22 Temmuz 2016 Cuma

"Darbeye darbe yapan tek milletiz"*

Yazımın başlığına verdiğim bu ibareyi geçen gece Mevlana meydanında demokrasi nöbeti tutanlardan  birinin elinde gördüm. Anlamı büyük,  böylesi orijinal bir cümleyi bulanı tebrik etmek lazım. Malumunuz 15/07/2016 tarihli içimize sızmış uzaktan kumandalı beyinsizlerin darbe teşebbüsü, milletin topyekûn ayağa kalkıp bir destan yazmasıyla püskürtüldü. Çocuklarımız, bir karanlık geceyi bu vatanın evladının nasıl aydınlığa çevirdiğini dilden dile gelecek kuşaklara anlatacak.

Darbe başarısız oldu elbette. Fakat tüm Türkiye  hala meydanlarda demokrasi nöbeti tutmaya devam ediyor. Bir ilimizde nerede bir stratejik alan, nerede uygun bir alan var; halk orada sabahlıyor. Kalkışmayı naylon darbe gören bazıları bu meydanlardaki görüntüyü küçümseyip, abartıldığını düşünse de, ucuz kahramanlık gibi görse de,   bu milli toplumsal refleks küçümsenecek bir hareket değildir. İşini, gücünü, gezmesini, dolaşmasını bir tarafa bırakıp uyku durak bilmeden istirahatinden ödün vererek meydanları mesken edinmek her babayiğidin harcı değildir. İnsanları organize etsen, hatta para versen meydanlarda bu kadar tutamazsın. Gerçi darbe gecesi yediden yetmişe kadını, erkeği; tanka, tüfeğe, savaş uçağının bombasına  karşı göğsünü siper ederek ölümün kendileri için  “Şeb-i Arûz” olduğunu kimi ‘Aynel yakîn kimi hakk’al yakîn olarak yaşadı ve cümle aleme gösterdi. Her kesimden vatandaşın hala meydanlarda olması tehlikenin giderilmediği, başarısız olanların bunu hazmedemeyip  gafil anımızda tekrar   bu işe kalkışacakları kanaatinde olsa gerek. Meydanlardaki bu insan seli: Biz, bir ve beraberiz, işlediğiniz herzeye karşı canımızı verdik, gerekirse tekrar veririz, aklınız varsa tekrar denemeyin demek istiyor. Yani bir gövde gösterisi. “Hervele” yani.

Bu millet son yıllarda ilk defa kenetlendi, bir araya geldi. “Dahili ve harici bedhahlara” karşı “göğsünü siper etti.” Mobeselerden yeni görüntüler geldikçe, her ildeki kalkışmalar ortaya çıktıkça işin vahametinin küçümsenemeyecek kadar büyük olduğunu gösteriyor. Küresel güçlerin ta Haçlı Seferlerinden beri ülkemizdeki emelleri hiç bitmedi, biteceğe de benzemiyor. Tekrar gelecekler. Ama “Geldikleri gibi gidecekler” hem de arkalarına bakamadan…Eskiden topla tüfekle dışarıdan saldırı gelirdi. Şimdilerde içimizde yetiştirdikleri urlarla bitmeyecek bir savaşı başlattılar. Savaşın en tehlikelisi de bu. Savaş diyorum evet. Yaptıkları bir savaştı. Bakmayın biz darbe teşebbüsü dediğimize. Uçaktan bombaların atılması, tankların insanları çiğnemesi ancak savaşlarda görülür. Gerçi savaş hukukunda sivillere bomba yağdırılmadığına, tanklar sürülmediğine göre bizdeki bu görünen, savaştan da öte bir şey. Allah bir daha bizi böylesiyle imtihan etmesin. Keçecizade Fuat Paşa’yı rahmetle nasıl anmazsın burada. Hani o, Osmanlı’nın bir sefiri olarak Avrupa’da  bir toplantıya katılmıştı da: “En güçlü devlet hangisi” sorusuna: “Osmanlı” cevabı verdiğinde oradakilerin gülmesine karşılık: “Evet Osmanlı daha güçlüdür. Çünkü sizinkiler dışarıdan, bizimkiler içeriden yıkmaya çalışıyorsunuz, hâlâ yıkamadınız” cevabını verir. Demek ki, içerideki ve dışarıdaki düşman her zaman maalesef bu topraklarda hiç eksik olmamıştır. Kötü gününde birbirine kenetlenmiş, etrafı düşmanla kuşatılmış  bir halkın yaşadığı bu ülke gerçekten büyük ve güçlü bir devlettir onca düşmana rağmen. Bu ülkenin komutanı da ne güzel komutan, askeri(halkı) de ne güzel asker.” Ne de olsa yedi düvelin yıktığı bir devletin torunları olarak mirası üzerinde oturuyoruz. Asla mirasyedi olmayacağız.

