer taraftan da kendi kendine duasını yapabilir.” açıklaması yaparak minare duasına bir son vermelidir.

***28/05/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.



24 Mayıs 2020 Pazar

Ramazanın Bitmesine Sevinilmez mi?


Üniversiteyi Kayseri’de okuduğum yıllarda bir dersin -Tefsir Usulü- vizesinden öğrencilerin büyük bir çoğunluğu düşük puan almıştı. Puanı düşük gelen o öğrencilerden biri de ben idim. Çalışmamış mı idim? Ne münasebet! İsmail Cerrahoğlu’nun Tefsir Usulü isimli kitabını o kadar okumuştum ki neredeyse sular seller gibi ezberlemiştim. Kitapta bakmadığım yani es geçtiğim tek yer, eser isimleri ve eserlerin müelliflerinin kim olduğu idi. Bir de kitabın dipnotlarına bakmadım. Ders Hocamız Celal Kırca, haftada iki saat olan bu dersin vizesinde bize 60 puanlık eser ve eser müelliflerinin isimlerini sormuştu. Haliyle öğrenciler dökülmüştü. Benim puanım da 14 ya da 16 idi. İkinci vize sonucu da bu şekil geldiği takdirde finale girememe durumu söz konusuydu. Bundandır ki notu düşük olanları bir düşüncedir almıştı.

Sınav sonuçlarının okul panosunda açıklanmasının ardından Hocamız derse geldiği zaman parmak kaldırıp söz aldım: Hocam, vize sınavında sorduğunuz sorular üzerine bir değerlendirmede bulunabilir miyim, dedim. Elbette dedi, sağ olsun. Kendisine, biz haftada iki saat olan bu dersi görmekle tefsiri tüm ana hatlarıyla öğrenmeyeceğiz. Sadece Tefsir Usulü hakkında genel bilgi edinmiş oluruz, öyle değil mi, dedim. Evet dedi. Tefsir Usulü konusunda bilgilenmek amacıyla sizi Ankara’da bir konferansa davet etseler, siz oradaki hâzirûna; tefsir ile ilgili yazılmış şu eser şuna ait, falan müfessirin kitabının adı şudur diye konferans boyunca eser ve müellif ismine mi yer verirsiniz yoksa tefsir hakkında genel bilgi mi verirsiniz, dedim. Kendisine bir eleştiri getireceğimi anlayan hocamız, duruma göre değişir, dedi.  Yine de içimdekini söylemeden edemedim: Hocam, sınavınızda değişik sorular görmek isterdim. Siz ağırlıklı olarak maalesef eser-müellif ismine yer verdiniz. Sizin bu yaptığınıza Müslüman’ın Müslüman’a zulmü diyebilir miyiz, dedim. “Nasıl düşünürseniz” dedi ve derse geçtik.

Sınav sonucu kötü gelenlerden biri gülerek yanıma geldi. Bana, “Hemşerim, sınav sonucu kötü geldiği için herkes üzülüyor, ben ise üzülmediğim gibi seviniyorum” dedi. Cevap vermedim. Sessiz kaldığımı görünce “Bir şey demedin” dedi. Kendisine hemşerim, sınav puanı kötü geldiği zaman normal olanı üzülmektir. Bu durumda olanlar da normal olanı yapmışlardır, dedim. Benden kendisine destek çıkmayınca “O zaman anormal olan benim galiba” dedi. Nazım da geçtiği için ha şunu bileydin, dedim; gülüştük.

Sadede gelmeden bir anımı anlatayım dedim. Gördüğünüz gibi anım yarım sayfayı kapladı. Şimdi gelelim sadede. Sosyal medyadan izlediğim bazıları “Ramazanın gitmesine üzülüyorum, keşke hiç gitmese” diye paylaşım yapıyor. Yine gündelik hayatta bazıları “Ramazan birden bitti. Keşke daha da tutsak” diye temennilerini dile getirirler. Bu tür paylaşım ve temennide bulunanlara saygı duymakla beraber garipsediğimi dile getirmeliyim burada. Ramazanın bitmesine üzülmek yerine sevinilmelidir. Çünkü imsak vaktinden, iftara kadar ibadet niyetiyle yemeden ve içmeden durmaya, oruç ibadeti adı versek de bu yaptığımız eylem, nihayetinde bir imtihandır. Başta oruç olmak üzere tutulan ve yerine getirilen tüm ibadetlerin sona ermesi bizi sevindirmelidir. Şükürler olsun üzerime farz olan ramazan ibadetini kazasız-belasız atlattım, sınavı geçtim ve bir bayramı hak ettim düşüncesi bana daha sağlıklı ve normal olan gibi geliyor. Orucun bitmesine üzülmeleri gerekenler ise bu ibadeti yerine getirmeyen ve bu imtihanda başarı gösteremeyenler olmalıdır. Tıpkı eğitim ve öğretimin herhangi bir safhasında girdiğimiz sınavlarda başarılı olduğumuzda sevindiğimiz, başarısız olduğumuzda üzüldüğümüz gibi.

