23 Nisan 2026 Perşembe

Havanız Batsın!

Fî tarihinde okul müdürleri toplantısı yapıldı. Toplantı sonrasında gözde liselerde görev yapan okul müdürleri ayaküstü bir araya gelip laflamaya başladılar. Ben de yanlarından geçiyordum. Bir tanesi, "Arkadaşlar, bana bir ilkokul müdürünü muhakkik olarak vermişler. Hiç olacak şey mi bu? Bari bir lise müdürünü görevlendirselerdi. Buna niye dikkat etmiyorlar?" diyerek dert yandı. Diğer gözde okul müdürleri de bu okul müdürüne destek verdiler. "Olmaz böyle. Söyleyelim de bir daha verilmesin" dediler.

Kulak misafiri olduğum bu konuşma garibime gitti. Bir tanesine nazım geçerdi. Diğerlerinin de duyacağı şekilde ona dedim ki hocam, tamam gözde lisenin müdürüsünüz. Bu şehirde muhakkik görevlendirilirken alfabetik sıraya göre okul müdürlerine görev verildiğini en iyi siz bilirsiniz. Muhakkik görevi verilen ilkokul müdürünün de bu angarya işten çok memnun olduğunu sanmıyorum. Sonra ilkokul müdürü de müdür, siz de müdürsünüz. Gözde okul müdürüyüz diye ilkokul müdürünün muhakkikliğini küçümsemeniz doğru değil. Suçu işleyin. Sonra da ifademi almak için ilkokul müdürünü istemiyorum. Beni soruşturacak en az lise müdürü olmalı diyorsunuz. Havanız kime? Havanız batsın e mi! Madem öyle, soruşturmalık iş yapmayacaksınız dedim. "Beğenmeme değil de bizim mevzuatı bilmez diye böyle düşündüm” dedi. İyi de siz ilkokul müdürüne muhakkik görevlendirildiğiniz zaman onların mevzuatını biliyor musunuz? Okuyup öğreniyorsunuz. Onlar da sizi inceleme ve soruşturmaya gelirken okuyup gelecekler dedim. Gülüştük. Sonra yanlarından uzaklaştım.

Gözde müdürlerim, ne güzel konu bulmuşlar. Aralarında dertleniyorlardı. Varıp dertlerine ortak olacağım yerde gördüğünüz gibi sulandırdım. Ne edersiniz ki sulandırmak benim işim.

Bu anekdot, oğluyla ilgili delilleri kararttığı iddia edilen dönemin Tunceli Valisinin, "Ben Valiyim. Polise ifade vermem" dediği basına yansıyınca aklıma geldi. Belli ki Vali daha önce emrinde çalışan polislerin ifade almasını kendine yani makamına yedirememiş. Cinayetle ilgili birçok delili örtbas etmekle suçlanıyor. Ne idim ne oldum. Tüm bunları ben niye yedim. Makam ve yetkimi kötüye kullandım. Halkın karşısına nasıl çıkacağım" utancı ve endişesi yaşayacağı yerde "Ben Valiyim" diyor. Yargılanıp mahkumiyet alıncaya kadar hakkındaki iddialar yenilir yutulur türden olmasa da Vali masumdur. Vali tüm iddia edilenleri yaptı mı, iftiraya mı kurban gidiyor bilemem. Bunu ancak adil bir yargılama sonrasında öğreneceğiz.

Beni asıl düşündüren, bizim gözde okul müdürlerinin ilkokul müdürünün muhakkik olarak görevlendirmesini garipsedikleri gibi dönemin Valisinin de polise ifade vermekten kaçınması. Bu durum sadece okul müdürlerinden ve Validen ibaret değil, bir zaman asker de bu haleyi ruhiye içindeydi. "Yok beni polis alamaz, hayır ben polise ifade vermem, beni sivil mahkemeler yargılayamaz" dediler durdular. Bu durumu kabullenemeseler de geldikleri nokta itibariyle asker bu tür söylemden vazgeçti.

Okul müdürleri, dönemin Valisi ve askerlere dair verdiğim örneklerden anlaşılıyor ki bu meslek grupları makamlarını çok önemsemişler, makamlarını herkesin isteyip de ulaşamayacağı yer sanmışlar ve havaya girmişler. Daha alt statüdekilerin ifade almasını kabullenemiyorlar. Sahi bu hava neyin havası, neyin kafası?