Akif: “Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez/Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez” diyordu ya. İşte biz şimdi o haldeyiz. İnşallah birlik ve beraberliğimiz bu şekilde devam eder, ayrılığa düşmeyiz. Soğukkanlı bir şekilde içimizdeki hainlere hadlerini bildiririz. Darbe başarısız oldu diye sinirinden patlayanlar, “Gayzınızdan (öfkenizden) geberin.”

 Şimdi ayrışma değil safları sık tutma  zamanı. Gazamız mübarek olsun. Meydanlara selam… 22/07/2016

* 23/07/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

20 Temmuz 2016 Çarşamba

Dua

Ya Rabbi, aklımı kiraya vermekten, başkasının şakşakçılığını yapmaktan, yanlışı körü körüne savunmaktan, menfaatim için başkasına eğilmekten,hissetmeyen kalpten, görmeyen gözden, işitmeyen kulaktan, başkası ne der endişesine kapılmaktan, kul hakkı yemekten, kamu malını heder etmekten-başkasına peşkes çekmekten, başkasına şirin görünmekten, samimiyet ve ihlastan uzaklaşmaktan, bulunduğu pozisyonu kendi menfaatine döndürmekten, mağdurlara karşı körler ve sağırlara oynamaktan, zalime ses çıkarmamaktan, başkasının dolduruşuna gelmekten, haksızlık karşısında susarak dilsiz şeytan olmaktan,gayretullaha dokunan bir şeyi yapmaktan sana sığınırım...Amin


19 Temmuz 2016 Salı

İhanetiniz tescillendi!..**

 Sureti haktan görünerek bir halkın karşısına çıktınız uzun yıllar önce. Dediğinize  göre sadece bir ceketiniz vardı.  Din dediniz, diyanet dediniz, eğitim dediniz, dershane dediniz, olimpiyat dediniz... Dediniz de dediniz. Halkın ekseriyeti duruşunuzu beğenmese de para musluklarını açtı. Hep verdi size. Görüşlerinize katılmasa da: "Namaz kılıyorlar, Allah diyorlar, peygamber diyorlar." İçlerine sinmese de "Belki bir bildikleri vardır" dedi. Devletin her kademesinde kadrolaşma yoluna gittiniz. Gittiğiniz yerde hep kendinizi gizlediniz: "Kendilerini kötü düşünceli insanlardan korumaya çalışıyorlar" şeklinde algılar oluştu ekseriyette.

Peygamberi hiç dilinizden düşürmediniz, rüyalarınızdan eksik etmediniz, yaptığınız her türlü işte peygamberi alet ettiniz. Eğitim diye girdiniz; basın, ekonomi, ticaret gibi her alanda boy gösterdiniz. Hep barış havarisi gibi bir görüntü çizdiniz, dinler arası diyalog gibi bir fikrin öncülüğüne soyundunuz, ülkede ve dışarıda iyi bir propaganda ve reklam yaptınız. Ceketinizle çıktığınız yolda dünyanın her bir yerinde okullar açtınız. Bu okulların kim için, ne için açıldığı bile hala muamma... Eğitim ve olimpiyatlar vasıtasıyla bu milletin tüm parası himmet adı altında sizin hesaplarınıza aktı.

Anadolu insanının okumaya susadığını iyi tespit ettiniz, yaptığınız reklamlarla insanımızın zeki çocuklarının kahir ekseriyetini istediğiniz şekilde yoğurdunuz. Yaptığınız her işe 'Hizmet' adı verdiniz. En iyi becerdiğiniz süper çocuklarımızın beyinlerini esir almak, kendinize bağlamak, ailesinden uzaklaştırmak oldu. Çünkü sizin için kullanabileceğiniz en iyi çocuk ailesine mesafe koyan çocuktu. Size itiraz eden, aklını kullanan insan lazım değildi. Elde ettiğiniz tüm çocukları koyun gibi yetiştirerek kendi emrinize aldınız. Size güvenen halkın,  parasıyla çocuklarını okutarak hangi alanda elemana ihtiyaç varsa o alana yönlendirdiniz. Emniyetinden, askeriyesine ve adalet kurumu başta olmak üzere tüm alanlarda görev almalarını sağladınız. Görev alan çocukların devlete çalışmasından ziyade emir- komutayı sizden almasını sağladınız.

