30 Ağustos 2024 Cuma

Bazılarının İlçe Belediye Başkanlığı

İşlerimin tadı yok. Borç boyumu aştı. Battım batacağım. Nasıl kurtulurum bu badireden bilmem.

Gördüğüm kadarıyla ağzın laf yapıyor. Yukarılarla aran iyi. Tatlı bir dilin var. İçin nasıl bilmem ama herkese gülücükler dağıtıyorsun.

İyi de ne işe yarar?

Aslında işlerini çekip çevirecek, seni borç batağından çıkaracak bir yol var.

Neymiş o?

Belediye başkanlığı. 

Nasıl olacak bu? Sonra ben anlamam ki.

Anlamana gerek yok. Kaçı anlıyor zaten. 

İyi de belediye başkan adayı olmak ve kazanmak kolay mı? 

Dedim ya senin yukarılarla aran iyi. Önce bir ilçe başkanlığı, ardından ilçeye belediye başkanı oldun mu, bu iş tamam.

Sonra?

İşlerinde düze çıkarsın.

Peki belediye başkanlığını nasıl yapacağım?

İşte orası kebap. Çünkü sen büyük şehre bağlı bir belediye başkanısın. Büyükşehir yapacak, sen büyükşehre durmadan teşekkür edeceksin. Alacağın bir çöp. Bunu da yaparsın artık.

Halkın içinde olmaya çalış. İlçenin pazarı varsa ki vardır, her hafta bu pazarları gezip pazarcıya hayırlı işler dilersin.

Her hafta cumayı bir mahallede kılıp cemaatin cumasını tebrik edersin.

İlçenin ölenlerini haber verirsin.

Vatandaş senden bir şey isterse, büyükşehrin bu görev deyip her işi büyükşehre ihale edersin.

Tüm bu işleri yaparken işini il başkanı ile arayı iyi tut ki ikinci ve üçüncü ilçe başkanlığını da garantilersin.

Bir de hizmet binan bu kadar hizmeti yerine getirmeye yeterli gelmezse, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirebilirsin. Mesela ilçenin hayırseverine belediye ek binası yaptırabilirsin.

Ama hayırsever belediye için bunu yapar mı?

Eşek değilsin ya sen de ona bir şey yaparsın. Sanki cebinden mi vereceksin.

Anladım. Belediyenin imkanlarını peşkeş çekeceğim.

Yap bunu. Kimsenin ruhu duymaz.

Hayat Dersi Veren Hikaye

Bir gemi yolculuğunda, bir nahiv (Arapça cümle yapısı) ustası, gemidekilere nahiv bilir misiniz diye sorar. Bilmeyiz derler. Gitti ömrümüzün yarısı der.

Az sonra aşırı dalgadan gemi sallanmaya, yan yatmaya ve içine su almaya başlar. Gemidekilere nahiv hocasına, hocam, yüzme bilir misin derler. Hayır cevabını alırlar ve o zaman gitti ömrünün tamamı derler. Haliyle az önce nahiv bilgisinden dolayı hava atan hocanın sesi kesilir. 

Anlattığım bu hikayeyi bilirsiniz ve bu hikaye bir hayat dersi verir bize. İnsan cümle bilgisi olmadan da yaşayabilir, yaşarken bir eksikliğini çekmeyebilir. Çekse de hayatın sonu değil. Yalnız kişi yüzme bilmezse;

Boğulurum korkusuyla suya girmez. 

Deniz nedir bilmez. 

Havuzla zaten işi olmaz. 

Tatil planı yapmaz. 

Tatile gidenlerden benim neyim eksik deyip tatile gitmeye kalkarsa, yüzme bilenler yüzerken, o uzaktan seyreder. Keşke zamanında yüzme öğrenseydim pişmanlığı duyar. 

Korka korka suyun kenarına gelse de belinden yukarı suyun içine girmez. Leğende yıkanır gibi denizin kenarında eğilir çıkar. 

Bacak kadar sıpaların  suya atlayışlarını ve yüzüşlerini görür. Çocuklara gıpta eder, helal olsun bücürlere. Keşke şunlar gibi ben de yüze bilseydim der durur. 

Hasılı yüzme bilenler denizin keyfini çıkarırken yüzme bilmeyenler kenarda somurtur durur. 

Sahi yüzme bilmiyorsa biri, denizde ve havuzda ne işin var. Niye masraf ederler, o kadar yolu tepeler ve boşu boşuna sahili kalabalık ederler.

Burada anne ve babalara görev düşüyor. Çocuk yetiştirmek sadece karnını doyurmak, üst baş almak, okula göndermek, okutmak ve evlendirmek değil. En az bunlar kadar yüzme de önemli. Çünkü yüzme hayatın kendisidir ve hayatı öğrenmedir.

