3 Mayıs 2026 Pazar

VPN Havamı İndirdi

Dilin kemiği yok isimli blogum aracılığıyla 2015 yılından beri yazıyorum. Bu yazımla birlikte şu ana kadar 5.825 yazı yazmışım.

Ne kadar yazı yazdığımı sayma imkanım ve zamanım yok. Bloğun istatikler bölümünden bloğumu kaç kişinin takip ettiğini, yazıp paylaştığım yazı ve yazılara yapılan yorum sayısını, ayrıca hangi yazımın ya da yazılarımın "şimdi, bugün, bu hafta, bu ay, üç ay, altı ay, yıllık, tümü" seçenekleri vasıtasıyla ne kadar okunduğunu da görebiliyorum. Ayrıca yazı ve yazılarımın "bugün, dün, bu ay ve geçen ay" kaç kişi tarafından okunduğu istatistiği de var.

Yine haftalık olarak kaç kişinin okuduğu ve yorum yazdığı istatistiğine de grafik olarak yer veriliyor. 

Grafiğin altında ise yayınlar bölümünde 10 tane yayımlanan yazımın haftalık kaç kişi tarafından okunduğu bilgisi yer alıyor. 

İstatistikler bölümünün en altında ise "Okunduğu yerler" bölümü var. Bu bölümün farkına sonradan vardım. Ara ara bakarım. Zira ilginç. Listenin ilk başlarında okunma sayısına göre ABD, Almanya, Finlandiya, Hollanda, Singapur, Fransa, Türkiye, Macaristan, Birleşik Krallık ve Diğer ülkeleri görünce, ilk başlarda ben neymişim be! Benim mütevazı sayfamın Okuyucu kitlesi ülke sınırlarını aşmış diyorum daha doğrusu diyordum. Okunan ülkeler sıralamasında Türkiye'yi 7.sırada görünce, bu ülke kıymetimi bilmiyor diyordum. Ben böyle diye durayım. 

İşin aslını öğrenince havam indi ama yapılacak bir şey yok. Bir süreliğine de olsa havaya girmek fena değilmiş bu arada. Sonrası havan iniyor ama olsun. Zira hava havadır. 

Meğer okuyucularım çoğu kendi ağları üzerinden değil de VPN adı verilen sanal ağ vasıtasıyla giriyormuş sayfama. 

Benim gibi bilmeyenler için 'VPN ne imiş bir bakalım. "VPN (Sanal Özel Ağ), internet trafiğinizi şifreleyerek ve IP adresinizi gizleyerek çevrimiçi gizliliğinizi koruyan, verilerinizi güvenli bir tünel üzerinden aktaran bir teknolojidir. Genel Wi-Fi ağlarında güvenliği sağlar, coğrafi kısıtlamaları aşar ve anonim gezinme imkânı sunar" (Al bakışı). 

Anlaşılan o ki insanımız sayfamı okurken ne olur ne olmaz diyerek yoğurdu üfleyerek yiyor. Kendi IP adresini gizleyerek VPN aracılığıyla sayfama giriyor. Bu duruma ne diyeyim. Akıllı insanlar vesselam. Ne de olsa Türkiye'de yaşadıklarını biliyorlar. Yine de alacakları olsun. Beni önce havaya girdirip sonra havamı indiriyorlar. Diyorum ki öğrenmek güzel de şu VPN'nin ne olduğunu öğrenmesem daha iyi olurmuş. Çünkü bir hava bir hava... İçinizde yaşar giderdim. 

Bloğumun istatistik bölümünü bu yazımda ele aldım. Gördüğünüz gibi bloğumun şu ana kadar ne kadar okunduğu, ne kadar yorum yapıldığı, kaç yazımın olduğu gibi bilgilere ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş. Blogum sağ olsun, benim adıma saymış da saymış. 

Bu istatistiki bilgi bir fıkrayı aklıma getirdi:

İsmet İnönü, Süleyman Demirel'e, "Yıllardır Meclistesin. Meclisin gediklisisin. Söyle bakalım, Mecliste kaç basamak var" sorusunu sormuş. Demirel bilmediğini söyleyince, İnönü, "İyi bir siyasetçi Mecliste kaç basamak olduğunu bilir" demiş. 

