İnsanoğlunun zaafları vardır.
Saymakla da bitmez. Zamana riayet etmeme de bizim eksikliklerimizin başında
gelir.
Devlet dairesinde çalışıp da zamana
riayet edenlerimiz vardır. Fakat bir çoğumuzun
zaman zaman bu konuda aksatmalar meydana getirdiği görülmektedir: İşe
geç gitme, erken ayrılma, devamsızlık, rapor, izin vb durumlarımız olabiliyor.
Bunlar yapılıyor yapılmasına da acaba hiç düşündük mü? Bu yaptıklarımız doğru mudur?
Aynı gecikme veya devamsızlığı acaba özel sektörde çalışan biri yapabilir mi?
Yaptığı takdirde başına neler gelebilir? Zamana riayet ve görev bilincimizi
kaybetmeye başladık maalesef.
Konumuzu bir fıkra ile süsleyelim isterseniz:
Farklı milliyetten üç çocuk kendi aralarında “Kimin babası daha hızlı”
tartışması yaparlar.
İngiliz
çocuk: -“Benim babam daha hızlı. Çünkü 100 metreyi 3 saniyede koşar. “ der.
Fransız
çocuk:-“ Benim babam daha hızlı. Çünkü bir eliyle silahı ateşler. Mermi hedefine
varmadan diğer eliyle yakalar.” der.
Türk
çocuk: -“ Bunlar da bir şey mi? Benim babam devlet hastanesinde çalışır.
17.00’de mesai biter. Babam 15.00’ da evde olur. Bu yüzden benim babam daha
hızlıdır.” der.
Fıkra bizi acı acı gülümsetmiştir
sanırım. İstisnalar kaideyi bozmaz ama genel itibariyle devlette çalışma
şeklimiz maalesef bu şekildedir. İşin garibi bu yaptığımızı sorgulamıyoruz
bile. Özel sektörde çalışanın canı çıksın, devlette çalışanlar keyif sürsün.
Dışarıdaki maddi hırsızlığı
hiçbirimiz tasvip etmeyiz. Hatta hırsızlara karşı mesafe bile koyarız. Doğrudur
yaptığımız. Pekiyi, işimize geç gitme, erken ayrılma vb durumlarımızı nereye
koyacağız. Bu yaptığımız zaman hırsızlığına girmez mi? Hırsızın yaptığı hoş
karşılanmaz ama belki mecbur kalmıştır. Bizim yaptığımızda bir mecburiyet var
mı? Özel durumu olanlar hariç genelde bu konuda keyfi davranıyoruz. Hırsız
ileride pişmanlık duyarsa belki gider çaldığı adamdan helallik diler. Küçük yerlerde gençler bayramlarda büyükleri
ziyaret edip ellerini öperler. Araya da utana sıkıla bir şey sıkıştırılar.
“Teyze ben küçükken sizin tavuğu, hindiyi çalmıştım. Ya da bahçenizden erik
koparmıştım. Hakkını helal eder misin” gibi. Bu tür davranış büyüklerin de
hoşuna gider. “Yerden göğe kadar helal olsun” diyerek helalleşme meydana gelir.
Helallik dilemezse de bir kişiye karşı hak- hukuk geçmiş olur. Öbür dünyada bir
kişiyle muhatap olacaktır. Peki, devlette çalışırken zaman hırsızlığı
yaptığımız zaman biz kiminle
helalleşeceğiz. Biliyorsunuz biz 78
milyon adına hizmet yapıyoruz. Bize verilende tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır.
Yetimi nereden karıştırdın derseniz. Ben devlet malını yetim malı olarak
görürüm. Dinimizde yetim malını yiyenleri Allah Teala Nisa süresi 10. ayette “Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarına
ancak ateş tıkınmış olurlar, zaten onlar çılgın aleve atılacaklardır.” diyerek şiddetli
bir şekilde uyarmaktadır.
İşimizi doğru dürüst yapmayı,
işimize gidişte ve dönüşte zaman riayet etmeyi, helal işimize haram
karıştırmamayı Rabbimin hepimize nasip etmesi temennisiyle. 15/12/2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder