7 Şubat 2026 Cumartesi

Ramazan, Bindirme Ayı

Birkaç gün önce bir haber başlığı okumuştum. İçeriğine bakmadım. Çünkü verilmek istenen mesaj başlıktan anlaşılıyordu. Kısaca, "Ramazanda zam yok. Fiyatlar sabitlendi" diyordu.

Alışık olmadığımız güzel bir haberdi bu. Çünkü her ramazan öncesi fiyatlara bir güzel ayar geçilirdi. Demek ki esnaf insafa geldi. Bu ramazan eski sünnetlerini işlemeyecekler.

Ramazana 13 gün kala yoğurt ve yumurta alayım diye markete geçtim. Girerken de alacaklarımın önceki fiyatlarını zaten biliyorum. Fiyatlar da sabitlendiğine göre şaşıracağım bir durum yoktu.

Yumurtaya baktım. Üç aşağı beş yukarı aynı fiyat aralığında idi. Mandıra bölümüne geçerek her zaman aldığım yoğurt markasının fiyatına baktım. Daha önce 117 lira olan kese yoğurdunun fiyatı 143 TL yazıyordu.

Görevli yoktu başında. Gelmesi için bekledim. Gençten biri buyurun diyerek geldi. Delikanlı, bu yoğurdun fiyatı 117 değil miydi? Ne olmuş yoğurdun fiyatına böyle dedim. "Aynen öyle. Maalesef fiyat bu miktara çıktı. Sadece yoğurt değil, ürünlerin hepsine iğneden ipliğe zam geldi. Hem de öyle böyle değil" dedi. İki kilo yoğurt tarttırdım. Teşekkür edip ayrıldım. Diğer fiyatlara göz gezdirmedim.

İki kalem ürünün yanına bir de poşet ekledim. 450 lira tuttu.

Evimin yolunu tutup gelirken içimden konuşup geldim. Vay anasına. İyi ki fiyatlar sabitlenmiş. Bir de sabitlenmese halimiz haraptı. Fiyatların sabitlenmesi haberi, demek ki Konya'ya ait değilmiş. Artık hangi il ise. Ama yerel gazetede okuduğumu hatırlıyorum.

Eğer mandıra görevlisinin dediği gibi ise daha ramazan gelmeden fiyatlara öyle böyle değil, baya dokunulmuş. Ramazanda hiç dokunmalarına gerek yok. Bu da fiyatların sabitlenmesi demek esnafa göre.

Şu anlaşılıyor ki bu fiyatları kim belirliyorsa hiç insafları yok. Yine eski sünnetlerini işlemişler. Eski hamam eski tas. Tam gaz fırsatçılığa devam.

Sanırım kasım ve aralıkta birin altında çıkan enflasyon ocakta şaha kalkınca esnaf da fırsat bu fırsat. Nasılsa elimizde ileri süreceğimiz bir mazeret de var. Bize gün doğdu demiş olmalı. Ramazanın gelmesi de işin tuzu biberi. Zaten ramazanda zam yapmazsa bizim esnaf orucu rahat tutamaz. Tuttuğu oruç da kabul olmaz.

Merak ettiğim ne değişti? Güya dendiğine göre enflasyon düşüyor. Nasıl düşmeyse artık. Tamam yükselsin de makul yükselsin.

Sanırım kasım ve aralıkta birin altında çıkan enflasyon ocakta şaha kalkınca esnaf da fırsat bu fırsat. Bize gün doğdu demiş olmalı. Ramazanın gelmesi de işin tuzu biberi. Zaten ramazanda zam yapmazsa bizim esnaf orucu rahat tutamaz.

Her ramazan ayına girerken esnafın ya da piyasayı elinde bulunduranların bu açgözlülüğünü anlamak zor. Güya ramazan ayı fakiri anlama ayı. Tokun aç kimsenin halini anlama ayı. Dayanışma ve yardımlaşma ayı. Biz böyle biliyoruz. Ama görünen o ki ramazan birileri için fırsat ayı, bindirme ayı, vurma ayı, zam ayı. 

5 Şubat 2026 Perşembe

Meclis Göreve, Ramazan Sınıfa!

Emekliliğime ramak kaldı. Ramak demişsem daha 2,5 yıl var. Niyetim son gününe kadar çalışmak. Hatta mümkünse iki polis nezaretinde sınıflara veda etmek.

Devlet bu hakkı vermiş. Ben de bu hakkı son âna kadar kullanayım diyorum. 