Girdiğiniz her yerde bukalemun gibi oldunuz. Dindarın yanında dindar, ateistin yanında ateist, içkicinin yanında sarhoş, laikin yanında laik oldunuz. Hep nabza göre şerbet verdiniz. Hep kendinizi gizlediniz, sinsi hareket ettiniz, halk size çocuğunu emanet ettiği gibi devlet de tankını, tüfeğini, uçağını emanet etti. Siz ne yaptınız 30 yıldır sureti haktan görünme foyanız ortaya çıktı. Çünkü başarıya, devleti ele geçirmeye o kadar susamıştınız ki en sonunda tankla, tüfekle, savaş uçaklarıyla bu millete silah çekip gerçek yüzünüzü gösterdiniz. Ne içindi bütün bunlar? Dünyalık ukba için değer miydi bu kadar gözü dönmüş cani bir tavır almaya?

1979 yılında çıkardığınız derginize ben 'Sıkıntı' derdim. Tam da kişiliğinize uygun bir isim  vermişsiniz. Parolanız her alana sızmakmış meğer. Milletten  'Himmet' adıyla aldığınız para hep 'Hebbena' imiş, büyüdüğünüz harekete adını verdiğiniz isim ise 'Hizmet'ten ziyade bir 'Rezalet' hareketiymiş. Tarih sizi hep hain olarak anacak. Kökü dışarıda gövdesi bu ülkenin kanını emen bir hareket olarak tanıyacak. Bu toprağın yabancısı bilecek. Siz bu toprağın insanı olsaydınız bu kadar hain olamazdınız. Bu ülkeyi dışarıya karşı oyuncak yapmazdınız. Bu ülkenin ekmeğini yiyip nankörlük yaptınız.  Bir ceket sahibi olan sizi bu millet besledi. Siz de karga rolünüzü iyi oynayarak oydunuz bu milleti.

Dış güçlerin oyuncağı ve maskarası olan sizleri bu millet asla affetmeyecek. Çünkü bu millet size malını, mülkünü ve canı bildiklerini emanet emişti. Siz ne yaptınız? İhanet ettiniz. Bu milletin evlatları arasında nefret ve kin tohumları ektiniz. Ülkeyi kan ve gözyaşına boğdunuz. Kaos ortamı oluşturdunuz. Bana yar olmayan, bana hizmet etmeyen ülkenin ve insanının canı Cehennem'e dediniz. Her yeri ateşe verdiniz. Güven ortamını yok ettiniz. Sayenizde kimse kimseye güvenmiyor artık. Kına yakın.

Hainden, ihanet şebekesinden bir şey istenmez ama sizden istediğim var: Deşifre oldunuz, gerçek yüzünüz çıktı ortaya. Biz gerçekte bu idik, dünyalık emellerimiz için böyle böyle yaptık, biz aslında kökümüz dışarıda yabancı devletlerin emrindeydik, bizden bu kadar deyin. Çekin gidin buradan. Gitmek istemiyorsanız özrünüz kabahatinizden büyük olacak şekilde gözyaşı dökün samimiyetle. Nedamet duyun. Bilin ki hatadan dolayı özür dilemek, tövbe etmek de bir erdemliliktir. Yok biz hata yapmadık, doğru yoldayız, geri vitesimiz yok bizim... çünkü biz peygamberi rüyamızda gördük, peygamber bizim arkamızda diyorsanız, o gördüğünüz kabus bilesiniz. İşinize, aşınıza, ihanetinize peygamberi karıştırmayın. Dini emellerinize alet etmeyin. Ağzınıza Allah'ı, peygamberi almayın olmaz mı?

Son kez onurluca bir iş yapın, takiye yapmayın. Darbeyi biz yaptık. Kanı biz akıttık, cezamıza razıyız deyin. Ama yapamazsınız. Belki de utanmadan darbeyi eleştireceksiniz, bizimle bir alakası yok diyeceksiniz utanmadan. Bir hakkı teslim etmek lazım. Dünya Hasan Sabbah'tan sonra sizin gibi sinsi haini görmemişti. Dünya yaşadıkça tıpkı o hain gibi anılacaksınız. Beddua seansların gibisini bu millet yapacak bundan sonra.

