Ana içeriğe atla

İslam ve Bilim (2)

12.sınıfın Din ve Bilim ünitesine yer verdikten sonra izninizle biraz kritik yapayım. Kitabın İslam ile bilimin çelişmemesine, İslam’ın bilime verdiği öneme değinmesi, Müslüman bilim adamlarının bilime katkısına yer vermesi güzel. Yalnız bilim adamlarının her alanda yaptığı hizmet ve buluşlara fazlaca yer vermesi sıkıcı. Tüm bilim dallarında yapılan hizmet ve keşiflere din kültürü dersinde yer vermektense, fizik dersinde fizik, kimya dersinde kimya, tıp fakültesinde tıp vs. alanlarında yapılan çalışmalara yer verilse daha iyi olurdu. Din kültürü dersinde tüm derslere ait bilgilerin verilmesi, öğrenciler gözünde garip karşılanır. Dersimiz ne, din kültürü değil mi yoksa biz fizik, kimya, tarih dersinde miyiz şeklinde soru sorulmasına sebebiyet verir.

Madem tüm bilimlerde varız anlamına gelecek şekilde din kültürü dersinde buluşlara yer verilmiş. Konunun sonunda evet geçmişte biz bunları icat ettik ama arkasını getirememişiz. Bakın, geçmişte bilime hizmet etmiş isek, bugün de hizmet edebiliriz. Bizde bu cevher var denmesini beklerdim. Çünkü kimya dalında Nobel barış ödülünü alan Aziz Sancar dışında yer verilen hizmet ve buluşlar 8.9.10.yüzyıla ait buluş ve hizmetler. Bugün gelmişiz 21.asra. İslam dünyası 13 yüzyıldır kış uykusunda. Bilim adına bir keşfi, bir üretimi maalesef yok. Hala da kıl uykusundan utanma gibi bir derdi yok.

Gerçekten geçmişimizde hem dini hem de müspet ilimler alanında göz dolduran çalışmalar varken sonraki yüzyıllarda ve günümüzde bilimde niçin yokuz? Bugün bunun sorgulanması lazım.

Kitapta bu konuya özellikle geçmiş bilimsel buluşlara yer verilmesi, kimse kusura bakmasın, bugün içinde bulunduğumuz olumsuz duruma karşın geçmişle avunma çabasından başka bir şey değil. Maalesef en büyük özelliğimiz, günle değil de geçmişle övünmemizdir. Bu durum her şeyini kaybetmiş, yiyecek ekmeğe muhtaç müflis bir tüccarın, benim bugünkü durumuma bakmayın. Ben aslında geçmişte şöyle zengindim, böyle variyetliydim demesine benzer. Nasıl ki acı gerçek, bir zamanlar zengin olan müflis tüccarın bugünkü durumunu değiştirmiyor ve onu gizlemiyorsa, dünkü bilime hizmet etmemiz de bugünkü bilime uzaklığımızın üzerini örtemez.

Kimse kusura bakmasın, biz geçmişte bilime şöyle, böyle hizmet ettik, birçok bulmuşta biz varız psikolojisi, bugünün acı gerçeğinin üzerini örtmeye yöneliktir ve gerçeklerden kaçmaktır. Çünkü “dün dünde kaldı, bugüne dair yeni şeyler söylemek lazım”. İslam dünyası özellikle Türkiye, Batı medeniyeti karşısında ağır bir yenilgi içindedir. Nasıl yakalar ve onları nasıl geçeriz diyeceğimize, başımızı kuma gömerek geçmiş müktesebatın arkasına sığınıyoruz. Bu eziklik psikolojisi bize zor geliyor. Bir teselli olsun diye müflis tüccar gibi eski defterlerden medet bekliyoruz.

Hasılı geçmişi unutmayalım ama geçmişle yaşamayı bırakıp bugüne dair bir ve yeni şeyler söylemek lazım vesselam.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde