20 Nisan 2026 Pazartesi

MEB Bakanı İstifa Etmeli mi?

Önce Şanlıurfa, akabinde Kahramanmaraş’ta meydana gelen okul saldırılarının ardından, bir kesim, “Bakan istifa” demeye başladı. Diğer kesim de “Dik dur, eğilme, bu millet seninle” hastagları açtı.

Normal şartlarda bu ülkede hemen hemen her alanda infiale sebebiyet veren bir olay vuku bulduğunda, siyasi sorumluluk gereği istifa edilmesi taraftarıyım. İlgili kişinin sorumlu olup olmamasına, suçlu olup olmamasına bakmadan istifa müessesesi bu ülkede işlemelidir.

Bir diğer husus da nasıl ki futbol maçlarında bir takım beklemediği bir mağlubiyet aldığı zaman bazı teknik direktörler mağlubiyetin faturasını hakeme çıkarırken, kendine güvenen bazı teknik direktörler, mağlubiyetin sorumluluğunu üstleniyorum açıklamasına yer verirler. Halbuki teknik direktör sahaya 11 futbolcu çıkarmış. Maçtan önce gerekli taktikleri vermiştir. Sahada futbolcular oynuyor. Futbolcular iyi oynamasa bile teknik direktörler mağlubiyetten kendilerine pay çıkarırlar. Futbolda böyle güzel örnekler varken niçin siyaset ve diğer alanlarda da olumsuzluklar vuku bulduğunda sorumluluğu üstlenmek olmasın. Bazen sorumluluk üstlenilir. Bakar ki olumsuzluklar peşi sıra gelmeye devam eder. Son çare istifa ediyorum denerek emaneten oturduğu koltuğu bir başkasına devreder.

Bu genel çerçeveden sonra okul saldırılarının ardından Milli Eğitim Bakanı’nın istifasını istenmesi doğru mu? Açıkçası doğru bulmuyorum. Çünkü bu saldırılarda istifayı gerektiren bir durum söz konusu değildir. Niçin? Çünkü okul saldırısı özellikle Kahramanmaraş saldırısı okul öğrencisi tarafından yapıldı. Öğrencinin çantasının içerisinde tabancayla geleceğini kim kestirebilir? Tüm öğrenciler içinde kitap ve beslenmesi olacak şekilde okula çantasıyla gelir. Bugüne kadar bu çantalar hiç aranıp kontrolden geçmez. Okulun girişinde özel güvenlik olsa bile aranmaz. Çünkü bilinir ki öğrencinin çantasında okul malzemesi olur. Bakmayın, bu saldırılar sonrasında öğrencilerin üst başının ve çantasının arandığına. Yarın bir veli, “Üstünün aranmasından dolayı çocuğum morar yönünden çöktü, psikolojik sıkıntıya girdi” şikayetiyle savcılığa başvursa, büyük ihtimalle öğrencilerin üst baş kontrolü yasaklanır.

Ha bu demek değildir ki öğrencinin okula ne getirdiği hiç kontrol edilmeyecek. Okul disiplin kurulunun alacağı kararla bazen sınıflarda kontrol yapılabilir, şüphelenilen çocuğun üstü başı ve çantası aranabilir.

Kısaca Kahramanmaraş saldırısında okula saldırı içeriden. İçeriden saldırıyı da önceden tespit edip müdahale edebilmek çok zordur. Çünkü hırsız içerideyse kapı kilit tutmaz misali, öğrenci görünümlü saldırganın saldırısını önceden kestirmek mümkün değildir.

Uzatmadan, Kahramanmaraş saldırısında Bakan’ın istifasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.

Okula saldırı dışarıdan olsaydı, o zaman okul girişinde güvenlik tedbiri alınmadığı ve okullara güvenlik verilmediği için Bakan sorumlu tutulabilir, istifaya davet edilebilirdi. Bu durumda Bakan’ın istifası uygun olurdu.

Hülasa, bu olay sonrasında “Bakan istifa”, “Bakan’ın yanındayız” demekten ziyade bundan sonra okullarda iç ve dış saldırı olmaması için bir önerimiz varsa buna dair öneriler sunalım. Çocukların daha güvenilir ortamlarda eğitim ve öğretim yapması için Bakan’dan tedbirler almasını isteyelim. Eksiklikleri, güvenlik zaafını ortaya koyalım. Hiçbir önerimiz yoksa susalım, ölenlerin ve yaralananların acısına ortak olalım. Aynı şekilde Bakan’ın yanındayız demeye de gerek yok. Her bakan gibi Bakan da üzerine düşen görevi yapacak. İstifa ve destek açıklamalarıyla kutuplaşmanın esiri olmayalım. Bu kutuplaşmayı gören saldırıya muhatap olan aileler, inanın, “Biz can derdindeyiz, bunlar ise post derdinde” der. Lütfen kayıkçı kavgamızı az ötede yapalım.

Okul Saldırılarının Ardından

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş illerimizde cereyan eden okul saldırıları devleti ve kurumları harekete geçirdi.

Okullarda güvenlik tedbirleri had safhaya çıkarıldı.

Her okula en az iki polis, polisin yeterli olmadığı yerde gece bekçisi görevlendirildi.

Sabah derse girerken tüm öğrencilerin üstü arandı, çantaları kontrol edildi.

Görünen o ki iki ilimizde vuku bulan menfur olay bize yetti de arttı. Artık yoğurdu üfleyerek yiyoruz.

Alınan bu tedbirler yeterli olur mu? Belki bazıları için caydırıcı olabilir. Ama tüm öğrencilerin girişte üzerinin ve çantasının yoklanması çoğu öğrencinin hoşuna gitmeyebilir. Kendilerinin potansiyel suçlu görüldüğü şeklinde anlaşılabilir ve içlerinde incinen çıkabilir, bazıları psikolojik sorun yaşayabilir.

Yüzlerce öğrencinin her sabah üstünün aranması zaman kaybına sebebiyet verebilir. Bu da ilk ders saatinin yarısının geçmesi demektir.

Tedbirler ve alınan güvenlik önlemleri ne kadar faydalı olacak, bunu zaman gösterecek. Temenni ederiz ki Kahramanmaraş saldırısı dışında okullarımız böyle menfur bir olayla bir daha karşılaşmaz.

Şu var ki okullarımızın çoğu Nasrettin Hoca'nın türbesi gibi. Kapı kapalı olsa da ihata duvarlarında atlayabilme durumu var. Birden fazla giriş ve çıkışı olan yerler var. Okul öğrencisi olduğu halde okula, öğrencilere zarar vermeyi düşünen bir öğrenci isterse bunu bir şekilde gerçekleştirebilir.

Yalnız bu iki okul saldırısı özel okullara yönelmeyi biraz artıracak. Okul saldırıları yola dehşete kapılan ve imkanı biraz yerinde olan anne ve babaların, daha güvenli diye özel okulları tercih edeceğini düşünüyorum.

Bir diğer husus da bekçi veya polisin her gün okulda nöbet tutması uzun vadede diğer zafiyetleri beraberinde getirecektir. Polis ve bekçilerin okullarda çalışarak normalin üzerinde çalışmak suretiyle esas işlerini aksatma durumu söz konusu. Mesela okullarda gündüz görevli olan bekçilerin gece görev yapabilmesi çok zor. Bir de bu şekil taşıma suyla değirmen dönmez. Gidişat, okullara özel güvenlik vermeye doğru gidiyor. Bu da okulların temizlik işini tam oturtamayan devletin ayrıca özel güvenlik görevlendirmesi bütçeye artı yük getirecektir.

Aslında okul ortamlarını daha güvenli yapmanın yolu, her okulun girişine X-Ray cihazlarının konması. Okulun mevcuduna göre birden fazla bu cihaz konabilir. Okula gelen öğrenci ve ziyaretçiler bu cihazdan geçirilebilir. Böylesi daha güvenli daha kolay olur. İnsan onurunu korumak olur.

X-Ray cihazlarının da bir maliyeti olur ama devlet bir defa masraf etmiş olur.

Vali'den İyi Bir Senarist Olurmuş!

Eski Tunceli Vali'si ile ilgili iddialar dudak uçuklatan cinsten.

İddialara göre oğlu, Gülizar isimli kız öğrenciye tecavüz etmiş, ardından öldürmüş.

İlginçlik bundan sonra başlıyor. Vali suçlu oğlunu koruma işini üstleniyor. Bunun için önce kıza dair ne kadar iz varsa onları karartıyor. Sim kartındaki bilgileri, hastane kayıtlarını, mobesa görüntülerini sildiriyor.

Bu kadarla yetiniyorum. Gülizar Doku'nun ailesini köprüye götürerek "Çocuğunuz intihar etti. Bu barajda onun cesedini size teslim edeceğim" diyor. Barajda hummalı bir çalışma başlatıyor. Ceset arama işi 220 gün sürüyor. Suyun altına dalgıçlar indiriyor. Kendisi de gemiye binerek yanındaki dalgıçlar suya atlarken hummalı çalışmayı videoya aldırarak bunu kamuoyuna paylaşıyor. Barajı iki defa boşalttırıyor.

Kısaca dönemin Valisi tecavüzcü katil oğlunu kurtarmak ve onu korumak için her türlü delili karartıyor. Aileye süretihaktan görünüyor. Kız intihar etmediği halde intihar etti açıklaması yaparak cesedi yanlış yerde aratıyor. Tüm bunları devletin imkanlarını ve yetkisini kullanarak yaptırıyor.

Vali'nin bu çabası sonuç veriyor. Tecavüze uğrayıp öldürülen Gülizar Doku, dosyaya kayıp olarak yazılıyor. Böylece oğlu ve suç ortakları olayın ardından altı sene geçmesine rağmen toplum içinde masum görüntüsüyle dolaşıyorlar.

Altı yılın ardından gelen itiraflar dosyanın seyrini değiştirdi. Bunun sonucunda başta Vali ve oğlu olmak üzere 10'un üzerinde gözaltı kararı verildi. Bundan sonra iddianamenin hazırlanması ve yargılanması süreci başlayacak. Umarım suçlu olanlar cezasını tam alır.

Bu olayda şimdilerde merkez Valisi olan dönemin Vali'si dikkatimi çekti. Vali'nin oğlunu koruma adına yaptıklarını görünce dedim ki Vali yanlış meslek seçmiş. Vali'den iyi bir senarist olurmuş. Çünkü Vali'nin oğlunu koruma adına yaptıkları şeytanın dahi aklına gelmeyecek orijinal şeyler.

Yazdığı senaryo beyaz perdeye uyarlanır. Senaryodan dolayı film kapalı gişe rekorları kırardı. Senarist de bundan payını alır, paraya para demez, kısa yoldan köşeyi dönerdi. Yazdığı bu senaryodan dolayı ceza alıp hapse girmezdi. Bey gibi yaşar giderdi.