Ne zaman bir olay olsa hemen orada biter 'Ben demiştim'ciler. Etrafımızda bu tiplerin sayısı da az değildir. Sanırım "Ben sizden daha ileri görüşlüyüm, bu işin böyle olacağını biliyordum, ama o zaman kabul etmediniz" demek isterler. Bazı insanların basireti, feraseti, ön görüsü olayların sonucunu görmüş olabilir. Güzel bir şeydir daha önce dediği bir görüşünün haklı çıkması.
Güzel olmayan "Ben demiştim" sözüdür. Keşke görüşü ortaya çıkandan önce başkasının: "Arkadaş! Sen bunu demiştin, görüşün isabetli oldu, seni tebrik ederim" demesidir. Eğer demediyse demek ki söylediğin sözün tesiri olmamış karşı tarafa. Ya da görüşünü daha iyi anlatamamış olmalı. Belki de biri gelip "Sen demiştin" diyerek hakkı teslim edecektir. Ama daha adam ağzını açmadan "Ben demiştim" diyerek havamızı atıyoruz. Şunu bilelim ki "İnsanların anlayabileceği şekilde konuşmak" lazım. Yine insan karşı tarafın anladığı kadardır.
Bir başka daha tipler vardır ki şu günlerde çok meşhurdur. Ağzını açan "Ben kanmadım, herkes kandı, ben demiştim, ben bunları biliyordum" diyenler çoğaldı. Heyhat kardeş! madem bu kadar biliyordun, bu kadar doğru yolda idin. Pekiyi, insanları yanlıştan uzaklaştırmak için ne yaptın, ya da insanların hata yapmaması için ne gibi alternatifler ortaya koydun?
Hem "Ben demiştim"ciler, hem de herkes kandı bir kanmadım diyenlerden kurtulmak lazım. Bırakın kendi kendinizi anlatmayı da, bir başkası sizi takdir etsin bu konuda. Eşekten düştükten sonra akıl veren çok olur. Önemli olan düşmeden önce yol göstermektir. Allah kimseyi yanıltmasın. Hata yaptıktan sonra tekrar aynı hataya düşürmesin... 17/08/2016
17 Ağustos 2016 Çarşamba
Kimin kim olduğunu en iyi nereden öğrenebiliriz?
Eskiden "Kişi dilinin altında gizlidir. Konuştuğu zaman kendini ele verir" denirdi. Şimdilerde ise bu söze "Yeter ki Facebook'ta görünsün. Paylaşımlarından kişinin "Ne mal olduğu" ayan beyan ortaya çıkar. 'Beğen-yorum ve paylaşımından kişinin rengini tespit edebilirsin.
Kimin neyi dert edindiğini, kimin kim olduğunu, kimin dilinin altında hangi baklanın olduğunu, kimin neden zevk aldığını, kimin kimden nefret ettiğini öğrenmek istiyorsan kişiyi facebook gibi sanal alemden izlemek lazım. Hatta çocuğuna talip olan eş adayını araştırmak mı istiyorsun, bir kimsenin fikrini, zikrini, neyin nesi, kim olduğunu merak mı ediyorsun eğer yoksa hemen bir facebook adresi al. Gir içeriye. Fazla değil, 3-5 dakika içerisinde kişi hakkında genel bilgi edinmiş olursun. Hz Ömer: "Bir insanı tanımak için yolculuk yapmayı, komşuluk yapmayı ve alışveriş yapmayı" şart koşar.
Günümüzde buna bir de Facebook adresine sahip olmak diye eklemek lazım. Günümüzde 3-5 yıl birlikte çalıştığın insanı bile tanıyamıyorsun. Beraber yediğin, içtiğin insanları bile bu sanal alemde daha iyi tanımış olursun. 16/08/2016
Kimin neyi dert edindiğini, kimin kim olduğunu, kimin dilinin altında hangi baklanın olduğunu, kimin neden zevk aldığını, kimin kimden nefret ettiğini öğrenmek istiyorsan kişiyi facebook gibi sanal alemden izlemek lazım. Hatta çocuğuna talip olan eş adayını araştırmak mı istiyorsun, bir kimsenin fikrini, zikrini, neyin nesi, kim olduğunu merak mı ediyorsun eğer yoksa hemen bir facebook adresi al. Gir içeriye. Fazla değil, 3-5 dakika içerisinde kişi hakkında genel bilgi edinmiş olursun. Hz Ömer: "Bir insanı tanımak için yolculuk yapmayı, komşuluk yapmayı ve alışveriş yapmayı" şart koşar.
Günümüzde buna bir de Facebook adresine sahip olmak diye eklemek lazım. Günümüzde 3-5 yıl birlikte çalıştığın insanı bile tanıyamıyorsun. Beraber yediğin, içtiğin insanları bile bu sanal alemde daha iyi tanımış olursun. 16/08/2016
Hatib Bin Ebî Beltea *
Hatib Bin Ebî Beltea ismini duymuşsunuzdur. Hicretten önce Müslüman olup hicret
etmiş; Bedir, Uhut, Hendek savaşlarına katılarak büyük yararlılıklar göstermiş,
Mısır Hükümdarı Mukavkıs'a İslam'a davet mektubu götürmüş samimi bir Müslüman
sahabi idi.
Hicretin
10.yılı Hz Muhammed'in, seferin nereye olacağını söylemeden büyük bir ordu
hazırladığı esnada, seferin Mekke'ye olduğunu düşünen Hatib, Mekkeliler'e bu seferi haber verecek bir
mektup yazar. Mektup yakalanır ve Peygamber, Hatib'i huzuruna çağırarak bunu
niçin yaptığını sorar. Hatib: “Ya Rasülallah! Ben Kureyşli değilim. Çoluğum,
çocuğum ve malım, mülküm orada. Bunu onlara zarar vermesinler diye yaptım” der.
Bu hareketinden dolayı Hatib'i öldürmeyi düşünen sahabilere Peygamber:
"Hatib'e ilişmeyin, o samimi biridir. Çünkü o, Bedir Savaşına
katılmıştır" diyerek Hatib'i korumaya alır. Yaptığının yanlış olduğunu
anlayan Hatib tövbe ederek pişmanlık duyar. Mekke'yi kan dökmeden almayı
hedefleyen Peygamberimiz için Hatib'in yaptığı bu ihanet affedilecek gibi
değildi. Fakat peygamber böylesi bir harekete ceza vermeyerek Hatib'i yeniden
kazanmıştır. Çünkü Hatib, hain değildi.
Tarih
boyunca İslam dünyası Abdullah b.Ubey b. Selül, Hasan Sabbah gibi ihanet
şebekeleriyle karşı karşıya geldi. 15 Temmuz itibariyle ülkemiz daha önce eşi
ve benzeri görülmemiş farklı bir yapılanma ile yüz yüze geldiğini anladı. 40 yıldır içimizde barındırdığımız bu
gizli, sinsi ve tehlikeli yapıdan birden kurtulmak mümkün değil. Devlet ne
kadarını temizler bilinmez. Çünkü karşımızda gizliliği ve takiyyeyi şiar
edinmiş, 40 yıldır bu ülkenin tüm birimlerine çöreklenmiş, tüm devleti ve
milleti ayakta uyutmuş, örgüt elemanı sayısı bilinmeyen bir yapı var. Devlet bu
yapıyı nasıl çözecek, içine sızmış olan hainleri nasıl ayıklayacak, böylesi bir
yapılanmanın bir daha olmaması için devlet ne yapacak? Bence bu konular üzerine
yoğunlaşmak gerek. Darbe atlatılmış,
özellikle askeriye, emniyet ve yargıda gerekli tasarruflarda bulunulmuştur.
Darbenin baş maşası dışarıda, örgütü yönetenler kaçak.
Kamunun
her bir alanında örgüt üyesi olmak anlamında açığa almalar devam ediyor. Açığa
almalarda kurunun yanında yaşı da yakmak
suretiyle yeni mağduriyetler ortaya çıkar mı? Niyetim örgütü ve mensuplarını
temize çıkarmak değildir. Sayın Cumhurbaşkanı örgütü: "Altı ibadet, ortası
ticaret, tepesi ihanet" diyerek en güzel şekilde tasnif etmiştir. Aslında
bu tasnif işimizi kolaylaştırabilir. Bir defa darbeye bilfiil katılanlar, darbeyi
teşvik edenler, darbe tellallığı yapanlar bu işin tam göbeğinde. Devlet
bunlarla yasal çerçevede sonuna kadar mücadele etmesi gerekir. Örgüte sürekli,
yüklü miktarda finansal destek sağlayan iş adamlarının mal varlıkları için de
gereken yapılmalıdır. Burada dikkat çekmek istediğim konu, örgütü; eğitim ve
öğretim işleriyle uğraşan ve örgütün üstünden haberi olmayan, bir hizmet
hareketi olarak gören alt-ibadet kısmındaki mensupları kurtarmaya çalışmak
gerekir. Alt kısmında yine bu olayları bildiği halde destek olanlar da en feci
şekilde cezalandırılmalıdır. Devleti 40 yıldır uyutan bu örgüt maalesef
milyonları da uyutmuştur. Örgüt ile bir şekilde yolları kesişmiş, içinde
kalmış; kanmış, kandırılmış, kandırıldığını bildiği halde oradan kurtulmaya
çalışan milyonların olabileceğini düşünüyorum. Örgütün gerçek yüzünün ortaya
çıktığı 15 Temmuz itibariyle hala 'Hizmet' diyen varsa bunların da gözlerinin yaşına bakılmamalıdır.
İbadet kısmı denilen, üstten haberi olmayan yapıyı onların elinden kurtarıp
memlekete daha faydalı hale getirmek için hem diyanetin, hem devletin, hem de
halkın üzerine düşen görevler olduğunu düşünüyorum. Bunları dışlamak, kapının
önüne koymak zaten merdiven altı çalışan bu yapı mensuplarını iyice izbe ve
bodrum katlara indirmiş oluruz. Gittikçe marjinalleşecek bu üyelerin elinden
tutulmazsa 'İmam' adı verilen büyükleri tarafından yeniden farklı amaçla kullanılmaları
söz konusu olabilecektir. Diyeceğim suç örgütünün içinde pasif bir şekilde
bulunmuş bu insanları yeniden topluma kazandırmak gerek. Yukarıda yaptığı
hareket bir ihanet olan sahabi Hatib örneğini verdim. Peygamber Hatib'i
cezalandırma yoluna gitmiş olsaydı belki de Hatib tamamen kaybedilebilecekti.
İnşallah!
Bu FETÖ örgütünden ülkemiz tamamen kurtulur, tedbir amaçlı açığa alınanlardan
masum olanlar yeniden görevlerine döner. Hala açığa alınmayan kripto olanların
tespiti için yerinde gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Yapının ibadet-ticaret ve
ihanet kısımlarıyla ilgili yapılanmayı çözmek için bu yapının içerisinde
bulunmuş, pişmanlık duyanlardan itiraflar alınmalıdır. Böylesi yapıların bir
daha bu ülkede yetişip gelişmemesi için hem din alanında güzel bir eğitim,
bürokraside liyakat, eğitim ve öğretimin içinin doldurulması, üniversite
öğrencilerinin barınma ve iaşeleri için gerekli imkanların sağlanması gibi
hususlarda iyileştirmeler yapılmalıdır. 16/08/2016
* 03/09/2016 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
16 Ağustos 2016 Salı
İtiraf ediyorum: Darbeyi ben yaptım*
15
Temmuz darbe girişimi yapıldı. Orta yerde stratejik öneme sahip binalar bombalanmış, 240 civarında insanımız can
vermiş, iki binin üzerinde gazimiz var. Ülke neredeyse bir savaştan çıkmış.
Cinnet halinden sonra bir ay geçmiş, devlet hâlâ yaraları sarmaya devam ediyor.
Bir sarmaşığın büyümesi gibi içimizde dal-budak salmış, kökü bizde, beyni
dışarıda olan maşa bir ihanet şebekesi harekete geçip memleketi yerle bir etti.
