29 Ocak 2026 Perşembe

Sadakaya Muhtaç Bir Vekil

Önüme bir Youtube videosu düştü. Üşenmeyip kısa videoyu izledim. Hem emekli hem de milletvekili maaşı alan bir vekil konuşuyor. Sanırım basın açıklaması yapmış. Sonrasında da karşısındakilerle muhabbet ediyor. Vekil masada oturuyor. Karşısındakiler görünmüyor.

Karşılıklı konuşmayı buraya alıyorum:

Vekil: Şunu da söyleyeyim. Ben emekli maaşımla vekil maaşımı sana vereceğim. Sen de gel bunları bir ay idare et.

Vatandaş: 500 bin lira yetmiyor mu vekile?

Vekil: Bir defa daha söylüyorum. Herkese verebilirim. Benim yaşadığım ödemelerimi ve gelirimi size vereceğim. Siz bu işin altından kalkın. Başka da bir şey söylemeyeceğim.

Vatandaş: Vekilim ne gibi giderleriniz var dikkat çeken, söyleyebilir misiniz?

Vekil: Herkes şöyle zannediyor. Sanıyorlar ki devlet bize araba veriyor. Hayır. O zaman mazotunu veriyor. Hayır, mazotu da vermiyor. Uçağa beleş biniyor diyorlar. Hayır. Uçak da beleş değil.

Vatandaş: İndirimli ama.

Vekil: Yok, çok basit bir indirim. Normalde uçak 3 bin lira. 2900-2800’e alıyoruz. Çok önemli bir indirim yok. Bu indirim de önemsiz.

Vatandaş: Mecliste, lokantada yemekler çok ucuzmuş.

Vekil: Sizin yüzünüzden hepsine zam yaptılar. Söyleye söyleye beş defa zam yaptılar. Sizin yüzünüzden zamlı yiyoruz. Kaldığım otel, ben misafirhanede kalıyorum, otelde kalıyorum. Habire zam yapıyorlar. Siz de milletvekili olun.

Vatandaş: Aramızda yardım toplayalım o zaman vekilim.

Vekil: Çalışmadan da ben vereyim. Siz birkaç ay değerlendirin. Arkadaşlar, siyaset er meydanıdır. İsteyen bir siyasi partiye üye olur, vekil seçilir, bütün bu güzel haklardan yararlanabilir. Bu iş nasip işidir. Bir daha söylüyorum. Bir milletvekili aldığı maaştan en az bir buçuk, iki katı daha fazla para harcıyor. Bunu da bilmenizi isterim.

Vatandaş: O zaman niye yapıyorsunuz bu işi? (Bu kısım tam anlaşılmıyor. Vekilin verdiği cevaptan esinlenerek böyle yazdım).

Vekil: Hayır, ben buraya para için gelmedim ki. Ben memleketime hizmet ediyorum.

Vekile cevap verenlere vatandaş dedim. Ama vekile soru soranların gazeteci olduğunu düşünüyorum.

Bu ikili diyalog düzmece olabilir mi diye düşündüm. Hiç düzmeceye benzemiyor. Vekil verdiği cevaplarda samimi. Söylediklerinden hareketle acınası bir durumda. Başlığımdan da anlaşılacağı gibi hem emekli hem de aktif vekil olan ve aldıkları çıplak maaş toplamı beş yüz bini bulan vekiller sadakaya muhtaç. Zaten gazeteci de “madem öyle. Aramızda yardım toplayalım” diyor.

Toplam emekli maaşı 20 bin olan emeklilerin olduğu bir ülkede bir vekilin geçinemiyorum. Üzerine 1,5-2 katı ilave harcama yapıyorum demesi, sözün bittiği yer olsa gerek.

Elbette vekilin gideri ile vatandaşın gideri bir olmaz. Geliri fazla olanın gideri de fazla olur. Olur da en alt maaş alanla en üst seviyede maaş alanlar arasında bu derece uçurum olmaz.

Kısaca emekli ve vekil maaşı alan biri böyle dert yanıyorsa, sorarım size. Vatandaş ne yapsın? Aldığıyla nasıl geçinsin.

Kısaca, vekilin bu konuşmasını dinleyince, teşbihte hata olmasın, “Şecaat arz ederken merd-i Kıptî sirkatin söyler” sözünü aklıma getirdi. Bence vekil hiç konuşmasa daha iyiydi.

28 Ocak 2026 Çarşamba

Güçlerinin Farkında Olmayan Kesim

Kaç yıldır emeklilerin aldığı maaş kamuoyunun gündeminden düşmüyor. Çünkü en düşük emekli maaşı alanlar asgari ücretin çok gerisinde kaldı.

Asgari ücret adı üzerinde asgari geçim seviyesi olmasına rağmen emeklilerin asgari ücretin çok altında kalması çok büyük haksızlık.

Bir başka haksızlık da her yıl en düşük emekli maaşı alanların maaşını belli bir seviyeye çıkarmak suretiyle emekliler arasında da haksızlık yapılıyor. En düşük emekli maaşı alanların emekli maaşı yukarıya çekilmiş olsa da daha önce yüksek prim ödeyerek emeklilikte daha fazla emekli maaşı alacağım diyenler de mağdur olanlardan. Çünkü zamanında düşük prim yatıranlarla aldıkları emekli maaşı eşitlenmiş oldu.

Bir diğer garip durum ise 2026 Ocak ayından itibaren memurlara yüzde 18 zam yapılırken emeklilere yüzde 12 zam yapılması. Halbuki maaşları daha düşük olan emeklilere de aynı oranda ya da daha fazla zam yapılması gerekirdi.

Bu durum gösteriyor ki emeklilere yapılan maaş düzenlemesi deve misali. Hani deveye boynun niye eğri demişler de deve, nerem doğru ki dediği gibi emeklilere yapılan her maaş düzenlemesi yanlış.

Yapılan zam oranından, ellerine geçen maaşa varıncaya kadar aldıkları maaştan dolayı mağduriyet yaşamalarına rağmen emeklilerin yeterince seslerinin çıkmaması düşündürücü. Kaderlerine razı bir profil çiziyorlar. Halbuki kaybedecekler bir şey yok. Emekliler unutmasınlar ki ağlamayana emme bile vermezler.

Ellerinden ne gelir, etleri ne butları ne demeyin. Bence çok şey yapabilirler. İşin garibi emekliler güçlerinin farkında değiller.

18 milyon emekliden bahsediliyor. Bu sayının 5,5 milyonu dul, yaşlı ve sosyal yardım alanlar. Geriye 12,5 milyon emekli kalıyor.

12,5 milyon emekli birçok ülkenin nüfusundan fazla. Bu kadar emekli organize olup bir araya gelse karşılarında hiçbir güç duramaz.

Parti kurup seçime katılsalar açık ara birinci çıkarlar.

Aldıklarıyla kıt kanaat geçiniyorlar. Nasıl parti kuracaklar denebilir. Elbette parti kurmak kolay değil.

Seçimlerde birlikte hareket etseler, iktidardaki partiyi indirirler, bir başkasını iktidar yapabilirler. Çünkü her seçim öncesi siyasi partilerle pekala pazarlık yapabilirler.

Hepsi bir araya gelse, organize hareket etseler, Türkiye'nin en büyük örgütü olurlar. Ama gel gör ki pek çoğu mağdur olmasına rağmen emeklileri bir araya getirmek mümkün değil.

Emeklilerin dernekleri var zannedersem. Yalnız bu dernek sesini pek çıkarmıyor, emeklilerin hakkını pek aramıyor. Arıyorsa da kamuoyu bundan pek haberdar değil.

Haftanın belli günlerinde seslerini duyurmak amacıyla her il ve ilçede kırıp dökmeden miting, yürüyüş, basın açıklaması, oturma gibi eylemlere imza atabilirler.

Emekliler ne yaparlarsa yapsınlar. İmam bildiğini okuyor denebilir. Bence seslerini duyursunlar. EYT’liler nasıl seslerini duyurup istediklerine kavuştularsa pekala emekliler de haklarına kavuşabilirler. Hiçbir şey elde edemeseler bile isteyenin bir yüzü, vermeyenin iki yüzü kara olur.

27 Ocak 2026 Salı

Şeytanı Bol Nesil

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki geçmişe oranla teknoloji baş döndüren türden. Dijital çağa doğru koşar adım gidiyoruz.

Geçmişte oranla teknolojinin ilerlemesi hayatımızı kolaylaştırdığı bir gerçek. İmkanlar da geçmişe oranla daha iyi. Yalnız bu kolaylaşma ve imkanlar ne huzur getirdi ne de mutluluk.

Bu çağ huzur ve mutluluk getirmediği gibi beraberinde çözülmez bir alay sorun üretiyor. Toplumsal bir cinnete doğru sürükleniyoruz. Ne demek istediğimi anlamak için Metropoll’ün Aralık 2025 araştırmasına bakmak yeterli. Bu araştırmaya göre toplumun yarıdan fazlası toplumsal tükenmişlik yaşıyor. Kısaca toplumun ekseriyeti gündemden sıkılmış, geleceğe dair kaygılı ve karamsar. Adeta hayal kırıklığı halini derinden hissediyor. Bir diğer çarpıcı gerçek, son bir yılda insanımızın her iki kişiden birisi psikolojik desteğe ihtiyaç hissettiğini ortaya koyuyor.

Ceremesini ve külfetini aileler çekse de bu çağın en büyük etkilenen kesimi gençler. Bu çağ adeta gençleri yutuyor. Ben bu çağın çocuk ve gençlerini şeytanı bol nesil olarak görüyorum.

Bu çağ çocuk ve gençler için tuzaklarla dolu. Bunların başında, kafeler, dijital oyunlar, uyuşturucu, bahis ve dijital kumar geliyor. Eski insanlar sokakta hayatın içinden yetişirken şimdiki nesil adeta sokak yüzü görmeden dijital hayat yaşıyor.

Bu genç nüfus okumuş nesil. Çoğu üniversite bitirmiş, işsizler ordusu. Ya iş yok ya da iş ve maaş beğenmeyen türden.

İş güç ve meşgale olmayınca çoğunun uğrak yeri ve meskeni her köşede mantar biter gibi biten kafeler. O kadar kafe bolluğuna rağmen hepsi de hıncahınç dolu. Çayı, kahvesi ve diğer aperatif yiyecekleri ücret yönünden diğer hizmet sektörlerine beş çeker. Aynı işlevi gören belediye kafelerinde fiyatlar daha makul iken gençler belediye kafelerine tenezzül etmiyor. Nedense itibardan bir türlü tasarruf etmiyorlar. Kafecilerin iç halini bilmem ama dış görüntüleri darphane gibi para basıyor. Pahalı olmasına rağmen gençlerin bu yerleri mesken edinmesi bir nevi bağımlılık.

Bağımlılık bununla kalsa iyi. Gençlerin çoğu uyuşturucu tuzağında. Bir kullandı mı arkası geliyor. Kolay kolay kurtulamıyor. Aileyi de bitiriyor, kendisini de.

Bir diğer bağımlılık ise bahis ve dijital kumar. Gençlerin çoğu maalesef bu iki illetin potansiyel üyeleri. Bahisin ve dijital kumarın yasal olanı olduğu gibi yasal olmayanı da varmış.

Bu saydığım örneklerin hepsi gençlerin önüne serilmiş para tuzağı. Aynı zamanda hayattan, toplumdan ve aileden uzaklaştıran bir yönü var. İçlerinde belki de en masum görüneni dijital ve sanal oyun ve kafeler. Aileleri esas bitiren ise uyuşturucu, bahis ve dijital kumar. Bunlar aynı zamanda bağımlılık yapma yönüyle çok tehlikeli. Elini kaptıran vücudunu ve servetini bu uğurda bitiriyor.

Piyasa torbacılarla dolu. İçicisi var ki piyasadalar. Müşteriler de bunlara kolay ulaşıyor. Yeter ki paradan haber ver.

Dijital kumara ve bahise ulaşmak ise bunların en kolay olanı. Yeter ki bir akıllı telefonun olsun, bunun da İnterneti olsun. Gençler adeta akıllarını bu akıllı telefona teslim ediyorlar. Kumar oynayacak gençlerin para bulması da hiç zor değil. Çünkü bankalar bu gençlerin emrinde. Gençler istediği zaman İnternet bankacılığı aracılığıyla bankalardan kredi çekebiliyor, ek hesabı kullanabiliyor, kredi kartından nakit aktarabiliyor. Arkalarında böyle bonkör sahte aile olunca bu gençler oturduğu yerden paraya ulaşabiliyor. Bu durumda gence, akşam sabah ve fırsat buldukça kumar ve bahis oynamak kalıyor.
Aileler bu durumun farkına, birden fazla bankada faiziyle birlikte oluşan devasa borcu görünce haberdar oluyor. Bu zamana kadar kenarda köşede kefen parası diye bekletilen evdeki para gitmiş, eşten ve dosttan elden alınan borçlar birikmiş oluyor. İyice borç batağına saplanmış gencin ise yalan başta olmak üzere ahlaki zaafları bir bir ortaya dökülüyor.

Gencin keyfi ve hırsı aileyi derinden etkiliyor. Aile bulup buluşturup borcu kapatıyor. Kumar ve bahis bağımlısı genç bir daha oynamam, tövbe diyerek yemin billah ediyor. Ama bağımlının tövbesi ve yemini bir yere kadar. Yine oynuyor yine. Ne de olsa adı üzerinde bağımlı. Borcu da bir şekil ödeyen var nasılsa. Gençlerimiz bu durumda bağımlılıklarına niye devam etmesin.

Hasılı, uyuşturucu, bahis ve kumar bağımlılığı yüzünden gençler perişan, aileler perperişan ve çaresiz. Gençleri uyuşturucu ve kumar bataklığına saplanmaktan korumakla görevli devlet ise her zaman olduğu gibi sessizliğe bürünüyor. Çağımızın bu toplumsal vebasını görmezden geliyor. Diyanet bir hafta hutbede bu konuyu ele alıyor. Nasihate de karnımız tok olunca bir kulaktan girip öbüründen çıkıyor.

Şu var ki uyuşturucu, bahis ve dijital kumar yüzünden sadece sağlık yok olmuyor sadece yüklü para kaybedilmiyor. Aileler de parçalanıyor, işler de kaybediliyor. Giden huzuru zaten söylemeye gerek yok. 

Burada devlet, gençliği korumaya çalışıyor, bunun için mücadele ediyor denebilir. Bu kadar genç, uyuşturucu ve kumar bağımlısı olduğuna göre demek ki yeterince ve etkin mücadele edilmiyor ve tedbir alınmıyor. Devlet hiçbir şey yapamasa bile bu gençlerin bankadan İnternet bankacılığı aracılığıyla kredi çekmesini BDDK aracılığıyla zorlaştırabilir. Önüne gelen kredi kartı alamamalı. Ek hesaptan para kullanamamalı. Özellikle kredi çekmek için eskiden olduğu gibi iki kefil şartı ve kredinin de mutlaka şubeden çekilmesi zorunluluğu getirilebilir. Özellikle dijital kumar bağımlılarının her banka işleminde kişinin eşi ya da ailesine gönderilecek onay kodu ile hem aileler bilgilendirilmiş hem de çekilecek para için onay alınmış olur.

Unutmayalım ki bu neslin şeytanı boldur ve çeşit çeşittir. Gençleri bu şeytanlardan kurtarmak için devlet, millet, kurum ve kuruluşlar, bankalar vs. ele ele vererek topyekûn bir mücadele başlatmalı.