30 Ağustos 2025 Cumartesi

Doğruya Doğru, Yanlışa Yanlış

O kadar gündem içerisinde gündem olmayı ya da gündem yapmayı ya da gündemde tutmayı çok iyi beceriyoruz.

Gündem olan konuları taraf olmadan enine boyuna konuşsak, olayı anlamaya çalışsak gam yemeyeceğim. Çünkü çözüm odaklı değiliz, üzüm yemeyi zaten sevmiyoruz. Olayı kişiselleştirmede de üstümüze yok. Vur abalıya deyip çullanıyoruz. Yeter ki birini gözümüze kestirelim. Gündem olan konuyu haklı göstermek için kişilerin geçmişine gidiyoruz. Bunun, bu ilk vukuatı değil, falan tarihte şunu dedi. Bak bak, daha neler yapmış neler deyip kişinin geçmişini ortaya döküveriyoruz. Maalesef toplumu germe gibi bir misyona bilerek veya bilmeyerek alet oluyoruz.

Kapalı yazmayı bırakıp, ne demek istediğimi kısaca açayım. Malumunuz bir göz doktorunun kendisine muayeneye gelen bir kız çocuğunu çıplak diye muayene etmediği videosu Türkiye gündemine oturdu.

Video üzerinden hemen ikiye bölündük. Doktor haklı, doktor haksız. Kimi doktoru yererken kimi de destek çıkıyor. Tarafımızı tuttuk. Vuruyoruz da vuruyoruz. Ne doktor yalnız ne de kız. Her iki taraf için destek açıklaması çığ gibi. Yaptığımız en iyi şey bu zaten.

Bu konunun üzerinde çok yazıldı, çizildi. Hâlâ da yazılıp çiziliyor. Üstelik bu olay üzerinden konu başka bir yöne evirildi. "Doktora bak doktora. Çıplak diye kızı muayene etmeyen doktorun 2010 yılında cereyan eden Mavi Marmara saldırısında yaralanan İsrailli askerleri tedavi ettiği ortaya çıktı". Bu ne yaman çelişki demeye getiriliyor.

Muayene olayını bir tarafa bırakıp gündeme getirilen bu olay üzerine birkaç kelam edeyim. Doktor beyin yaralı askerleri tedavi etmesi, bence eleştirilecek bir şey değil, aksine övünülecek ve takdir edilecek insani bir şey. Çünkü doktorun görevi insanı tedavi edip onu yaşatmaktır. Hastanın düşman-dost, erkek-kadın, dinli-dinsiz ve terörist olması fark etmez. Doktorun bu yaptığı, görevinin yanında hem insani hem vicdani hem de dini yönünü göstermesi bakımından önemlidir. Yine doktorun bu yaptığı eleştiriyi değil, takdiri hak eder.

Burada "Bu doktor, düşmanımız durumundaki askeri muayene ederken kendi kızımızı çıplak diye muayene etmedi. Doktora kızgınlığımız bundan" denebilir. Konuyu tekrar kanatma niyetim yok. Yalnız şunu söyleyeyim. Doktor İsrail askerini nasıl tedavi etmişse, doktorluğunun ve meslek etiği gereği bu kızı da muayene etmeliydi. İçine sinse de sinmese de bunu yapmalıydı. Muayenenin ardından babacan bir eda ile kızın çıplaklık durumuna değinebilir, ona nasihat edebilir, kıyafetini rahatsız edici bulduğunu söyleyebilirdi. Bunu yaparken yapılan görüşmenin kayda alınmasına izin vermezdi. Yapılan konuşmayı kızın kayda aldığını görmesine rağmen doktorun niçin muayene etmediğine dair konuşmaya devam etmesi yanlıştır.

Öğrendiğime göre anne kız muayene olmak için randevu saatlerinde polikliniğe girerler. Doktor, çıplaklık halinden dolayı muayene etmeyeceğini kıza söyler. Kız muayene odasından çıkar.

Doktor annesini muayene eder.

Ardından, kız yanında bir arkadaşı ile birlikte ellerinde telefonla muayene odasına tekrar girer. Kız, doktoru konuşturarak videoya alır. Hatta videonun başı, az önce bana çıplak demiştiniz değil mi diyerek doktoru konuşturur.

Kızın ikinci gelişinde doktoru kayda alıp bunu sosyal medyaya servis edeceği çok açık olmasına rağmen doktorun konuşmaya devam etmesi olacak şey değil. Belli ki kız, az önce kendisini muayene etmeyeceğini söyleyen doktoru konuşturmak suretiyle onu sosyal medyaya düşürmek istediği anlaşılıyor. Kızın bu niyeti olmasına rağmen doktorun kamera karşısında konuşması anlaşılır gibi değil.

Sonuç olarak, doktorun İsrailli yaralı askerleri muayene etmesi doğru. Kızı çıplaklık gerekçesiyle muayene etmemesi doğru değil. Kızın, doktorun kendisini muayene etmemesini hastane yetkililerine şikayet etme gibi kısa yol varken ikinci kez doktorun yanına girerek doktoru konuşturması, bunu kayda alması bilinçli bir harekettir ve doğru değil.

