30 Ocak 2026 Cuma

Tasarruf Tedbirlerim Meyvesini Verdi

Önceki ay 34 günde 19 ton su kullanmak suretiyle ikinci kademeye geçerek 835,5 TL bayılmıştım.

Olmayacak böyle. Bu su fiyatları ocağıma incir dikecek, ne yapıp ne edip tasarruf tedbirleri uygulamalıyım deyip kolları sıvadım. 

İlk işim klozetin deposuna bir buçuk litrelik bir pet şişeyi doldurarak koydum. Ardından çay ve içme suyunda kullanmak üzere tatlı su çeşmesinden su getirmeye karar verdim. 

Klozete basınca daha az su boşalıyor. Beşer litrelik sular biter bitmez tatlı su doldurmaya gidiyorum. 

Uyguladığım bu iki basit tasarruf tedbirleri bir ayını doldurmadan suda uyguladığım bu tasarruf tedbirleri hemen bir ay içerisinde meyvesini vermeye başladı. 

Bugün gelen faturam 36 günlük idi. 17 ton su kullanmışım. İkinci kademeye geçmemişim. Fatura bedeli de 777,50 TL geldi.

Bu sıkı tasarruf tedbirlerim sonucunda 58 liralık bir tasarruf sağlamış bulunmaktayım. Yeterli mi bu? Hayır. Ama başlangıç bakımından güzel. Bu ay tam otuz gün boyunca bu tasarruf tedbirlerime devam ettiğim takdirde fiyatlar daha aşağıya inecek görünüyor. 

Gördüğünüz gibi azmin elinden bir şey kurtulmuyor. Buna azmin zaferi denir. 

Bendeki bu azim ve tasarruf aşkı evin iki ferdinde de olsa su fiyatlarında epey bir tasarrufa gitmiş olacağım. O zaman keyfime diyecek olmaz. 

Bu faturanın önceki faturalardan bir farkı da ödeme tarihinin 16 Şubat olması. Daha önceki ödemeler her ayın 8-9-10. günleri idi. Ödeme zamanlaması böyle olmalı. Çünkü 15'inden önce hesapta para olmayabilir. Umarım ki her ödeme tarihi bu şekil devam eder. 

Su fiyatı önceki aya göre düşük gelince midir, bu ay faturaya daha bir detaylı baktım. Faturada yok yoktu:

Su bedelini anladım. Su kullanıyoruz. Atık su bedeli de alıyor. Ne belli evdeki içtiğim suyu eve boşalttığım halbuki. Bunu da geçtim. ÇTV bedeli var. Çevre temizlik vergisi olmalı. Musluğumdan eve gelen, atık suya giden suyun çevre temizlik bedelini ayrıca anlamadım. Bakım bedeli de var. Belediye neye bakıyor ki bu bedeli alıyor? Bir de % 1, % 10 ve % 20 tahakkuklu KDV varmış belediyenin aldığı. Bunu da hiç anlamadım. Kaybetmezsek iyi ki bulmuşuz bu KDV'yi. 

Görünen o ki musluğumdan akan suya gelen fatura sadece sudan ibaret değil. Yok yok anlayacağınız. 

Aman neyse ne? Şu aşağıya çekilen su faturasına sevinmek varken uğraştığım ve mesele edindiğim şeye bakın. 

Alman Evleri

Konya merkez tren garına yolunuz düştü ise garın doğusunda gara paralel, çim, ağaç ve güllerin arasında, yemyeşil doğanın içerisindeki sarı renkli evleri de görmüş olmalısınız.

Hem Selçuklu hem de Osmanlı döneminden kalma mimari eserler ile öne çıkan Konya’da her iki medeniyete de ait olmayan ancak bir asrı aşkın süredir ayakta kalan Alman evleri görenleri şaşırtıyor.

Bu tarihi evler geç dönem Osmanlı döneminin sivil mimari örnekleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Tam bir Alman konutları duruşu sergileyen bu yapılar uzun süre lojman olarak kullanılmıştır.

İstasyon caddesi üzerinde gelip geçenlerin dikkatini çeken bu evler, Gayrimenkul Eski Eserler Yüksek Kurulu tarafından koruma altına alınmıştır.

Tren garına paralel bir şekilde tek, iki ve üç katlı olan bu müstakil binalar Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilmiş, günümüzde sosyal ve kültürel amaçlarla kullanılmaktadır.

Bu evler "istasyon lojmanları", "demiryolu lojmanları" ve "Alman evleri" olarak bilinmektedir.

Gelip geçenin dikkatini çeken, herkesi hayran bırakan ve seyrine doyum olmayan bu evler, 2.Abdülhamit zamanında 1896 yılında Alman mühendislere yaptırılmıştır.

