24 Ocak 2026 Cumartesi

Emekli Maaşlarındaki Uçurum

2026 Ocak ayı itibariyle milletvekili maaşı 273 bin, emekli milletvekili 178 bin, hem emekli hem de milletvekili olanın maaşı ise 451 bin olmuş. En düşük emekli maaşının 20 bin olduğunu sağır sultan bile bildiği için söylemeye gerek yok sanırım. 

Baştan söyleyeyim. Ne vekilin ne başkasının ne de futbolcuların aldığı maaşta gözüm var. Bugüne kadar kimsenin aldığı maaşı mesele edinmedim. Merak edip de ne kadar alıyorsun diye de sormadım. Kendi maaşımı bilirim. Aldığım maaşa göre de ayağımı uzatırım. Açılıp saçılmam. Maaşım az, az zam verildi. Maaşım şu kadar olmalıydı da demem. Kendi maaşımı değerlendirirken asgari ücretliyi, asgari emekli maaşı alanları ve sosyal güvencesi olmayan kimseleri ve işsizleri düşünürüm. Aynı zamanda evi barkı olmayıp kirada oturanları düşünürüm. Allah onların yardımcısı olsun diye dua ederim. Kendimden düşük maaş alanlara bakarak halime şükrederim. İsterim ki benden düşük alanlar da en az benim kadar alsın. 

Bu vekil maaşlarını konu edinmene ne diyelim derseniz, inanın emekli ya da aktif vekil olanların maaşlarını da bilmiyordum. Ta ki sosyal medyada gezinirken önüme bu tablo düşünceye kadar. Tablonun en altındaki emekli maaşını görünce aradaki bu uçurumu yazı konusu edineyim istedim. 

Şu var ki emeklileri mesele ve dert edindiğim kadar çoğu emeklinin bunu mesele edindiğini de sanmıyorum. Gördüğüm kadarıyla ya hallerinden memnunlar ya ne olur ne olmaz, eldekinden de oluruz diye korkuyorlar ya da az diye dert yansak ne olacak. Nasılsa imam bildiğini okuyor diye seslerini çıkarmıyorlar. 

Bu tabloyu görünce vekil de ev geçindiriyor, asgari emekli maaşı alan da. Emekli vekil de ev geçindiriyor, diğer emekliler de dedim. 

Yanlış anlaşılmasın, herkes eşit maaş alsın, emekliler de çalışan kadar alsın, hele vekiller de biraz düşük alsın diye bir düşüncem yok. Elbette yapılan iş, statü, sorumluluk, yetki ve riske göre çalışanlar farklı farklı maaş alsın. Arada fark olsun ama bu kadar da uçurum olmasın. Aradaki uçurum, 273.000:20.000=13,65 kat. 

Biri çalışan biri emekli diyebilirsiniz. Emekli vekil ile en düşük emeklinin maaşını kıyaslayalım. 178.000:20.000=8,9 kat. 

Kurda desen ki biri emekli vekil, biri de normal emekli. Haydi arada pay et desen, inanın bu taksimatı kurt bile yapmaz. Bu, 1 kişiye 9 pul, 9 kişiye bir pul gibi bir şey. 

Tamam, seçilmiş vekilimiz aslan payını alsın ama asıl olanı da bu derece ezmesin. 

Haydi bu adaletsiz taksimattan geçtim. Vekilin masrafı ile vatandaşın harcaması aynı olmaz diyelim. Ölürken bile vekil ve vatandaş ayrımında yine uçurumlar var. Ne demek istediğimi örnekle açıklayayım. Biliyorsunuz, ölen çalışanın yakını için devlet cenaze ödeneği veriyor. Verilen ödeneklere bir bakalım:

Memurun eşi veya çocuğu vefat edince, memura 13.184 lira ödeme yapılıyor. Ölen memurun kendisi ise 26.369 lira ödeniyor. Kişi Bağkurlu veya SSK'li ise ödenen ücret 6.000 lira. Ölen milletvekili ise 158 bin lira ödeniyor. Gördüğünüz gibi öldüğümüz zaman bile eşit alamıyoruz. Halbuki hepimiz biliyoruz ki cenaze namazı kılınırken ölen vekil de olsa general de olsa er kişi diye niyet edilerek herkes eşitleniyor. Ama gelin görün ki devletin cenaze ödenekleri bile ölünce eşitlenmiyor. Memura ayrı, Bağ-Kurluya ayrı, vekile ayrı tarife uygulanıyor. 

