Bir zamanlar 18 yaşın altındakilerin giremediği kahvehane ve kıraathaneler vardı. Okey, tavla ve kağıt oynamak isteyenlerin buluşma noktasıydı. Kimi de oyun oynamadığı halde seyretmek, çay içmek, televizyon izlemek, arkadaşlarıyla buluşmak için giderdi.
Televizyonların evlerde pek yaygın olmadığı zamanlarda film, maç ve Muhammed Ali Kılay’ın boks maçlarını izlemek için hınca hınç kahvehaneler dolar taşardı.
Sabaha kadar açık, adına da sabahçı kahvehane dedikleri kahvehaneler vardı.
İnternet kafeler yaygınlaştı bir ara. Evinde İnterneti olmayan gençlerin, oyun oynamak ve İnternete girmek için buluştuğu yerler oldu.
Esnaf çay ocakları tek tük hayatımızda vardı. Esnafa çay satardı. Son yıllarda esnaftan ziyade eli boş, gönlü hoş ve emekli kimselerin uğrak yeri oldu çay ocakları. Yan yana ve her köşe başında var. Hepsi de tıklım tıklım dolu.
Şimdilerde kahvehaneler olsa da belli kahvehaneler dışında buraların pek doluluğu yok.
Bir zamanlar her köşeye açılmış İnternet kafeler bildiğim kadarıyla kalmadı.
Son yılların yükselen yıldızı kafeler. Her bir yerde bol miktarda var. Hepsi de neredeyse hınca hınç dolu. Çay, kahve, çerez, yemek ve atıştırmalık türü yiyecek ve içeceklerin de servis edildiği bu kafeler, gençlerin ve sevgililerin buluşma ve uğrak yeri.
Kahvehane ve esnaf çay ocaklarına göre fiyat yönünden pahalı olmasına rağmen tüm kafelerin müşterisi eksik değil. Ne kadar işsiz ve avare insan varsa buradalar. Çoğunun harcadığı da kendi kazancı değil. Günübirlik bu kafelere takılan kişilere para dayanmaz. Aileler mecburen harçlıkları artırmak zorunda kalıyor.
Pek toplum içine çıkmayan ve görüş serdetmeyen, amacı ve hedefi ne olduğu pek bilinmeyen bu gençler bu kafeleri pek sevdi. Bu pahalı yerlere para dayanamayacağını bildikleri halde oturma ve buluşma yeri için başka seçenek akıllarına gelmiyor. Çok kibirli olmamalarına rağmen çay ocakları ve kahvehanelerde buluşmayı hiç düşünmüyorlar. Çünkü kızlı erkekli, bir çay ocağına oturup taze çay içmeyi ve daha az ödemeyi kendilerine yediremiyorlar. Kazara biri çay ocağını düşünse bile arkadaşları hiç oralı olmuyor. Arkadaş hatırına hepsi kafeleri mesken ediniyorlar.
Kafelerde yeme içme pahalı olmasına rağmen açılan tüm kafeler müşteri sıkıntısı çekmiyor. Kafelerin alternatifi halihazırda olmadığından bu gidişle kafeler eli boş bu gençlerin meskeni olmaya devam edecek. Ben bu kafeleri mesken edinen gençlere kafe nesli diyorum.
Bu kafe neslinin kafa yapısını anlamak zor. İçlerine girip niyetlerini de okumak mümkün değil. Rahatlarına düşkün ve Rahatlarına ödün vermeyen bir görüntü verseler de çok rahat olduklarını sanmıyorum. Ama rahat davranıyorlar görüntüsü veriyorlar.
Yine bu kafe nesli yürümeyi, otobüs ve dolmuşa binmeyi de aklının ucundan pek geçirmez. Gidecekleri yer ve kafe yakın bile olsa mutlaka arabayla gidiyorlar.
Bu kafelerin saltanatı ne zaman sona erer, yerine hangi alternatif gelir bilmem ama bu kafe nesli farklı bir nesil. Kısaca dünyada, içimizde yaşayan farklı dünyanın insanları gibiler. Bunlar bizim oğlumuz, kızımız. Ama dünyaları farklı. Ne biz onları anlıyoruz ne de onlar bizi. Birbirimize Fransız iki Fransız gibi yaşayıp gidiyoruz.