Fakat gel gör ki öğrencisi, öğretmeni, idarecisi ve çevrem rahat durmuyor. Gel tezkere dercesine benim adıma gün sayıyorlar. Emekli oluversem adeta göbek atacaklar. Hızını alamayıp daha çalışın mı, emekli ol artık diyen de var. Sanırsın ki eğitimin önündeki engel benim. Ben emekli oluversem eğitim ve öğretimin tüm dertleri bitecek. 

Bence millet benim adıma gün saymayı ve gelin güvey olmayı bıraksa iyi olacak. Yarın şoka uğramaları işten bile değil. Zira sabah ola hayrola. Zamanın ne göstereceği bilinemez.

Sakın kendini darı ambarında görme. Dursan dursan 65'i beklersin. Sonra kapı dışarı ederler. Çünkü kanun var demeyin.

Ne belli, yarın bir siyasi duayenin Meclis grubunda, "Meclis göreve, Ramazan Sınıfa" demeyeceği. Çünkü büyüğümüzün devleti, milleti, ülkeyi düşünmekten ve hizmetten başka bir amacının olmadığı hepimizin malumu. Ne zaman ülkede bir sorun olsa taşın altına elini koyar. Mesele memlekette, gerisi teferruat deyip kolları sıvar. Yeter ki ülkenin bir sorunu olsun. Kim ne derse desin, kim ayıplarsa ayıplasın, Siyasi hayatına mal olsa bile işaret fişeğini gönderir.

İşte o zaman bilin ki ölünceye kadar sınıflardayım. Ölünce, öğretmen ve öğrencilerim omuzlarında taşıyarak mezara defnederler. 

Burada, sayın büyüğümüzün beni de memleketin bir meselesi göreceğine dair büyük umut taşıyorum. Ki bu konuda ona çok güveniyorum. Bilin ki çok yardımsever. Kimlere yardım etmedi ki benden yardımını esirgesin. 

İşte o zaman "Oh, emekliliği geliyor" diye el oğuşturanlar mahcup olacaklar. Demedi demeyin.

4 Şubat 2026 Çarşamba

Beslenmem Kızılay'dan

Şubat soğuğu dense de güneşli, güzel bir hava vardı bugün Konya'da. Bu güzel havanın tadını yürüyerek çıkarayım diye öğle vakti evden çıktım.

Zafer'e vardığımda kan verme zamanım geldi mi diye takvime baktım. 04.02.2026 tarihini görünce üç ayın dolmasına bir gün kalmış. Kan verebilirim deyip Zafer'deki Kızılay Kan Merkezine geçtim. İns cin top oynuyordu. Belli ki öğle arası. Saate baktım. Bir suları idi. Bir de geçmişe baktım. Bugün 1992 4 Şubatta ilk öğretmenliğe başladığım gün idi aynı zamanda. 

Hem vakit geçsin hem de başka bir yerde vereyim kanımı diyerek Hacı Veyiszade Camii önündeki standa yürüdüm. On dakika vardı mesaiye. Kültürpark'a geçerek güneş yüzüme gelecek şekilde bankta biraz oturdum.

Mesainin başlamasıyla birlikte kan standına girdim. Formu doldurup tansiyon ölçümü yapıldı. Kan numunem alındı. Doktorun onayını almak için beklerken görevli, "Hocam, beklerken bir soda içer misin" dedi. Zahmet olmazsa dedim. Hemen açıp verdi.

Ardından ismimin okunmasıyla birlikte doktorun yanına geçtim. Ben girmeden önüne gelen formu inceleyen doktor, "Kullandığın ilaçlar var mı?" sorusuna yazdığım ilaç isimlerini ve "her üç ayda kan bağışında bulunuyor musun?" sorusuna evet dememi uygun görmemiş olmalı ki benim adıma yeni bir form doldurarak "Şuraya ilaç ismi yazmayalım. Sadece tansiyon ilacı yazıp imzalayalım. Bir de her üç ayda kan verdiğin, sistemde görünüyor. Bu kısmı işaretlemene gerek yok" dedi. Diğer kimlik bilgilerimi de ben doldurdum. "Hocam, 65 yaşına kadar bu şekilde her üç ayda kan verirseniz, 70 yaşına kadar yılda bir kez olmak üzere kan vermeye devam edebilirsiniz. Onaylıyorum" dedi. Formu alarak boş bir koltuğa geçtim. 

