22 Mart 2026 Pazar

Bir Başka Açıdan Ramazan

Bir ramazanın daha sonuna geldik. Bayramı yaptık. Önümüzdeki senenin ramazanından gün almaya başladık.

Bu yazımda ramazan mübarek aydır, on bir ayın sultanıdır, ibadet ve Kur'an ayıdır gibi hepimizin bildiği şeyleri yazmayacağım.

Her ne kadar ben oruçta zorlanmadım. Günler kısaydı. Çok iyi bir ramazan geçirdim dense de oruç ibadeti daha doğrusu ramazan iklimi dolayısıyla bir dizi problemlerin olduğu bir gerçek. 

Her şeyden önce üretim ve çalışma minimum seviyeye iner. Çünkü verim ve tempo düşüklüğü baş gösterir. 

Sahur dolayısıyla uyku ikiye bölündüğü için çoğumuzda uykusuzluk hali olur. Yarı uyur yarı uyanık bir hal mevcut olur. Ortamını bulan az kestirmeye çalışır. 

Kurum, kuruluş ve işyerlerinde bir sessizlik hakim olur. 

Hatim inmeyi düşünenler okuyacağı cüzü iş ortamında okumaya çalışır. 

Herkeste bir misliklik, atalet, tembellik ve uyuşukluk gözlerden kaçmaz. 

Sair zamanlara göre saat kaç oldu, iftara ne kadar var diye daha fazla saate bakarız. 

İşe geç gider, işten erken çıkarız. 

Açlık ve susuzluk vücudu pek etkilemese de psikolojik yönden kişi etkilenir. 

Sair zamanlarda konuşkan olanlar derin bir sessizliğe bürünür. Konuşana da sen oruç tutmuyor musun denir. 

İşe tam kendimizi veremediğimizden, aklımız fikrimiz iftarda olduğundan zaman adeta durur, vakit geçmek bilmez. 

Aciliyeti olmayan çoğu önemli işler ramazan sonrasına ötelenir. 

Koltuk ve masada kestirilir. Görene de "Bugün iki saatlik uykuyla geldim. Fena uykusuzum" deriz. 

Sahura kalkamayan ya da kalkmayan hiç açlık ve susuzluk çekmese de "Bugün sahur yapmadım" psikolojisi yaşar. 

Oruç tutan kadar oruç tutmayan da ramazandan çok etkilenir. Hatta oruç tutana göre daha çok zorlanır. Oruç tutmasa da ramazan iklimini derinden yaşar. Çünkü herkesin gözü önünde yiyip içemez. Yiyip içmek istese açık yer bulamaz. Bulsa oruç tutmuyor denir diye suçluluk içerisine girer. Oruçlu gibi görünmek zorunda hisseder kendini. Akşama kadar hatta ramazan boyunca adeta işkence çeker. 

Kısaca ramazan ayı İslam dünyasında kişilerin üzerine ölü toprağı serpildiği aydır: Miskinlik, atalet, tembellik, uyuşukluk, uykusuzluk, açlık, susuzluk, üretimsizlik, verimsizlik vs. hepsi fazlasıyla vardır. Kısaca ramazanın her günü oruç tutanlar için pazartesi sendromudur. 

Diş ve Dişçi Serüvenim

Sağlık, toplum olarak çoğumuzun ihmal ettiği yönlerimizden. En ihmal ettiğimiz de diş. Diş sağlığı ve bakımını da pek önemsemeyiz. Son raddeye gelinceye kadar dişçiye gitmeyiz. Hem diş yaptırmaktan korkarız hem de diş tedavisi genellikle özel aracılığıyla yürüdüğü için masraflı bir tedavi.

Azı dişlerden iki tanesi çekildi. İdare ederiz dedim. Yıllardır iki azı eksiğiyle yedim içtim. 

Kontrol için NEÜ Diş Hekimliğine gittim. Bir sayfa yapılacaklar listesini elime verdiler. Bir dişiniz çekilecek, bunun için cerrahi bölüme direk gidebilirsiniz. Diğerleri için İnternet üzerinden randevu almanız gerekir dediler. Cerrahi bölüme çıktım. Çekilecek azı dişimi iki kişi birden çekmek için epey bir uğraştılar.

Diğer randevular için İnternete her girdiğimde hep doluydu. Altı ay sonrasına da gün alacağım ama sistem kabul etmiyor. 

Eksik dişlerimi yaptırayım. Parasını ödeyeyim diye cerrahi bölümden hoca aradım durdum. Hiçbiri yerinde değildi. Bölüm şefi, "Dişiniz yeni çekildi. Üç aydan önce diş yapılmaz. Siz üç ay sonra gelip hocalarla görüşebilirsiniz" deyince diş hekimliğini bıraktım.