Durumumuz bu. Güler misin, ağlar mısın? Başka da söze hacet yok. Zira sözün bittiği yerdeyiz. 

23 Ocak 2026 Cuma

Emekli Tablomuz

Emeklilerin aldığı emekli maaşına dair sosyal medyada dolaşımda olan iki veri önüme düştü. Ne derece doğru olduğundan emin olmamakla beraber fikir vermesi bakımından bu iki veriyi ele alacağım. 

Bu tabloda 2019-2026 yılları ve arasında en düşük maaşı alan kişilerin sayısı ve aldıkları maaş yer almakta. Maaş miktarı üzerinde durmayacağım. Çünkü yüksek enflasyon karşısında paramızın değeri sürekli düştüğü için maaş miktarının farklılığı çok bir anlam ifade etmiyor. Yalnız 2019 yılında en düşük emekli maaşı 1000 lira iken aradan 8 yıl geçince, en düşük emekli maaşının 20 bin lira olması, paramızın ne derece değer kaybettiğinin bir göstergesi. Bu demektir ki 2026'nın 20 bin lirası 2019'un 1000 lirası. Başka bir deyişle 2019'un 1000 lirası 2026'nın 20 bin lirası. Bu da paramızın 20 kat değer kaybettiği anlamına gelir. 

Esas üzerinde duracağım husus ise 2019 yılında en düşük emekli maaşı alan sayısı 1 milyon iken, her yıl artarak 2026 yılına gelindiğinde, en düşük emekli maaşı alanların sayısının 5 milyona dayanması. Bu demektir ki her yıl en düşük emekli maaşı alanlar kervanına yenileri eklenecek. Son kertede her emekli maaşı alanlar eşitlenecek. Gidişat gösteriyor ki herkes en düşük emekli maaşı alacak. 

Bu tabloda ise 2026 yılına gelindiğinde, en düşük emekli maaşı olan 20 bin lira alanların sayısı ve oranı verilmektedir. Buna göre emeklinin % 34'ü 20 bin, % 56'sı 21-25 bin, % 10'u ise 25 binin üzerinde maaş alıyor. Bu demektir ki emeklinin yüzde 90'ı 20-25 bin lira alıyor. Emeklinin yüzde 10'u ise diğer emeklilere göre daha iyi durumda. 

Yazılarımı takip edenler, emeklilerin bu durumunu dile getiren kaçıncı yazım olduğunu bilir. Halen emekli olmamama rağmen istedim ki onların derdine tercüman olayım, onlar adına empati yapayım. 

Emeklinin en düşük emekli maaşı alır noktaya doğru hızla ilerlemesinden geçtim. Maaş adaletsizliği en büyük sorun bu ülkede. Birileri 100 bin, 200 bin lira maaş alırken asgari ücretli çalışanın 28 bin, emeklinin de 20 bine mahkum olması, aradaki maaş uçurumunu göstermesi bakımından manidar. Bir vekilin, "2026 Ocak ayında maaşıma 27.500-28.500 lira zam gelirken emekliye 20 bin lira maaş reva mı" videosu da ne demek istediğimi anlatması bakımından bir örnek. 

Şu bir gerçek ki maaşına 27-28 bin zam gelen de ev geçindiriyor. Toplam aylığı 20 bin olan da ev geçindiriyor. Daha doğrusu ev geçindirmek zorunda. 

Bu sorun, en düşük alanlar düşük prim ödeyenler ve fazla çalışmayanlar demekle geçiştirilemez. Emeklilerin çoğu yine çalışmaya devam ediyor demekle de olmaz. Eldeki imkan bu. Emeklilerin sayısı çok demekle de olmaz. Emekli ister ikinci işte çalışsın, paraya para demesin, tarlasından ve bağından ekip diktiğini yesin, istersen bir eve kaç emekli maaşı girsin, milyonlarca emekliye reva görülen maaş hakkaniyete ve vicdana sığmaz. 