Gözyaşınız dahil her şeyiniz sahte imiş sizin ey takiyeciler. Rabbim bildiği gibi yapsın. Rezilliğinizin beterini göstersin. İnsan içine çıkamaz olun... Kökünüz kurusun. Bu topraklarda sizin gibi zakkumlar yetişmesin bir daha... 19/07/2016

** 21/07/2016 tarihinde Kahta Söz  gazetesi ve ladik biz sitesinde  yayımlanmıştır.

Gözü dönmüş bir cani topluluğunun cinnetini izledik milletçe *


15/07/2016 gecesi  canlı yayında aksiyon filmlerini aratmayacak bir korku, bir heyecan, kaos ve macera ortamını yaşadı tüm Türkiye. Gözü dönmüş bir grubun tankla, tüfekle, uçakla Türkiye’nin altını üstüne getirmek için çılgınca hareket ettiğini gördü millet. 16 yaşında 80 ihtilalini, 97 post modern  darbesini yaşadım. Böylesini de ilk defa gördüm.  Hayretle ve ibretle izledim gözümü kırpmadan sabaha kadar.

Savaşlarda dış düşmanlara karşı kullanın diye milletin emanet ettiği  F-16 uçaklarının; tüm stratejik noktaları bombaladığı, kendi  insanımıza bomba yağdırdığı,  sivil vatandaşa rastgele silah çektiği, insanların üzerine tankları sürdüğü, kendi mesai ve meslektaşlarını etkisiz hale getirdiği ve öldürdüğü, milletin meclisini bombaladıkları bir geceyi yaşadık milletçe. Bir olaya, bir fikre katılmasam da kendimi karşı tarafın yerine koyar, anlamaya çalışırım çoğu zaman. Ben bu geceyi anlayamadım, cehaletime verin. Küçük dilimi yuttum desem yeridir. Akıl tutulmasıydı bu görünen. Aklını kiraya veren emir erlerinin intihar eylem planı idi. Kendisi intihar ederken milyonları da peşinden sürüklemeye çalışan bir intihar.

Anlayamadığım sadece kendi vatandaşına silahın çekilmesi, bombaların yağdırılması değildir. Türkiye’ye içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı önlem almak ve deşifre etmek için kurulmuş olan istihbarat teşkilatlarımızın uyumasını da anlayamadım. Gerçekten son ana kadar neredeydi bu birimler? Bu ülke haini bol bir ülke biliyorsunuz. Uyuma ve gaflette bulunma gibi bir lüksleri olabilir mi? Eğer uyuyacaklarsa bırakın bu görevinizi. Bu millet bu görevi layıkıyla yapar. İnanmıyorsanız bakın günlerce millet meydanlarda nöbet tutuyor. Üstelik meccanen… 

Hiç anlayamadığım bir diğer husus, aklını kiraya veren insanların çokluğu. Allah’ın insana verdiği, diğer varlıklardan ayırt eden en önemli özellik olan bu nimeti elinin tersiyle iten, bir başkasının aklına ram olmuş milyonlar var. Bu başarısız darbeyi yapanlar işin nereye varacağını hesaba katmadan; neden, niçin, niye demeden  “Vardır bir hikmeti” diyerek akılsızca hareket eden beyinsizlerdir. Bana en zararlı insan kimdir deseniz; aklını kiraya veren, sorgulamayan insan derim. İçimizdeki bu beyinsizler yüzünden tüm millet helak ediliyor. Bu toprağın insanı olmayan bu hainlerin kökü dışarıda gövdesi bizde maalesef. İlk günün bilançosu: 145’i sivil olmak üzere 208 şehit, 1491 yaralı. Ekonomik ve mal kaybını saymıyorum bile. Değer miydi bir ikbal kazanmak için bu kadar cana kıymaya? Okumuş bir yere gelmişler ama adam olamamışlar insan görünümlü bu heyula yaratıklar. Bu yaptıkları bu millete yapılmış bir ihanettir. Hain insana kucak açanın ihaneti,  bir gün mutlaka kendisini de bulur. Çünkü hain hep ihanet üzere yaşar.

Bu menfur olayda beni derinden memnun eden olaylara da şahit oldum. Son yıllarda bir araya gelemeyen, ortak bildiri hazırlayamayan siyasilerimiz darbeye karşı ortak bildiri yayımladılar. Olayların başladığı ilk andan itibaren  meydanları boş bırakmayan; tankın üzerine çıkan, ölümü göze alan ve  ölen  her düşünceden insanımızın mücadelesi sevindiriciydi gerçekten. Basın bu sefer darbe şakşakçılığı yapmadığı gibi darbeye karşı bir tavır sergiledi, halkı yönlendirdi ve bilgilendirdi. Darbenin içerisinde yer almayan ve darbeye karşı çıkan, ölümüne mücadele eden askeri erkanı ve emniyet güçlerini de  takdir etmek gerek gerçekten. Şapkasını alıp gitmeyen, mücadele için halkı  meydanlara çıkmaya davet edip ölümüne mücadele eden cumhurun başını alkışlamak lazım darbenin önlenmesinde.  

