19 Aralık 2017 Salı

Veli Andı



Çocuğumun her istediğini yapacağıma,

Her istediğini alacağıma,

Ona hiç sorumluluk vermeyeceğime,

Onun için en iyi okulu ve öğretmeni bulacağıma,

Onu servisle okula göndereceğime,

Cebine bol harçlık koyacağıma,

Onun için özel ders aldıracağıma,

Onu, etüt merkezine yazdıracağıma,

Okulda, suç işlediği zaman onu arkalayacağıma, ona toz kondurmayacağıma,

Sülalemi alıp okulu basacağıma,

Ona makas atan öğretmene bir araba sopa atacağıma,

Çocuğumun psikolojisini bozan eğitimciyi Bilgi Edinme ve alo 147’ye şikayet edeceğime,

Çocuğum istenen başarıyı göstermediği zaman öğretmenini suçlayacağıma,

Onu uçan kuştan koruyacağıma,

Öğretmenliği ben bunlardan iyi yaparım diyeceğime…


Söz veriyorum. 19/12/2017 Ramazan YÜCE

Dünya, ABD'den Büyük Olmalı!

İsrail Başbakanı Netenyahu, 'Bir kişi çoğunluğu yendi' diyerek Kudüs tasarısını veto eden ABD temsilcisi Haley'e teşekkür etmiş. Bu ayıp size yeter.

Hasılı, ABD> Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, İsveç, Uruguay, Bolivya, Etiyopya, Kazakistan, Senegal, Ukrayna ve Mısır.

Pardon ABD>Dünya

Aslında bu ayıp, BM'e üye o kadar devletin bir acziyeti ve ayıbıdır. Bu oyun böyle devam etmemeli...

Seçilecek En İyi Meslek

-Baba! GS teknik direktörü Tudor gönderilmiş. Ne dersin?
-Büyüyünce teknik direktör ol.
-Ne alaka?
-Bir takımla 2-3 yıllığına anlaşınca iyi bir bedel alıyorsun.
-Ama Tudor'un sözleşmesi feshedildi.
-Olsun...Süren doldurulmadan gönderilince ücretini yine alıyorsun.
-Yani?
-Başarılı olunca takımın başında kalıyor, ücretin tıkır tıkır çalışıyor. Başarılı olmayınca yattığın yerden ücretini alıyorsun.
-Yani?
-Her halükarda kazançlısın, haydi oğlum göreyim seni!
-Teknik direktör olamasam ne olayım?
-Seçenek hakkın yok. Mutlaka teknik direktör olmalısın. 19.12.2017 Ramazan Yüce

18 Aralık 2017 Pazartesi

"Saçın-başın ağarmış, bırakıver artık!"

Bir idim, iki oldum. Derken üç, ardından beş kişilik bir aile oldum. Unu eledim eleği duvara astım derken altıladık hane sayısını.

Zamanı gelince teker teker yuvadan uçtular. İlkini 2014, ikizleri de 2017 yılında evlendirdik. Kalabalık evimiz birden üçe düştü. Edi ile büdü, bir de tekne kaşıntısı kaldık koca evde. Güya kalabalık bir aileyiz diye evi kiraya verip geniş bir eve çıkmıştık. Neyse bakalım hazar geleceklerdir ara sıra. Zaten gelmezlerse peşlerini bırakmam.

İşte bu akşam birinin evine geldim. Tam kapının önündeyken yanımdan geçmekte olan dört ihtiyardan biri selam verdi. "Burada mı oturuyorsunuz" dedi. Oğlum oturuyor dedim. Yatsı namazından geldikleri belli olan cemaatle ayaküstü konuşmaya başladık. Daha doğrusu onlar sordu, ben cevapladım. Oğlan ne iş yapardan, sen ne iş yapıyorsuna döndü muhaveremiz. Öğretmen olduğumu söyledim. "Emeklisindir hazar" dedi biri. Çalışıyorum henüz, dedim. 'Saçın, başın ağarmış; bırakıver artık' dedi öbürü. Sonra vedalaştık tanımadığım bu kişilerle.

Tanımadığım halde ayaküstü bu kadar konuştuk. Bir de tanışsaydık, yol üzerinde sabahlardık herhalde. Akşam karanlığında lafladığım amcalar, iyi-hoştular ama 'Saçın-başın ağarmış, bırakıver artık' demeleri zoruma gitmedi değil hani. Mübarekler, işiniz yok mu sizin? Derdinize ne sizin? Akşam akşam huzurumu bozmak için mi toplandınız geldiniz. Sizin derdiniz, sabahtan akşama yanınıza cemaat aramak.

Moralimi bozdular bozmaya. Ama alıştım artık.

Geçen haftalarda son derste bir sınıftayım. Hava yağışlı olduğu için öğlenci grup olan 5. ve 6. sınıfları ıslanmasınlar diye koridora almış okul yönetimi. Cağıl-cuğul koridorda bekleşirlerken ben de güç-bela ders işlemeye çalışıyordum. Ders defterini almak için gelen nöbetçi öğrenci kapıyı açınca koridorda beklemekten sabırsızlanan küçüklerden biri, "Ana len, yaşlı biri!' dedi yanındakine. Kastettiği bendim yine.

