17 Nisan 2026 Cuma

Doğu ile Batı Arasındaki Zihniyet Farkı

İngiltere Başbakan Yardımcısı Angela Rayner, engelli çocuğu adına ev alırken eksik vergi ödediği ortaya çıkınca istifa etti.

Fransa Bütçe Bakanı Joreme Cahuzac, İsviçre bankalarında 600 bin avro parası bulunduğu ortaya çıkınca istifa etti.

Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, kamu parasıyla anket yaptırmak, rüşvetle medyaya haber yaptırmak, yakın arkadaşını işe almak gibi suçlamaların ardından istifa etti.

Kovit döneminde İngiltere Başbakanı Boris Jonshon, evinde parti yaptığı ortaya çıkınca istifa etti.

Fransa Başbakanı François Fillon eşini ve çocuklarını hayali danışmanlık kadrosuyla çalışıyor gibi gösterdiği ortaya çıkınca cumhurbaşkanlığı adaylığından çekildi.

İngiltere Enerji Bakanı Chris Huhne hız sınırını aştığı için alacağı trafik cezasını eşinin üstlenmesini sağladığı ortaya çıkınca istifa etti.

İngiltere İçişleri Bakanı David Blunkett, sevgilisinin vize işlemlerini hızlandırmak için makamını kullandığı ortaya çıkınca istifa etti.

Almanya Savunma Bakanı Karl T. Gutenberg, doktora tezinde intihal yaptığı ortaya çıkınca istifa etti.

İsveç Başbakan Yardımcısı Mona Sahlin, devletin kredi kartıyla iki paket çikolata ve çocuk bezi aldığı ortaya çıkınca istifa etti.

Yukarıdaki bilgileri Fatih Selek isimli kişinin videosundan aldım.

Görüleceği üzere Batı’da istifa mekanizması işliyor. En ufak bir suçlama ve iddiada istifa ediliyor.

İstifa nedenlerine bakınca bize göre bunlar eften püften gerekçeler.

Bizde durum nedir üzerinde durmayacağım. Geçmişten günümüze örnekler vermeyeceğim. Zaten arasak bile kolay kolay örnek bulamayız. Çünkü bizde istifa denen mekanizma, çalışmaz ve işletilmez.

Bizde olup biten şeylerin büyüklüğüne ve küçüklüğüne bakılmaz. Ülke elden gitse bile istifa düşünülmez. Sorumluluktan kaçmak olarak değerlendirilir.

Hoş, olup biten nahoş şeylerden dolayı kendimizi sorumlu bile görmeyiz.

Batı’daki sorumlular koltuğa yapışıp kalmazlar. Alın sizin olsun deyip pılısını pırtısı toplayıp giderler. Doğu’da ve bizde ise koltuğa yapışıp kalınır. Çünkü istifa etmek, elimizdeki imkanların uçup gitmesi demektir. İçimizde kaçımız bunu göze alır?

Tüm bunlar Doğu ile Batı’nın zihniyet farkını ortaya koyuyor. Belki de bu yüzden iki yakamoz bir araya gelmiyor.

15 Nisan 2026 Çarşamba

Okullar Teksas Olmamalı

Epeydir gündemden uzağım. Ne haber izledim ne de gündemi takip ettim. Haliyle olaylara ve gündeme Fransız’ım. Yarım yamalak haberdar olduğum konular üzerinde de kalem oynatmadım.

Önce Şanlıurfa Siverek'te bir meslek lisesinde, okulun eski öğrencisi, pompalı tüfekle okula gelip 16 kişiyi yaraladı. Ertesi günü Kahramanmaraş'ta bir ortaokulda beş tabancayla okula gelen okulun 8.sınıf öğrencisi de 9 kişiyi öldürdü, 13 kişiyi de yaraladı.

Her iki olayın failleri de getirdikleri silah ve tabancayla intihar etti.

Olayın ardından inceleme ve soruşturmalar başlatıldı. Devlet yetkilileri de olay yerine gitti.

Okullarda meydana gelen bu menfur olaylar üzerine seslerini duyurmak amacıyla eğitim sendikalarının çoğu iş bırakma kararı aldı.

Peşi sıra cereyan eden bu iki olay gündeme oturdu. Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz dedirtti hepimize. Dilerim ki bu iki olay münferit olur ve arkası gelmez ve son olur.

Ölenlere Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Bu iki olayın cereyan ettiği okulların öğretmen, öğrenci ve velilerin bu süreci kolayca atlatmasını temenni ediyorum.

Bu konuda ne yazıp çizsek boştur. Çünkü sözün bittiği yerdeyiz. Kalemin değil, silahların konuştuğu yerde konuşmanın ve yazmanın bir gereği yok. Zira mürekkebe kan bulaşmıştır.

Mürekkebe kanın bulaşmasıyla elim yazmaya gitmedi. Hatta "Bugün eylemdeyim. Yazmıyorum" yazıp gazeteye göndererek yazımın bu şekil çıkmasını bile düşündüm. Sonra vazgeçtim. Çünkü önümüzde bir cenaze var, bu cenazenin kaldırılması gerek. Okullar da bizim, ölenler de bizim çocuğumuz ve öğretmenimiz, öldürenler de bizim çocuğumuz.

ABD'de bu tür okul saldırıları pek eksik olmaz. Zaman zaman haberlere konu olur. Görünen o ki okul cinayetlerinde biz de ABD gibi olmaya doğru gidiyoruz. Dilerim ne Teksas oluruz ne de ABD.

Münferit ve son olmasını istediğim bu menfur olay üzerine suçlu arayacak değilim. Okullarda güvenlik zaafı var demeyeceğim. Ki var zaten. Yalnız şu bir gerçek ki öldürdükten sonra intihar etmek suretiyle ölümü göze alan kimseler için ne kadar tedbir alınırsa alınsın, bu şekil gözü dönmüş kişiler, eylemini bir şekilde gerçekleştirebilir. Bu demek değildir ki tedbir alınmasın. Mutlaka tedbir alınmalıdır.

Beni üzen, olayın faillerinin 14 ve 19 yaşında olması. Bu yaşta bu çocuklar nasıl bu hale geliyor, nasıl gözü dönüyor, bunu anlamak zor.

Bana ilginç gelen, 14 yaşındaki çocuğun çantanın içinde beş tabancayla gelmesi. Bu çocuk bu kadar tabancayı nasıl elde etti? Eğer çocuk babasına ait tabancalara bu şekil kolayca ulaşabiliyorsa vay halimize.

Uzatmadan, okulların daha güvenli olması için ne yapılabilir?

Zorunlu eğitim gözden geçirilmeli. Okumak istemeyen, okulda devamlı problem çıkaran, sınıfın altını üstüne getiren, adeta ben okumak istemiyorum diye bağıranları illa mezun edeceğiz, ortaokul ve lise mezunu yapacağız sevdasından vazgeçilmelidir. Zira zorla güzellik olmaz. Oldurmaya kalkarsak da bu şekil acı tablolarla karşı karşıya kalırız.

Hangi okul kademesi olursa olsun, okula girişlerde önleyici ve caydırıcı tedbirler alınmalı. Tek tip okul forması, saç, sakal, bıyık, kısaca kaporta kontrolü sevdasından vazgeçilmeli. Sadede gelmeli. Okulların ihata duvarları herkesin atlayıp girebileceği ve kaçabileceği şekilde olmamalı. Okula tek giriş olmalı. Öğrenci, veli, ziyaretçi ve misafir kontrol ile alınmalı. Her gelen elini, kolunu sallayarak okullara girmemeli. Bu konuda teknolojinin imkanlarından yararlanılmalı. Okul girişlerine caydırıcı olması bakımından güvenlik konabilir. Okula girecek olanın yüz okuması yapılabilir. Çantasında ve üzerinde neyle geçtiğinin tespiti için X-Ray cihazı konabilir. Yüzü okunmayan ve üzerinde yasaklı malzeme olan okul bahçesine girememeli.

Öğretmenin ve okul yönetiminin devam ve devamsızlık için yoklama fişine yazması uygulaması yerine, her sınıf girişine konacak yüz okuma ve otomatik kapı aracılığıyla yoklamanın yapılması uygulamasına geçilmelidir. Bu önerime ne alaka denebilir. Basının yazdığına göre Siverek'teki açık lisede okuyan öğrenci, devamsızlıktan kaldığı için açık liseye gitmiş. Büyük ihtimalle bu öğrenci, devamsızlıktan kalmasının suçlusu olarak okulu gördü. Yüz okuma uygulaması bu mazereti ortadan kaldırır. Derse geç gelmenin de önüne geçer.

Kısaca, okullar herkes için yol geçen hanı olmaktan kurtarılmalı. Okullar, öğrenci ve öğretmen için en güvenilir yerler olmalı. Çocuğunu okula gönderen velinin de gözü arkada kalmamalı... 