Ezcümle, insanın olduğu yerde hata ve yanlışlar olur. Önemli olan hata ve yanlışlardan ders çıkarıp tekrar etmemektir. Doğruya doğru, yanlışa yanlış deyip konuyu kapatmak lazım. Bu konuyu günlerce gündemde tutmak ve kutuplaşmak doğru değil. Çünkü toplumun kutuplaşmaktan ziyade huzura ihtiyacı var. Hele bu şekil kutuplaşmak ülkeye zarar verir.

Ha doğruya doğru, yanlışa yanlış bana göredir. Size göre nasıldır bilemem. Bunu en iyi siz bilirsiniz. 

29 Ağustos 2025 Cuma

Sosyal Medyanın Gizli Gediklileri

Sabah akşam sosyal medyadalar. Görüş ve bir duruş belirten bir paylaşım yapmaz bunlar. Yapanı varsa da gezi, ziyaret, cenaze türü paylaşımlar. Bir de kendi doğum gününü kutlayanlara cevap verirler. Başkasının doğum gününü de takip ederler. Uzun ömür dileklerini iletirler.

Bu tipler niçin bir duruşu ifade eden paylaşım yapmazlar. Bazıları renk vermek istemediğinden bazıları da iki kelimeyi yan yana getirip cümle kurmaktan aciz oldukları için olsa gerek.

Bunlar sosyal medyanın göbeğinde. Tüm paylaşımları okur. Ama hiç beğeni bırakmadan ve yorum yapmadan yani iz bırakmadan çıkarlar. Sorduğun zaman ben pek takip etmiyorum derler.

Bazıları da paylaşılan yazıları okurlar. Görüşüne yakın paylaşımları okudukları gibi görüşüne katılmadığı görüşleri de okurlar. Fikrine fikirle cevap vermezler. Görüşüne katılmıyorum. Doğrusu şu demezler. Çünkü diyecek cesaretleri ve öz güvenleri yok. Ama bu tiplerin yaptığı bir şey var. Evlere şenlik. Sana bir şey yazamayan bu tipler senin paylaşımına eleştiri getiren yorumları beğenirler. Yani bu tipler sosyal medyanın göbeğinde. Senin yazına yapılacak yorumları dakikası dakikasına takip ederler. Biri buna bir cevap yazsın da beğeneyim rolünü üstlenirler.

Yazdığın yazılara medeni cesaret gösterip güzel ve seviyeli bir üslupla eleştiri getirenlere eyvallah. Takdir ederim böylelerini. İlla beni destekleyecekler diye bir şey yok. Garibime giden, senin yazına iz bırakmayıp yorumlara varıncaya kadar didik didik okumaları ve o karşı görüşe beğeni bırakmaları.

Yanlış anlaşılmasın. Kişinin kendi görüşüne uygun yorum bırakmasına bir şey demem. Beğenebilirler. Bunda bir sıkıntı yok. Sıkıntı, senin sayfanın içinde yatıp kalkıyor. Sana olumlu, olumsuz bir şey demiyor. Yazına eleştiri getirene beğeni yapıyor.

Bu ne demektir biliyor musunuz? "Arkadaş, senin görüşüne, fikrine, zikrine katılmıyorum. Her ne kadar yazına bir iz bırakmasam da sana eleştiri getirene beğeni yaparak tarafımı seçiyorum. Yani ben seni tutmuyorum" demektir. Böyle yapacağına, sizin görüşünüze katılmıyorum diyemez mi? Diyemiyor işte. En azından sana eleştiri getireni beğenerek tarafımı belli ediyorum demektir bu.

Kısaca bu kişiler senin sayfamda, senin yazınla yatıp kalksın. Sana öte git, beri gel demesin. Teşbihte hata olmasın, açlıktan yiyecek arayan fare gibi karşı eleştirilere beğeni getirerek karnını doyursun.

Pes doğrusu. Pek bir şey anlamadım. Bu kafayı, niye taşırlar? Bu kafa yapısıyla amaçları nedir, inan anlamış değilim.

Sakın bunlar birkaç kişi falan demeyin. Az değil sayıları. Ama pek görünmez gibi yaptıkları için az görünürler.

Yazık, bu hayat böyle geçer mi? Yaşadıkları bu hayata hayat denirse tabi.

Bunları kıskanıyor değilim. Çünkü bunlar senin gizli hayranların. Bakmayın karşı tarafta durduklarına. Bunların amacı yazıma karşı yorum yazanlara destek vermek. Sana da "Senin yazını beğenmedim. Bunun göstergesi de sana cevap yazanı beğeniyorum. Ben de senin karşındayım demek istiyorlar galiba.

Niyetleri neyse de canları sağ olsun böylelerinin.

Bir Mahalleye mi Mensupsunuz?

Mahalle dendiği zaman belde, ilçe veya ildeki sınırları çizilmiş meskûn mahalle akla gelir.

Adres olarak kullanılır.

Her beş yılda yapılan mahalli seçimlerde bu mahallelere de muhtar seçilir.

