25 Nisan 2026 Cumartesi

Bir Dönemin Büyük Takımına Doğru

Bir zamanların;

Şampiyonluğu en fazla olan, 

Yaptığı transferlerle rakiplerine çalım atan, 

Dört büyük takım denince ilk akla gelen, 

En fazla taraftara sahip olan, 

Zenginlerin kulübü diye bilinen, 

Başkan seçimleri TC. seçimleri gibi gündem olan FB kulübü;

12 yıldır şampiyon olmayarak, 

 İyi top oynamayarak, 

İkincilik dışında bir başarı elde edemeyerek, 

Başarı gelmedikçe mazeret ve gerekçe üreterek, 

Sürekli olağanüstü seçim ve başkanlık seçimini konuşarak, 

Her yıl teknik direktör değiştirerek ve belirgin bir ilk on biri dahi oluşturamayarak, 

Şampiyon olamadığı ve iyi futbol oynamadığı için her geçen gün taraftarı daha da azalarak, 

Kulübü tek adam yönetimiyle yönetmeye devam ederek... 

Bir zamanların büyük kulübü olmaya doğru hızla koşuyor. 

Şayet FB kulübü tedbir almaz, yönetim anlayışını değiştirmez, başarısızlığa hep bir kulp bulur, kendi futbolünden ziyade tüm eforunu GS ile mücadeleye sarf etmeye devam ederse, 

Bir zamanların büyük kulübü olarak tarihteki yerini alacak. Spor kamuoyu tarafından bir zamanların büyük takımı diye anılacak. 

Okul Formasının Okul Güvenliğinde Rolü

Kahramanmaraş'ta okul öğrencisinin yaptığı okul saldırısının ardından okul güvenliği adına okullarda bir dizi güvenlik tedbiri uygulamaya kondu.

Okullar aldıkları tedbirlerini Web sayfalarından yayımlamışlar. Sosyal medyada da paylaşmışlar. Ne tür tedbir almışlar diye önüme düşenlere bir göz attım. Çoğu, güvenlik tedbiri olarak ilk maddede "Öğrencinin okul kıyafetiyle okula gelmesi zorunludur" şeklinde okul formasına yer verdiğini gördüm. Bir diğeri de "Veliler okula gelmek isterlerse Web üzerinden randevu alarak gelecekler" maddesi.

İkinci maddeyi gören de veliler okuldan çıkmıyor ve aşırı veli yoğunluğu var. Öğretmen ve idareci veli görüşmesinden iş yapamıyor sanır. Çoğu veli yılda iki defa yapılan veli toplantısına ve ve okul aile birliği genel kuruluna bile katılmıyor ki sair zamanlarda görüşmek için okula gelsin. Gelen az sayıdaki veli de genelde başarılı ve sorumlu öğrenci velilerinden ibaret. Problemli çocukların velisi okula pek uğramıyor. 

Güvenlik tedbirinin en başında yer alan okul forması ise ayrı bir garabet. Eğer okulların güvenliği okul formasına kaldıysa yandık demektir.

Okul formasında ne varsa artık. Öğretmen ve idarecilerin okullarda ilk yaptığı şey okul forması. Eleştiri getirdiğin zaman da "disiplin için gerekli. Öğrenci olup olmadığı belli olsun. Çocuklar arasında marka giyen olur. Diğer çocuklar buna özenir" gibi gerekçeler sunuluyor.

Bir defa kıyafetle disiplin olmaz. Olsa olsa tüm öğrencilere tek tip kıyafet giydirilmiş olur.

Farklı kıyafet giyiminde markaya özenti duyulur gerekçesi de yersiz. Çünkü cadde ve sokakta, çarşı pazarda farklı farklı markalar giyiliyor. 

Bahçe ve koridorlarda dolaşan birinin öğrenci olup olmadığı da kıyafetle belli olmaz. Çünkü okula girmek isteyen bir yabancı, okul forması satan yerlerden forma alır, üzerine geçirir. Girmek istediği okula bu formayla girer. Çünkü forma satın alınırken sen o okulun öğrencisi misin diye hiçbir firma sormaz. 

Anlatmak istediğim, okulun disiplin ve güvenliği okul formasıyla sağlanamaz. Kahramanmaraş okul saldırısını düzenleyen çocuğun üzerinde de belki okul kıyafeti vardı. Görünen o ki çocukları okul forması adı altında tek tip giyindiriyoruz ama etrafına zarar vermeyen tek tip insan yetiştiremiyoruz.

Okul forması firmaların işine gelir, ailelerin özellikle annelerin işine gelir. 

Ne yapıp ne edip okul kıyafeti uygulamasının son bulmasından yanayım. Çünkü günümüz öğrencileri okul kıyafetini zorla giyiyor. Okullar durmadan kıyafet kontrolü yapıyor. Öğrenci okul kıyafetini çantasında taşıyor, yine giymiyor. Okula gelirken sivil kıyafetle geliyor, sınıf ya da tuvalette kıyafetini değiştirip sınıfa geçiyor, okul çıkışı formayı yine çıkarıp çantasına koyuyor. Okul idaresi ve öğretmenler kıyafet yüzünden sürekli öğrenciyle papaz oluyor. 

