Limon alacağım. Birkaç tezgaha göz gezdirdim. Limonların görüntüsü pek hoşuma gitmedi. Girişin sağında gördüğüm limonlar daha iyiydi.
Girişteki tezgahtan alayım diye yürüdüm.
Tezgahın önünde alabildiğine görebildiğim limonlar adeta albeni diyordu. Parlak, sapsarı, hepsi aynı ebatta idi.
Tezgahın arkasına baktım. Ağırlıklı olarak bereli mat sarı.
Sulu mu diye tezgahın önündeki bir limonu elime alarak hafifçe yokladım. Elime aldığım limonun altındaki limonlar da sapsarı renkten ziyade mat sarı ve bereli. Pazarcı, tezgahın altını mat sarı limonla bir güzel istiflemiş. Üzerine tek kat sapsarı limon dizmiş. Poşete doldurup müşteriye vereceği önündekiler ise hepten mat sarı.
Belli ki limon satıcısı görüntüsü hoş, sapsarı olanları tezgahın önünde istif ettiği limonların üzerine birer tane koymuş. Bu görüntü albeni diyor. Müşteri sapsarı limona tavlanıyor, mat sarı poşete dolduruluyor.
Şaşırdım mı buna? Hayır. Bildik pazarcı esnafının en iyi yaptığı. Sabahtan üşenmemiş. Alt ve arka tarafa bereli olanları istiflemiş de istiflemiş.
Bu aşamadan sonra yapılacak bir şey yok. Geriye dönmek de yok. Alacağım zaten bir kilo. Alayım bu sahtekârdan dedim.
Delikanlı, bir kilo ver dedim. “100 liralık olsun mu” dedi. Olsun da hepsini şu mat sarı olanlardan değil de biraz da şu görüntüsü güzel, rengi sapsarı olanlardan doldur dedim.
Ne dese beğenirsiniz? Limonun dışını mı yiyeceksin? Ne yapacaksın dışındaki bereyi? Limonun içini yiyeceksin. Böyle göründüğüne bakma. İçi güzel. Bak bir tane keseyim, gör” deyip bir tanesini kesti. Kesmene gerek yoktu. Bereli olanın içi de aynı olabilir. Yalnız ön tarafa görüntüsü güzel olanları koyup arkadan bereli mat sarı vermen doğru değil. Madem içi hep aynı. Ön ve arkada iki tür limonu karışık istifleyebilirdin dedim.
Böyle dedim ama gel de bunu bu yüzsüz esnafa anlat. Sen ne dersen de. O bildiğini okuyor. Dediğimin tek faydası, doldurduğu mat limonların içine üst taraftan üç beş tane sapsarı olanlardan koydu. Parayı verip ayrıldım. Poşetteki limonlara nasıl vermiş diye bakmadım. Gelip mutfağa koydum.
Hoş, sair zamanlarda da limonla işim olmaz. Bazılarının yaptığı gibi su içer gibi limon sıkmam. İçini yemem. Hiç görmesem, limon yok mu demem. Bazen limon sıkmadım demeyeyim diye çorbanın içine birkaç damla damlatırım. Kısaca limonla muhabbetim yemeğe tuz koymak gibi.
Burada hâlâ pazardan alışveriş yapıyorsun. Kana kana bıkmadın mı denebilir. Böyle diyene el hak haklısın derim. Ger gör ki pazardan almam gereken bir şey için pazara girince, buradan markete gitmeye gerek yok. Şunu da alıvereyim diyorum bazen. Her aldığımda da pişmanlık duyarım. Bu sahtekarlıkla bizden bir cacık olmaz derim kendi kendime. Bu pazarcının diğerlerinden farkı yüzsüzlüğü.