Antrparantez söyleyeyim. Tüm okul müdürleri, askerler ve valiler aynı havaya sahipler demiyorum. İçlerinde mütevazı olanlar çok. Bir de havaya girenler sadece bu meslek gruplarından ibaret olmasa gerek.

Okul müdürlerini ve askeri bir tarafa bırakıyorum. Dönemin Valisi üzerinden birkaç kelam edeyim. Mübarek, madem statüne bu derece önem veriyorsun. O halde ne diye makam ve yetkini kötüye kullandın? Leke getirdin? Delilleri karartmasaydın, kimse seni ifadeye çağırmaz. Üstelik bir dönem Valilik yapsan da halihazırda merkez valisisin. Yani bankamatik memurusun. Yerin yok, yurdun yok, mesain yok, yetkin yok. Devlet sana başmüfettiş statüsü vererek kızağa çekmiş, yattığın yerden maaş ve özlük haklarını alıyorsun. Bundan da geçtim, hakkında isnat edilen suçlar dolayısıyla Vali değilsin, bir zanlısın. Bu suçlardan kurtulmaya bak. Zira adil bir yargılama sonucu suçlu bulunursan geçmiş valiliğin seni kurtaramaz.

Birkaç cümle de bu aşamadan sonra yapılması gerekeni söyleyeyim. Eğer bu Vali’nin, makamını kötüye kullanarak delilleri kararttığı tespit edilirse daha önce yaptığı Valilikler yok hükmünde olmalıdır. Delil karartmak için devletin tüm imkanlarını seferber ettiğinden dolayı uğrattığı maddi ve manevi zarar kendinden güncel ve yasal faiziyle birlikte geri alınmalıdır. Vali olarak emekli edilmemelidir. Normal bir memur gibi emekliliği hak etmelidir. Sadece delil karartmaya değil, cinayetin ortağı olarak da ceza almalıdır. Verilecek ceza, normal vatandaşın cezası gibi olmamalıdır. Makam ve yetkisini kötüye kullandığı için katmerli ceza almalıdır. Aldığı ceza, devlette üst düzey görev yapıp da ahbap çavuş ilişkisi içerisine girecek herkese emsal ve ibret olmalıdır. Çünkü mühim olan, yetkiyi olası kötüye kullanımların önüne geçmek olmalıdır.

Son söz, okul müdürü de olabiliriz, subay da olabiliriz, Vali de olabiliriz. Önemli olan önce adam olmak olmalıdır. Öyle ya sana baban dahil herkes, “Vali olamazsın” demedi ki. Önce adam ol adam.

22 Nisan 2026 Çarşamba

Birbirinin Aynısının Ta Kendisi İki Kulüp

FB ve GS'yi ezeli rakip biliriz. Biri diğerinin olmasını ve onmasını istemez. Birbirleriyle düşman gibiler. Birbirlerini çekemezler deriz.

Hep böyle gördük, hep böyle bildik.

Şimdi düşünüyorum da iki kulübü de yanlış tanımışız. 

Meğer birbirilerinin tıpatıp aynısının benzerinin ta kendisiymiş.

Bunu 2025 sezonunda daha iyi anladık.

İkisi de bu sene sen şampiyon ol diye birbirlerine altın tepsi içerisinde şampiyonluğu sundular. 

Olurdu, olmazdı. Hayır, sen ol dediler hep. 

Biri yenildiyse öbürü de yenildi. 

Biri berabere kaldıysa diğeri de berabere kaldı. 

Biri yendiyse, diğeri de yendi. 

Meğer birbirlerine karşı ne kadar centilmen ne kadar hasbi ne kadar diğergam ne kadar dost ne kadar birbirlerini taklit eden ne kadar birbirlerini seven kulüp imişler. 

Lig böyle de Ziraat Türkiye Kupası farklı mı?

Biri bir gün önce çeyrek final maçında Konya'ya 1-0 yenilerek kupaya veda ederken, GS geri durur mu? Merak etme bir gün sonra ben gereğini yaparım. Sen Türkiye kupasında yoksan ben de yokum, anca beraber kanca beraber. Üstelik sen deplasmanda veda ettim, bense sahanda üstelik bir fazla gol yerim deyip Gençlerbirliği'ne 2-0 yenilerek biriz, beraberiz. Senin üzüntün, benim üzüntüm, senin sevincin, benim sevincim, sana gülenler bana da gülsün, sen gülünç olacaksın da ben bundan geri mi kalacağım dedi.

Durum aynen böyle. 

Bakmayın Filistin-İsrail gibi göründüklerine. 