Darbe konusundaki bu birlikteliğimiz devam ettiği müddetçe, başarısız olan bu darbe süreci tam anlamıyla atlatılırsa eğer;  bundan sonra bu ülkede ne  asker içinden bir cunta, ne de  emir-komuta zinciri içerisinden bir asker darbeye teşebbüs edebilir…

Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Allah birliğimizi daim eylesin. Beterinden korusun bu ülkeyi. 19/07/2016

* 20/07/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

15 Temmuz 2016 Cuma

Egosuna teslim olmuş acınası insan tipi

Ne kadar kendimizi anlatmaya çalışsak da, benim egom yok desek de her birimizin içinde kimsenin anlayamadığı, kendimizin de çözemediği, zaman zaman kendimizi sıkıntıya sokan egolarımız vardır.

Bu egonun en büyük destekçisi nefistir. Hani şu kötülüğü emreden var ya. İşte o. Bu nefis destekli enaniyetimiz çoğu zaman eşimizle, dostumuzla, kardeşimizle, çalıştığımız yerdeki diğer insanlarla karşı karşıya getirir. Etrafımızda kimse kalmasa da bu ego hep: "Sen haklısın" dedirtir insana. hatta insanlar bu nefis takviyeli ego ile karşı karşıya gelmemek için çalıyı dolanmaya karar verip yolunu değiştirse yine ego: "Bak, gördün mü, sana bir şey diyemiyor, çünkü utanıyor, demek ki sen doğru yoldasın" dedirtir insana. Hatta had bilmezlik içerisinde sana ulu orta şeyler de söyletir. İnsanlar sustukça bunun egosu tavan yapar. Hep insana, "Bak gördün mü haklısın, doğru yoldasın" dedirtir insana. Hatta etrafında bulunan eş, dost, çalışan uzaklaşsa kimse kalmasa da "Bana ne oluyor, herkesi küstürdüm" bile dedirtmez. İnsanın önünü perdeler. Gerçekleri görmesinin önüne engeller çıkartır. İşleri ters gitse de, yaptığından iç huzuru duymasa da insana kendini dinletmez, kişiyi kendi haline bırakmaz. 

Dediğim dedik, çaldığım düdük misali gerekirse pire için yorgan yakar, etrafına ışık vermez. O değilden kendisiyle konuşan insanlarla tatmin bulmaya çalışır. Asla bir başkasının gönlünü alayım yoluna gitmez. Çünkü kendi haline kaldığı zaman duyduğu aşağılık kompleksini etrafındaki insanlardan çıkartma gibi bir tiğniyete bürünür. Kimsenin yaptığı işi beğenmez. hep "Ben olsam, şöyle yaparım" şeklinde "Ben, ben, ben" der. Gururu öz eleştiri yaptırmaz. Burnunun dikine gitmeye çalışır. battıkça çıkıyorum, çıkacağım sanır. Çünkü gururu ona hep" Aslında sen şurada olmalıydın, insanlar senin hakkını yediler, ben en iyi yerlere layığım, insanlar bir yerlere bir şey bilmeden geliyorlar, bendeki yetenek kimsede yok" havasıyla yoluna devam eder gider. Eğer buna yol denirse.

Bu tipler kendiyle de barışık değildir. Hayattan kolay kolay da zevk almazlar, Gururu esas mesleğini yapmasının da önüne geçer. İnatçıdır, aynı zamanda kincidir. Kendi yaşantısından kendisinin bile memnun olmadığı kritiğini vicdanının yapmasına imkan vermez. 

Kendisine aşık denebilir böylelerine. Hem de gözünün önünü göremeyecek kadar. 15/07/2016

"Bıraktığın zaman evinin yolunu biliyorsa o kimse geri zekalı değildir..."

Teog tercihleri başladı. Lisede iyi bir okulda okuyabilmek için tercih yapmaya gelen veli ve öğrencilere rehberlik yapmaya çalışıyor bir çok okul yönetimi. Konya merkezde en düşük yüzde ile alan okulun geçen yıl ki yüzdelik dilimi 24,21 olarak görünmektedir.