Orta yerde suç unsurları ve aletleri var. Fakat suçlu yok orta yerde. Ne kadar
suça karışmış üst aklın elebaşı maşası varsa soluğu yurt dışında aldı. Bize kala
kala: " Ben, bana verilen görevi yerine getirdim..." diyenler kaldı.
Mübarekler!
Her zamanki gibi yine ağzınızdan bal damlıyor. Hepiniz sütten çıkmış ak kaşık gibisiniz… Madem
darbede yoksunuz, o zaman yurt dışına niye tüydünüz? Nerede o kendisini “siyaset
bilimci olarak tanıtan, halkın evlerine sinip dışarı çıkamayacağını, darbeden
sonra iktidar parti üyesi 5-6 milyon kişinin mal varlığına el koymak suretiyle
ekonominin düze çıkarılabileceğini ve bu süreçte kendisinin albay olsaymış daha
fazla faydalı olabileceğini” söyleyen aklı evvel. Siyaset biliminin ‘S’sinden
dahi anlamayan, kendisine verilecek iki koyunu dahi güdemeyen bu Prof. unvanlı
mahluk o diplomayı nasıl aldı acaba? Olsa olsa böylelerine diploma düzenlenmiştir. Başka da olamaz zaten. Bu adamdan ne siyaset bilimci, ne asker, ne ekonomist,
ne psikolog ne de sosyolog olur... Darbeyi mizansen ve tiyatro olarak lanse etmeye
çalışan maşanın başı ise, “Darbeyi kendisinin yaptığına bir delil bile
getirseler cezasını çekmek için ülkeye gelirim” açıklaması yapıyor. Senin olman
zaten mümkün değil muhterem! Sen ağzı dualı birisin. Darbe ile siyaset ile
senin ne işin olur? Sen ki Cebrail’in kuracağı partiye bile katılmayacağını
deklare ederek bir meleğe meydan okumuş birisin. Hal böyle iken senin bu tarakta ne bezin olabilir? Üstelik darbeye kalkışanları tanımıyorsun bile. Zaten sen
hasta bir adamsın. Nice zamandır hastalığından dolayı memleketine gelememiş
birisin. Üstelik peygamber de sürekli rüyana gelerek rahat uyumana da imkan
vermiyor. Olsa olsa sana atılmış bir iftira olur bu... Darbenin bir numaralı
sanığı diye iftira atılan bir İlahiyatçı kardeşimiz de tevafuk bu ya. O gün
getirisi fazla diye darbe merkezine tarla satın almaya gelmiş. Adamın bütün
suçu bu. Halbuki ne kadar masumane bir istek. Adam tarla alamaz mı? Tam da
bizim muhteremin tarla alasının geldiği gün darbe olmuşsa adamın suçu ne?
Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış. Adam da para varsa alacak.
Anayasamızda mülkiyet edinme diye bir hak var. Ne zaman alacağını size mi
soracak. Belki de eğitim aşığı bu adam, aldığı tarlaya hizmet olsun diye bir
okul yaptıracaktı. Bereket hakimler, anlayışlı birileri çıktı da savcının çırpınışına aldırmadı. Yoksa masum bir can yanacaktı...
Bereket
bu darbenin arkasında ne NATO, ne CİA, ne MI6, ne de ‘Hizmet hareketi’ var. Dünyaya barış ve
hoşgörüden başka bir şey vadetmeyen ‘Mahşerin bu dört atlısının’ ne işi var
böyle kirli işlerle? Hükümet ve millet yine suçu örtmek için suçluyu başka yerlerde
arayıp hedef saptırmaya çalışıyor. Halbuki itiraf ediyorum bu darbeyi ben
yaptım. Bir defa o günlerde ben de bir arsa alma peşindeydim. Bizim Öksüz,
Akıncı üssünde arıyor arsayı bense Çarıklar’da. O da ilahiyatçı ben de. O da
Allah-peygamber anlatıyor, ben de. Hiç kusura bakmayın. Yine yanlış yerlerde
arıyorsunuz faili. Bırakın adamlar ‘Hizmet’ etmeye devam etsinler. Sonra
inanıyor musunuz maşalığa özenenler, her girdikleri makamda sadece emir subaylığına,
yaverliğe soyunanlar hiç birinci adam olamazlar, sadece emir alırlar. Emir
alanlar darbe falan beceremezler. Bırakın, devletin tüm kurumlarının % 90’ının
onlardan olmasını. % 100’ü de onlardan olsa yine beceremezler. Onlar tıpkı II.
