10 Ocak 2026 Cumartesi
İyi Gün Dostlarına Gelsin!
Emekliler Hak Arayışında
Cumartesi evden çarşıya doğru çıktım. İstasyon-Anıt-Zafer-Alâeddin-Kayalı Park’a doğru gitmeyi niyete aldım. Alâeddin’in hemen karşısında 30 kişilik bir grup gördüm. Ellerinde pankart, omuz omuza vermişler. Benden önce basın açıklaması yapmışlar belli ki.
Duraklayıp kimdir, necidir, ne isterler diye seyrettim. Emeklilerdi slogan atanlar. Yazılı dövizleri önlerine tutmuşlar. “Tüm emeklilerin sendikasıyız. Hakkımızı alacağız” şeklinde slogan atmaya başladılar. Bir taraftan da fotoğraf çekmeye çalışıyordu bazıları.
Belli ki emekliye verilen zam oranını ve en düşük emekli maaşının 20 bine çıkarılmasını protesto etmek ve seslerini duyurmak için burada toplanmışlar.
Hafta sonu olmasına rağmen bu eyleme katılanların sayısının otuzlarda kalması dikkatimi çekti. Nereden baksak sadece Konya merkezde binlerce emekli var. Çoğu da verilen zamdan ve maaşlarının asgari ücretin altında kalmasından şikayetçi olmasına rağmen emeklilerimiz bu eyleme katılmak istememişler.
Katılımın az olmasında, organizasyon eksikliği olabilir. Belki tüm emeklilere ulaşamamış olabilirler. Hoş, haberleri olsa bile emeklilerin hepsinin gelip bu eyleme katılması mümkün değil. Çünkü milyonlarca emekli bu konuda yani hak arama ve seslerini duyurma konusunda yeknesak değil. Biz her şeyden önce bu basın açıklamasını kim yapıyor, ona bakarız. Eğer protesto edenler kendimize yakın hissetmediğimiz bir sendika ise mücadele haklı bile olsa aynı karede görünmek istemeyiz.
Emeklilerin içinde, “Buna da şükür. Ya bu da olmasa ne yapardık” diyenlerin sayısı da az değil. Belli ki bu düşünceye sahip olanlar öbür dünyada zenginlerden beş yüz yıl önce cennete girmek isteyenler. Bu kafada olanlar züğürt tesellisine devam ederler. Sanki eskiden maaş ödenmemiş gibi “Eskiden maaş bile alamıyorduk. Ne var şimdi. Biz geçmiş tüp kuyruklarını daha unutmadık” diyen de eksik değil. Kimi de eline geçenden hoşnut olmasa da ne olur ne olmaz deyip sesini kesiyor. Bazısı da “bu kadar emekliye hükümet nasıl versin, sayımız çok” diyor. Kimi de dünyanın neresinde erken yaşta emeklilik var diyerek mevcut durumu savunma yoluna gidiyor. Bir kısmı da “protesto etsek bile imam bildiğini okur” deyip uzak duruyor.
Hak arayışında tüm emekliler bir araya gelemese de emeklilere reva görülen maaş yeterli olmaya yeterli değil. Ne yapıp ne edip nereden kaynak bulunulacaksa en düşük emekli maaşını asgari geçim ücreti olan asgari ücret seviyesine çıkarmak gerekiyor. Diğer taraftan da erken emekliliğin önüne geçecek radikal kararlar alınmalı. Hatta emekliliğini hak edenlere emekli olmamaları için teşvik bile düşünülebilir. EYT’den emekliliği gelen işçileri emekli olmaya zorlayan belediyelerin bu gayri resmi tasarrufuna ve işçisine “emekli ol” şeklinde mobbing uygulamasına dur demek lazım. Çünkü emekli sayısı arttıkça emeklilerin yüzü hiç gülmeyecek. Bu sorun ülkenin birinci sorunu haline yükselecek.
Not: En düşük emekli maaşını 20 bine çıkarırken adaleti de elden bırakmamak lazım. Çünkü daha önce en yükseğinden emekli olacağım diye yüksek prim yatıran emeklilerin de hakkını korumak lazım. Bu toptancı anlayış doğru değil. En düşüğünü 20 bine çıkarırken maaşı 20 bin olanlara da ilave zam vermekte yarar görüyorum.