Bu gözle görülen sorun sadece günümüz sorunu değil. Geçmişten günümüze emekli yaşı ile oynamamızın acı bir tablosu. Emeklilerin bu durumuyla ilgili, sorun çözen radikal kararlar almadan çözülemez. Ve bu sorun giderek artacak. Bu iş açlık ve yoksulluk sınırının da ötesinde toplumsal bir patlamaya doğru gider endişesini taşıyorum. 

Yazımdan siyasi anlamlar çıkarılmasın. Hiç öyle bir niyetim yok. Şu suçlu, bu suçlu gibi bir düşüncem de yok. Geçen geçti artık. Önümüzde bir cenaze var. Bu cenazenin kaldırılması gerekir. Bunun için de bu meseleyi memleket meselesi olarak görmek gerek. İktidarıyla, muhalefetiyle bir araya gelip bu işin içinden nasıl çıkılır, emeklimize insanca yaşayacağı maaşı nasıl veririz, bir daha emekli yaşı ile nasıl oynanmaz üzerine kafa yormalarının zamanı geldi ve geçiyor bile. 

22 Ocak 2026 Perşembe

On Parmağında On Marifet Bir Profil

Fî tarihinde gündelik kullanmak için şarjlı bir süpürge almak istedim. Satıcı, “Ne yapacaksın şarjlıyı, kablolu al” dedi. Kablolusunu aldım. Kablolu derken kablosunu otomatik içeriye çeken türden değil. Ancak el marifetiyle katlanıyor.

Ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Yıllardır bozulmadan kullandık. Elimiz ayağımız oldu. Yaktığı elektrik sarfiyatını saymazsak sadece torbasına masraf yaptık.

Gel zaman git zaman bu emektar süpürgeyi kullanırken süpürgeden bir ses ve duman çıktı. Sigorta da attı. Motoru yanmış olmalı. Bunun için çok uğraştın hanım dedim.

Birkaç gün sonra kablosuna baktım. Kablonun dışı soyulmuş. Buradan şase yapıyor olmalı dedim. Soyulan kısmı elektrik bandıyla sarıp tekrar çalıştırdım. Çalışır gibi yaptı. Tekrar duman çıktı ve şartel attı. Kablonun görünmeyen kısmında bir sorun olmalı deyip süpürgeyi açmayı denedim. Birkaç vida çıkardım. Sonrasında vazgeçtim.

Beni bir düşüncedir aldı. İyi kötü işimizi görüyordu. Şimdi yerine yeni bir süpürge gerekti. Yeni nesil süpürgeler ise elli bin civarında idi.

Tanıdığım bir servis elemanına şu marka süpürgenin motoru nerelerde dedim. 1000-1250 civarında dedi. Yaptırmaya değer mi dedim. Bence değer dedi.

Hanım da üzülmüş bir görüntü verdi ama gelsin onu benim külahıma anlatsın. Çünkü fakirin bu emektar Fakir süpürgesi bozulacak ki yerine herkesin aldığı yeni nesil süpürge alınsın. Kablodan da kurtulacaktı. Her odayı süpürmek için priz priz dolaşmayacaktı. Yine de sordum. Sevindin değil mi bozulduğuna dedim. Sen öyle san dedi. Ser verip sır vermedi.

Okulda bir elektrik öğretmenine sordum. Motoru yanmış olmalı. İnternetten marka ve modelini girip fiyatlara bir bak. Sen getir bir bakalım. Yalnız benim şu güne kadar dersim yok. Adnan Hocam perşembe bir baksın dedi.

Adnan Hocamın kim olduğunu isimden çıkaramadım. Ne de olsa okulda yeni sayılırım.

Adnan Hocamın kim olduğunu öğrendiğim zaman mahcup oldum. Çünkü öğretmenler odasında kendi halinde sessiz sakin, beyefendi biri idi. Pek konuşmaz, konuşursa da kıvamında konuşan, oturduğu ve kalktığı yeri bilen biriydi. Konuşacağımız zaman ismiyle hitap gerekmezdi bizde. Hocam demek yeterliydi.