Ne dersiniz yoksa siz de mi garip buldunuz bu düşüncemi?

Allah hem oruç sınavında hem diğer ibadetlerin sınavlarında hem de hayata dair her türlü sınavda ikmale kalanlardan değil, başarılı olanlardan eylesin. Bayramınız mübarek olsun…




23 Mayıs 2020 Cumartesi

Şimdi “Nerede O Eski Bayramlar” Demenin Tam Zamanı! **


Önceki ramazanlar gibi bir ramazan iklimini yaşayamasak da, cemaatle namazı camilerde eda edemesek de, teravihe gidemesek de, cumaları kılamasak da, camilerde mukabele okuyup dinleyemesek de, her bölgede az sayıda insanımız, ramazanın son on gününü camide geçirip itikafa giremese de, iftar daveti veremeyip iftara gidemesek de çoğunluk evinde, bir kısmımız ise işinde iken üzerimize farz olan ramazan orucumuzu tuttuk, aynı zamanda anlamak ve hayatımıza tatbik etmek için Yüce Kitabımız Kur’an’ı Kerim’imizi okuduk ve ödül olarak bir bayramı hak ettik.

Hak ettiğimiz bu bayram maalesef önceki bayramlar gibi olmayacak. Çünkü eski bayramlarda olduğu gibi birbirimize ziyaretleşme yapamayacağız, büyüklerin ellerini öpüp gönüllerini alamayacağız. Evlerimiz şenlenmeyecek, başkasının evlerini de şenlendiremeyeceğiz. El yapımı ikramlarımızı eşimize, dostumuza ikram edemeyeceğiz. Tıpkı oruç gibi bayramımız da sessiz, sedasız ve buruk geçecek eğer buna bayram denirse. Çünkü salgın riskini en aza indirmek amacıyla bayramı evlerimizde bir başımıza geçireceğiz. İşte bu bayramı görünce “Nerede o eski bayramlar” demenin tam zamanı.

Bayramı evlerimizde bir başına geçirirken ne yapacağız? Böyle bayram olur mu diye karalar bağlayıp sızlanacak değiliz. “Bana bir şey olmaz” deyip gizli kaçak yollarla sokağa çıkma yasağını delerek konu komşuyu bayramlaşmaya gidecek halimiz de yok. Bu yaşadığımız/yaşayacağımız bayram, ayrıca dünyanın sonu değil. Zira beterin beteri var. Nasıl ki mart ayından beri birçok alanda B planını devreye koyup hayatımızı idame ettirmeye ve dünyayı eve sığdırmaya çalışmışsak bu bayramı da evlere sığdıracağız ve bayram B planını hayata geçireceğiz. Böyle bir ortamda en iyi bayram, bir türlü elimizden düşürmediğimiz el, pardon cep telefonlarını bol bol kullanmak olacaktır. Yakınlık ve uzaklığa göre tanıdıklarımızın kimini görüntülü, kimini telefonla arayıp bayramlarını kutlayacağız. Kimine kısa mesaj göndereceğiz, kimine whatsapptan mesaj yazacağız. Başkasından gelen mesajlara cevap vereceğiz. Sosyal medyayı kullanıyorsak yazdığımız bayram mesajını profilimizde paylaşacağız ya da başkasının paylaşmış olduğu mesajları kah beğenerek kah yorum yazarak kutlayacağız.  

Göndereceğimiz bayram mesajlarının eş, dost ve tanıdıklar nezdinde bir anlam ifade etmesini istiyorsak, yazdığımız mesajların kendi el emeği, göz nuru mesajlarımız olmasına dikkat etmemizde fayda var. Başkasının hazırlayıp servis ettiği resim formatındaki mesajlar veya başkasından gelen bu şekil mesajları başkasına iletmek bana kuru ve yavan gelmektedir. Bu tür mesajlar yasak savma babından mesajlardır. Bana göre kişiye özgü yazılan yazı formatındaki mesajlar daha bir anlam ifade eder. Yine de tercih tebrikleşenlere ait.

Bu vesileyle bir ay boyunca tuttuğumuz oruçlarımızın kabul edilmesini, okuduğumuz Kur’an’ın ufkumuzu açıp hayatımıza yön vermesini, oruç ve Kur’an ile hemhal olmak suretiyle yaşadığımız ramazan ikliminin diğer aylarda da devam etmesini, yerine getirdiğimiz ibadetlerin ahlakımıza yansımasını; idrak ettiğimiz bu olağanüstü bayramın size, ailenize, ülkemize, İslam dünyasına ve tüm insanlığa huzur getirmesini Yüce Mevla’dan niyaz ediyorum. Bayramınız mübarek olsun…

**23/05/2020 tarihinde Kahta Söz'de yayımlanmıştır.


22 Mayıs 2020 Cuma

Tatsız Tuzsuz Bir Bayram ***

Arife gün ile birlikte bayramı da kapsayacak şekilde bayramda dört gün sokağa çıkma yasağı uygulanacağı için bu bayramı evde kendi kendimize geçirmeye başladık. Birlikte yaşamadığımız eş-dostun, hısım-akrabanın, konu-komşunun ve diğer tanıdıkların bayramını gerek görüntülü görüşerek gerek telefonla arayarak gerek kısa mesaj veya whatsapptan yazarak ya da sosyal medya aracılığı ile sanal olarak kutlamış olacağız. Yani sanal bayram yapacağız.

Her şeyin bir ilki olduğu gibi kutlayacağımız/kutladığımız bu sanal bayram, bugüne kadar kutlaya geldiğimiz bayramların ilki olacak. Belki de ilk defa “her günün bayram tadında geçsin” diye temennide bulunmayacağız. Çünkü tatsız-tuzsuz bir bayram olacak bu bayram. Maalesef elimiz mahkum böyle bir bayrama. Ne diyelim, Allah’tan hayırlısı. Bunda da vardır bir hayır deyip yolumuza devam edeceğiz. Allah beterinden saklasın.

Tatsız tuzsuz bayram dedim. Çünkü bizde bayram demek şeker, lokum gibi tatlıları ikram etmek ve tatmak demektir, sılayı rahim demektir, hatır bilmektir, sayıp sevmek demektir. Bu bayramda karşılıklı gelip gitme olmayacağı için çoğumuz, bayram hazırlığı yapmadı. Ne şekerini aldı ne lokumunu ne de baklavasını yaptı. Hâsılı, bu bayram kendimiz bayram yapmayacağı gibi midemiz de bayram yapmayacak.

Diğer bayramlarda olduğu gibi eş-dostu ziyaret edeceğim, hepsiyle bayramlaşacağım telaşı ve yorgunluğu olmayacak. Evlerimizin zilleri çalmayacak. İzzet, ikram olmayacak. Evde edi ile büdü varsa çocuk, bir başına bayram geçireceğiz. Yani kendimiz çalıp kendimiz oynayacağız. Salgın dolayısıyla dünyayı eve sığdırdığımız gibi bayramı da eve sığdıracağız. Gelen mesaja, çalan telefonumuza sevinmekle yetineceğiz ve belki de ilk defa, gelen her mesajı okuyup mukabilinde cevap yazacağız.

Tatsız ve tuzsuz bu bayramın iyi yönü yok mu? Var elbet. Nereden baktığına bağlı. Ziyaretleşmelerde ikram geri çevrilmez diye tadımlık aldığımız şeker ve tatlı türü yiyeceklerden dolayı midemiz bozulmayacak. Bu haliyle midemiz bayram yapacak denebilir. Bu bayramda bayram yapacaklardan bir tanesi de evin kadınlarıdır. Çünkü misafir gelmeyeceği için Konya’nın vazgeçilmezi dolma, sarma, bamya gibi yemekleri yapmak için evin kadınları, oruç oruç emek sarf etmediler. Yemek yaptılarsa da kendilerine yetecek kadar yaptılar. Aile reisi için de bu bayram iyi bir bayram sayılır. Çünkü doğru dürüst bayram alışverişi yapmadı. Çocukları bayramlık istemedi. Evin hanımı baklava yapacağım, ceviz lazım demedi. Çünkü isteseydi, içi cız edecekti. Zira birçok üründe olduğu gibi cevizin de fiyatının yanına varılamıyor.

Çocuklar için de bu bayram çok tatsız tuzsuz olacak. Çünkü bayram demek, çocuklar için harçlık demektir. Amca, dayı gibi akrabalar evlerine gelmeyeceği gibi kendileri de onlara gidemeyecekler. Haliyle bayram harçlığından mahrum kalacaklar, sevinemeyecekler ve harçlık biriktiremeyecekler.