Mahmut’un eline bir çuval ve bir kürek vererek hazinenin içine götürüp “Küreği
daldır, çuvala altın doldur” diyen fakir insanın durumuna benzer. Adam küreği
daldırır, kaldırınca altınların hepsi dökülür. Çünkü küreği ters daldırmıştır.
Bu durumu gören padişah: “Vermeyince Ma’bûd, ne yapsın Kel Mahmut” der.
Hasılı
adına ‘Hizmet Hareketi’ dedikleri bu grup tıpkı bu adam gibi çoğu şeyi
ağızlarına ve yüzlerine bulaştırdı. Başkasının emrinde, onlara hizmet etmeye
kendini adamış, aklını kullanmayan emir erleri darbe falan yapamaz. Boşu boşuna
darbeyi siz yaptınız diye peşlerine düşmeyin. Gelin ben buradayım. Çünkü
darbeyi ben yaptım. 16/08/2016
*24/08/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde, 22/08/2016 tarihinde Ladik.biz sayfasında yayımlanmıştır.
*24/08/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde, 22/08/2016 tarihinde Ladik.biz sayfasında yayımlanmıştır.
15 Ağustos 2016 Pazartesi
Biraz omurgalı olun!..**
15
Temmuz 2016 akşamına gelinceye kadar bu millet hiç kimseye vermediği kadar
imkan sundu size. Maddi ve manevi olarak besledi sizi. Sonunda semizlendiniz,
güçlendiniz. Sonunda ilk işiniz tıpkı karga gibi yediğiniz kaba işediniz,
pardon pislediniz. Hem de kokusu hiç gitmeyecek şekilde. Bir atasözümüzü daha
haklı çıkardınız: "Besle kargayı, oysun gözünü." Size ne kadar
teşekkür etsek azdır.
Haydi
biz size güvendik ya da gaflet uykusuna büründük. Bu zaman zarfında hep sureti
haktan görünerek devletin tüm hücrelerine yuvalandınız. Yaptıklarınıza kanarak
devletin ve milletin tüm imkanlarına ve makamlarına yerleştiniz. Bir devletin
en önemli kurumları diyebileceğimiz adliye, emniyet, mülkiye, maarif gibi
yerlerde kadrolaştınız. Bir nevi devlet içinde devlet oldunuz.
Casusluk
konusunda CİA, KGB, MOSSAD, MİT asla elinize su dökemez. Neredeyse milletin
tamamını dinlediniz. Devletin en mahrem bilgilerini elde ettiniz. Hele oluşturduğunuz tapeleri piyasaya sürerek
"Casusluk yapmayın, başkasının kusurlarını araştırmayın" ayetine
meydan okurcasına gizli bilgileri piyasaya sürdünüz. Var mı bize yan bakan
noktasına geldiniz. Allah'tan bir göz istediniz. Allah verdi size iki göz. Bu duruma ne kadar şükür
etseniz az.
Ne
zaman ki Türkiye Cumhuriyetini yöneten kişi: "One minute, dünya beşten
büyüktür..." diyerek dünyayı yöneten emperyalistlerin bize biçtiği rolden
farklı bağımsız hareket etmeye başladı. Dış güçlerin nezdinde kalemi kırıldı.
Çünkü mide bulandırıyordu. Yok edilmesi gerekiyordu. İhale kime verilmeliydi?
40 yıldır içimizde beslenen ve kadrolaşan olarak sizden iyisi bulunamazdı.
