4 Mayıs 2026 Pazartesi

Hısım mı, Hasım mı?

Fî tarihinde bir kız çıkarma düğününe katıldım. Düğün sahibi karşıladı. Hal hatırdan sonra hayırlı olsun deyip bir kenara çekildim. Konvoyun gelmesini beklemeye koyuldum. 

Konvoyun gelmesini beklerken eş, dost, yakın ve uzak akrabayla görüşme imkanım oldu. 

Düğün ve cenazelerde insanların iyi ve kötü gününde yer alıp gönüllerini almanın yanında aynı zamanda epeydir görüşmediğin kimselerle de kısa süreliğine de olsa muhabbet etme imkanın oluyor. 

Hal hatırın ardından meşhur bir iki firmanın konkordato ilanına geldi konu. Ardından başka iflasa sürüklenen tanıdıklarından bahsetti bir tanesi. 

Konvoy geldi. Kızı çıkardık. Yemeğe geçtiler. Bizim yemek düşüncemiz olmadığından konvoyu takip etmedik. Hanımların evden inmesini bekliyoruz. Kız evi de yemeğe gitmeyeceği için acele etmedik. 

Az önce iflaslardan bahsedince yanımdaki akrabam, hanımı tarafından bir hısmını gösterdi. "Görüşelim dedim ama hiç oralı değil, bak, orada oturuyor, yanıma bile gelmedi" dedi. 

Ne konuşacaksın dedim. Başladı anlatmaya. 

“Zamanında yeni bir iş yeri açtı. İşleri iyi gitmedi. Geldi yanıma kredi çekelim senin üzerinden. Ben öderim dedi. O zamanlar ben, bin lira alırken kredi ödemesi taksiti 1200 lira idi. Ödemedi. Üzerime kaldı. Mecburen ödemek için evde biriktirdiğim 38 çeyrek altını bozdurup kredi borcunu kapattım. Yiyecek ekmeğe muhtaç oldum o zamanlar. O zamandan bu zamana tek kuruş ödemedi. Şimdi burada sanayide çalışıyor. Altına da araba çekmiş. Bir gün yanıma gelip de şu benim borcumun bu kadarı demedi. Zoruma giden de bu” dedi. 

38 çeyreği kabataslak hesapladım. 418 bin lira yapıyor. Aradan kaç yıl geçmiş. Ödeme niyetinde olsa ayda bir çeyrek parası verse şimdiye çoktan bitirirdi. Demek ki ödeme gibi bir niyeti yok. Babası bile maaşından her ay biraz verse borç çoktan kapanırdı dedim. 

İnsan batabilir ama kendisiyle beraber akrabasını da aşağıya çeker mi? Altına araba çekinceye kadar pekala borcunun bir kısmını ödeyebilirdi. Demek ki ödememek üzere almış. Böylelerinden hısım değil, olsa olsa hasım olur. 

Hasılı, kız çıkarmaya gittiğim düğün evinde, kaşla göz arasında çare bulamayacağım ve çare olamadığım dert dinlemiş oldum. Belli ki herkesin acıklı bir hikayesi var. Bu devirde Allah kimseyi ne borçlu ne alacaklı yapsın. 

Petrol Zenginiyiz Sanki

Dünya piyasasında petrolün varilinin yükselmesiyle birlikte kısa süreliğine de olsa dizel 86 liraya kadar çıkmıştı. Bu zaman diliminde pahalı diye bazılarımız kontağı kapatıp arabaya binmez, çarşı pazardaki araç yoğunluğu da biraz nefes alır diye düşündüm. 

Düşündüğümle kaldım. Çünkü gözlemlerime göre trafikteki araç sayısında gözle görülür bir azalma olmadı. Kendi kendime, yakıt, değil 86 lira, 886 lira da olsa biz arabaya binmekten vazgeçmeyiz. 

Çarşı, pazar, cadde ve sokaklardaki araç yoğunluğunu gören de bu ülkenin ekonomik refah seviyesi çok iyi, fert başına düşen milli geliri yüksek, vatandaşın para pul gibi bir derdi yok, bir eli yağda diğeri balda. Cebindeki fazla parayı harcamaya çalışıyor sanır. Bu durumu Fatma Barbarosoğlu, "Dünyanın en birinci petrol üreticisi ülke bizmişiz gibi herkesin altında bir otomobil!" var diyor.

Yanlış anlaşılmasın. Ev ve araba aslî ihtiyaçlardandır. Herkesin evinin önünde arabası olsun. İstediğim, arabam var diye olur olmaz binilmemesi. Yerinde, zamanında ve kıvamında binilmesi. Arabanın zorunlu hallerde kullanılması.

Fakat görünen o ki parası olan da biniyor arabaya, parası olmayan da. 

Sokak ve caddede gördüğümüz araçların içi dolu olsa eh diyeceksin. Çoğunda tek kişi seyahat ediyor. Çünkü bizde araç işe gidip gelmek için kullanılıyor. Haliyle mesai başlayacağı ve mesai bitimi araç yoğunluğundan yollarımız çekmiyor. Bizde bu anlayış oldukça yeni yeni yollar açılsa yine kafi gelmez. Çünkü bizde toplu taşımaya binme kültürü pek yok. Bisikletle işe gidip gelme pek az. Yürüyerek gideni ara ki bulasın. 

Hatta işine bisikletle gidip gelen, toplu taşımayı kullanan ya da yürüyerek giden insan bizde garip karşılanıyor. "Senin araban yok mu? Niye arabana binmen. Binmeyip para harcamayıp biriktirdiğini öbür dünyaya mı götüreceksin" denerek ayıplanıyor.

Herhalde dünyada bizim kadar arabasına binen başka bir millet yoktur. Berlin'de bir hafta boyunca kaldığım dairenin balkonundan parktaki araçlara baktım. Sabahleyin parktan ya bir ya iki araç çıktı. Almanların ekonomik durumu bizden iyi olmasına rağmen işe giderken arabadan ziyade toplu taşımayı tercih ediyor. Bundan dolayı ki 4 milyon nüfuslu Berlin'de caddelerde fazla araç yoğunluğu yok. 

Rahatımızdan hiç ödün vermeden petrol zengini ülke gibi bu arabaya binme lüksümüzü görünce biz iflah olmayız diyorum. 

3 Mayıs 2026 Pazar

VPN Havamı İndirdi

Dilin kemiği yok isimli blogum aracılığıyla 2015 yılından beri yazıyorum. Bu yazımla birlikte şu ana kadar 5.825 yazı yazmışım.

Ne kadar yazı yazdığımı sayma imkanım ve zamanım yok. Bloğun istatikler bölümünden bloğumu kaç kişinin takip ettiğini, yazıp paylaştığım yazı ve yazılara yapılan yorum sayısını, ayrıca hangi yazımın ya da yazılarımın "şimdi, bugün, bu hafta, bu ay, üç ay, altı ay, yıllık, tümü" seçenekleri vasıtasıyla ne kadar okunduğunu da görebiliyorum. Ayrıca yazı ve yazılarımın "bugün, dün, bu ay ve geçen ay" kaç kişi tarafından okunduğu istatistiği de var.

Yine haftalık olarak kaç kişinin okuduğu ve yorum yazdığı istatistiğine de grafik olarak yer veriliyor. 

Grafiğin altında ise yayınlar bölümünde 10 tane yayımlanan yazımın haftalık kaç kişi tarafından okunduğu bilgisi yer alıyor. 

İstatistikler bölümünün en altında ise "Okunduğu yerler" bölümü var. Bu bölümün farkına sonradan vardım. Ara ara bakarım. Zira ilginç. Listenin ilk başlarında okunma sayısına göre ABD, Almanya, Finlandiya, Hollanda, Singapur, Fransa, Türkiye, Macaristan, Birleşik Krallık ve Diğer ülkeleri görünce, ilk başlarda ben neymişim be! Benim mütevazı sayfamın Okuyucu kitlesi ülke sınırlarını aşmış diyorum daha doğrusu diyordum. Okunan ülkeler sıralamasında Türkiye'yi 7.sırada görünce, bu ülke kıymetimi bilmiyor diyordum. Ben böyle diye durayım. 

İşin aslını öğrenince havam indi ama yapılacak bir şey yok. Bir süreliğine de olsa havaya girmek fena değilmiş bu arada. Sonrası havan iniyor ama olsun. Zira hava havadır. 

Meğer okuyucularım çoğu kendi ağları üzerinden değil de VPN adı verilen sanal ağ vasıtasıyla giriyormuş sayfama. 

Benim gibi bilmeyenler için 'VPN ne imiş bir bakalım. "VPN (Sanal Özel Ağ), internet trafiğinizi şifreleyerek ve IP adresinizi gizleyerek çevrimiçi gizliliğinizi koruyan, verilerinizi güvenli bir tünel üzerinden aktaran bir teknolojidir. Genel Wi-Fi ağlarında güvenliği sağlar, coğrafi kısıtlamaları aşar ve anonim gezinme imkânı sunar" (Al bakışı). 

Anlaşılan o ki insanımız sayfamı okurken ne olur ne olmaz diyerek yoğurdu üfleyerek yiyor. Kendi IP adresini gizleyerek VPN aracılığıyla sayfama giriyor. Bu duruma ne diyeyim. Akıllı insanlar vesselam. Ne de olsa Türkiye'de yaşadıklarını biliyorlar. Yine de alacakları olsun. Beni önce havaya girdirip sonra havamı indiriyorlar. Diyorum ki öğrenmek güzel de şu VPN'nin ne olduğunu öğrenmesem daha iyi olurmuş. Çünkü bir hava bir hava... İçinizde yaşar giderdim. 

Bloğumun istatistik bölümünü bu yazımda ele aldım. Gördüğünüz gibi bloğumun şu ana kadar ne kadar okunduğu, ne kadar yorum yapıldığı, kaç yazımın olduğu gibi bilgilere ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş. Blogum sağ olsun, benim adıma saymış da saymış. 

Bu istatistiki bilgi bir fıkrayı aklıma getirdi:

İsmet İnönü, Süleyman Demirel'e, "Yıllardır Meclistesin. Meclisin gediklisisin. Söyle bakalım, Mecliste kaç basamak var" sorusunu sormuş. Demirel bilmediğini söyleyince, İnönü, "İyi bir siyasetçi Mecliste kaç basamak olduğunu bilir" demiş. 

Birkaç gün sonra ikili yine karşılaşır. "Öğrendin mi basamak sayısını" diye sormuş İnönü. Demirel, "Elbette. Şu kadar basamak var" demiş. İnönü, "Doğru. O kadar basamak var. Basamakları nasıl öğrendin" diye sormuş. Demirel, "Kendim saydım" deyince, "İyi bir siyasetçi, bunu kendi saymaz, birine saydırırdı" demiş.