Her aile küçük yaşta çocuklarına yüzme öğretmeli. Çünkü demir tavında dövülür misali küçük yaşta yüzme daha çabuk öğrenilir. Büyüdükçe insanın cesareti kırılır, kendine güveni kalmaz.

Manavgat Şelalesi

Manavgat'a gelinir de şelaleye gidilmez mi? Çünkü Manavgat dendi mi bu şelale akla gelir.
Çıktık otelden. Açtık harita bilgisini. Vardık şelaleye. 
O da ne bir sıra var bir sıra.
Bir şelale için bu kadar uzun kuyruk olacak şey değil. 
Bu kadar uzun kuyruk olduğuna şelale görülmeye değer olmalı. Paralıymış üstelik giriş. 
Belediye çalıştırıyor. İşin içine belediye girdi mi belediyeler tek başına hükümet. Ne müze kartı işler ne öğrenci indirimi. Herkes verecek otuz lirayı. Şehit yakını ve gazi isen ne âlâ. Onlara beleş. 
Gelmişken girelim dedik ve güneşin altında 150 metreden fazla kuyruğa girdik.
Bizden önce kuyruğa giren kızımız, az önce boştu burası. Kuyruk falan yoktu. Tur gelince böyle oldu dedi. 
Daha önce girmiş miydiniz bu şelaleye dedim. 4-5 sene önce girdim dedi. İçeride su falan doldurabiliyor muyuz şelaleden dedim. Hatırlamıyorum dedi. Hayran kaldım hafızasına. 
Bereket sıra hızlı ilerliyor. Fişi kestiren sırayla şelale mıntıkasına giriyor.
Biz de ilerledik şelaleyi görmek üzere. Sağlı sollu satış yerleri vardı içeride. Kahvaltı menüsü burada 480 lira imiş. Sizler için çektim. Çünkü sizin için 480 lira para mı? Etrafınıza şelale karşısında kahvaltı yaptık diye hava atmak da var bu işin içinde.
Nerede bu şelale derken baktık herkes sıra ile fotoğraf çekiniyor bu şelalenin önünde.
Bir şelaleye baktım, bir fotoğraf çekinenlere baktım bir de üç kişi için verdiğim 90 liraya. Bir şok bir şok. Ana len ben bu şelale için mi o kadar kuyruk bekledim güneşin altında, bura için mi 90 lira verdim. Böyle şelale mi olur, buraya şelale demek için bin şahit lazım. Çünkü benim bildiğim şelale doğal olur. Yüksekçe bir yerden aşağı doğru sular akar. 
Adına şelale denen bu Manavgat Şelalesi dümdüz bir yerde, şehrin içinde, yukarıdan akan bir derenin üzerinde kurulu. Doğallığından ziyade insan yapımı geldi bana. Yukarıdan akıp gelen derenin bir yerinde biraz çukur oluşturulmuş. Akan su şelaleyi andırıyor.
Gelmişken şelaleyi görecek şekilde biz de birkaç poz verdik. Sonra kendimizi dışarı attık.
Caddeye çıkınca arabaya giderken baktık piknik yeri var. Pis ve bakımsız. Şurada soluklanalım
istedik. Otururken şelaleye giden suyu gördük. Daha doğruyu gitmeyen suyu gördük. Yan tarafta gördüğünüz görüntüyü videoya aldım. Şelaleye giden su da görmedim. Acaba şelalede akan su devridaim mi yapıyor diye aklıma gelmedi değil.
Uzatmayayım, Manavgat Şelalesinin şelale ile bir alakası yok. Şelalelikten düşürülmeyi çoktan hak etmiş. Ayrıca şelalenin ve böyle bir şelalenin paralı olması da bir garip. Manavgat Belediyesi de fırsatçılık yapıyor. Belediyelerin bu başına buyruk tasarrufları mercek altına alınmalı ve gereği yapılmalı.
Bu arada şelaleye girmek için sıraya girdiğimizde önümüzdeki kız daha önce gitmiş bu şelale olmayan şelaleye. Be kızım görmüşsün daha önce şelale demeye bin şahit lazım şelaleyi. Bir daha niye sıraya girip güneşin altında yanıyorsun, kalabalık diye homurdanıyorsun. Tamam paranı mezara götürme de daha önce gördüğün şelaleye bir otuz daha bayılma. Biz neyse cehaletin kurbanıyız. Bir daha Manavgat'a yolumuz düşerse, Manavgat Şelalesi benim için bir Davos'tur artık. Yok hükmündedir.
Not: Bu yazıyı okuyup da ardından bu ilçeye gelip bir de şelaleye girerseniz, sonra da beni görünce şelale dediğin gibiymiş derseniz, hatırınızı yıkarım. Mübarek ben bu yazıyı niye yazdım değil mi?