Bana,
“Yarım asrı devirdin. Bir cümle ile yaşadığımız ülkeyi bir tanımla” dense: Algılar ülkesi derim. Bu ülkede olan her şey toz dumandır. Hiçbir
şeyin gerçeği ortaya çıkmaz. Çünkü amaç gerçeği ortaya çıkarmak değildir.
Birini ya da birilerini töhmet altında bırakıp savunmada kalmasını sağlamaktır.
Olayları, başlangıcı ile değil de
sonuçları itibariyle değerlendirmek lazım. Sonucu gördüğümüz zaman algıların
niçin oluşturulduğunu daha iyi anlarız.
1980
öncesi kardeş kavgaları, sağ-sol meseleleri, aynı silahla meydana gelen ölümler
halkta, kurtarıcı olarak askerin yönetime el koyması beklenir hale geldi. Bir
yıl önce yapılması planlanan darbe, “Şartların olgunlaşması için beklendi.”
Ülkeye binlerce cana mal oldu. 1980 ihtilali yapıldı. Akan kan durdu. Hala askerin
yaptığı Anayasa 35 yıla yaklaşmasına rağmen yamalı bohça gibi olsa da
yürürlükte.
28
Şubat 1996 sürecine gelirken irtica paranoyaları, şimdilerde hiç görünmeyen
Aczimendiler, Fadime ŞAHİN, Ali
KALKANCI, Müslim GÜNDÜZ gibiler aynı
anda boy gösterdi. Her istediğin yerde seyredebileceğin Şevki YILMAZ, Hasan
Hüseyin CEYLAN, İbrahim Halil ÇELİK’e ait kasetler TV ve gazetelerde haber
olarak çıkmaya başlamıştı. MGK’da birinci tehdit olarak irtica, bölücü terör
örgütünün önüne konmuştu. Ardından “Bin yıl devam edecek denilen 28 Şubat
süreci geldi.” İstemedikleri hükümet gitti. Ülkeyi yamalı bohçalı bir hükümete
teslim ettiler. Sonuç yine başarılı.
2004
yılında Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven darbe teşebbüsleri, 2007 yılında 367
krizi, 2008 yılında iktidar partisine
kapatma davası, 2012 MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması, 2013 Gezi Olayı ve
17-25 Aralık ‘Yolsuzluk ve rüşvet’ soruşturması ve tapeler, 2014 MİT tırlarının durdurulup
aranması, çevremiz ateş çemberinde iken, ülkemize milyonlarca mülteci gelmişken
2015 yılında Güneydoğu’nun bazı yerlerinde özerklik ilanları, terörün azması,
hendeklerin kazılması, canlı bombaların büyükşehirlerde patlatılması… vb
olayları ayrı ayrı sonuçları itibariyle değerlendirildiği takdirde; birilerine
hırsız damgası vurmak, ülkeyi yaşanmaz hale getirmek, Türkiye’nin Ortadoğu’dan
elini çekmesini sağlamak, ekonomiyi felç etmek… gibi amaçların güdüldüğü
görüntüsünü vermektedir. Bunda da nispeten başarılı oldukları söylenebilir.
Şimdilerde başka bir algı operasyonu
yapıldığı kanaatini taşımaktayım. TV ve gazetelere bakarsanız gündemimizde
ensest ilişkiler, çocuk istismarcıları, öğrencilerine taciz eden eğitimciler
boy göstermeye başladı. Anadolu’nun farklı illerinde bu tür haberler mantar
gibi bitmeye başladı. Mahkemeler kararları şimdi vermeye başladı. Bu tür sapık
ilişkilerin aslı yoktur iddiasında değilim. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Mutlaka gizlilik kararı çerçevesinde olayların irdelenip suçluların açığa
çıkarılıp en ağır ceza verilmelidir. Verilecek cezalar mutlaka kamu vicdanını
rahatlatmalıdır. Cezalar caydırıcı olmalıdır.
Olaylar
irdelenirken mağdur ya da mağdurelerin bu toplumda şu ya da bu şekilde
yaşayacakları göz önünde bulundurulmalıdır. Olayların meclise taşınması, olayın
geçtiği okulu ismiyle birlikte yayına alma, sapık ve mağdurelerin ad ve
soyadının baş harfleriyle beraber verilmesi hoş bir görüntü arz etmiyor
gerçekten. Bir şeyin şüyuu, vukuundan beterdir. Olaylar bir zümreyi, bir kesimi
suçlamak için kullanılmamalıdır. Nasıl ki para ile imanın kimde olduğu tam
bilinemezse sapıklığında kimde olduğu tam bilinemez. Bu tür sapık ilişkiler tarih
boyunca olmuş ve maalesef olmaya da devam edecek görünüyor. Nasıl ki hırsıza
kilit dayanmıyorsa sapığa da kilit dayanmaz. Bu toplumda beraber yaşıyoruz onlarla.
Bu
tür sapık ilişkilere girenler zaten gemileri yakmıştır. Kaybedecekleri bir
şeyleri yoktur.
Aileler,
okullar ve toplum… olarak bu sapık ilişkilere karşı ne tür tedbirler almamız
gerektiğini iyi incelememiz gerekiyor. Çünkü tabiat boşluk kabul etmez. Önceden
tedbirimizi alalım. Sapığa ve sapık ilişkiye kızmaktansa bu tür ilişkilere
zemin hazırlayan ortamları yok edelim. Çocuğumuz nerede, ne zaman, kiminle niçin beraber...? Sonradan ağlamaktansa baştan ağlayalım. Basın olarak, siyasiler olarak çok dikkatli
olmamız lazım. Çünkü mevzu bahis olan geleceğimiz olan çocuklarımızdır. Gelin
hep birlikte bu olaylardan en fazla etkilenecek olan çocuklarımız adına bu nahoş
olaylar gizlilik kararı çerçevesinde mahkemelerde devam etsin. Hiçbir şeyin
üstü örtülmesin. Rakibimizi alt edeceğiz diye siyasi malzeme olarak
kullanılmasın.
Sonuç
olarak; bir şeyi hedefleyen üst akıl,
önce algılarla karşımıza çıkıyor. Biz onlarla oyalanırken yine onlar vurucu
darbeyle karşımıza çıkıyor ve sonuç alıyor. Oyuna gelip alet olmayalım…
**03/04/2016 tarihinde Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.
** 03/04/2016 tarihinde ladik.biz. web sayfasında yayımlanmıştır
** 03/04/2016 tarihinde ladik.biz. web sayfasında yayımlanmıştır
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder