27 Ocak 2017 Cuma
Sıkıldım, oyalanacak bir iş arıyorum diyorsan; al sana iş
Hemen bir watsapp grubuna dahil ol. Grupta 100 tane arkadaşın olur. Onlardan biri bir şey paylaşır. Ondan sonra hayret ve şaşkınlıkla izlersin. Çünkü ne iş yaptırır, ne de uyutur.
İşte sana iş. Zaten sen de iş istemiyor muydun? Sen istedin. Artık gruptan da çıkamazsın. Çıksan da seni tekrar eklerler.
Artık ardı arkası kesilmeyen paylaşımları görünce durmadan "Fe sübhanallah, ya sabır" çekersin. Böylece dilin de duaya alışmış olur. 27.01.2016
26 Ocak 2017 Perşembe
Hoşlanmadığımız kötülüklerle niçin başa çıkamayız?
Belki de Bal Yediğimizdendir *
-Çoktan
unuttuk bizler adabımuaşereti-
Eskiden
okulda şu görgü kuralları öğretilirdi:
1.
Şimdi de öğretiliyor ama öğretmeye çalışanlar -belki de kendilerinde
uygulamadıkları için- sözleri tesir etmiyor...
2.
Sınıfa girerken acele ile birbirini itmeyerek sıra beklemek.
3.
Sıralarda gürültü çıkarmadan sessizce oturmak, sınıftan çıkarken öğretmeni
selamlamak.
4.
Verilen vazifeleri günü gününe hazırlamak. "Haberim yoktu, defterim evde,
arkadaşımda kaldı" gibi mazeretler bulmaya çalışmamak.
5.
Önlüklerin temiz, ütülü olması, eteklerin altından başka renkte elbise
görünmemesi.
6.
İskarpinlerin eski de olsa daima boyalı olması.
7.
Saçların kısa kesilmesi veya siyah kurdele ile bağlanarak yahut arkadan sıkıca
toplanarak dağınıklıktan kurtarılması.
8.
Arkadaşlarla görüşürken hitaplara dikkat etmek. Birbirini "hişt" diye
çağırmamak, kolundan dürtmemek.
9.
Kütüphanede ses çıkarmadan, kendi varlığını hissettirmeden yürümek, başkalarını
rahatsız etmeyerek oturup çalışmak.
10.
Eve ait işlerde anaya yardım etmek, evde hizmetçi de olsa bir genç kızın hususi
işlerini kendisinin görmesi.
11.
Fakir olsa da evin, yemek masasının temiz, tertipli olmasına dikkat etmek,
yalnız da olsa temiz tertipli yemek yemek, sofraya hep birden oturmak.
12.
Gece yatısı misafirliğinin vereceği rahatsızlık düşünülerek davet olunmadan
veya ansızın kardeş evine bile gitmemek.
13.
Tevdi edilen bir sırra hürmet etmek.
14.
Hususi hayatımızdan kimseye bahsetmemek.
15.
Değmez yere iddialara girişerek münakaşaları kavga şekline dökmemek.
Not:
YIL 1939. İstanbul Kız Lisesi/Muaşeret Kaideleri kitabından alıntıdır. 16/01/2013
*28/10/2022 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
İktidar nimetinden faydalanan kesim/ler
Ülkenin değişimine ve gelişmesine hep takoz oldular. Her şeye karşıydılar. Hatta milletin değerlerine bile. Belki de bu yüzden millet onlara bir daha hiç iktidar vermeyerek cezalandırdı. Değişmez muhalefetti onların bu ülkedeki namı diğer adı. Nasıl bir düzen kurdularsa muhalefet olmalarına rağmen devletin kaymağını yine onlar yedi. Onların giyim kuşamı çağdaş idi. İktidar olanlara kök söktürdü, devleti kilitledi. Yine onlar bu vatanın öz evladı idi. Kendilerini birinci sınıf devletin kurucusu olarak görürlerdi. Fikirleri hep iktidardı.
2000'li yıllardan sonra bürokrasideki hakimiyetleri zayıflamaya başladı, fikirleri tartışılır oldu, sözleri pek geçmez oldu. Burjuvazilikleri pek sökmez oldu. İrtica paranoyalarını halk pek yutmaz oldu. Çünkü "Bu halk cahildir güdülmeli...bidon kafalı...karnını kaşıyan adam" diye küçümsedikleri halk taşradan merkeze yürüdü. Artık ne zihniyetleri, ne fikirleri iktidarda idi. Ne de bürokraside varlardı.
Şimdi de bu dönemde iktidarın her türlü icraat ve tasarrufunu acımasızca eleştiren bir kesim var. Fikir ve düşünce olarak iktidardakilerden farklı bir düşünce yapısına sahip değiller. Hükümet atamalarda onları tercih etmesine rağmen ne oy verirler, ne de destek olurlar. Etik olan icraatlarını eleştirdiğin hükümetin özellikle yöneticilik vazifesinde görev almamaktır. Bu konudaki görüşüm belki garip gelebilir, belki isabetli bir görüş olmayabilir ama ben böyle düşünüyorum. 26/01/2017
Anayasa referandumunda ne yapalım? *
28/01/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Yöneticilik formasyonu
Nasrettin Hoca eşeğiyle beraber bir hana misafir olur. Gece istirahatte iken eşeğinin çalındığını sabahleyin han sahibi haber verir. Hoca küplere biner ve hemen eşeğimi bulun der.
Han sahibi hocanın görüntüsünden çok korkar, hemen aramaya koyulur ve nihayet güç bela eşeği bulur. Hocaya: "Hocam eşeği bulamasaydık ne yapacaktınız" diye sorar hancı. Hoca da: "Eşeği bulamasaydınız babamın yaptığını yapacaktım," der. "Baban ne yapmıştı," diye sorar hancı. Hoca: "Yıllar önce babamın da eşeği çalınmıştı, eve kadar yürüyerek gelmişti, eğer siz de eşeğimi bulamasa idiniz eve kadar yaya yürüyecektim cevabı verir. 26.01.2015
25 Ocak 2017 Çarşamba
Bir zamanlar camiasının vicdanı idi
Onu ilk defa 90'lı yıllarda Konya'da Alaaddin Keykubat Salonunda bir konferansta tanımıştım. İki saatten fazla konuşan bu adamı ağzım açık dinledim. Şu anekdotu da ondan dinlemiştim: "Manisa'nın bir köyünde yapılan bir düğünde evlilik ve nikahın önemi hakkında konuşma yapmak üzere yörenin tanınmış bir hocasını davet ederler. Hoca konuşmasını yapar. Konuşmanın bitiminde jandarma gelir hoca efendiyi karakola götürür ve hakkında dava açılır. Çünkü hocadan haz almayan muhtar karakola giderek şikayet eder. Gerekçe de laikliğe aykırı konuşma yapmak. Durumun ciddiyetini anlayan bir kaç avukat, hocaya giderek gönüllü avukatları olmak istediklerini söyledilerse de hoca herhangi bir suç işlemediğini iddia ederek müvekkili olmayı kabul etmez. Güç bela ikna edilir. Dava günü gelir. Zanlı mahkemeye çıkarılır. Hoca: Evliliğin önemine binaen ayet ve hadis okuduğunu söyler. İki tane şahit girer içeriye. Hakim: 'Ne yaptı hoca efendi' diye soru sorar. 'Laikliğe aykırı konuşma yaptı' cevabı verirler. Avukat: 'Sayın hakimim lütfen laikliğin ne olduğunu sorar mısınız' deyince hakim: 'Ne demek oğlum laiklik' der. adam: 'Ne bileyim hakim bey ben. Karakol komutanı, laikliğe aykırı konuşma yaptı' diyeceksin dedi. Ben de onu söyledim' deyince hakim sanığın beraatına karar verir. Hoca efendi de postu deldirmekten gücün kurtulur.”
