21 Mart 2026 Cumartesi

NATO 2.0

Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, Türkiye'nin yetiştirdiği ender değerlerden biri.

Hem konusunun uzmanı hem de düşünen bir beyin.

Değişik kanallarda yaptığı konuşma videoları önüme düşer bazen.

Ekranlara çıkmadan önce konusuna enine boyuna hazırlanarak çıkıyor. Sınıf ortamında öğrencilerine ders anlatır gibi harita üzerinden konuşuyor. Çoğu ekran gediklisinin yaptığı gibi dönüp dönüp aynı şeyleri anlatmıyor. Yeni ve orijinal bilgiler veriyor.

Türkiye üzerine örülecek olası senaryolar üzerine kafa yormasıyla tanıyorum desem yanlış olmaz. Ne zaman önüne videosu düşse can kulağıyla dinlerim.

Önüme düşen videolarından birini dinleyince irkildim desem yanlış olmaz.

Türkiye'nin NATO üyesi olmasının önemine dikkat çekiyor konuşmasında. Gelen füzelerin NATO imkanlarıyla düşürüldüğünü bunun önemli olduğunu, bir NATO üyesi ülkeye saldırı olduğunda o ülkenin bu şekilde korunduğunu, ayrıca NATO üyesi bir ülke diğer NATO üyesi ülkeye saldıramadığını söyledi.

Bazıları, Türkiye NATO'dan çıkmalı dese de bunun yanlış olduğunu, bir ülke çıkmadan kimsenin bir ülkeyi NATO'dan çıkaramayacağını, Trump'ın zaman zaman ABD'nin NATO'dan çıkacağını söylemesinin tesadüfi olmadığını, yıllardır alttan alta bu söylemin dillendirildiğini, ABD NATO'dan çıkarsa NATO'nun dağılacağını, çünkü NATO demenin ABD demek olduğunu, ABD'nin çıkması demek NATO'nun masrafının karşılanamayacağı anlamına gelir.

NATO dağıldıktan sonra yeni NATO 2.0 kurmayı düşündüklerini, bu yeni NATO kurulmasıyla İsrail'in ve Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyetinin de bu yeni konsepte alınabileceğini ifade ediyor. Türkiye'nin dışarıda kalacağı bu yapıda, Türkiye Kıbrıs'ta işgalci durumuna düşürülebilir. Bu da Türkiye'nin Rum kesimi ve İsrail ile yani yeni NATO 2.0 ülkeleriyle karşı karşıya gelebileceği endişesini dile getiriyor.

Bu olası senaryoyu yabana atmamak gerek. Türkiye şimdiden tedbirini almalı. Çünkü 2025 yılında PKK elebaşı Duran Kalkan'ın "Dananın kuyruğu Kıbrıs'ta kopacak. Bakalım o zaman kimin başına ne gelecek" sözlerinin arkasında ABD ve İsrail'in olabileceğini söylüyor.

Sayın Yaycı, kısaca, NATO'nun dağıtılıp yeni kurulacak NATO'da Türkiye olmayacak. Bu durumda Türkiye İsrail ve Rum kesiminin hedefi haline gelecek diyor. Bu durumda Türkiye bir başına kalacak ve kendi göbeğini kendi kesecek.

PKK elebaşının daha yeni sayılabilecek bir tarihte Kıbrıs'ta dananın kuyruğunun kopacağını söylemesini de yabana atmamak lazım.

Açıkçası Yaycı'nın dile getirdiği bu senaryo beni endişelendiriyor. Zaten ABD ve İsrail; Mısır, Irak, Libya, Suriye, Lübnan derken İran'a yöneldi. İran'dan sonra oklar bize yönelebilir. Çünkü İsrail'in Siyonist politikası devam ediyor. Arzımev'ud'dan vazgeçmiş değil. Ülkemizin bir bölümü de onlara göre vadedilmiş toprak.

Tüm bunları dinleyince, bir ara Rauf Denktaş'ın oğlu Serdar Denktaş'ın, "Bizim üzerimizde bir şeyler pişiriliyor. Ama ne pişirildiğini bilmiyoruz. Anlamaya çalışıyoruz" sözü aklıma geldi. Görünen o ki dananın kuyruğu Suriye'den ziyade Kıbrıs'ta kopacak.