Diğer kan verme esnasında onay verecek doktorlar kullandığım ilaçları yazdırır, yanına da paraf attırırdı. Bu doktorun yoğurt yiyişi belli ki diğerlerinden farklı. 

Çok beklemeden kanımı verdim. Kan verirken önceki sünnetimi tekrar işledim. Görevliden, zahmet olmazsa fotoğrafımı çekebilir misin" dedim. Sağ olsun çekiverdi. Çektiklerine "Bir bakın. Beğenmezseniz tekrar çekerim" dedi. Bakmama gerek yok. Teşekkür ediyorum dedim.

Kan verme işim bittikten sonra koltuktan kalkmadan önce kan vermek için herkese mihmendarlık yapan ve soğuk sıcak soda ikram eden yan taraftaki görevli, "Hocam, bir soda daha içer misin? Açayım mı" dedi. Bir zahmet. Yanında da Çokoprens yemem lazım. Zaten kanı da soda içmek ve Çokoprens yemek için veriyırum" dedim. Hafifçe gülümsedi. Elbette. İkramlar sınırsız. Afiyet olsun. Sodayı normal mi açayım, soğuk mu" dedi. Normal olsun dedim. "Ben aynı zamanda beslenmeni hazır edeyim. Giderken götürün" dedi. Hazırlayıp poşeti önüme koydu. 

Kızılay'ın değişmez ikramlığı Çokoprens'i maden suyuyla birlikte yiyip içtim. Elime, beslenmemi alıp çalışanlara kolay gelsin diyerek kan standından çıktım.

Kültür Park'a geçerek bankta az soluklandım. Bu arada ağır mı ağır olan beslenme poşetinin içinde ne ikramlığı var diye poşeti açıp baktım. İki Çokoprens ve iki adet birer litrelik "Kızılay Soğuk Çay Şeftali" yazılı içecek vardı.

Yanlış hatırlamıyorsam 22. kan idi Kızılay'a yaptığım kan bağışı. Bugüne kadar adına beslenme dedikleri ikramlığı ilk olsa gerek. Zira öncekilerde kan bağışı sonrası ya bir hediye verirlerdi ya da kan verenleri rutin maden suyu ve Çokoprens ikramı ile uğurlarlardı. Belli ki her kan veren, "bugün bol miktarda sıvı tüketin" uyarısına pek dikkat etmiyor olmalı ki en iyisi bu kan bağışında sıvılar bizden olsun deyip soğuk çay koymuşlar beslenme çantasına. 

Çayı soğuk değil, sıcak içsem de ikram ikramdır. Geri çevrilmez, bir içen bulunur. 

Doktorundan hemşiresine ve ikramlık hizmetini sunana varıncaya kadar tüm görevlilerin ilgi ve alakası her zaman olduğu gibi mükemmel idi. Her biri işinin ehli. Her bağışçı 1 pint (473 mililitre) kan bağışı yaparken Kızılay kan almada görevli olanlar ilgi, alaka, güler yüz ve içten davranışlarıyla adeta canlarını veriyorlar. Üzerine de ikramlığı esirgemiyorlar. İşi bitip gidene de "Üç ay sonra tekrar bekleriz" demeyi ihmal etmiyorlar. 

Elimde, beslenme çantamla birlikte Aziziye tarafına yürüdüm. Oradan Tarihi Buğday Pazarına geçtim. Yeni Larende Caddesi üzerinden yürüyerek ikindiyi yaptım. Millet Bahçesinde biraz güneşlenip eve geçtim.

Kısa günün kârı, güneşli güzel havada toplamda iki saat yürüyerek 11.869 adım atmışım. 7 km yol yapmışım. Bir kan bağışlayarak  iki maden suyu içmişim. üç Çokoprens'i ve iki soğuk çayı kapmışım. Kim yapar bir günde bu kadar ikramı? Öyle değil mi? 

Bu sayede üç kişiye de can olacağım. Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin. 

İkramlıklar ağzınızın suyunu akıtmışsa ve benim gibi sevinmek istiyorsanız ne yapacağınızı sanırım biliyorsunuz: Marş marş, bir Kızılay kan merkezine. 

Bir sevincim daha var. 65 yaşından sonra kan bağışımı kabul etmiyorlar diye kaç kişiden işitmiştim. Şurada 65'e ne kaldı derken, sağ olsun doktor, "Düzenli bağış yapmak suretiyle 70 yaşına kadar verebilirsin" dedi. Nasip artık.