Borçlanmalarda Dikkat Edilecek Hususlar
Zaman zaman ayağımızı yorganımıza göre uzatamayız. İhtiyacımızı gidermek için kısa veya uzun vade borçlanma yoluna gidiyoruz.
Kimi kredi almayı tercih ederken kimi de eş dosttan borç alıyor.
Kredi çekmek yerine, eş dosttan borç almak güzel bir borçtur. Yalnız bu şekil borç alıp vermede zaman zaman mağduriyetler oluşabiliyor. Araya kırgınlıklar girebiliyor. Çünkü borç alıp vermede ölçü, borç verenin de borç alanın da zarar görmemesidir.
Mağduriyetlerin oluşmaması ve araya kırgınlıkların girmemesi için borçlanmada dikkat edilmesi gereken hususlar:
Ödemenin tarihi belli olmalıdır.
Karşılıklı senet yapılmalıdır. Senedi güvensizlik olarak görmemek gerek. Ölümlü dünya ne de olsa. Yarın kişinin başına ne geleceği belli olmaz.
Uzun vade borçlanmalarda, TL ile borç alınıp verilmemeli. Çünkü paranın değer kaybettiği enflasyonun yüksek olduğu, dövizin yerinde durmadığı, altın ve gümüş gibi madenlerin yükseldiği ortamlarda, değer kaybeden para ile borçlanmak borç verenin mağduriyetine sebep olabilir.
TL'nin değersizliği malum. Bu yüzden kimse kullanmayacağı parayı TL'de tutmaz. Elinde parası olan bir şekilde parasının değerini korumak ister. Döviz de yıllardır baskı altında tutulduğu için kimse değerini korusun diye döviz almaz. Geriye altın ve gümüş kalır. Çünkü bu ikisi parasının değerini koruduğu gibi artı kazanç da sağlar. Özellikle altın ve gümüş son yıllarda iyi yükseldiği için kenarda köşede üç beş kuruşu olan ya da kazancından artıran bu iki değerli madeni alma yoluna gidiyor.
Elinde TL durduran da bu iki element yüksek olduğu zaman bunlardan almak için biraz düşmesini bekliyor olabilir.
Demem odur ki kimsenin TL tutmadığı günümüzde, borçlanılacaksa altın ve gümüş üzerinden borçlanılmalı. Borç veren bir şey demese bile borç alan, borcu aldığı gün borcu altına çevirmeli. Bu, borç vereni korumak için gereklidir.
Unutmayalım ki TL borcunu aylar ve yıllar bekletip sonra TL üzerinden vermek borç veren kişinin aleyhine bir durumdur. Çünkü altı ay önceki 100 liranın alım gücü ile altı ay sonraki 100 liranın alım gücü aynı değildir.
Borç alan da aldığı borcu altın ya da gümüşe çevirdiği zaman altın ve gümüşün değer kazanıp yükseleceğini hesaba katarak borç almalı.
Uzun vade ya da tarihi belirsiz borçlanmalarda, “Efendim, ben sizden TL aldım. Ben de TL öderim demek doğru değildir.
Aldığımız borcun değerini altın ya da gümüşle korursak, aynı kişiden ikinci defa borç istemeye tekrar yüzümüz olur. Aksi takdirde aynı kişiden başka zaman borç almaya kalkarsak, kişi vermemek için yalan söylemek durumunda kalabilir.
Bir diğer husus, borç aldığımız kişinin paraya ihtiyacı olmayabilir. Nasılsa ihtiyacı yok diye en sona bırakmak doğru değil. Yine borcu ödeme günümüz geldiğinde, borç vereni arayarak “İhtiyacın yoksa daha sonra vereyim” demek de doğru değil. Kişi, borcu altına çevirelim dediği zaman “Ben altın borçlanmam” demek yerine borcu ödemek araya kırgınlıkların girmemesi için uygun olandır.
Yine günü geldiği zaman borcu istetmemek gerek. İsteyen kimseye de bozuk çalmak olmaz. Hele borç isteyecek diye telefonunu engellemek akıl alır gibi değil.
Hasılı, borç alan ihtiyacını giderirken alacaklıyı korumalı. Tekrar ihtiyacı olduğu zaman borç istemeye yüzü olmalı. Araya kırgınlıklar girmemeli. Makul bir zamanda ödeyemeyeceğimiz borcun altına girmemeli.