İnşallah bu senaryo gerçekleşmez. Endişe de yersiz olur.

Bazılarındaki Rahatlık Bende de Olsun İsterdim

Sitenin temiz su ve bir bloğun pis su borularını değiştirmek için bir tesisatçı ile iki taksit halinde ödemek üzere anlaştım. 

Üç tane genç geldiler. Beş gün çalışarak işimizi gördüler. 

Site sakinlerine de ilk taksidin şu tarihe kadar ödenmesini duyurdum. 

Bloğun bir tanesi çok duyarlı. Günü gelmeden bloklarına düşen miktarı topluca ödediler. 

Diğer iki blok ise akşam biri, sabah biri olacak şekilde tek tek getirdiler. Yine de eksik vardı. Çünkü üç kişiden dönüş olmadı.

Tesisatçıya, az eksik. Diğer ay hepsini tamamlasam olur mu dedim. "Problem değil ama tam olsa daha iyi olur. Çünkü malzemeciye ödeme yapacağız" dedi.

Hayatta ne alacağımı istedim ne de borcumu istettim. İsteme ve istetme özelliğim olmayınca, gerildim. Ne zaman gerilsem başıma ağrı girer. 

Ne yapayım ne edeyim derken ödeme yapmayan üç kişiyi utana sıkıla aradım. Cumartesi idi günlerden. Bir tanesi, şuradan bankadan çekip geleyim dedi. Bir diğeri, pazartesi göndereyim dedi. Öbürü, iban gönder, göndereyim hemen dedi.

Pazartesi göndereyim diyene şaşırdım. Şimdi göndersen olmaz mı, ödeme yapacağım dedim. Pazartesiden önce gönderemezmiş. İşin garibi pazartesi ne maaş ne de ek ders günü. Daha önceki mesajlarımda ödeme tarihini yazmıştım dedim. Telefonum bozuk olduğu için bana görünmedi dedi. Buna da hiç olmadığı kadar elim mahkum inandım. 

Bari diğer ikisinden alayım. Geri kalanı da cebimden karşılarım diye bankadan çekip geleyim diyene eşlik ettim. Beraber gidelim. Bir başkası da ibana gönderecek. Bu vesileyle onu da çekip geleyim dedim. 

Yol boyunca ibana şimdi para gelecek hemen gelecek diye bekledim durdum. Olmadı, banka şubesine girerek paranın gelip gelmediğine baktım. Çekilen parayı aldıktan sonra bankanın önünde ağaç olacak kadar bekledim. Para gelmedi. Tek kişiden aldığımla yetindim. 

Eve geldikten nice sonra ibana para geldi. Mecburen tekrar bankaya gittim. 

Dönüşte tesisatçıların işi bitirdiğini gördüm. Cebimden de ilave ederek ilk taksidin borcunu ödedim. Ödeyince rahatladım. Rahatlayınca başımın ağrısı da yavaştan geçmeye başladı. 

Bu ayı atlattım. Öbür aya Allah kerim dedim. Yürüyüşümü yapayım diye kendimi çarşıda buldum. 

Öbür ayda yine bir kazaya kurban gitmeyeyim diye ödeme tarihini ve miktarını mesaj yoluyla bildirdim. Bayram öncesi hem tesisatçılara hem de temizlik görevlisine ödemeyi yapayım istedim. 

Ödeme gününe bir gün kala mesaj yoluyla tekrar hatırlattım. Sorumluluk ve duyarlılık sahibi bloğumuz ödemeyi sektirmeden yine topluca verdi. Diğer iki blok ise yine bildiğim gibiydi. Peyderpey gelmeye devam etti. Varsın peyderpey olsun. Yeter ki gelsin dedim. 

Paranın damladığını görünce tesisatçıyı aradım. Yarın uğrarsanız emaneti takdim edeyim. Gelip gelmeyeceğinizi haber verin dedim. Gelenin üzeri eksik olursa kendi hesabımdan çekip vereyim diye düşündüm. 