Bu durumda benim için özele gitmekten başka çare yoktu. İyi de kime gidecektim. 

İşe gidip gelirken bir akrabamı evinin dışında çarşıda bir yere bırakmıştım. Çünkü hanımının dişini yaptırıyormuş birine. Konu diş olunca diş hekiminin ustalığını da epey bir methetmişti. Onu aradım. Şu dişçinin telefonunu bir ver diye. 

Verdiği telefonu arayarak dişçiden randevu aldım. Yerini de öğrendim. Akrabamın selamını da söyledim. 

Muayene ve röntgen sonrası yapılacakları anlattı dişçi. Dördü azı, biri de sol ön üst diş olacak şekilde beş implant yapılacak, bir tanesine kanal tedavisi uygulanacak, diş eti tedavisi, diş taşı temizliği, ön alt beş dişe kaplama yapılacak. Hepsine ve beş implanta 55 bin dedi. Yerlisi olursa 33 bin olur dedi. 

Diş hekimi devlette resmi olarak çalışıyor. Gayri resmi olarak bir başka dişçinin yanında özelde iş yapıyor. 

Bir gün düşünme istedim. Ertesi günü ben aramadan diş hekimi aradı. Ne karar verdin dedi. Yerli de karar kıldım deyip 3 taksitte 33 bin ödemeyi kabul ettim. 

Dişçiyi kabul etmemde tanıdığım çok övmüştü. Bir de evime yakındı. Git gel derdi olmazdı. Çünkü dişe başlayınca işim bir defa da bitmeyecekti. 

Ön üst dişimi çekerek işe başladı dişçim. Dişimi çekerken bu şehirde en fazla diş çeken olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. 

Konuşması, insaniyeti, ilgisi o biçim. 

İşe başlamadan önce kahve ikram etmeyi de hiç ihmal etmedi. 

Önce diş temizliği ve diş etleri tedavisini yaptı. Ardından implant işlemini başlattı. 

Sosyal demokrat bir düşünceye sahipti. Partisinin yıllar yılı iktidar olmadığından, bir de tuttuğu takımının yıllar yılı şampiyonluğa hasret kaldığına dert yanardı. Her diş tedavisi öncesi, tedavi esnasında ve sonrasında muhabbet siyaset ve futbol idi. 

Her şey bu şekilde müspet bir şekilde devam ede ede sıra geldi implantların ölçüsünü almaya. Diş çekmeye benzemedi ölçü alması. Çünkü epey uğraştı. 

Günü geldi. İmplantları takmaya. Uğraş didin. Olmadı. Nasıl ölçü aldıysa artık. Olmayacak bu implantları oturtmak için denemediği yol kalmadı. Ağzımın içinde epey bir yerleri sürttü. Belki de çekiçledi. Adı nedir bilmem. Ben ona matkap diyeyim. Onunla da epey uğraştı. Olmadı. Uğraşırken üst sol tarafta bir iki dişimi de kırdı. Hatta yanında kendisine yardım eden bir kız çocuğu, diş kırıldı dedi. Ona çok merhametlisin dedi. 

Dişimin içinde olup bitenleri görmüyorum ve bilmiyorum. Ağzım açık sessiz sakin ve divelenmeden kurbanlık koç gibi duruyorum. 
Sonunda bunlar boşa gitti. Yeni ölçü almam gerekecek. Bunları sana vereyim dedi. İyi de ben ne yapacağım bunları dedim. Bundan sonrası benim için hep zarar dedi. 

Ne kadar ilgi alaka gösterse de eski şen şakrak dişçi değildi. Çünkü bundan sonrası onun için meccanen iş yapmak ve zarar etmekti. Para kazanamayacağım işi yapmam derdi ara ara. 

Zaman zaman bazı müşterilerin den de gıyabında dert yanardı. Herkese yaptığımın aynısını yapıyorum bunlara olmuyor, beni uğraştırıyor derdi. Onlara bir de ben ilave oldum. Bu tipler belli ki cins müşteri idi. Hep onları suçlarken nedense hiç kendine toz kondurmazdı. 

Başka bir gün ölçü için tekrar çağırdı. Ölçüyü almada yardımcı olması için diş yaptırdığı kişiyi de çağırdı. Belki de çocukluktan yetişme teknisyendi. Şöyle ölçü al, böyle al, vidaları çıkar türünden ona akıl verdi. 

Güç bela ölçüyü aldı. 

Bir hafta sonra haber verdi. Dişlerimi taktı. Hocam, seni severim. Her zaman çayımı, kahvemi içmeye gel, muhabbete gel dedi ama diş yaptırmaya bana gelme der gibi bir hali vardı.