Birkaç gün sonra ikili yine karşılaşır. "Öğrendin mi basamak sayısını" diye sormuş İnönü. Demirel, "Elbette. Şu kadar basamak var" demiş. İnönü, "Doğru. O kadar basamak var. Basamakları nasıl öğrendin" diye sormuş. Demirel, "Kendim saydım" deyince, "İyi bir siyasetçi, bunu kendi saymaz, birine saydırırdı" demiş. 

Bol Yağmurun Sebep ve Hikmeti

Türkiye son 66 yılın en fazla yağış alan mevsimini yaşıyor. Gün geçmiyor ki yağmur yağmasın. Yazı ve kışı hep kurak geçen Konya, bu sene Karadeniz oldu dense yeridir.

Kuyu sularının iyice çekildiği, baraj sularının dibi gördüğü bugünlerde, susuzluk kapıda endişesini yaşatmaya başlamışken ardı arkasına yağan bu yağmurlar Hızır gibi yetişti. Haliyle yüzler gülüyor, belediyeler kara kara düşünmüyor.

Yıllardır böyle yağmurlar görmemiz normal değildi. Şimdi de normal değil ama bu normal olmayan yağmur yağışını pek sevdik. Toprağımız suya doydu. Susuz günler endişesi mi şimdilik öteledik.

Su hayattır. Susuzluk hayatı yaşanmaz hale getirir. Azı da sorun, fazlası da. En iyisi kararınca yağması.

Aylardır yağan bu yağmurlar inşallah barajlara gider ve barajları doldurur. Boşalan su havzalarını doldurur. Sel baskılarına sebebiyet vermez. Giderler vasıtasıyla boşa gitmez.

Temenni ederiz ki bu tür yağışları ülkemiz alsın. Toprak iyice kuruyunca son çare olarak yağmur duasına çıkmayalım.

66 yıldır bu şekil yağmayan yağmurların bu mevsim yağması ümit ederim ki doğal yolla olsun. Ne demek istiyorum? "İran'ın Birleşik Arap Emirliklerinde bulunan İsrail'e ait bulut tohumlama tesisini vurması sonucu, yağmurların bu derece arttığı" iddiaları sosyal medyada ve sanal alemde dolaşıyor. Çünkü yağmuru bu sene fazla alan ülke sadece biz değiliz. İran ve Irak da Türkiye gibi fazla yağış almaya başladı. Acaba İsrail bulut tohumlama tekniğiyle yağmurlarımızı bugüne kadar çalmış olabilir mi?

İddia ne derece doğru ve ne derece bilimsel bilmiyorum. Bu iddianın asılsız olduğunu iklim bilimci Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, "Bulut tohumlama tekniğini bilim insanları kuraklığı çözmek için denedi. Başarılı olmadı ve çöpe atıldı" şeklinde bilimsel cevap verse de işin içinde teknolojiyi çok iyi kullanan İsrail olunca ister istemez düşündürüyor. Bilim insanımız bu iddiayı reddetse de bu iddiayı doğru bulan insanımızın sayısı da az değil. Bilim insanımızdan bu sene bu derece yağmuru niye aldığımızın sebep ve nedenlerine de açıklık getirmesini isterdim. Bu iddia da bu vesileyle çürütülmüş olurdu.

Belki işin içinde olanlar bilirlerdir ama ben ve kamuoyunun ekseriyeti bu vesileyle "Bulut tohumlama" sistemini belki de ilk defa duymuş oldu. En azından ben ilk duydum. Wikipedi, bulut tohumlama hakkında, "yağış miktarını veya türünü değiştirmeyi, doluyu azaltmayı veya sisi dağıtmayı amaçlayan bir tür hava durumu değişikliğidir. Genel amaç, ya kendi adına yağmuru ya da karı artırmak ya da sonraki günlerde yağışların meydana gelmesini önlemektir." açıklamasına yer vermiş.

Yağmur ve karın doğal yolla yağmasını temenni ederiz. Dışarıdan doğal olmayan yollarla havaya müdahale edilmesi doğanın doğallığını da bozar, iklimi de. Son yıllarda ülkelerde ve bizde iklim değişikliği bakanlığının kurulması da dikkat çekici ve manidar.