Salgın kaynaklı yaşadığımız bu olağanüstü durumun, bir B planı olarak kutladığımız/kutlayacağımız bu tatsız tuzsuz sanal bayram, kutladığımız ilk ve son bayram olur inşallah. Hepinizin bayramını tebrik ediyorum. Nice bayramlara…

***23/05/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Sanal Bayram *



Salgın dolayısıyla gündelik yaşantımızdan ödünler vererek B planlarımızı uygulamaya koyduk. İleriye dönük ne kadar planımız varsa öteledik. Çoğumuz işine gidemedi veya işini yapamadı. Normalleşme adımlarına rağmen hala aynı durum devam ediyor.

Camiyi, cemaati ve cumayı unuttuk. Ramazan orucuna buruk bir şekilde girdik ve nihayet bugün yine buruk bir şekilde uğurluyoruz.

Virüsün etkisini kırmak amacıyla sokağa çıkma yasaklarıyla tanıştık. Bayramda uygulanacak olan sokağa çıkma yasağı ile birlikte evlerimizde geçireceğimiz yasak toplamı 21 gün olmuş olacak. Bu demektir ki virüs dolayısıyla birçok alanda nice ilkleri gerçekleştirdiğimiz gibi bu bayramda da bir ilki gerçekleştireceğiz ve bayramı da sanal kutlayacağız. Eşimizi-dostumuzu, hısım-akrabamızı ve tanıdıklarımızı telefonla arayarak veya mesaj göndererek bayramlaşacağız.

Sanal bayrama yabancı değiliz aslında. Kaç bayramdır sosyal medya, whatsapp, kısa mesaj yoluyla gidilebilecek mesafede olanlara bile bayram tebrikleri göndererek bir nebze de olsa tanıdıkların gönlünü alıyorduk. Daha doğrusu işin kolayına kaçıyorduk. Bu bayramda yapacağımız sanal tebrikleşme zorunluluktan olacak. Belki de bu zorunluluktan dolayı bu bayramda göndereceğimiz mesajlar veya telefon açarak yapacağımız bayramlaşmalar, ilk defa bir anlam ifade edecek ve daha fazla tanıdığımıza mesaj göndermiş olacağız. Kimse “Evi şurada, gelmeye tenezzül etmedi, işi mesajla geçiştirdi” deyip gönül koymayacak. Hiçbirimiz “Efendim, o kadar ziyaret edeceğim yer vardı ki üç günde bitiremedim, çoğuna gidemedim” diyemeyecek.

Kutlayacağımız bu sanal bayram elbette diğer bayram kutlamaları gibi olmayacak ve eski bayramların yerini tutmayacak. Göndereceğimiz mesajlara ne kadar dikkat edersek edelim, karşılaştığımız bu durumu garipseyeceğiz. Ama bu durumda yapılabilecek başka da bir şey yok. Zira zorunlu bir durumla karşı karşıyayız.

Herkesin kendine göre bir mesaj gönderme veya tebrikleşme yöntemi olmakla beraber kutlayacağımız bu sanal bayramın kuru ve yavan olmaması, dilek ve temennilerimizin daha içten olması için tebrikleşmelerde şu hususlara dikkat edebiliriz:

Resim formatında tebrikleşmenin gönderilmemesi. Çünkü bu yol ile gelen veya gönderilen mesajlar, cep telefonlarının hafızalarını doldurmaktan öte bir anlam taşımıyor ve kişiye hitap etmiyor. Kişi, yeni mesajlara yer açmak için gelen mesajı silmek durumunda kalabiliyor. Bunun yerine göndereceğimiz mesajların yazı formatında olması, kendi mahsulümüz olması ve mesajlarda kişinin ismine yer verilmesi, gönül alma ve hatır bilme yönünden daha uygun olur kanaatindeyim. Yani kişi, aldığı mesajla bu mesaj bana hitaben yazıldı mesajını almalı.

Kutlama grubu oluşturmak suretiyle tek basmada toplu mesajın gönderilmemesi. Bu yöntem işimizi bir defada halletmekle beraber gruptakilerin çoğu, birbirini tanımadığı için bir gruba eklendiğini gören hemen gruptan çıkmaya davranıyor. Kutlama da başlamadan bitiyor.

Hepimizin dahil olduğu ortak whatsapp gruplarımız olabilir. Bu gruplara da tek mesaj göndererek bayramlaşma yerine gruptakilerin hepsine özelden tebrik yazmak aramızdaki samimiyeti artırabilir.
Büyük-küçük kimden gelirse gelsin gelen her bayram mesajına usulünce cevap vermek uygun olanıdır. Yani gönderilen mesaj havada kalmamalı, iadeyi ziyaret sadedinde olmalı.