Zaten gücünüze diyecek yoktu. Size
dokunan, önünüze çıkan herkese haddini bildirmiştiniz. İstediğiniz kişi
hakkında iddianame hazırlatarak kodese tıktınız. Ergenekon, Balyoz, Casusluk
davası adı altında yerleşemediğiniz yerlere de yerleştiniz. MİT Müsteşarını
ifadeye çağırma, MİT tırlarına operasyon düzenleme, 17-25 Aralık yargı
darbesi... gibi konularda gücünüzün karşısında herkesi yola getirmeye
çalıştınız.
Yaptığınız
her operasyonda tam başarıya ulaşamasanız da hep algı oluşturup halkın kafasını
karıştırarak insanları kutuplaştırdınız. Fakat başaramasanız da üst aklınız
sizden vazgeçmedi. Son öldürücü vuruşu yapmak için yine görevlendirildiniz. 15
Temmuz'da bir cinnet hali göstererek bir devleti yok etmek için yola çıktınız.
Hedefinize ulaşmada önünüze çıkacak herkesi yok etmek için milletin üzerine
tankla, tüfekle, uçakla çıktınız. Çünkü efendileriniz size kızmaya
başlamıştı. He şeyi elinize yüzünüze bulaştırmıştınız. Bu size verilen son şans
idi. O kadar beceriksizmişsiniz ki... O kadar kadro, teknolojik imkan…
elinizde iken yine başarılı olamadınız. Hele şükür! İç savaş çıkarma niyetli darbeniz
milletin destansı mücadelesiyle bertaraf edilmiştir.
Siz
ne yaptınız? Başarılı olamayınca ne kadar elebaşınız varsa soluğu dışarıda yani
yurt dışında aldı. Kaçıp gittiniz yani. İnsanda biraz omurga olur? Sizin kadar
ödleğini de bu dünya yine görmedi. Madem davanız hak dava... Niye kaçıyorsunuz?
Ergenekon ve Balyoz davalarında içeri atmadığınız asker kalmadı. Hangisi kaçtı
bunlardan? Hatta yurt dışında görevli olanları bile görevlerini bırakarak gelip
teslim oldular. Ya siz? Darbede bir numaranız bile hakim ve savcının yüzüne
bakarak "Tarla satın almaya geldim" diyerek yalan söyleyebildi.
Tarih
sizin kadar yalancısını, takiyyecisini, hırsızını, gözü dönmüşünü, sinsisini, hainini,
korkak ve ödleğini görmedi. İnsan sıkılır.
Yalandan, dolandan ve insanları öldürmekten dolayı Allah'tan korkunuz
yok, bari kullarından utanın. Gerçi utanma insani bir durumdur. İmanın bir
parçasıdır. Nerede sizde o insani özellik. Bir defa maşalarda onur olmaz,
Bakmayın efendi gibi göründüğünüze. Yahu biriniz çıkıp da "Biz bu haltı
yedik. Çünkü emir eriydik, mecburduk, fakat başaramadık" desin. "Bu
başkan durduğu müddetçe bize hayat hakkı yok, onu yok edecektik, yine
saltanatımıza devam edecektik, ama olmadı" desin. Hiç mi içinizde onurlu
olanınız yok. Yahu ben sizin kadar omurgasızını görmedim.
Elinize
geçirdiğiniz her türlü imkanı davanız(!) uğruna harcamaya devam edin. Allah
zalime de mühlet verir. Siz bunu Allah’ın size verdiği bir nimet olarak görmeye
devam edin. İhanetinizle baş başa kalın. Rabbim size beterini göstersin.
Yurt
dışına kaçıp giden hainler! Hani tarihte bir millet var. Allah’ın lanetine
uğramış bir millet. Yüzyıllardır memleketsiz kaldılar. Gittikleri hiçbir devlet
onları kabul etmedi. Yeryüzünde rezil ve sefil olarak dolaşıp durdular.
İngilizlerin himayesiyle kurdukları devlet de bile hala huzur bulamadılar.
İnşallah onlardan beter olursunuz. Ayağınızı basacak bir toprak parçası
bulamayasınız. 15/08/2016
28/08/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.