Bir diğer husus okul kıyafetleri kış şartlarına çok uygun değil. Çoğu öğrenci okul formasının üzerine başka şeyler giyiyor. Çünkü üşüyor. Hani forman dediğin zaman gömleğin ya da kazağın altındaki formayı gösteriyor. Kışın iç kıyafet gibi giyilen okul formasının ne anlamı var? 

Anlaşılan o ki okul, bahçe, koridor ve sınıflarda tek tip görünümlü kıyafet, görüntü güzelliği veriyor. Bu biz büyüklerin hoşuna gidiyor. Yalnız okullardaki sorun tek tip kıyafetten daha büyük. Dış görünüşü bırakıp içe yönelmemiz lazım. Görüntü güzelliğinden ziyade huy güzelliğine ağırlık vermemiz lazım. Çünkü her bir öğrencinin içi ayrı bir dünya. Okul güvenliği için okul, aile, rehberlik servisi, çocuk psikiyatrisi, polis, kısaca iç ve dış paydaşlar koordineli bir şekilde çalışmalı. Suça meyilli, problemli, kendine ve çevresine zarar verecek potansiyeli barındıran öğrencilerin belirlenip bunlarla ilgili yol haritası bulunmalı. Nasihat, uyarı, ceza dinlemeyen, tedaviyi kabul etmeyen, okulun huzurunu bozmaya devam edenlerin sınıf kademesine bakılmaksızın okulla ve örgün eğitimle ilişiği kesilmeli. Zorunlu eğitim yaşı ve kademeleri gözden geçirilmeli. Sınıf geçme zorlaştırılmalı. Eleme usulü yeniden gelmeli. Lise kademesi isteğe bağlı olmalı. Eski adı endüstri meslek lisesi olan liseleri MESEM'lere dönüştürerek MESEM'ler yaygınlaştırılmalı.

Problemli öğrencinin okulla ilişiğinin kesilmesi; anne baba, okul, MEM, MEB, çocuk psikolojisi bölümünün imzasıyla olmalı. Sorumluluk ve yetki sadece okulda olmamalı. Çünkü sorumluluğun okulda olduğu durumlarda öğrenci örgün eğitimin dışına çıkarıldıktan sonra da okula düşmanlık besleyebiliyor. 

Okul güvenliği adına okullarda sabah içtimasında tüm öğrencilerin üst başının ve çantasının aranması uygulamasından da bir an evvel vazgeçilmelidir. Çünkü bu uygulama tüm öğrencileri potansiyel suçlu görme şeklinde anlaşılabilir. 

23 Nisan 2026 Perşembe

Havanız Batsın!

Fî tarihinde okul müdürleri toplantısı yapıldı. Toplantı sonrasında gözde liselerde görev yapan okul müdürleri ayaküstü bir araya gelip laflamaya başladılar. Ben de yanlarından geçiyordum. Bir tanesi, "Arkadaşlar, bana bir ilkokul müdürünü muhakkik olarak vermişler. Hiç olacak şey mi bu? Bari bir lise müdürünü görevlendirselerdi. Buna niye dikkat etmiyorlar?" diyerek dert yandı. Diğer gözde okul müdürleri de bu okul müdürüne destek verdiler. "Olmaz böyle. Söyleyelim de bir daha verilmesin" dediler.

Kulak misafiri olduğum bu konuşma garibime gitti. Bir tanesine nazım geçerdi. Diğerlerinin de duyacağı şekilde ona dedim ki hocam, tamam gözde lisenin müdürüsünüz. Bu şehirde muhakkik görevlendirilirken alfabetik sıraya göre okul müdürlerine görev verildiğini en iyi siz bilirsiniz. Muhakkik görevi verilen ilkokul müdürünün de bu angarya işten çok memnun olduğunu sanmıyorum. Sonra ilkokul müdürü de müdür, siz de müdürsünüz. Gözde okul müdürüyüz diye ilkokul müdürünün muhakkikliğini küçümsemeniz doğru değil. Suçu işleyin. Sonra da ifademi almak için ilkokul müdürünü istemiyorum. Beni soruşturacak en az lise müdürü olmalı diyorsunuz. Havanız kime? Havanız batsın e mi! Madem öyle, soruşturmalık iş yapmayacaksınız dedim. "Beğenmeme değil de bizim mevzuatı bilmez diye böyle düşündüm” dedi. İyi de siz ilkokul müdürüne muhakkik görevlendirildiğiniz zaman onların mevzuatını biliyor musunuz? Okuyup öğreniyorsunuz. Onlar da sizi inceleme ve soruşturmaya gelirken okuyup gelecekler dedim. Gülüştük. Sonra yanlarından uzaklaştım.