Mahalle dendiği zaman aynı düşünce yapısına sahip insanlar topluluğu da akla gelir. İşte bu mahalle üzerinde duracağım.

Bu mahallenin sınırları belli değil. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna aynı düşünce yapısına sahip insanlar olur. Haliyle birden fazla düşünce ve ideoloji olduğu için farklı farklı mahallelerin olması da doğaldır. Laik seküler mahalle, dindar, mütedeyyin, İslamcı, muhafazakar mahalle gibi.
Bu mahalleler fikir dünyası çerçevesinde ayrışır. Siyaseten, dinen farklı düşünür. Giyim kuşam yönünden de farklı giyinir.

Siyasi partilerin kaleleridir bu mahalleler. Bir mahalle hangi siyasi partiyi desteklerse o parti için o mahalle çantada kekliktir. Aday iyi olsa da olmasa da seçimi kazanması bankodur. Çünkü mahallenin başka siyasi partiye yönelmesi mümkün değil.

İki ya da daha farklı mahalle mensuplarının bir arada yaşadığı yerlerde ise seçim ortadadır. Her seçimde oyunun rengini değiştiren seçmen kitlesi o mahallede bir siyasi partinin kazanmasında etkin rol oynar.

Mahallelerin sınırı olmasa da düşünce ve inanç yönünden diğer mahallelerle kalın çizgilerle ayrılır. Geçiş yapmak çok zordur.

Bu tür mahallelerde bir mahalle mensubunun fikir veya oyunun rengini değiştirmesi ya da dini yönden farklı düşünmesi düşünülemez. Çünkü döneklik kabul edilir. Karşı mahalleye şirin görünme addedilir. O yüzden, kimse içine sinse de sinmese de içinde bulunduğu mahalleye aykırı hareket edemez. Kazara farklı düşünse, bunu ifade etse mahalle baskısına maruz kalır. "Vay efendim, nasıl böyle düşünürsün" denir. Dışlanırsın. Mahallende yalnızlara oynarsın. "Bu, yakında karşı mahalleye geçer. Demedi demeyin" derler. Karşı mahallede ne işim var? Benim mahallem burada dersin. "Bu, hâlâ niye gitmedi. Bu kafa yapısıyla burada niye duruyor" derler. Karşı mahalleye çekip gitsen, "Bak, gitti. Dönek adammış" derler.

Yazıp çizmen, farklı görüş ileri sürmen, ben bu konuda şöyle düşünüyorum, beni böyle kabul edin demen bir şey ifade etmez. Yazına da karışırlar, bir şey demene de. Hayatı sana zindan ederler. Seni muhalif görürler. Değişti, çok değişti derler. Hasılı seni ne karşı mahalleye gönderirler ne de kendilerinden kabul ederler. Ne de olsa mahallenin sahibi ve kelek keseni onlar. İyi ve güzeli sadece onlar düşünür.

Anlatmak istediğim mahallelerde birey olmak bedel ister. Farklı düşünmek bedel ister. Onlara yanlış yapılıyor demek bedel ister. Bakışlarıyla seni boğarlar. Senden istenen mahallenin psikolojisine, atmosferine, dünya görüşüne ve hayat felsefesine uygun hareket etmek. Onların dümen suyuna girmek. İtiraz etmemek, eleştirmemek. Biz galiba yanlış yaptık, yapıyoruz dememek. Mahallenin düşüncesi ne ise onu savunmak.

Kısaca, mahallelerde inanç ve fikir özgürlüğü yok. Hoşgörü yok. Farklı fikre tahammül yok.

Huzur, rahat ve mutluluğun için mahallenin görüşleri dışına çıkmaman akıl sağlığın yönünden elzemdir. Durum bu iken mahallenin yaramaz çocuğu olma rolüne bürünmek hiç akıl kârı değil.

İnsan ne ondan ne de bundan ben hiçbir mahalleye ait değilim. Bu konuda mahallelerin görüşü beni tatmin etmiyor dese, mahallesiz kalır. Yani ya bizdensin ya da onlardan. Ortası yok. Ya o mahalleye giderek yanlışlara ortak olacaksın ya da kendi mahallende kalarak yalnızlara oynayacaksın. Ne mahallende kalarak yaranabilirsin ne de karşı mahalle sana kucak açar. Ben bu mahalledenim demeni de samimi bulmazlar. Yok yok. Sen o mahalledensin derler. Ne yapıp ne edip bir mahallede yer bularak o mahallenin bağnazı, kutuplaşma ve ayrışmanın figürü olacaksın. Mahallende ne pişirilirse onu yiyip onu çıkaracaksın. Sana biçilen rol bu. Yersen. Yemezsen, gerekirse acından öl. Ağlayanın bile olmaz.

Düşünün ki kendi mahallesindeki çocuğuna özgürlük vermeyen bu mahalleler tüm ülke yöne imine sahip oldukları zaman karşı mahalleye özgürlük verir mi? 

Ülkemizdeki mahallelik budur. Bu tür mahallenin, mahallemizin çocuğu ile bir alakası yoktur.