İlk etapta Eskişehir Konya demiryolu tamamlanarak hizmete girmiş. Bu hat aynı zamanda 1898 yılında yapımına başlanan Bağdat demiryolunun da başlangıcı kabul edilmiştir.

Konya gar binası, istasyon lojmanları, lokomotif deposu, bakım-onarım yapıları, atölye ve ambar yapıları ile sonradan eklenen istasyon binasıyla birlikte yapılan bu binalardan ilk altısı, aynı tipte inşa edilmiştir. Yüksek eğimli çatılar, basık kemerler, abartılı saçaklar, alın süslemeleriyle dikkat çekmektedir.

Yapım sistemi ve malzeme kullanımı açısından gar binası ile uyum içinde olan bu yapılar, kendi özgün mimarileriyle zengin görsel özelliklere sahiptir. Alman Evleri, üç farklı plan tipinde ve birbirlerine yakın olmak üzere üçerli gruplar halinde inşa edilmiştir.

Genellikle dikdörtgen şeklinde üç ve dört katlı olarak yapılmış bu binalar bir kısmı da simetrik planlı iki katlı olarak inşa edilmiştir.

Bina içerisinde bir hol, holün etrafında yapılmış odalar ve hizmet mekanlarından oluşmaktadır. Yerden birkaç basamak merdiven yardımıyla girilen bu evlerin altı da bodrum.

Binalara bakıldığı zaman plan, cephe, dekoratif ögeler neredeyse benzer özellikler taşımaktadır.

Evlerin en dikkat çeken yanı, o dönem Osmanlı mimarisinde pek rastlanmayan çıkıntılı saçakları ve alın süslemeleridir. Çevresindeki peyzaj düzenlemesi de en az bu şirin yapılar kadar ilgi çekicidir. Evlerin arasında gezerken kendinizi bir masal ülkesinde hissetmeniz işten bile değildir.

Birbirine yakın sıralı küçük müstakil evler adeta bir masal sahnesinin canlandırması gibi görünüyor.

Yukarıda verdiğim bilgiler için “Hikayesi olan binalar-Youtube”, “burasıkonya.com”, “yenikonya.com”, ve “rehabilir.com” sitelerinden faydalandığımı söylemeliyim.

Gelip geçerken gördüğüm, gördükçe hayran kaldığım bu binalar içimi açar. Durur, seyrederim. Bu evleri yapan Almanlara da gıpta ederim. Her defasında “Türk gibi başla, Alman gibi bitir” sözü de aklıma gelir.

2026 yılı itibariyle yapımından bu yana 130 yıldır dimdik ayakta olan bu binaları bize kazandıran Almanlara gıpta ederken Osmanlı ve Selçuklu eserleri dışında toplam ömrü en fazla elli yıl olan beton yığını binalarımız aklıma gelince de ülkem adına üzülürüm. Adeta yıkmak ve yıkılmak üzere binalar dikiyoruz. Yaptığımız bu evler de işe yarasa bari. Yazın sıcak, kışın soğuk tutan, birbirinin güneşini engelleyen, iç içe sağlıksız binalar bizdeki. 130 yıldır ülkemizde sapasağlam duran Alman evleri ise tam oturmaya müsait, kullanışlı evler. Aralıklarla yapılan binalar birbirinin güneşini de engellemiyor, gölgesini de.

Hem Selçuklu hem Osmanlı hem de bu Alman evlerini görünce; inancı, fikri ve zikri ne olursa olsun eski insanların bizden çok dürüst, yıllara meydan okuyan, kullanışlı, estetik ve evladiyelik evler yaptıkları bir gerçek. Sağlamlık ve estetik yönünden onlardan devraldığımız, basit görünümlü, tam bir şaheser olan bu binaların benzerlerini yapıp bizden sonraki nesillere biz bırakabilecek miyiz? Bu gidişat bu yap-yık ve yüksek kat zihniyetimizle çok zor.

Bu Hikaye Mirasyedilere Gelsin!

Zengin çocuğu bir Çingene kızını sever. Kız da onu.

Her ikisi de ciddi ciddi evliliği düşünür.

Bu durumu Çingene kızı babasına açar. Babası da gelsin bir tanışalım der.

Damat adayı kızın evine gelir. Müstakbel kayınpederi, "Kızım da seni seviyor. Yalnız seni önce bir test etmem gerekiyor. Bakalım sınavı geçebilecek misin? Biliyorsun biz Çingeneyiz. Dilencilik bizim mesleğimiz. Damadımız olacak kimsenin de bu mesleği icra etmesini isteriz. Şimdi sen hiç oyalanmadan yarın çarşı, pazar dolaşıp dilenerek topladığını bana getireceksin. Haydi göreyim seni" der damadına.