14 Nisan 2026 Salı

Alışveriş Benim İşim

Yıllardır banyo sabunu olarak bir markanın dört kiloluk sabununu alırdım. Önceleri çok beğendiğim bu sabunu beğenmez oldum. Zaten fiyatı da durmadı. Uçtu gitti. Marketten markete de fiyatını çok farklı gördüm.

İster istemez hangi sabunu alayım arayışına girdim. 

Tarım Kredi Kooperatifi marketinde kasaya yakın bir sabunun teşhir edildiğini gördüm. İki kilosu 200 lira idi. 

Nasıl olduğunu bilemediğim için uzun süre her gidişimde almadım. Fiyatı da hep aynı kaldı. 

Bir defasında denemek için bir paket aldım. Sabunu beğendik. Beğendik ise bu sabunu kaçırmamalıydım. 

Sabunu aldığım zaman ayın üçü ya da dördü idi. Kredi kartının kesim tarihi geçtikten sonra alayım. Nasılsa evde şimdilik var, aciliyeti yok. Çünkü fiyatı da hep aynı dedim. 

Kredi kartının ekstresi kesildikten sonra başka alacaklarla birlikte sabun da alayım diye Koop'a gittim. O da ne! Sabunun fiyatı 250 olmuş. Vay anasına vay! 

Bir düşüncedir aldı beni. Haliyle pişmanlık diz boyu. Geçen alıvermedim de. İlla kredi kartının kesimini beklemek de neymiş dedim durdum. Hızımı alamayıp kendime kızmaya başladım. Zira hak etmiştim. 

Aylardır fiyatı aynı kalan ürüne birden elli lira koymak olacak şey değildi. Anlaşılan o ki Koop, bu sabunun nasılsa bir alıcısı çıktı. Bir alan bir daha almaya gelir. En iyisi biz bunu zamlandıralım ki Hanya'yı Konya'yı görsün. Bir de kesim tarihi hesabı yapmanın neye mal olacağını da bilsin hesabı yapmış olmalı. 

Hasılı benim hesap Koop'a uymadı.

Sonrası ne mi yaptım? Kah alışverişe gittiğimde kah yürüyüş yapmak için uğradığımda evime yarım saatlik yürüyüş mesafesinde olan bu markete uğradım. İlk işim bu sabunun fiyatına bakmak oldu. Kaç defa gitmişsem, fiyatını yine zamlı fiyat gördüm. Evde sabun azaldı, kalmadı sözlerine de kulak vermedim. Ben sabunun fiyatını takip etmekten bıkıp usanmadım. Onlar da zamlı fiyattan bir kuruş indirmemekte inat ettiler. Haliyle her fiyat takibinde moral bozukluğu ve son pişmanlık. Artık neye yarayacaksa. Bilin ki anlatılmaz, yaşanır. 

Olmayacak böyle. Bu marka sabunun fiyatına İnternetten baktım. İnternet satışına 546 lira yazmışlar. Aha vicdansızlar aha insafsızlar... 

Yeter sabunsuz kaldığın. Koktun iyice dediğinizi duyar gibiyim. Merak etmeyin, stoklarda sabunumuz eksik olmaz. Hatta bir tanesini de yurtdışına götürmüştüm de orada bu sabunla iki kez yıkanmak nasip oldu. Başkası da müstefit oldu. Artanı da orada bırakıp geldim. 

Niye almıyorum? Çünkü fiyatlara önce bindirme sonra da indirme olur bizde. Bu market de ne yapıp ne edip indirir beklentisi içerisine girdim. Yürüyüşü bahane ederek gittim gittim geldim. 

Yine bir gün bu markete yöneldim. Yöneldim ama hiç umudum kalmadı. Ne yapıp ne edip bana zamlı fiyattan aldıracaklar bunlar dedim durdum. 

Markete gitmiştim ki o da ne! Beklediğim indirim gelmiş. Benim sabunu 220 liraya çekmişler. Bir sevinç bir sevinç. Hemen ikişer kiloluk paketten dört paket aldım. Bu sevinçle, yanına iki kalem başka şey de aldım ve sekiz kilo sabunu yarım saat yol yürüyerek eve götürdüm. 

Şu bir gerçek ki alışveriş benim işim. Azmin ve inadın zaferiydi bu. Sayesinde günlük yürüyüşlerimi de yapmış oldum. Her ne kadar bu alışverişte sabunun önceki fiyatına göre 80 lira fazla para vermiş olsam da yeni fiyatı 250'ye göre 120 lira kâr ettim. Unutmayın. Alışveriş benim işim.