Gönüllere, kalplere, vicdanlara hitap ediyor, damardan giriyordu. Hani yediğimiz bir şey için tadı damağımızda kaldı denir ya, işte öyle bir şey. Aradan 27 yıl geçmiş, hala o beliğ konuşmasını unutmadım. Kim bu dedim. Bir partinin il başkanı dediler. Sonra milletvekili olarak gördüm onu. Partisinin grup başkan vekili oldu. Ele avuca sığmıyordu. Tutabilene, durdurabilene aşk olsun.
Partisi kapatıldı. Kurdukları yeni partiyle yeniden meclise girdi. 28 Şubat rüzgarı partisini kapatınca ak saçlıları bırakarak yenilikçi hareketin başını çekti. Kendisine tepki gösterenlere 'Tamtamcı gençlik' dedi. Yeni kurdukları partiyle birlikte 3 dönem boyunca partisi iktidar oldu. Bakanlık, hükümet sözcülüğü, meclis başkanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini yürüttü. Partisinin hep ağır topu oldu. Karar merciinde o oldu, hükümetinin her kararını o savundu. 17-25 Aralık olaylarıyla birlikte hem sorumluluk makamında hem de dokundurmaya başladı. 3 dönem kuralından sonra aktif siyaseti bırakacağını söyledi. Dediği gibi yeniden aday olmadı. Hem partisi adına çalışıyor, diğer taraftan da huzursuzluğunu kah konferanslar vererek, kah basına beyanat vererek, kah TV programlarına çıkarak ihsas ettirmeye çalışıyordu. Ne zaman konuşsa tepki gelince yeni izahlar yaptı. Ben şunu kastettim, özür dilerim dedi. Üzerine gidildiği zaman "Benim bu partide bir özgül ağırlığım var" dedi. Ben FETÖ'yü tanıyamamışım, başbakanımızın bildiğini siz bilseniz az bile söylemiş dersiniz dedi. FETÖ'den dolayı ellerine kelepçe takılanlara cübbesini giyerek avukatlık yapmaya soyundu.
Yaralı bir kurt gibiydi, duygusaldı, duyguları aklının önüne geçmeye başladı. Kritik bir seçim öncesi partisinin ağır kurmayıyla basın önünde ağız dalaşına girdi, partisine de oy kaybettirdi.
"Torun seveceğim bundan sonra" diyerek aktif siyasetten ayrı kaldı. Ama torun sevdiğini gören olmadı bu güne kadar. 15 Temmuz'da meydanlarda görünmedi. Evine de girmedi. Her uzatılan mikrofona konuştu, hep iğneledi bıraktığı camiayı. Şimdilerde konferanslar veriyor. Yıllardır sorumlu olarak görev aldığı ve onurla yürüttüğü geçmişini yok edercesine konuşmaya devam ediyor.
Duygusallığı onu konuşmaya itiyor. Konuştukça tanınmaz oluyor. Sevenleri yanından uzaklaşıyor. Gönüllerdeki yerini yok etmek için uğraşıyor. Ne yapmak istediğini bilen varsa elini öpmek gerek. Bir şeylerde anlaşamadıkları belli. Ya geçmişini inkar etmeli, ya parti kurmalı, ya da susmalı. Susmalı ki, bir zamanlar herkesin ağabey ve partinin vicdanı dediği gibi kalmalı. Öküz ölünce ortaklık bozulmamalı. Partisinin vicdanı maalesef kara vicdanlı olmaya doğru gidiyor. Yazık oldu ona. Yazık oldu büyüklüğüne. Yazık oldu beyefendi, kibar görüntüsüne. Duyguları vicdanının önüne geçmemeli. Kendisini sıfırlamamalı. Ülke bir dar boğazda iken kayıkçı kavgası zamanı değil. Torun sevgisi evlat sevgisi gibi değil derler. Torununu sevmeye zaman ayırmalı. Çünkü torun sevgisi başkadır. Önüne mikrofon geldi mi? Bu ne demeli. Biraz tecahülüarif sanatı yapmalı. Söz ve gönüllerin ustasından da bu beklenir.
Tanıdınız mı bu ağabeyi? Ben ismini unutmaya başladım bile... 25/01/2017