Diş tedavi esnasında zaman zaman falanın akrabası diye tanıttığı da oldu. Ona da çok uğraşmış. Ben de onun akrabası olduğuma göre sorunlu müşteriydim vesselam. Severim bu şekilde burnundan kıl aldırmayanları. 

İmplantlar takıldıktan sonra bir iki kontrole çağırdı. 

Bir süre sonra önce üst diş çıktı. Yapıştırdı. Daha sonra da sol azı çıktı. Onu da yapıştırdı.

Kanal tedavisi ve ön kaplamayı da şu gün yapalım demedi. Ben de ne zaman yaparız demedim. Zaten deseydi de kalsın diyecektim. Diğer işler bittikten sonra borcum var mı da demedim. Çünkü ödemeleri implantlar takılmadan bitirmiştim. 

İmplantlardan memnun olduğumu söyleyebilirim. İlk yanlış aldığı ölçüde dolayı dişleri takmak için sol üst arka taraftaki kırdığı dişlerin arasına zaman zaman yemek artığı giriyor. Buna da can sağlığı diyorum. Çünkü sermayeden zarar ettim diye sinir ve üzüntüsünden tüm dişlerimi de kırabilirdi. Buna da şükür. Zira ucuz kurtuldum. 

Bir başkasının öve öve bitiremediği böyle bir dişçiyi ben bir başkasına önerir miyim? Önermem. İnsaniyetine, elinin pratikliğine, muhabbetine bir şey demem. Ama sağlık ve diş tedavisi başka bir şey. Hele implant dediğimiz şeyi çene cerrahisi eğitimini almış kişilere yaptırmak gerek. Ne yazık ki piyasada, diş hekimliğini bitirmiş, ayrıca uzmanlık yapmamış kişilerin implant dahil her türlü diş tedavisi işine giriştiğini yaygın bir şekilde görebiliyoruz. Ne fark eder demeyin. Diş hekimliğini bitirmiş ayrıca uzmanlık eğitimi almamış her dişçi pratisyen doktor gibidir. Nasıl ki pratisyen doktor ameliyat vb işlere girişmiyorsa, çene cerrahisinde uzman olmamış diş hekimlerinin de implant tedavisine girişmemesi gerekir. 

İnsan kendine güvenir, tecrübe edinir. Eyvallah. İmplant işine de girişebilir. Özellikle ölçü alırken çene cerrahisinden destek almalarında fayda var. 

Yazıma son vermeden şunu da belirteyim. Sol azı İmplant çıktıktan sonra yardımcı olması için gittim. O değilden kanal tedavisi yapılması gereken dişimi sordum. Ağrı sızı olmadığı müddetçe dokunmayalım. Olursa haberleşelim dedi. Bu dişte sıkıntı olursa kendisine gider miyim. Şu anda bir şey diyemiyorum ama herhalde gitmem. 

Dişçimin zarar etmesini ister miydim. Elbette istemezdim. Ama muayene eden, ölçü alan, dişleri takan, çenemi, ağız yapımı gören o. Pekala, ben yapamam diyebilirdi. Ben de başımın çaresine bakardım. Yaptığı olmadı mı, yenisini yapardım. Bundan da ekmek yemezdim. Çünkü müşteri memnuniyeti önemli. Hele davranışımı değiştirmezdim. Çünkü insanın gerçek kişiliği esas böyle zamanlarda kendini gösterir. Zira her şey para değil. Üstelik meccanen yaptırmadım. 

Hasılı, dişçime kızmasam da gönül koyduğumu söyleyebilirim. Dişimi kırdın da demedim. Hoş, desem ne işe yarayacaktı. Ha "Çalıştığımız alan dar bir alan. Şu dişlerine zarar verdim istemeyerek. Ama yemene bir engeli yok. Kusura bakma" deseydi, beyefendi duruşuna daha çok yakışırdı. Yine de canı sağ olsun. 

Küs müyüm? Hayır. Dargın mıyım? Hayır. Karşılaşırsam yine muhabbet ederim. Ziyaretine de giderim. 

Bu arada her tedaviden sonra yaptığı rehberlik güzeldi. Ayrıca sıkıntı var mı diye araması da harikaydı. Eli pratik, kendine çok güvenen bu dişçi başta olmak üzere tüm bu sektörde ekmek yiyenlerin işlerinde ustalaşmasını, bu sektörde ekmek yemelerini canı gönülden isterim. 

Şunu da söyleyeyim. Diş işi biraz şans işi. Çok iyi dişçiden şikayetçi olunduğu gibi işe yeni başlayan dişçinin yaptığı işten de memnuniyet olabilir.