Ödeme yapacağımı tesisatçılar hiç beklemiyormuş. "Tatil öncesi çok hora geçecek. Bize ilaç gibi geldi. Öyle, bayram alışverişini nasıl yapacağız diye kara kara düşünüyorduk" dediler. 

Ertesi de ara tatil başlangıcı olunca sahura kadar yatmadım. Sahur sonrası uykuya daldım. Bu yatışla öğleye kadar mışıl mışıl uyurum dedim. 

Benim evdeki hesap çarşıya uymadı. Sabah 09.30'da tesisatçı aradı. Hocam, biz işteyiz. Parayı almak için falan gelse olur mu" dedi. Olur dedim. 

İyi de ne zaman gelecekti. Üstelik daha bir 30 bin açık vardı. Bundan sonra uyu da göreyim. Eleman gelince para hazır olsun diye üzerimi giyinip bankanın yolunu tuttum. Çünkü eleman belki hemen gelirdi. 

Yolda giderken birkaç defa İnternet bankacılığına girdim. Çünkü birinin de 153 bin civarında olan tapu harcını yatırmıştım. O baba dört taksitte ödeyecekti. O da sabah 09.00'da yatıracaktı. Bu vesileyle hesabımda ne kadar para varsa çekecektim. Çünkü ayrıca bir başkasına 45 bin ödemem vardı. 

Haftanın ilk iş günü olduğundan mıdır, her zaman sakin olan banka tıklım tıklımdı. Bir 45 dakika sıranın bana gelmesini bekledim. Beklerken harç parası şimdi yattı, yatacak derken dönüp dönüp İnternet bankacılığına girdim. Yatmadı yatmadı. 

Bu durumda yapılacak bir şey yok. Para yatınca tekrar gelip çekecektim. 

Sıra geldi. Olan parayı çektim. Siteden toplanan paranın üzerine 30 bin de ben koydum. Poşetin içine koyup elemanın gelmesini beklemeye koyuldum. 

Anlaşılan gelmeyecek. Bari biraz uyuyayım diye üzerimi çıkarıp uzandım. Öğleye doğru geldim diye telefon geldi. Aşağıya inip poşetin içinde emaneti verdim. 

Bundan sonra uyku tutmaz diye üzerimi giyinip çarşıyı dolaşmaya çıktım. Dolaşsam da tadı yoktu. Çünkü beklenen alacaklar bir türlü gelmedi. Eldeki olanı verdim. Gelirse borcumu ödeyip diğer ihtiyaçlarımı gidereceğim. 

Çarşıdan eve yaklaşırken site sakinlerinden bir bir telefon geldi. Üç dört kişiden daha aldım. Cebim para görünce, temizlik görevlisine, gel senin de ödemeni yapalım dedim. "Abi, daha vermeyen var. Dursun benimki" dedi ama bayram öncesi onu da gönüllendirdim. 

Adına harç parası yatırdığım ise bankalar kapandıktan sonra nihayet yatırdı. İş yoğunluğundan unutmuş. 

Para yatınca 45 bin borcum olanı aradım. Yarın geçerken uğrarsanız parayı vereyim diye. 

Ertesi gün ilk işim tekrar bankaya gidip parayı çekmek oldu. Akşama doğru ödememi yapınca borcum kalmadı. Rahatladım. Kuş gibi hafifledim. 

İşin garibi son ödeme tarihinin ardından 6 gün geçti. Ödeme yapmayan iki kişi kaldı. Üzüldüm. Anlaşılan mesaj yeterli gelmiyor, aranmak istiyorlar. Aramayacağım. Bakalım, bizim biraz borcumuz vardı, onu getirdik diye ne zaman kapımı çalacaklar?

Şu var ki borcunu ödemeyen iki kişiye hayran kaldığımı ifade etmek isterim. İsterim ki bunlardaki rahatlık bende de olsun. Çünkü ben değil, benden alacaklılar kara kara düşünsün. Onların kafasına baş ağrısı girsin. 

20 Mart 2026 Cuma

Çoğu Ev Hanımlarının Dünyası

Geleneklerimizde ev hanımı olan kadınların kardeşi, arkadaşı, komşusu, akrabası vb. kişilerle belirli periyotlarla gün oturması yaygındır.