28/08/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.
14 Ağustos 2016 Pazar
PKK ve FETÖ
1974
yılında kurulan PKK'nın ilk kanlı eylemini Türkiye, 1984 yılında Eruh'da gördü. 32 yıldır bu terör örgütü nice canları
yaktı, hala da ocaklar söndürmeye devam ediyor. Devletin yaptığı mücadeleyle
azalacağı yerde kartopu gibi büyümeye devam ediyor bu kanlı örgüt. İşin garibi
bu terör örgütüyle mücadelede inisiyatif hep bu örgütte oldu. O silah
bıraktıysa devlet de bıraktı, silaha sarıldıysa devlet de silaha sarıldı. Ne
siyaseten bir başarı ortaya çıktı ne de
-övündüğümüz ordumuza rağmen- askeri başarı elde edebildik…
Biz
yönetim merkezi Kandil olan dış merkezli maşa bir örgütle yıllar yılı
uğraşırken 35-40 yıldır içimizde eğitim ve dini yapılanma olarak görünen bir
yapının 15 Temmuz 2016'da görünen ilk kanlı-darbe girişimine şahit olduk. Şimdi devlet ve millet olarak devletin tüm
hücrelerine girerek gizlenmiş bu terör örgütünün nasıl biri olduğunu
çözümlemeye çalışıyoruz. PKK'ya rahmet
okutan sureti haktan görünen bu sinsi örgütü çözmede bakalım başarılı
olabilecek miyiz?
Günümüzden
geçmişe bir göz gezdirdiğimizde hem
PKK'nın hem de FETÖ'nün "Made in USA" destekli olarak -adı bize ait- MİT tarafından
kurdurulduğudur. PKK liderinin eski eşinin bir MİT elemanının kızı olması bu
örgütün kuruluşu hakkında bilgi vermektedir. Bir zamanlar FETÖ liderinin sağ
kolu olduğunu söyleyen Latif ERDOĞAN: “1971
yılında GÜLEN, Ankara'da MİT başkanı Fuat DOĞU, Diyanet İşleri Başkan
Yardımcısı Yaşar TUNAGÖR ve Vehbi KOÇ ile birlikte Ankara'da bir yemekli toplantıda bir araya geldiklerini” anlatmaktadır.
Buradan bu iki hareketin de MİT tarafından kurdurulduğunu söyleyebiliriz.
80'den önce kurdurulan bu iki örgütün -Amerika'nın "Bizim çocuklar
yönetime el koydu" dediği- 80 ihtilaliyle birlikte neşvünema bulduğunu görüyoruz. Bildiğiniz
gibi emir-komuta zinciriyle yaptırılan bu darbe sonucunda 3 yıl boyunca devlet
yeniden yapılandırıldı: Hala değiştiremediğimiz Anayasamız bile o zamanın
mahsulüdür.
İhtilal
ile birlikte Diyarbakır hapishanesinde yapılan işkencelerden ölmeyenler soluğu
dağda aldı. Yine ihtilalin lise ve üniversitelerde başlattığı kılık-kıyafet
düzenlemesi ve kamusal hayat dayatması, dini bir yapılanma olarak görünen
GÜLEN'in kucağına itti mütedeyyin insanları. Biraz tanıyorsak Amerika hiçbir
zaman tek ata oynamaz. Mutlaka birden fazla ata oynar. Sanki PKK'ya: "Sen eline
silah alıp Türkiye'yi yıkmak için dağları mesken edineceksin." FETÖ'ye de:
"Sen de, eline kalem alıp şehirleri, eğitim yuvalarını karargah
edineceksin" denmiş. Yani "Biriniz dağda, diğeriniz şehirde
terörist-eşkiya olacaksınız. Türkiye'ye nefes aldırmayacaksınız, burnundan fitil fitil getireceksiniz"
demektir bunun Amerikancası. Sağ
olsun sömürgecimiz: "İşkenceye
dayanamıyorsan dağ yapılanmamıza git, dinini istediğin gibi yaşayamıyorsan
şehir yapılanmamıza gir" şeklinde bir seçenek de sunmuş. Biz devlet ve
millet olarak 32 yıldır emperyalizmin dağda
PKK elbisesi giymiş eli silah tutan teröristlerine bakarken eğitim ve hoşgörü görünümlü eli
kalem tutanların devletin hücrelerinde yuvalanmasını es geçmişiz. Devletiyle ve
milletiyle uyumuş ve bir gaflet halini yaşamışız maalesef. Burada uyumayan tek
kişi emperyalizmin içimizdeki temsilcisi derin devlet yapısıdır. Tırnağıyla
toprak kazarcasına 35-40 yıldır içimize piyonlarını yerleştirmiş.