Yüzdelik dilimi 40-60 aralığında olan öğrencilerden büyük bir kısmı genel Anadolu Liselerini tercih etmek istemektedirler. En düşük Anadolu Lisesi yüzdesi % 24 lerde olduğu dikkate alınırsa bu öğrencilerin Konya merkezindeki herhangi bir Anadolu Lisesine yerleşebilmeleri mümkün görünmemektedir. Puan ve yüzde aralığına göre öğrencilerimizin İmam hatip Liselerini tercih etmelerini istediğimizde öğrenci ve veli istememektedir. Ya da veli istese de öğrenci istememektedir. Niçin istemiyorsun dediğimizde: "Ben o okulu yapamam, orada ezberler varmış, benim ezberim iyi değil, o okulda Arapça var. Ben yapamam. Zaten o okulu zor diyorlar. Bu yüzden gitmek istemiyorum" cevapları alıyoruz. Dilimin döndüğü kadarıyla öğrenciye, zor beynimizde oluşturduğumuz algılardan ibaret. Ben de o okullardan mezunum, hiç zorluğu yok. Zaten Kuran okumayı biliyorsun. Senin için o okul daha kolay olacak, üstelik sana da yakışır" dememe rağmen ikna edebildiğim öğrenci ve veli olduğu gibi ikna edemediklerimin sayısı da epey var.

Bugün her bölgede öğrencilerin ulaşım yönünden  gidebileceği evine yakın okullar olmasına rağmen ailesi istese de bu okulları bazı öğrenciler niçin tercih etmeye yanaşmamaktadır? Öyle zannediyorum ki, İmam Hatip Liselerine halihazırda devam eden, dersleri iyi olmayan vasat ya da vasata yakın bazı öğrencilerin yaptıkları kötü propaganda etkili oluyor  diye düşünüyorum. Geçen yıl yapılan bir müdürler kurulu toplantısında İHL müdürlerinin mevcut öğrencilerine bu durumu anlatması ve tedbir alması yönünde bir konuşmam olmuş, yetkililer de notları arasına almışlardı. Anladığım kadarıyla pek etkili olmamış ya da üzerinde durulmadı. İkinci bir neden bu okullarda K. Kerim ve Arapça gibi dersleri veren meslektaşlarımın bu dersleri sevdiremediğidir. Bildiğiniz gibi bir dersi sevmenin birinci yolu kişinin kendisini sevdirmesi ve dersin önemini izah etmesidir. yani iletişi eksik etmemesidir. Öğrencilerin seviyesine inebilmesidir. Öğrenci milleti öğretmenini sevdi mi dersi de sever. Ölümüne o derse çalışır. Dersi başaramasa da öğretmeninin emek sarf ettiğini, kendisinin iyiliği için çaba gösterdiğine inanır, dersi zayıf da olsa öğretmene ve bu okullara karşı tavır almaz. Üçüncü bir neden dersin bazı öğretmenler tarafından zorlaştırılmasıdır. Sınıfın seviyesine göre sınavlarda soru hazırlayabilmek önemlidir. Bir desten sınıfın büyük bir çoğunluğu zayıf almışsa öğrencinin "Zaten bu ders herkesinki zayıf. Kimse iyi not alamıyor" gerekçesini söylemesine imkan verebiliyor.

Bu konunun etkili-yetkili ve işin mutfağında olan kişiler tarafından iyi incelenmesinde fayda vardır. Bu okula geldikten sonra öğrenci bu okullardan ayrılmamalıdır. Ayrılmak isterse de o okullarda görev yapan meslekçilere gönül koymadan ayrılmalıdır. Niçin ayrılıyorsun diyenlere: Ben bu okulu seviyorum, ama derslerini yapamadım, o yüzden ayrılıyorum" diyebilmelidir.

Bu okullarda öğrencilere adam adama markaj diyebileceğimiz şekilde bireysel danışman öğretmenlik sistemi uygulanmalıdır. Herhangi bir derdi olan öğrenci ilk önce danışman öğretmenine derdini anlatabilmelidir. Öğretmen öğrenci ile belirli periyotlarla bir araya gelebilmeli, durum değerlendirmesi yapabilmeli, öğretmen gıyabında öğrencisini izleyebilmelidir. Öğrencisinin velisi ile irtibatı kesinlikle bırakmamalıdır.

Bu okullarda baskı şiddet, hakaret olmadan, öğrencinin öz güveni yok edilmeden  okul ruhu oluşturulmalıdır. Kuru nasihatten öte uygulamalı örneklik ön planda olmalıdır. Giyim-kuşam konusunda  akran eğitimi, zamana bırakma tedriciliği esas alınmalıdır.