Devamsız Vekillerin Durumu

TBMM'de emekli vekil ve aktif vekillik yapan bir vekilin, "Zihnimde siyaseti bitirdim. 2028'den sonra siyaseti bırakıyorum. Kimse bana bir gün bile siyaset yaptıramaz. Zaten Meclise pek gitmiyorum. Sadece genel başkanımın konuşmasını dinlemek için haftada bir uğruyorum" meyanında bir açıklaması dikkatimi çekti.

Vekilin bu açıklamasını pek yadırgamadım. Çünkü bu ülkede vekil olduğu halde geçmişte hiç Meclise uğramayıp vekilliği devam eden ve özlük haklarını alan vekiller bilirim. Bedrettin Dalan bu vekillerden biri idi.

Baştan söyleyeyim. Amacım siyaset yapmak, birilerine dokundurmak değil. Geçmiş ve şimdi olsun, vekillerin aldığı hem emekli vekil ve aktif vekil maaşında da değilim.

Garibime giden, Meclise uğramadığı halde yaptığı devamsızlıktan dolayı bir vekilin vekilliği niçin düşmez ya da düşürülmez? Yapılan devamsızlıktan dolayı maaşından niçin kesinti yapılmaz ya da maaşı kesilmez? Bir vekil kafasında aktif siyaseti bıraktığından dolayı Meclise uğramaya tenezzül etmediği için hesabına yatan maaşı nasıl içine sinerek harcar?

Vekilin Meclise uğramaması aslî görevini yapmaması anlamına gelir. Vekilin yaptığı bu devamsızlığı lise öğrencisi yapsa, öğrenci devamsızlığını doldurduğu zaman sınıf tekrarına kalır. Tekrarı halinde öğrencinin örgün eğitimle ilişiği kesilir, açık liseye kaydı yapılır.

Kamuda çalışan bir memur ve öğretmen bir mazereti olmadığı halde kesintisiz olarak görevine 10 gün gelmezse müstafi (istifa etmiş) sayılır. Bir yıl içinde kesintili olarak toplam 20 gün devamsızlık yaparsa devlet memurluğundan çıkarılma durumu söz konusu olur.

Özel sektörde çalışanın mazeretsiz devamsızlığında başına neler gelebileceğini zaten söylememe gerek yok.

Elbette vekillik devlet memurluğu değildir. Vekilin esnek çalışma durumu söz konusu olabilir. Mazereti olan, partisi ya da Meclis tarafından TBMM dışında görev verilen vekilin, Meclis çalışmalarına katılmamasına kimsenin bir diyeceği olamaz. Ama hiçbir mazereti olmadığı halde bile isteyerek aslî görevini yapmaya tenezzül etmemesi, buna bir yaptırımın olmaması ve bedel ödenmemesi olacak şey değil.

Burası muz cumhuriyeti olmadığına göre mutlaka vekillerin de çalışma usul ve esasları vardır. Meclise devam etmeyene bir müeyyide vardır. Ya müeyyide uygulanmıyor ya da uygulanan müeyyidenin vekili zor durumda bırakan bir yönü yok.

Siz ne derseniz deyin, vekilin keyfi olarak aslî görevine gitmemesinin makul bir izahı olamaz.

Görevleri arasında hepimizi bağlayan Anayasa çıkarmak, kanun yapmak olan kişilerin her şeyden önce Meclise devam gibi bir zorunluluğu olmalı. Bu yönüyle vekiller vatandaşa ve kamuda çalışanlara örnek olmak zorunda.

İstisnalar kaideyi bozmaz. Görevini hakkıyla yerine getiren vekillere sözümüz olmaz. Ama aslî görevini yapmayanların durumu, imam ve cemaat ilişkisine benzer. 657 sayılı DMK’yi çıkaran imam bunu yaparsa, kamuda çalışan cemaat neler yapmaz. Zira ele veriyorlar telkini, kendileri yutuyor salkımı.

Bir diğer husus, Meclise uğramayan vekilin durumu, işe gitmediği halde maaşını almaya devam eden ve özlük haklarını kullanan bankamatik memurlarına benziyor.