Not: Et türü yiyecek yemezsem kırık dişlerimin bir zararı yok. Çünkü araya yemek artığı gitmiyor. Zaten bu pahalılıkta et almak da mesele. Var bunda da bir hayır diyeyim. Bir de tecrübe edinmek var. Bunu da kolay edinmedim. Bu tecrübeyi parayla satar mıyım? Satmam. Kimse kusura bakmasın. Zira herkes dişçi koltuğuna oturarak kendi tecrübesini kendi edinsin. Yok öyle hazıra konmak. 

21 Mart 2026 Cumartesi

NATO 2.0

Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye'nin yetiştirdiği ender değerlerden biri.

Hem konusunun uzmanı hem de düşünen bir beyin.

Değişik kanallarda yaptığı konuşma videoları önüme düşer bazen.

Ekranlara çıkmadan önce konusuna enine boyuna hazırlanarak çıkıyor. Sınıf ortamında öğrencilerine ders anlatır gibi harita üzerinden konuşuyor. Çoğu ekran gediklisinin yaptığı gibi dönüp dönüp aynı şeyleri anlatmıyor. Yeni ve orijinal bilgiler veriyor.

Türkiye üzerine örülecek olası senaryolar üzerine kafa yormasıyla tanıyorum desem yanlış olmaz. Ne zaman önüne videosu düşse can kulağıyla dinlerim.

Önüme düşen videolarından birini dinleyince irkildim desem yanlış olmaz.

Türkiye'nin NATO üyesi olmasının önemine dikkat çekiyor konuşmasında. Gelen füzelerin NATO imkanlarıyla düşürüldüğünü bunun önemli olduğunu, bir NATO üyesi ülkeye saldırı olduğunda o ülkenin bu şekilde korunduğunu, ayrıca NATO üyesi bir ülke diğer NATO üyesi ülkeye saldıramadığını söyledi.

Bazıları, Türkiye NATO'dan çıkmalı dese de bunun yanlış olduğunu, bir ülke çıkmadan kimsenin bir ülkeyi NATO'dan çıkaramayacağını, Trump'ın zaman zaman ABD'nin NATO'dan çıkacağını söylemesinin tesadüfi olmadığını, yıllardır alttan alta bu söylemin dillendirildiğini, ABD NATO'dan çıkarsa NATO'nun dağılacağını, çünkü NATO demenin ABD demek olduğunu, ABD'nin çıkması demek NATO'nun masrafının karşılanamayacağı anlamına gelir.

NATO dağıldıktan sonra yeni NATO 2.0 kurmayı düşündüklerini, bu yeni NATO kurulmasıyla İsrail'in ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin de bu yeni konsepte alınabileceğini ifade ediyor. Türkiye'nin dışarıda kalacağı bu yapıda, Türkiye Kıbrıs'ta işgalci durumuna düşürülebilir. Bu da Türkiye'nin Rum kesimi ve İsrail ile yani yeni NATO 2.0 ülkeleriyle karşı karşıya gelebileceği endişesini dile getiriyor.

Bu olası senaryoyu yabana atmamak gerek. Türkiye şimdiden tedbirini almalı. Çünkü 2025 yılında PKK elebaşı Duran Kalkan'ın "Dananın kuyruğu Kıbrıs'ta kopacak. Bakalım o zaman kimin başına ne gelecek" sözlerinin arkasında ABD ve İsrail'in olabileceğini söylüyor.

Sayın Yaycı, kısaca, NATO'nun dağıtılıp yeni kurulacak NATO'da Türkiye olmayacak. Bu durumda Türkiye İsrail ve Rum kesiminin hedefi haline gelecek diyor. Bu durumda Türkiye bir başına kalacak ve kendi göbeğini kendi kesecek.

PKK elebaşının daha yeni sayılabilecek bir tarihte Kıbrıs'ta dananın kuyruğunun kopacağını söylemesini de yabana atmamak lazım.

Açıkçası Yaycı'nın dile getirdiği bu senaryo beni endişelendiriyor. Zaten ABD ve İsrail; Mısır, Irak, Libya, Suriye, Lübnan derken İran'a yöneldi. İran'dan sonra oklar bize yönelebilir. Çünkü İsrail'in Siyonist politikası devam ediyor. Arzımev'ud'dan vazgeçmiş değil. Ülkemizin bir bölümü de onlara göre vadedilmiş toprak.

Tüm bunları dinleyince, bir ara Rauf Denktaş'ın oğlu Serdar Denktaş'ın, "Bizim üzerimizde bir şeyler pişiriliyor. Ama ne pişirildiğini bilmiyoruz. Anlamaya çalışıyoruz" sözü aklıma geldi. Görünen o ki dananın kuyruğu Suriye'den ziyade Kıbrıs'ta kopacak.

İnşallah bu senaryo gerçekleşmez. Endişe de yersiz olur.