Perşembe günü süpürgeyi götürdüm. Derse geçtim. 1.dersin teneffüsünde hocam beni buldu. "Hocam, süpürgeyi getirdin mi" diye sordu. Getirdim arabada dedim. "Ben alt kattayım" dedi. Arabadan alıp hocama teslim ettim.

Ders bittikten sonra süpürgeye bakabildi mi, bakabildiyse neyi varmış diye uğradım. Masanın üzerine koyduğu süpürgenin vidalarını sıkıyordu. Hocam, neyi varmış, motoru yanmış mı dedim. "Motorunda sorun yok. Süpürge sağlam. Kablonun iç tarafında kısa devre yapmış. Kablonun dışı yanmış. Güzelce temizleyip bantladım. Kablosu da oynuyormuş. Onu da sabitledim. Süpürge çalışır vaziyette. Çalışması da şu şekil" deyip prize takıp makineyi çalıştırdı. Son bir iki vidasını da sıkıp teslim etti. Hocam, emeğine sağlık. Zahmet verdim. Beni büyük bir külfetten kurtardın. Değilse yeni süpürge için bir elli bin çıkacaktı benden dedim. Teşekkür edip ayrıldım.

Eve getirip süpürgeyi hanıma teslim ettim. Ne oldu diye sordu hanım. "Sana üzüleceğin bir haber vereyim. Süpürgenin motoru yanmamış. Kısa devre yapmış. Hocam yapıverdi. Süpürge çalışıyor dedim. Hanım da sevindi. Sağ olsun dedi ama hanımın sevinci olsa olsa buruk bir sevinç olur kanaatindeyim. Niyet okuma demeyin. Bu konuda ısrarlıyım.

Şu var ki hanım süpürgenin çalışmasından memnun. Ucu sıkıştığı için süpürgenin diğer kısımlarını takamıyorduk. Hocamız nasıl çıkardıysa şimdi kolayca diğer başlıkları da kullanıyoruz.

Görünen o ki benim süpürgeye bir usta eli değmesi gerekiyormuş. Bu demektir ki fakirin emektar Fakir süpürgesi, gittiği kadar işimizi görmeye devam edecek. Yenş nesil süpürge şimdilik başka bahara kaldı.

Burada bu elektrik hocama bir parantez daha açayım. Perşembe getiririm dediğimi unutmamış. Ben onu bulmadan o beni buldu. Ne diyeyim helal olsun. Demek ki verdiği sözü unutmayan ve takip eden biri aynı zamanda.

Sair gün not fişlerini çıkaracağım. Gel gör ki o kadar uğraşıp didindim. Ne mebbis şifresiyle ne de e devlet şifresiyle e mesem'e girebildim. Mebbis meb ajandasına gelen kodu girmemi istiyor. Girdiğim numaralar için "doğruluğu teyit edilemedi" uyarısı verdi. E devlet ise ikinci bir doğrulama istiyor ama şifre gelmiyordu.

Burada da imdadıma Adnan Hocam yetişti. Önce meb ajandayı yeniden yükletti. Sonra e devlet'ten mesaj gelecek şekilde yapılması gereken işlemi yaptı. Ardından gelen kodu girmek suretiyle nice sonra e mesem'e girebildim. Gördüğüm kadarıyla Adnan Hocam sadece elektrik ustası ve öğretmeni değil, aynı zamanda teknoloji konusunda da mahir. On parmağında on marifet diyelim buna. Eli de çalışıyor, üstelik eli pratik. Aynı zamanda beyin ve zekası da. En azından benim gibi değil. Sen nasılsın derseniz, safi çene desem mesele anlaşılır sanırım. Belli ki Hocamız kendimi insanlara faydalı olmaya adamış. Allah nazarlardan saklasın. Sağlık ve afiyet dilerim.

Burada şunu da söylemek isterim. E mesem’e girmek için o kadar uğraşınca, Trump iki saatte Venezuela Devlet Başkanını alıp ABD’ye getirtti. Benim halime bak. Bir e mesem’e giremiyorum. Bakanlık işi o kadar sıkı tutmuş olmalı ki e mesem’e girmek Venezuela Devlet Başkanını derdest etmekten daha zormuş dedim kendi kendime. Bu düşüncemin de kayda geçmesini istedim burada.