Üç yıl öncesinde otobüste yanına oturan benden yaşlı biri de "Daha çalışın mı" demişti. Daha emekliliğimi hak etmedim deyince "60-65 gösteriyon" demişti bana.

Ben kabul etmesem de ihtiyarlık boynuma dolandı. Saç-sakal ağardı, saçlar dökülmeye başladı. Çalışmak ayıp bir şeymiş gibi herkes emekli olmaya çağırıyor, çalışmamı garipsiyor. İşin garibi hâlâ 26.yılımı çalışıyorum. Çocuklar bir bir gitti, elim-ayağım tutuyor, biraz daha çalışayım, işimi de aksatmıyorum; ne konuştuğumu, ne yaptığımı biliyorum. Kimseye de yük değilim. Bir emekli olsam rahatlayacak çok kişi var anlaşılan. Acaba bu kadar kişiyi okulumuz müdürümü ayarlıyor. "Ben söyleyemiyorum, siz bari söyleyin, tasını-tarağını toplayıp gitsin. Okul ve eğitim camiası kurtulsun" mu diyor.

Ben emekli olunca yerlerde sürünen maarifimiz ayağa kalkacaksa hiç durmayıp yarın emekli olmak isterim. Ayrıca faydalı olmadığıma inandığım gün bir saniye bile durmam. Şükür! Elim, ayağım tutuyor, devamsızlığım yok, derste ipe un sermiyorum, gözlüksüz yazı okuyabiliyorum, beynim sulanmadı. Ne dediğimi biliyorum. Derste konuma ve sınıfıma hakimim. Şahsıma idarece verilen görevi zamanında yapıyorum.

Ben ne kadar kendimi anlatmaya çalışsam da saçım ve sakalımın ağarmasıyla birlikte zaten ölüm de çekiyor beni kendine doğru. Geliyorsun bana doğru, dikkat et kendine, ahret için ne yaptın diyor.

Allah hepimize hayırlı ömür ve ölümler nasip etsin.



Dünya, beşten büyük olmalı!

'Kudüs'ü, İsrail'in başkenti ilan eden' ABD'nin bu kararının uygulanmamasını için verilen Filistin tasarısı BM Güvenlik Konseyindr gündeme alındı. Güvenlik Konseyinde konuşan ABD temsilcisi, kararı  veto edeceklerini söylemiş. 

BM'e bağlı o kadar ülke ABD'nin bu haksız ilanını reddedecek. Bir ABD bu kararı veto edecek.

Yesinler sizin dünyaya getirmek istediğiniz adalet anlayışınızı ve çoğunluğun isteği dediğiniz demokrasinizi!

Biri, 'Dünya; beşten büyüktür' dediğinde hop oturup hop kalkıyorsunuz. Az bile söylemiş adam. 

Lanet olsun sizin güce dayalı, güce tapan adalet ve demokrasi anlayışınız! O işgal ettiğiniz Güvenlik Konseyinde hep güvenlik sorunu yaşarsınız inşallah! 

Zulmünüz abad olmayacak, yıkılışınızı bu asrın insanları görür de o günü bayram olarak kutlar inşallah! 18.12.2017 Ramazan Yüce

Muhaliflik, Bazılarının Genlerinde Var *

Yıllardır toplanıp doğru dürüst karar almadan dağılan, hiçbir ağırlığı ve gücü olmayan bir teşkilat var: İslam İşbirliği Teşkilatı. Üyeleri de malumunuz İslam ülkeleri. Üye sayısı da 57'dir. Dünyadaki devlet sayısının yaklaşık üçte birine tekabül eden bir sayı. Sayıları çok ama güçleri sayılarıyla orantılı değil. Ha varlar, ha yoklar. Çünkü temsil ettikleri gücün farkında değiller. Lider olma gibi bir hedefleri yok. Yıllardır güdülmeye alışmışlar zira. Varlık sebeplerini inandıkları dinden ve halkından değil, efendilerine bağlılıklarından alırlar.

Trump'un Kudüs'ü başkent ilan etmesiyle birlikte teşkilatın geçici dönem başkanı olan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam İşbirliği Teşkilatı'nı olağanüstü toplantıya çağırarak İstanbul'da bir toplantı düzenledi. ABD'nin Kudüs'ü, İsrail'in başkenti ilan etmesini kabul etmeyen ve bu kararı kınayan bir dizi karar alındı bu toplantıda. Bu toplantıda alınan kararlar, dünya kamuoyunda ses getirdi. Alınan kararlardan bir tanesi de "Doğu Kudüs'ün Filistin devletinin başkenti olarak ilan edilmesiydi.

Kamuoyu, bu toplantıyı ve açıklanan kararları takdirle karşılarken bu kararları beğenmeyen müzmin muhaliflerimiz sosyal medyada paylaşımlarıyla, dost sohbetlerinde konuşmalarıyla arzı endam ettiler. "Vay efendim, bu karar Kudüs'ün diğer yarısından vazgeçme anlamına gelir. Kudüs, bölündü mü ki Doğu Kudüs'ten bahsediyorsunuz..."