Gözde müdürlerim, ne güzel konu bulmuşlar. Aralarında dertleniyorlardı. Varıp dertlerine ortak olacağım yerde gördüğünüz gibi sulandırdım. Ne edersiniz ki sulandırmak benim işim.

Bu anekdot, oğluyla ilgili delilleri kararttığı iddia edilen dönemin Tunceli Valisinin, "Ben Valiyim. Polise ifade vermem" dediği basına yansıyınca aklıma geldi. Belli ki Vali daha önce emrinde çalışan polislerin ifade almasını kendine yani makamına yedirememiş. Cinayetle ilgili birçok delili örtbas etmekle suçlanıyor. Ne idim ne oldum. Tüm bunları ben niye yedim. Makam ve yetkimi kötüye kullandım. Halkın karşısına nasıl çıkacağım" utancı ve endişesi yaşayacağı yerde "Ben Valiyim" diyor. Yargılanıp mahkumiyet alıncaya kadar hakkındaki iddialar yenilir yutulur türden olmasa da Vali masumdur. Vali tüm iddia edilenleri yaptı mı, iftiraya mı kurban gidiyor bilemem. Bunu ancak adil bir yargılama sonrasında öğreneceğiz.

Beni asıl düşündüren, bizim gözde okul müdürlerinin ilkokul müdürünün muhakkik olarak görevlendirmesini garipsedikleri gibi dönemin Valisinin de polise ifade vermekten kaçınması. Bu durum sadece okul müdürlerinden ve Validen ibaret değil, bir zaman asker de bu haleyi ruhiye içindeydi. "Yok beni polis alamaz, hayır ben polise ifade vermem, beni sivil mahkemeler yargılayamaz" dediler durdular. Bu durumu kabullenemeseler de geldikleri nokta itibariyle asker bu tür söylemden vazgeçti.

Okul müdürleri, dönemin Valisi ve askerlere dair verdiğim örneklerden anlaşılıyor ki bu meslek grupları makamlarını çok önemsemişler, makamlarını herkesin isteyip de ulaşamayacağı yer sanmışlar ve havaya girmişler. Daha alt statüdekilerin ifade almasını kabullenemiyorlar. Sahi bu hava neyin havası, neyin kafası?

Antrparantez söyleyeyim. Tüm okul müdürleri, askerler ve valiler aynı havaya sahipler demiyorum. İçlerinde mütevazı olanlar çok. Bir de havaya girenler sadece bu meslek gruplarından ibaret olmasa gerek.

Okul müdürlerini ve askeri bir tarafa bırakıyorum. Dönemin Valisi üzerinden birkaç kelam edeyim. Mübarek, madem statüne bu derece önem veriyorsun. O halde ne diye makam ve yetkini kötüye kullandın? Leke getirdin? Delilleri karartmasaydın, kimse seni ifadeye çağırmaz. Üstelik bir dönem Valilik yapsan da halihazırda merkez valisisin. Yani bankamatik memurusun. Yerin yok, yurdun yok, mesain yok, yetkin yok. Devlet sana başmüfettiş statüsü vererek kızağa çekmiş, yattığın yerden maaş ve özlük haklarını alıyorsun. Bundan da geçtim, hakkında isnat edilen suçlar dolayısıyla Vali değilsin, bir zanlısın. Bu suçlardan kurtulmaya bak. Zira adil bir yargılama sonucu suçlu bulunursan geçmiş valiliğin seni kurtaramaz.

Birkaç cümle de bu aşamadan sonra yapılması gerekeni söyleyeyim. Eğer bu Vali’nin, makamını kötüye kullanarak delilleri kararttığı tespit edilirse daha önce yaptığı Valilikler yok hükmünde olmalıdır. Delil karartmak için devletin tüm imkanlarını seferber ettiğinden dolayı uğrattığı maddi ve manevi zarar kendinden güncel ve yasal faiziyle birlikte geri alınmalıdır. Vali olarak emekli edilmemelidir. Normal bir memur gibi emekliliği hak etmelidir. Sadece delil karartmaya değil, cinayetin ortağı olarak da ceza almalıdır. Verilecek ceza, normal vatandaşın cezası gibi olmamalıdır. Makam ve yetkisini kötüye kullandığı için katmerli ceza almalıdır. Aldığı ceza, devlette üst düzey görev yapıp da ahbap çavuş ilişkisi içerisine girecek herkese emsal ve ibret olmalıdır. Çünkü mühim olan, yetkiyi olası kötüye kullanımların önüne geçmek olmalıdır.

Son söz, okul müdürü de olabiliriz, subay da olabiliriz, Vali de olabiliriz. Önemli olan önce adam olmak olmalıdır. Öyle ya sana baban dahil herkes, “Vali olamazsın” demedi ki. Önce adam ol adam.