Öğrencilerden hiçbir şey olmaz, başarıları düşük, ahlakı iyi değil düşüncesinde olan öğretmenler var ise onları bu düşüncesinden vazgeçirmek gerekmektedir. Öğrencini akademik başarısı iyi olmayabilir, pekala huy güzelliği kazandırılabilir. Bu tür öğrencilere bakış açımız Süleyman Hilmi TUNAHAN'ın "Bıraktığınız zaman evinin yolunu bulabiliyorsa o kişi geri zekalı değildir, bizim öğrencimizdir, alın getirin, eğitelim" bakış açısı hakim olmalıdır. Çocuğun bir alanda başarılı olamaması işe yaramaz düşüncesine sevk etmemelidir. Mutlaka çocuğun başarabileceği alanlar vardır. Öğrenciyi bu alanlara kanalize edebilmek ve bu konuda rehberlik yapabilmek önemlidir.

Bu okullarda çalışanlar öz verili çalışmalı, ibadet niyetiyle çalışan olmalıdır. Çocuklarda görmek istediğimiz başarı ve davranışın hemen olmasını beklememek lazım. Çünkü eğitim uzun soluklu bir süreçtir. Meyveleri çok sonra yenebilir. 15/07/2016

Pişmiş tavuğun başına gelmedi bu okulların başına gelenler

Cumhuriyet döneminde 1924 yılında açılmış, istihdam imkanı olmadığından 1930 yıllarında öğrencisi kalmadığından kapatılmış, "Cenaze yıkayacak hoca kalmadı" raporunun yayımlanmasıyla 1949-1951 yılları arasında   "Din hizmeti görevlisi yetiştirme" amacıyla MEB'e bağlı 10 aylık kurslar açılmış, 1951-1972 yılları arasında sayısı 72'ye ulaşmış, 1973 yılında lise fark derslerini vermeden üniversitelerin edebiyat bölümlerine gidebilme hakkı verilmiş, diğer bölümlere gidebilmek için liselerdeki fark dersleri vermek suretiyle ikinci bir lise diploması alınmış, 1980'den sonra üniversitelerin tüm bölümlerine gidebilme hakkı elde edilmiş, 1990'lara gelindiğinde sayısı 390'lara ulaşmış, üniversite yerleştirmelerinde iyi başarılar elde edebilmiş, Anadolu Liseleriyle yarışır hale gelmiş, bazı yerlerde sınavla öğrenci alınma yoluna gidilmiş bir okul türü.

1997'lere gelindiğinde okul sayısı 601 olmuş, öğrenci sayısı ise yarım milyonu geçmiş durumdaydı. O günün gazetelerinde: "Bu okullardan mezun olanlar genelde hukuk ve siyasala gidiyorlar, ileride laikliği bize bunlar savunacak, tedbir alınmalı" yazıları haber yapılmaya başlandı. Getirilen kesintisiz eğitim dolayısıyla ortaokul kısımları kapatılmış, lisesini bitiren mezunlarına konulan katsayı dolayısıyla okullar kapatılmaktan beter yapılmış bir okul oldu bu okullar.

1998 yılına gelindiğinde mezunlarının % 75 i 4 yıllık fakülteye gidebiliyor iken katsayı uygulamasıyla birlikte öğrenci sayısı 192 bine kadar düşmüş ve mezunlarının artık % 25'i 4 yıllık fakülteye gidebilir olmuştu. 2011 yılından itibaren katsayı farklılığı tamamen ortadan kaldırılırken 2015-2016 öğretim yılına gelindiğinde bu okulların sayısı 1149, öğrenci sayısı ise 555.000'lere ulaşmıştır.

Devletin arsasını vermediği, binasını yapmadığı, vatandaşlar tarafından kurulan dernekler marifetiyle yardımların toplanarak arsalarının bulunduğu, binalarının vatandaşların yardımıyla yapıldığı okullar bunlar. Devlet yardım etmedi ama sıkı denetimini de hiç eksik etmedi bu okullardan. Bu okulların başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi dense yeridir. Önleri zaman zaman hep kesilmek istendi.  Öğrenci sayısı itibariyle inişli çıkışlı bir grafik izlese de vatandaş yine pes etmedi.

Genelde Anadolu'nun mütedeyyin insanları, köy ve kasabalarda ikamet edenler tercih etti bu okulları. 90'lı yıllarda bir çok lise ile yarışır bir duruma geldiği zaman okul türüne sıcak bakmamasına rağmen tutturduğu kalite dolayısıyla  bu okulları tercih eden kesimler de olmaya başlamıştı.

