Günlerden çarşamba. Ocak ayının ilk haftası olmasına rağmen dışarıda hava 15 derece ve güneşli. Tam yürünecek hava. Epeydir uğramadığım Çarşamba semt pazarına ve Meram Yaka'daki markete uğrayayım. Biraz pazardan biraz marketten ihtiyacımı gidereyim dedim. Çıktım yola.
Pazarın içine girerek öylesine fiyatlara göz attım. Hiçbir şey almadan markete geçtim. Marketin önü anam babam günüydü. Adeta pazar müşterisi buradaydı. Sebze ve meyve seçen seçene. Son yılların yükselen geleneği diyelim buna.
Çok değil, yakın zamana kadar halkın çoğu daha hesaplı diye semt pazarlarını tercih ederdi. Şimdi marketler fiyat yönünden semt pazarlarıyla yarışıyor. Yeter ki yakınında bir semt pazarı kurulsun. O gün sebze ve meyvede indirime gidiyorlar. Mahalleli de bunu bildiği için semt pazarı yerine marketi tercih ediyor. Hem nakit harcamıyor hem daha hesaplı alıyor hem de sebze ve meyvesini kendi seçip poşetine dolduruyor. Kısaca ne aldığını biliyor.
Semt pazarları (özellikle Konya) esnafı, kendisine çekidüzen vermez, kendisini yenilemez, eski bildik usul müşteriye seçtirmez, kendi doldurmaya kalkar, tezgahın müşteri çeken önü ile arkasını farklı tutar ve arkadan doldurur, kısaca kısa günün kârı müşterisini kandırmaya devam ederse, günün birinde semt pazarları sinek avlar.
Adeta semt pazarı kurulmuş marketin önündeki ürünlere bir göz attım. Hangi ürünleri marketten hangisini pazardan alacağıma karar verdim. Kalabalıklar arasına girerek üç dört kalem ihtiyacımı poşetlere doldurdum. İçeriye geçip tarttırdım.
Ödeme yapmadan önce gözüme çarpan bir ihtiyaç olur mu diye şarküteri, temizlik ve mandıra taraflarına adımladım. Peynire bakayım derken biri "Ne yapıyorsun" dedi. Baktım, lisede dersime giren şimdilerde emekli olan bir öğretmenimizdi. Hal hatır sorduk. Ardından "Gözlerim görmüyor. Şu markanın böreklik peyniri vardı şuralarda. Görebiliyor musun? Aman başka marka olmasın. Hanımı kızdırmayayım. Benim gözler görmüyor yaştan. Aman yaşlanma. Saçını sakalını ağartma" dedi. Epey bir göz attım. Baktığım tarafa bir daha baktım. Göremedim. Hocam, eşiniz size kızamaz. Bizim gibi değilsiniz. Siz kazaksınız dedim. "Öyle değil de neyse. Galiba yok. Bu marka diğer markalara göre beş-on lira daha uygun da ondan. Hesaplı olunca kalmamış. Kalsın. Sonra bir daha gelirim" dedi.
Bildim bileli emekli olan hocam yaşına göre yine iyiydi. Yaşını sordum. 82 dedi. Maşallah çok iyisin dedim. "Öyle değil. Yaşlılık fena. Aman yaşlanma" dedi bir kez daha. Belli ki yaşını mesele ediniyor. Ben de yaşlandım. Ardından geliyorum. Saçım sakalım da ağardı gördüğün gibi dedim. Vedalaşıp ayrıldık.
Görüşmenin ardından bir iki kalem daha alıp ödemeyi yaparak marketten çıktım. Markette beğenmediğim bazı meyve ve sebzeleri almak için semt pazarına yöneldim.
Yolda giderken emekli hocamla ayaküstü görüşmemizi zihnimden geçirdim. "Aman yaşlanma" demesini düşündüm. İlk defa bir hoca sözü dinleyip yaşlanmayayım dedim ama dediğimle kaldım. Çünkü gerçekleştirilmesi muhal bir istek idi hocamın dediği. Ne çare ki her doğan fani, yaşlanmaya mahkum. Hocamınki de bir temenni. Bu demektir ki yaşlılık zor. Çünkü dış görünüşünden sağlam gibi gözükse de belli ki zorlanıyor. Ne diyelim, Allah ele avuca muhtaç etmesin kimseyi.