Meğer her iki kulüp de rakibiz hem ezeli diyerek yıllar yılı bizi ayakta uyutmuşlar da her konuda olduğu gibi bizim bundan da haberimiz yokmuş.

Ne diyelim, alacakları olsun! 

Bu vesileyle adları büyük FB ve GS'yi kupada saf dışı bırakan Konyaspor ve Gençlerbirliği'ni tebrik etmek lazım. 

Problemleri Azaltmanın ve Çözmenin Yolu

Türkiye'nin çözüm bekleyen sorunları çoktur. Çöz çöz bitmiyor. Bu sorunların bitmesini beklersek ömür biter, kıyamet kopar, bu sorunlar yine bitmez.

Bitmeyen sorunlar da insan mahsulü. İnsanlar sorun üretiyor diye eli kolu bağlayacak halimiz yok.

Bu durumda ne yapmalı? Sorunların hepsini çözemesek de sorunları azaltabiliriz. Mesela mahkemelerin işi çok yoğun. Çünkü her işimiz mahkemeyle.

Yargılamalar uzun sürüyor, mahkumiyetler oluyor, hapishaneler kısa zamanda hınca hınç doluyor. Meclis hapishaneleri boşaltmak için infaz yasasında değişiklik yapıp bir kısmını salıyor ama suç işleyen o kadar çok ki boşalan cezaevleri birden doluyor.

Mahkemelerin iş yükünü artıran problemlerden biri de bazı belediyelerdeki yolsuzluklar, irtikap, rüşvet, ihaleye fesat karışma vs.

Bu sorunun çözümü çok basit. Çünkü yolsuzluk yapan belediyelere bakınca, çoğunluğunun muhalif partilerden olduğu görülecektir. Tüm belediyeler iktidarda olan partiden olsa yolsuzluk olur mu? Olmaz. İşte size çözüm.

Mahkemelerin iş yükünü azaltmak için siyasi partiler yasasında bir değişiklik yaparak mahalli seçimleri kaldırabiliriz. Sadece genel seçim yapılır. Seçime giren her parti hem vekil hem Cumhurbaşkanı hem de belediye başkan adayını belirler. Türkiye genelinde seçimlerde en yüksek oyu alan parti iktidar olur. Cumhurbaşkanı, vekiller ve belediye başkanları bu partiden seçilmiş olur. Böylece ülkede tepeden tırnağa tek parti iktidarı olur. Farklı partiden vekil ve belediye başkanı olmaz. Tüm başkanlar aynı partiden olursa, sorarım size, belediyelerde ve bu ülkede yolsuzluk olur mu? Olmaz. Yolsuzluk olmayınca gözaltı, iddianame olur mu olmaz? Yani mahkemeye iş düşmeyince hakim ve savcılar işsizlikten avucunu yalar. Suç işleyen olmadığı için polislere pek iş düşmez. Belediyeler tertemiz olunca belediye başkanları hizmetten hizmete koşar. O şehrin çözülmedik hiçbir sorunu kalmaz.

Burada mahalli seçimleri kaldırınca muhtarlık ne olacak denebilir. Bu vesileyle muhtarlıklar da kalkar. Muhtarsız olmaz denirse, iktidar olan partinin işaret ettiği kişiye ya da gösterdiği adaya muhtarlık mührü verilir. Partili muhtar olmaz demeyin. Partili Cumhurbaşkanı olur da partili muhtar olmaz mı?

Kadına istismar, kayıp ve cinayetler ne olacak diyebilirsiniz. İstismara uğrayan üst düzey birinin çocuğu ise sonuna kadar gidilir. İstismar eden ve öldüren üst düzey bir bürokratın çocuğu ise bu çocuklara dokunulmaz. Bunun için ayrıca delil karartmaya gerek yok. Varsın babasının sağlığında yapsın bunları. Üstelik yakışır da. Öyle ya koskoca bürokratın çocuğu yargılanıp içeri mi girsin?

Tüm meselelerimiz verdiğim bu iki örnek üzerinden çözüme kavuşursa çözülmedik meselemiz kalmaz. İnanın bu ülkeyi o zaman kimse tutamaz. Tek endişem, ülke elimizden uçar gider. O yüzden elimizle sıkı tutmamız gerekecek. Bunun için de içimizdeki milliyetçi ruh, vatanseverlik, hamaset ve slogan yeter de artar bile. Bir de herkes bu yazımda olduğu gibi benim gibi hiç olmadığı kadar ciddi olacak.