Otursunlar oturmaya. Eş, dost ziyaret etsinler. Çünkü sabahtan akşama evde oturmaları olmaz.

Yeter ki tadında ve kıvamında otursunlar.

Gidecekleri yere vaktinde gidip vaktinde kalksınlar. 

Giderken ve dönerken başkasına yük olmasınlar. Otobüs, dolmuş ya da araba sürebiliyorlarsa kendi imkanlarıyla gitsinler. Gerekirse yürümeyi göze alsınlar. Birilerini şoför olarak kullanmasınlar. 

Otobüs ve dolmuşu tercih edeceklerse; dönüşü, otobüs ve dolmuşların dolu olduğu mesai çıkışına ve öğrenci dağılmasına denk getirmesinler. Otobüs ve dolmuşun dolu olması sorun değil derlerse ayakta yolculuk yapmayı göze almalılar. Ayrıca yer verme beklentisi içerisine girmemeliler. "Büyüklere saygı kalmamış" demesinler. Yer versinler diye gözünü kestirdiğinin yüzüne bakıp durmasınlar. 

Eve dönüş, çocuğundan ve eşinden sonra olmamalı. 

Misafir oldukları evin erkeği eve gelmeden kalkmayı prensip edinmeliler. Evin erkeğini de düşünmeliler. Çünkü evde kadınlar matinesi varsa biliyorsunuz, bu toplumda eve erkek sineğin girmesi bile yasak. Garibimin işi ve mesaisi yoksa evdeki misafirler gitmemiştir diye akşama kadar çarşı pazar dolaştırmasınlar onu. 

İkramlıkta yarışmamalılar ve abartmalılar. Şu da olsun, bu da olsun dememeliler. Bir orduyu doyurmaya hazırlanır gibi günlerce hazırlık yapmamalılar. Çünkü hem masraf hem ev sahibine külfet. 

İkramlığı tadında ve kararında yemeliler. Şu küser, bu küser, şundan alayım, bundan alayım, ev sahibi bu kadar hazırlık yapmış, yemezsem ayıp olur diye midelerine eziyet etmemeliler. Çünkü her yedikleri kilo olarak kendilerine döner. Her ev kadını değil ama hareketsizlikten dolayı çoğu ev kadınları kilo sorunu yaşıyor. Hele spor yapıp yürüyüş yapmayanların yemelerine ve içmelerine dikkat etmesinde fayda var. Özellikle hamur işi yiyeceklerden uzak durmalılar. Çünkü kilo vermek başlı başına bir sorundur. Hoş, ikramlıklara hamur işi girmezse kıyamet kopar. 

Misafir ağırlayan, çocuklarına ve eşine "Ben tokum. Size şunlardan koyayım" diye kalan kırıntılardan koymamalı. Herkes gibi kendisi de oturup birlikte yemek yemeli. Aynı durum misafirliğe giden için de geçerli. "Ben tokum. Size dünden kalan şu yemeği ısıtayım" dememeli. 

Oturan kadınlar hal hatır, sohbet, şuradan, buradan, havadan, sudan konuşsun. Tüm kurtları döksünler. Muhabbetin dibine vursunlar. Ama ev sahibinin aklına karpuz kabuğu getirmesinler: "Eviniz küçük. Size büyük bir ev lazım. Sizin salona sedir/köşem takımı iyi gider. Şuraya masa çok güzel olur. Halı bu koltuklara gitmemiş. Hala robot süpürge almadınız mı? Ben aldım. Çok kolaylık. Hiç durma..." türünden akıl vermesinler. Ne buldularsa, nereye oturdularsa, ev sahibi ne ikram ettiyse onunla yetinmeliler. Şu marka iyi, bu markadan çok memnunum demesinler. Konuşacak konu kalmadıysa gerekirse uzanıp yatsınlar. Hiçbir şey akıllarına gelmiyorsa sussunlar ya da yeter bu kadar, tadında bırakalım deyip yola düşmeliler. Tüketim toplumunun bir ferdi olduklarını cümle aleme göstermek zorunda değiller. 

Böyle yapmayacaklarsa gün yapmayı bırakıp evlerinde otursunlar diyeceğim ama beni kim dinler. İmam bildiğini okur zira.