Burada herkese mesaj yazmak veya cevap vermek zamanımızı alabilir diye bir eleştiri gelebilir. Mesaj yazmak ne kadar vaktimizi alırsa alsın, oturduğumuz yerden yazmak herhalde fiili bayram ziyaretinden daha kolay olur.

Bu vesileyle tuttuğumuz oruçlar kabul etmesini, okuduğumuz Kur’an’dan anladığımızı hayatımıza tatbik etmeyi Allah bizlere nasip etsin. Ramazandan aldığımız manevi hazzın, kendimize ve nefsimize çekidüzen vermemizin ramazandan sonra da devam etmesini temenni ediyorum. Salgın dolayısıyla yaşamakta olduğumuz bu olağanüstü halin bir an evvel sona ermesini, bu şekilde kutladığımız sanal bayramı bir daha bizlere göstermemesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Hepinizin Ramazan bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Nice bayramlara inşallah…

*23/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.


21 Mayıs 2020 Perşembe

Çeşitli Ayet Meallerinden Bir Kesit *


Sayfam elverdiği kadar bugün size, Kur’an’ı Kerim’in 28.cüzünde geçen bazı ayet meallerine yer vermeye çalışacağım:

Allah, (eşi, kendisini boşadığı için) kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Mücadele, 1) Zıhar (eşini annesinin sırtına benzetme) ayetleri diye bilinen bu boşama şekli, bizim örfümüzde “Anam avradım olsun” şeklinde ifade edilir. Hanımını boşayan kocayı Allah 2.ayette eleştirirken kadını haklı bulur, 3. ve 4.ayetlerde de erkeğe verdiği cezayı açıklamaktadır. Peygamberle tartıştığı için hakkında ayet inen özgüven sahibi bu kadına (Havle) ancak şapka çıkartılır.  Bu arada hiçbir caydırıcılığı ve yaptırımı olmayan dini nikah ve erkeğin iki dudağına emanet dini boşanma, dini otoriteler tarafından tartışılıp bir karara bağlanmalıdır.

Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saf, 2-3) Söylediğiyle yaptığı çelişenler dikkat etmeli, özellikle seçim öncesi vaat üzerine vaatte bulunup mavi boncuk dağıtıp seçim sonrası sözlerini tutmayan siyasilere duyurulur.

Tevrat'la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir...(Cuma, 5) Bildiğini yapmayanlar ve inandığı şeyleri yaşamayanlar, sırtında çokça kitap taşıyan eşeğe benzetilir. Nasıl ki sırtında taşıdığı kitaplar eşeğe bir fayda sağlamıyorsa beyin ve zihinde tutulup da uygulamaya geçmeyen bilgi ve inanç da kişiye fayda sağlamaz. Ancak bilgiyi taşımış ve kendine yük edinmiş olur.

“Onları(münafıkları=İçten inanmadığı halde dıştan inanmış gibi yapanları) gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerine kulak verirsin. Onlar sanki elbise giydirilmiş kereste gibidirler. Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar…” (Münafikûn, 4Olup biten her şeyi kendi aleyhlerine sanan kişilerin, ayette geçen “Her kuvvetli sesi kendi aleyhlerine sanırlar” cümlesine kulak vermelerinde fayda vardır.

Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır…” (Teğâbün,15) Mal ve çocuk övünç meselesi değil. Allah’ın imtihanları farklı farklıdır. Çocuk, eş, makam, şöhret vb de birer imtihan vesilesidir.
Eğer siz Allah'a güzel bir borç verirseniz Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir…” (Teğâbün,17) Zor durumda olan birine borç vermeyi Allah, kendisine borç verilmiş gibi değerlendirmektedir. Buna karzı hasen denir.

“Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrîm,6)
Ey iman edenler! Allah'a içtenlikle tövbe edin. Belki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar…” (Tahrîm,8) Bu tövbe şekline nasuh tövbesi denir. Yani işlenen günahı bir daha yapmayacak şekilde terk etmek demektir.

Sonuç olarak Allah, hepimize aile saadeti versin. Yine yapmadığımız şeyleri söylememeyi, bildiklerimizi yaşamayı, münafıklar gibi içi farklı, dışı farklı olmamayı, mal ve çocuk başta olmak üzere imtihan edildiklerimizden alnımızın akıyla çıkmayı, darda kalan insanlara -onlardan bir karşılık beklemeksizin elleri rahatlayıncaya kadar onlara- borç vermeyi, kendimizi ve ailemizi cehennem ateşinden koruyacak ameller yapmayı, günahlarımızdan dolayı bir daha işlemeyecek şekilde gönülden tövbe etmeyi bizlere nasip etsin.

*23/05/2020 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.