Ardından acaba hocamız Meram Yaka'da bu markette ne arardı? Arkadaşın komşusu olduğu için biliyorum. Hocamız Lalebahçe'de oturuyor. Ta Lalebahçe'den böreklik peynir almak için buraya gelmiş olamaz. Acaba birçok emekli gibi maddi sıkıntı mı çekiyor? Fiyatı diğerlerinden 5-10 lira daha hesaplı dediğine göre büyük ihtimalle, aradığı markanın peynirini daha ucuza almak için nereden baksan 10 km mesafedeki bu markete gelmiş olmalı. Toplu alışverişe de gelmiş olamaz. Çünkü önünde market arabası yoktu. Elinde de aldığı bir şey yoktu. Emekli olduğuna göre yalnızlara oynayan birçok emekli gibi hem vakit geçireyim hem de peyniri ucuza alayım demiş olmalı. Nasılsa 65 üstü olduğu için toplu taşımaya ücret de ödemiyor. Neyse Allah her konuda herkesin yardımcısı olsun.
Pazara vardım. Marketten almadığım sebze ve meyveyi de buradan farklı satıcılardan aldım. En son elma alayım dedim. Birbirine yakın birkaç satıcıdaki kırmızı starking elmalar dikkatimi çekti. Hangisinden alayım derken bir tanesine yaklaşıp ön ve arka kontrolü yaptım. Farklıydı. Delikanlı, arka farklı sanırım. Şu ön taraftan verir misin dedim. "Olmaz. Ön ve arka aynı. Gözlerin flu görüyor da ondan farklı görüyorsun" dedi. Suçlu ben olmuştum pazarcının gözünde. Yok, farklıydı dediğime kim inanırdı. Nasılsa yaşlıyım. Millet, gözleri iyi gören gence mi inanır yoksa ben ihtiyara mı? Yaşlılık demek organların işlevinin yavaş yavaş eski gücünü kaybetmesi demekti. Az önce yaşlılıktan dert yanan hocam kadar olmasam da ben de yaşlıydım gencin gözünde. Zaten çoğu pazarcının gözünde hep biz müşteriler suçluydu.
Burnundan kıl aldırmayan, beni suçlayan, kendisini sütten çıkmış ak kaşık gören bu pazarcıya cevap vermedim. Geçip tezgahın önü ile arkası aynı olan yanındaki komşusundan aldım.
Hesapta olmayanları da alarak pazar arabamı iyice doldurduktan sonra çıkışa doğru giderken, "Dur, nere giden" diyerek pazar arabamı tutan bir kişinin sesiyle durakladım. Kimdir diye yüzüne baktım. Yüzünde maske olduğu için önce çıkaramadım. Dikkatli bakışıma o da hiç ses vermedi. Ben falanım demedi. Sonra Hasan Tanoğlu Hocam, siz misiniz dedim. "Evet" Benim Ramazancığım" dedi. Hasan Hocam da emekli hocalarımdandı. 1985-1986 öğretim yılında müdür yardımcımızdı. Mezun olduktan sonra birkaç defa görüşmüştük. İlerlemiş yaşına rağmen dinç gördüm kendisini. Hafızasına da hayran kaldım. Türkçesi zaten mükemmel. Nazik ve kibarlığından zaten hiç ödün vermedi. Hassasiyetine zaten diyecek yok. Grip olduğu için başkasına geçmesin diye maske bile takmış. Görüşelim diyerek telefonlarımızı aldık. Vedalaştık.
Yükümü tutup evimin yolunu tuttum. Yolda giderken zihni bir şeyle meşgul etmek yolu da birden bitiriyor. Zihnimi neyle yorayım diye düşünmedim. Çünkü tezgahın önü ile arkası farklı pazarcının "Önü de aynı, arkası da. Gözlerinden farklı geldi" demesi, suç bastırır türünden bir savunma psikolojisinden başka bir şey değildi. Daha önce de böyle biri denk gelmişti bana. O da beni daha doğrusu gözlerimi suçlamıştı. (
https://dilinkemigiyok.blogspot.com/2015/12/sen-o-gozlerini-goster.html)
Yıllardır uzak için 2,75 olarak kullandığım göz numaramı göz doktorum, "Senin göz numaran 1,5'a düşmüş ama ben 2 yazacağım" diyerek değiştirdi ve beni cam masrafına soktu. Tüm bunları düşünürken bir bakmışım. Evimin önündeyim.
Sebze ve meyveyi eve taşıdım. Sonra ver elini çarşı deyip çıktım yola. Aziziye taraflarını dolaşıp geldim. Eve geldiğim zaman günün kârı 9 km idi.