Ne dersiniz bu şekil yorum veya konuşmalara? Nasıl bir mantık, nasıl bir bakış açısı bu? Siz anlayabildiniz mi? Böyle düşünenlerin niyetleri, maksatları ne? Gerçekten ne yapmak istiyorlar? Böyle düşünürken ve bunu dillendirirken dinleyenlerin küçük dillerini yuttuklarının farkındalar mı acaba? Birine muhalif olmak, onun her dediğine karşı çıkmak aldıkları terbiyenin bir gereği midir? Faydası var mı bu şekil konuşmanın?

Bu şekilde düşünenler, samimi olmaya samimi. Bu tipler idealist, fakat realiteden haberleri yok veya gerçekle yüzleşmek istemiyorlar. İstesek de istemesek de, Orta Doğu'da çıbanbaşı olsa da bize rağmen 1948 yılında İsrail diye bir devlet, Filistin topraklarında kuruldu. 1948'de zaten Kudüs'ün batısı elden çıkmıştı. 1967'den beri de Doğu Kudüs işgal altında. BM kararlarına rağmen İsrail, işgal ettiği toprakları bırakmıyor ve hemen hemen tüm Filistinliler esir durumda. 

Merak ediyorum, Müslümanların bugünkü dağınık ve pejmürde hali ortadayken İsrail'i işgal ettiği topraklardan çıkarmak mümkün mü? Maalesef hiçbir güç İsrail'e diş geçiremez. Biz Kudüs'ün tümünü istemek gibi bir hamaseti bir tarafa bırakalım, en azından Doğu Kudüs'ü elde etmek için uğraşalım.

100 yıl oldu Filistinlilerin esareti. Daha ne kadar devam edecek? Filistinlilerin de bizim gibi sıcak yuvaya ihtiyaçları var. Oturduğumuz yerde mangalda kül bırakmamak en kolay yoldur, ucuz mücahitliktir. Olaylara biraz da Filistinlilerin gözüyle bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Dünyada siyaset, hamaset üzerine yürümüyor maalesef. Realiteden hareketle ayakları yere basan bir siyaset izleyelim. Vara yoğa, laf olsun diye muhalefet etmeyelim. Bir tasarruf hoşumuza gitmiyorsa doğrusu ne şekilde olmalıdır? Bunun yolunu gösterelim. Değilse susalım. 18.12.2017 Ramazan Yüce



* 20/12/2017 günü Anadolu'da Bugün gazetesinde ve Kahta Söz gazetesinde yayımlanmıştır.


17 Aralık 2017 Pazar

"Baba! Bana bilgisayar al sana!"

- Baba, bana bilgisayar al sana!
-Var oğlum ya bilgisayar. Üstelik tabletin, cep telefonun ve laptopun da var ya.
-Onlar yeterli değil, ihtiyacımı gidermiyor. Daha donanımlı olacak benim istediğim.
-Oğlum, evdeki bu kadar bilgisayar senin işini görmüyor öyle mi?
-Evet iyi bildin.
-Ne yapacaksın? Onu söyle!
-Oyun oynayacağım?
-Eldeki olanlarla oyna!
-Her oyunu kaldırmıyor onlar.
-Kaç para senin istediğin?
-4 bin ila 6 bin arasında değişir.
-Sen bu kadarlık bilgisayarı sırf oyun  oynamak için mi istiyorsun?
-Evet.
-Oğlum, ben senin gibisini görmedim.
-Niye ki, ne yaptım ben?
-Daha ne yapacaksın oğlum? Benim bildiğim bilgisayar istenirken "Ödev yapacağım" denir. Bilgisayarı aldırdıktan sonra dilediğin kadar oyun oyna.
-Ne yapayım, yalan mı söyleyeyim? Oyun oynayacağım işte.
-Sana yalan söyle demiyorum. Ama şeffaflığın bu kadarı da fazla değil mi?
-Ne zaman alacaksın?
-Derslerini engeller bu. Almayı düşünmüyorum. Yoksa alırım.
-Bırakalım artık bu klişe lafları! Ben ne yaptığımı biliyorum. Ders zamanı ders, oyun zamanı oyun.
-Klişe ha! Bunu da mı duyacaktım senden? Git o zaman harçlıklarından 1000 lira biriktir, alalım o zaman.
-Tamam söz mü?
-Sözüm söz... Ama gidip ağabeylerinin birinden 500, öbüründen 500 alıp işte biriktirdim diye önüme koyma.
-Baba, istediğin bin lira değil mi? Nasıl bulursam bulayım. Bana sınır getirme.
-Bizzat kendi harçlıklarından biriktireceksin. Başka türlü kabul etmem.
-Tamam, biriktirip önüne koyacağım o parayı.

Ve bizim oğlan hummalı bir şekilde para biriktiriyor. Yakın bir zamanda önüme parayı atarsa hiç şaşırmam. Zira onu hiç bu kadar azimli görmedim. 17.12.2017 Ramazan YÜCE