Damat adayı tamam deyip evden çıkar. Ertesi günü sabahtan akşama evde yatar. Akşam olunca söz verdiği gibi kızın evine gelir. Müstakbel kayınpederine cebinden çıkardığı yüklü miktarda parayı uzatır. Parayı eline alan kızın babası, "Olmadı damat. Yarın tekrar topla gel" der.

Oğlan ertesi günü de dilencilik yapmadan kızın evinin yolunu tutar. Kayınpederine yine para uzatır. Kayınpederi de önceki yaptığı gibi olmadı diyerek parayı savurur ve der ki "Damat, anlaşılan sen benim ciddiyetimi anlamadın. Bana baba parası getirme. Bizzat dilenip getireceksin" der.

Oğlan bakar ki pabuç pahalı. Kızı da kaçırmak istemiyor. Mecburen hiç yapmadığını yapmaya karar veriyor.

Ertesi günü şu cami, bu cami, şu esnaf, bu esnaf diyerek bizzat dilencilik yapar. Akşama kadar avucunun içini dolduracak kadar bozuk para kazanır. Ayaklarına kara sular da inmiştir. Utanması da cabası.

Hiç vakit kaybetmeden müstakbel kayınpederinin evini boylar. Dilenerek topladığı bozuk paraları uzatır. Kızın babası öncekiler gibi elini kaldırarak paraları atmak ister. Fakat o da ne! Daha parayı atamadan damat kayınpederinin bileğinden tutar. "Ne yapıyorsun sen? Buncacık parayı toplamak için akşama kadar anam ağladı. Yere attırmam. Bunlar benim alın terim" diyerek tepki gösterir.

Kayınpederi, "Ne oldu damat? Önceki verdiğin paraları atarken hiç bileğimi tutmadın. Üstelik attığım para çokça idi. Şimdi daha az para olmasına rağmen atmama tepki gösterdin. Sebebi hikmeti nedir" diye sorar.

Damat, "Az olsa da bu son verdiğim benim alın terim. Bunu kazanıncaya kadar ne çektiğimi en iyi ben bilirim" deyince, kayınpederi, "Şimdi oldu damat. Sınavı geçtin. Kızımı sana verdim gitti" der.

Çoğunuzun bildiği bir hikayeyi kendi dilimden anlattım. Böyle bir şey yaşanmış mıdır, yaşandı ise iki farklı dünyanın evliliği devam etmiş midir bilmiyorum. Yaşanmış ya da yaşanmamış bir hikaye olsa da hikayeden bizim payımıza düşen, verilmek istenen mesajı almaktır. Siz hikayeden ne mesaj çıkarırsınız bilmem ama dilencilik tasvip edilecek bir şey olmasa da insanın alın terleterek, elinin emeği olan kazancının kıymetini bilmesi. Onu har vurup harman savurmaması. Başkasından gelen yani alın terletmeden ve emek sarf edilmeden gelen kazancın ise kıymetinin bilinmemesi, kolay ve hesapsız harcanması.

Bu hikaye,

Daha işi gücü olmayan ve kafeleri mesken edinen gençlere gelsin. Unutmasınlar ki kafeler baba parası yiyen, işsiz avare gençler için tam bir para tuzağı.

Baba parasıyla sigara içenlere gelsin. Hiç sigara içmesin ama içecekse de baba parasıyla değil de kendi parasıyla sigara içsin.

Aynı şekilde kendi kazancı olmadan içki ve uyuşturucu kullanan gençlere gelsin.

Baba parasıyla bahis ve kumarın her türlüsünü oynayan gençlere gelsin. Hiç oynamasınlar ama oynayacaklarsa da kendi kazandıkları parayla oynasınlar. Ayrıca kredi çekme, ek hesap kullanma yoluna giderek ödeyemeyecekleri devasa borcun altına girmesinler. İcralık olmasınlar. Sonra da ailelerine fatura etmesinler. Borç yaparken asla ailelerini bu işe karıştırmasınlar. Çoluk çocuğunun rızkını haybeye harcamasınlar. Ne kendi huzurları kaçsın ne de ailelerinin huzurunu kaçırsınlar. Hayırlı evlat olsunlar. Kazara yanlış yola girmişlerse Çingenenin damadı gibi kısa yoldan yola gelsinler. Onun gibi dilenmesinler ama büyük sözü dinlesinler. Hem kendi ocaklarını hem de ailelerinin ocaklarını söndürmesinler. Unutulmasın ki içki, kumar, uyuşturucu insana insanlığını unutturur. Adeta canavarlaştırır. İtibarını yok eder. Giden itibar da kolay kolay geri kazanılmaz.