3 Mart 2026 Salı

Yüzsüz Pazarcı

Limon alacağım. Birkaç tezgaha göz gezdirdim. Limonların görüntüsü pek hoşuma gitmedi. Girişin sağında gördüğüm limonlar daha iyiydi.

Girişteki tezgahtan alayım diye yürüdüm.

Tezgahın önünde alabildiğine görebildiğim limonlar adeta albeni diyordu. Parlak, sapsarı, hepsi aynı ebatta idi.

Tezgahın arkasına baktım. Ağırlıklı olarak bereli mat sarı.

Sulu mu diye tezgahın önündeki bir limonu elime alarak hafifçe yokladım. Elime aldığım limonun altındaki limonlar da sapsarı renkten ziyade mat sarı ve bereli. Pazarcı, tezgahın altını mat sarı limonla bir güzel istiflemiş. Üzerine tek kat sapsarı limon dizmiş. Poşete doldurup müşteriye vereceği önündekiler ise hepten mat sarı.

Belli ki limon satıcısı görüntüsü hoş, sapsarı olanları tezgahın önünde istif ettiği limonların üzerine birer tane koymuş. Bu görüntü albeni diyor. Müşteri sapsarı limona tavlanıyor, mat sarı poşete dolduruluyor.

Şaşırdım mı buna? Hayır. Bildik pazarcı esnafının en iyi yaptığı. Sabahtan üşenmemiş. Alt ve arka tarafa bereli olanları istiflemiş de istiflemiş.

Bu aşamadan sonra yapılacak bir şey yok. Geriye dönmek de yok. Alacağım zaten bir kilo. Alayım bu sahtekârdan dedim.

Delikanlı, bir kilo ver dedim. “100 liralık olsun mu” dedi. Olsun da hepsini şu mat sarı olanlardan değil de biraz da şu görüntüsü güzel, rengi sapsarı olanlardan doldur dedim.

Ne dese beğenirsiniz? Limonun dışını mı yiyeceksin? Ne yapacaksın dışındaki bereyi? Limonun içini yiyeceksin. Böyle göründüğüne bakma. İçi güzel. Bak bir tane keseyim, gör” deyip bir tanesini kesti. Kesmene gerek yoktu. Bereli olanın içi de aynı olabilir. Yalnız ön tarafa görüntüsü güzel olanları koyup arkadan bereli mat sarı vermen doğru değil. Madem içi hep aynı. Ön ve arkada iki tür limonu karışık istifleyebilirdin dedim.

Böyle dedim ama gel de bunu bu yüzsüz esnafa anlat. Sen ne dersen de. O bildiğini okuyor. Dediğimin tek faydası, doldurduğu mat limonların içine üst taraftan üç beş tane sapsarı olanlardan koydu. Parayı verip ayrıldım. Poşetteki limonlara nasıl vermiş diye bakmadım. Gelip mutfağa koydum.

Hoş, sair zamanlarda da limonla işim olmaz. Bazılarının yaptığı gibi su içer gibi limon sıkmam. İçini yemem. Hiç görmesem, limon yok mu demem. Bazen limon sıkmadım demeyeyim diye çorbanın içine birkaç damla damlatırım. Kısaca limonla muhabbetim yemeğe tuz koymak gibi.

Burada hâlâ pazardan alışveriş yapıyorsun. Kana kana bıkmadın mı denebilir. Böyle diyene el hak haklısın derim. Ger gör ki pazardan almam gereken bir şey için pazara girince, buradan markete gitmeye gerek yok. Şunu da alıvereyim diyorum bazen. Her aldığımda da pişmanlık duyarım. Bu sahtekarlıkla bizden bir cacık olmaz derim kendi kendime. Bu pazarcının diğerlerinden farkı yüzsüzlüğü.

Ramazan Mesaisi

Günümüzde ramazan ayı kış günlerine denk geldiği için çok uzun oruç tutulmuyor. Tutulan oruç uzun yaz günleri gibi zorlayıcı değil.

Eskiye oranla oruç tutan sayısında azalma olsa da ramazan iklimi bu toplumda yaşamaya devam ediyor. Kurumlarda ve okullarda azımsanmayacak oranda oruç tutanlar var.

Tutmak isteyen için bu mevsimde oruç zorlayıcı olmasa da sahura kalkma, ister istemez uykuyu bölüyor. Sahura kalkan çoğu kişide uyku problemi baş gösteriyor. Çoğu kimse işinde uykulu duruyor. Biraz oturma imkanı olan gözlerini yumup kestirmeye kalkıyor. Gözü uykuda olunca muhabbet ortamı da olmuyor, gözü kimseyi de görmek istemiyor. Hal hatır sormaya kalksan uykusuzum, uykuyu alamadım cevabı alıyorsun. Kısaca, öğrencisinde ve öğretmeninde bir uykulu hal var. Gözünü yummayan da derin düşünce içerisine dalıyor. Teşbihte hata olmazsa güz bülücü gibi kenar köşede pinekliyor.

Kısaca oruç tutanların çoğunda sahurdan kaynaklı bir uykusuzluk hali var. Aynı zamanda sabahtan akşama bir şey yiyip içememenin verdiği psikolojik bir açlık ve susuzluk hali var. Bu ikisi ister istemez mesaide efor düşüklüğüne sebebiyet vermekte.

Kendi adıma, tuttuğum oruçtan dolayı açlık ve susuzluk hissetmiyorum. Çünkü oruçlu olmadığım zamanlarda da sabah ve akşam olmak üzere zaten iki öğün yiyorum. Sadece yiyip içmemenin verdiği psikolojik bir durum söz konusu oluyor zaman zaman. Uyku problemi de yaşamıyorum. Oturunca bazen uyku hali baş gösterse de uykusuzluk da çok sorun değil benim için. Ama toplumun büyük çoğunluğunda bir uyuşukluk halini gözlemliyorum. Şen şakrak halimi gören de sen oruç tutmuyor musun dediği olur. Onlara göre oruçlu isen düşünüp duracaksın. Bu da bana ters.

Uykuyu alamıyorum, uykum bölünüyor deyip sahura kalkmayanlarda da sahura kalkamadım düşüncesi hakim oluyor. Yani sahura kalsa bir dert, kalkmasa bir dert.

Üstelik sorun sadece uykuyu alamama ve verim düşüklüğü değil. Mesaisi olmayan çoğu kişinin ya da mesaisi olduğu halde sahurdan sonra biraz yatanları bekleyen en büyük tehlike kilo alma ve göbeğin çıkması. Ramazanda kilo vereceğimiz yerde çoğumuz kilo alıyor. Çünkü iftarda yediğimiz envaiçeşit yemeği hareketsizlikten dolayı yatmadan önce eritemiyoruz. Tok halde yatağa yatıyoruz. Sahurda yiyip içmenin ardından yine tok yatağa giriyoruz. Tok halde yatmak kilo almak için birebir. En güzeli mideyi biraz eritmeden yatağa girmemek.

Çözüm nedir derseniz, ramazanda uyku problemini çözmenin ve işte verimli olmanın yolunun ramazan mesaisi olduğunu düşünüyorum. Ramazan mesaisi de bize yabancı değil. Bunun örneğini geçmişte büyüklerimiz uygulamış.

Küçükken hatırlarım. Geçimini çiftçilikle sağlayan eski insanlar, ekin harman işleri ramazan ayına denk geldiği zaman sahuru yapar yapmaz küçükler yatağa girerken, büyükler zifiri karanlıkta evinden çıkar, atı arabayı hazırlar, çifte çubuğa giderdi. Öğleye kadar çalışır. Öğle gibi istirahate çekilirdi. Böylece hem orucunu tutar hem de vücudu bitkin düşmezdi.

Tecrübeyle sabit bu mesaiyi pekala günümüzde de uygulamak mümkün. Ramazan ayına özgü olacak şekilde mesaiyi sahurdan sonra başlatıp öğle saat 14.00 gibi mesaiyi bitirmektir.

Çoğunluğun saat beşte sahuru yaptığı, imsakın da saat altıda başladığı düşünülürse mesaiyi 07.00-07.30'da başlatmak gerek. 14.00 gibi de herkes evinin yolunu tutar, iftara kadar istirahat yapar. Kadınsa iftarını hazırlar.

Bu dediğim hem büyükler hem de küçükler yani öğrenciler için uygulanabilir. Büyükler için olmasa da pekala okullar için düşünülebilir. Bu şekil giriş ve çıkışa, pekala ramazan Genelgesi içerisinde yer verilebilirdi. Bu mesainin oruçluya kolaylık kadar verimi de artıracağını düşünüyorum. 

2 Mart 2026 Pazartesi

Bağımsız Bir Ülkeyiz Demesin

Başka ülkelerde askeri üssü olan ülkeler:

ABD (51), Birleşik Krallık ve Rusya (13), Türkiye (12), Hindistan (6), Çin ve Fransa (5), İran (3), Avustralya, Almanya, İtalya, Singapur, Suudi Arabistan ve BAE (2), Bangladeş, Yunanistan, İsrail, Japonya ve Pakistan (1)

Wikipedia'dan aldığım bu istatistiklere göre başka ülkede en fazla üssü bulunan ülkeler; ABD, Rusya, İngiltere ve Türkiye.

Yine Wikipedia, bir ülkenin başka ülkelerde askeri üs kurmasını şöyle açıklar:

"Yurtdışında askeri üslerin kurulması, üssü kuran ülkenin o topraklarda ve çevresindeki ülkelere karşı askeri güçle baskı yapabilmesine olanak sağlar.

Büyüklüklerine, altyapılarına, konumlarının stratejik önemine göre lojistik, iletişim ve istihbarat desteği için kullanılabilirler".

Türkiye'nin 12 ülkeyle sıralamada 4. olması benim için sürpriz oldu. Çünkü bu kadar üssü olduğunu bilmiyordum.

Yalnız ister Türkiye ister başka ülke olsun, hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın, bir ülkenin bir başka ülkede askeri üs kurmasını doğru bulmuyorum. O ülkenin bağımsızlığına halel getirdiğini ya da getireceğini düşünüyorum. Çünkü bu, "Sen olmadan ben ülkemi koruyamam" anlamına gelir. KKTC benzeri ülkeleri istisna tutmak lazım. Çünkü kendi kendini koruyacak güçleri yoktur.

Merak ettiğim, başka ülkeye üs kurma, o ülkenin kendi iradesi mi yoksa üs kuran devletin dayatması mı? Özellikle ABD, Rusya ve Birleşik Krallık'ın kurduğu üslerin bir dayatma olduğunu, Türkiye gibi ülkelerin başka ülkelerde üs kurmasını ise karşılıklı istek ve diplomasi çerçevesinde olduğunu düşünüyorum.

Merak ettiğim bir başka husus daha var. Başka ülkelerde üssü olan ülkelerin kendi ülkelerinde de başka ülkenin üssü var. Bunu da anlamış değilim. Türkiye buna bir örnek. Türkiye 12 ülkede üs kurarken kendi ülkesinde ABD üsleri var. İncirlik en bilineni olsa da maalesef sadece bundan ibaret değilmiş. "CIA, 19 Kasım 1980 tarihinde hazırladığı belgede Türkiye’deki üs ve tesislere dikkat çekmiştir. Belge de ABD’nin Türkiye’de 40 üs ve tesisinin olduğu belirtilmiştir. Bunların 26’sının üs olarak kullanıldığı ifade edilmiştir. Bu üslerden Adana-İncirlik Hava Üssü ve İzmir-Çiğli Hava Üssünün en önemlileri olduğu belirtilmiştir. Stratejik konumundan ötürü Diyarbakır tesisinin SSCB’nin takip edilmesinde kritik önemine vurgu yapılmıştır. İran İslam Devrimi sonrasında, İran’da ABD tesislerinin kapatılması üzerine Türkiye’deki üs ve tesisler daha fazla önem kazanmıştır". (Soğuk Savaş Yıllarında Türkiye’deki ABD Üs ve Tesisleri, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi).

ABD'nin ülkemizdeki üs sayısı, Dergi'de bahsedildiği gibi CIA'ya göre 40 mı? Üs sayısı 1980'den bu yana arttı mı, azaldı mı bilmiyorum. Bildiğim, ülkenin kahir ekseriyetinin bu üssü istemediği. Buna rağmen ABD yerleşmiş. Daha doğrusu çökmüş. Bugün çıkarmaya kalksak bile ABD'nin çıkacağını sanmıyorum.

Bir an için diyelim ki ABD veya NATO üssünün ülkemizde olması, ülkenin dış saldırılara maruz kalması durumunda caydırıcı olur. Yalnız bildiğim kadarıyla İncirlik Üssü’nün Irak işgalinde Irak'a karşı kullandırılması söz konusu idi. Şayet tezkere geçseydi, bu Üs kullanılacaktı. Bu demektir ki kurulan bu üsler, üs kurulan ülkeden ziyade üssü kuran ülkenin çıkarlarına hizmet ediyor. İsrail ve ABD'nin İran'a savaş başlattığı günümüzde, İran'ı bombalayan uçaklar ve atılan füzeler, ABD'nin İran'ın komşu ülkelerindeki üslerinden yapılıyor. Bu savaşta Katar, BAE, Kuveyt vs. üslerinin kullanıldığı belirtiliyor. Bu demektir ki bir ülkede ABD'nin bir üssü varsa üssün menziline giren ülkeler ABD ile komşu sayılır. ABD üssüne komşu olan her ülke tehdit ve tehlike altındadır.

Yarın bu savaş biterse üssünü kullandıran ülkeler ile İran arasında husumet iyice derinleşecektir.

ABD çoğu ülkedeki üslerini kullanmak suretiyle savaşı daima başka ülkelerin toprağında yaptığı görülmekte.

İkinci dünya savaşından sonra özellikle ABD üslerinin tüm dünyayı gözetim altında tutmak ve kontrol etmek amacıyla çoğu ülkede kurulan bu üsler yeniden gözden geçirilmeli. Hiçbir ülke kendi toprağında ABD menfaatlerini koruma misyonunu üstlenmemeli. ABD'nin bu üsler sayesinde dünyaya nizamat vermesine çanak tutulmamalı.

Şu bir gerçek ki ABD'nin operasyonel gücü tüm dünyayı demiryolu ağları gibi üslerle örmesinden kaynaklanmaktadır. Ülkeler bağımsızız diyorsa ilk önce ülkelerindeki ABD üslerine yol vermelidir. Değilse, ABD, Rusya ve Birleşik Krallık üssü bulunan ülkeler bağımsızlıktan falan dem vurmasın.