2000 yılından önce devletin diğer okullara oranla istenmeyen üvey evladıydı bu okullar tabir yerindeyse. 2011 yılında katsayının kalkması ve 2012 yılından itibaren zorunlu eğitimin 12 yıla çıkarılıp 4+4+4 sisteminin gelmesiyle birlikte İmam Hatip ortaokullarının yeniden açılması sonucu bu okulların ve öğrenci sayılarının arttığı, 90'lı yıllardaki gibi yeniden tercih edilen okullar olduğu göze çarpmaktadır. Dünün üvey evladı bugün öz evladı haline gelmiş; bina yapımında, arsa tahsisinde devlet imkanlarından hiç olmadığı kadar yararlanmaya başlamış, bir çok ilde proje okullar açılmaya başlanmış, fen ve sosyal bilimler ağırlıklı statüleri verilmiştir. Dün önü kesilmeye çalışılan, bugün tamamen önü açılan okul görünümündedir.

Vatandaşın istemesi ve yetkililerin destek vermesi sonucu neredeyse okulu olmayan yerleşim merkezi yok gibidir halihazırda.

Devletin her türlü imkanı vermesiyle birlikte bu okul türünün 90'lardaki başarıları halen yakalayamadığı göze çarpmaktadır. Şimdilerde TEOG tercihleri başladı. Okulların bir yıl önce yüzdelik dilim bazında aldığı oranlara bakıldığı zaman Konya gibi bir ili incelersek en iyi okulun % 10 yüzdelik dilimle öğrenci aldığı görünmektedir. Bir çok yerleşim yerinde % 95 yüzdelik dilimle öğrenci alan okullar bile var maalesef. Bir zamanların en düşük  yüzde ile öğrenci alan Mesleki ve Teknik Liselerinin yerini almış durumda. Yüzdelik dilim olarak en düşük seviyede olmasının sebeplerinden bir tanesi de sayısının normalden fazla açılmış olması düşünülebilir.

Geçmişten günümüze birçok badireler atlatmış olmasına rağmen başarılarından övgüyle söz edilebilen bu okul türüne şimdiler de iyilik mi yapıyoruz, yoksa kötülük mü? Bu konunun iyi incelenmesinde fayda vardır.  Bu okul türünü isteyenlerin ve açma yetkisi verenlerin iyi niyetinden ve bu okul türünü sevdiklerinden asla şüphe duymuyorum. Fakat bu sevgimiz ve iyi niyetimiz iyi sonuç verecek mi? Kaliteyi yakalayabilecek mi? Diğer okul türleriyle yarışabilir olabilecek mi? Görünen köy kılavuz istemez. Tercih eden öğrencilerin puanlarıyla oluşan okulların taban puanlarına bakıldığı zaman yarışabilme imkanı görünmemektedir. Tabir yerindeyse bugün bu okul türleri dün devletin bıkıp usandığı için dönüştürdüğü genel liselerin işlevini yerine getirmektedir. Bu okulları açanlar, lütfen ellerini başlarına koyarak yeniden bir düşünsünler. En iyi okulunun % 10 yüzdelik dilimle aldığı, % 95'lere varıncaya kadar yüzdelik dilimlerinin oluştuğu bu okul türünün % 1 yüzdelik dilimle öğrenci alan diğer bir çok okullarla başarıda yarışabilmesi mümkün müdür? Bir iki okulumuz dışında diğer okullarımızın genel lise görevi yapması bu okul türüne yaptığımız en büyük kötülük olsa gerek. Çünkü hiç bir kalite tesadüfi değildir. Hesapsız, kitapsız, mantar gibi açılan bu okullar maalesef diplerdedir. Bir şeyin sayısını ne kadar çoğaltırsanız kaliteyi o kadar düşürürsünüz. Bu okul türünü artırmada acele edildi diye düşünüyorum. Uygun bir yerde açılan bir okulun belli bir kaliteyi yakaladıktan sonra yeni okul/ların açılmasına imkan verilmeliydi diye düşünüyorum. En düşük yüzdelik dilimle öğrenci alan bir okul yönetiminin, öğretmeninin öğrenciye verebileceği bir şey yoktur. Çünkü hedefi olmayan hiçbir öğrenciye kimse bir şey yapamaz. % 95 yüzdelik dilimle öğrenci alan bir okulun %  1 yüzdelik dilimle öğrenci alan bir okul ile yarışabilmesi mümkün müdür? Aradaki makas katsayı adaletsizliğinden daha fazladır.

Gelin hep beraber bu okullara iyilik mi yaptık, kötülük mü? İsterseniz yeniden bir düşünelim. Ne yapılması gerekir, buna kafa yoralım. Yol yakınken tedbir alalım. 15/07/2016