Dünyanın
en güçlü ordusu bizde ise PKK ile mücadelede niçin başarılı olamıyoruz diye
düşünürken FETÖ darbesine karışmış subay ve askerlerin Kandil'e sığındığı
haberleri ile kafamızdaki sorular cevabını buldu maalesef. Güneydoğu'da biz
olmazsak PKK gelir diyen hizmet görünümlü
yapı elemanları şimdi gerçek evini bulmuş oldu yıllardır mücadele
ettikleri PKK'nın karargahına giderek.
Elhasıl
PKK ve FETÖ emperyalizmin içimize yerleştirdiği birbirine düşman gibi
görünen ikiz kardeşleridir. Birbirine
benzemediklerine bakmayın. Bunlar çift yumurta ikizidir. Biri dağları mesken
edinmiş, diğeri şehirleri. İkisinin de hedefi üst aklın maşası olarak Türkiye'ye
diz çöktürmek...
14/08/2016
12 Ağustos 2016 Cuma
İstismar elbiselerini çıkarma zamanı
Aldanma ve aldatmamanın yolu herkesin üzerindeki istismar elbisesini çıkarmasıdır...
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar: “Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
***
Derviş kendini savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”
***
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve: “Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?” der.
***
Kuş kendini savunur:
“Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez diye düşündüm, kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o anda, ‘Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden?” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar:
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın.. Çıkartın ki benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”
* Mehmet TEZKAN'ın 11/08/2016 tarihli Milliyet gazetesindeki "FETÖ'DE 17/25 KRİTERİ" başlıklı yazısından alıntıdır. 12/08/2016
Bir gün yaralı bir kuş Hz. Süleyman’a gelerek, kanadını bir dervişin kırdığını söyler.
Hz. Süleyman, dervişi hemen huzuruna çağırtır.
Ve ona sorar: “Bu kuş senden şikâyetçi, neden kanadını kırdın?”
***
Derviş kendini savunur:
“Sultanım, ben bu kuşu avlamak istedim. Önce kaçmadı, yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacağım sırada kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.”
***
Bunun üzerine Hz. Süleyman kuşa döner ve: “Bak, bu adam da haklı. Sen niye kaçmadın? O sana sinsice yaklaşmamış. Sen hakkını savunabilirdin. Şimdi kolum kanadım kırıldı diye şikâyet ediyorsun?” der.
***
Kuş kendini savunur:
“Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüğüm için kaçmadım. Avcı olsaydı hemen kaçardım. Derviş olmuş birinden bana zarar gelmez diye düşündüm, kaçmadım.”
Hz. Süleyman bu savunmayı doğru bulur ve kısasın yerine getirilmesini ister.
“Kuş haklı, hemen dervişin kolunu kırın” diye emreder.
Kuş o anda, ‘Efendim, sakın öyle bir şey yaptırmayın” diyerek öne atılır.
“Neden?” diye sorar Hz. Süleyman.
Kuş sebebini şöyle açıklar:
“Efendim, dervişin kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapar. Siz en iyisi mi, bunun üzerindeki derviş hırkasını çıkartın.. Çıkartın ki benim gibi kuşlar bundan sonra aldanmasın.”
* Mehmet TEZKAN'ın 11/08/2016 tarihli Milliyet gazetesindeki "FETÖ'DE 17/25 KRİTERİ" başlıklı yazısından alıntıdır. 12/08/2016
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)