8 Nisan 2016 Cuma

Okutma aşkı **

Çok uzun yıllar geçmedi henüz. Yokluk ve imkansızlıklar içerisinde okuyamamış büyüklerimiz küçük yaşta hayata atılmışlar. Hayatın cenderesinden geçmişler. Hayat mektebinde okumuşlar. İş garantisi olmadan, rızık endişesi taşımadan evlenip çoluk çocuk sahibi olmuşlar. Şu kadar çocuğum olsun hesabı yapmamışlar; er-rızku Alallah deyip çıkmışlar yola. Ben okuyamadım ama çocuğum okuyacak. Çünkü ne gelirse başımıza cehaletten dediler.

Çok büyük hedefler koymadılar aslında. Okusun, derdini anlatabilsin. Bir devlet dairesine vardığı zaman meramını anlatabilsin. Bir dilekçe yazabilsin. Büyüğünü büyük, küçüğünü küçük bilsin. Vatana, millete hayırlı bir evlat olsun, ardımdan bir Fatiha göndersin yeter dediler. İçlerindeki okuyamama özlemini çocuklarıyla giderdiler. Kendisiyle değil, çocuklarıyla gurur duydular. Bu nesil görevini yaptı. Şimdi sıra geldi okuyan neslin çocuklarını okutmasına.

Okuyan nesil hedefi daha da büyüttü. Çocuğum okuyacak ama en iyisini okuyacak, Türkiye derecesi yapacak. Kendi okuduğu döneme göre imkanlar daha iyiydi artık. Okuyamayan babasına göre ekonomik durumu hem daha iyiydi. Babasının kendisine  sağlayamadığı imkanı çocuğuna sağlamalıydı. Paraysa para, yardımcı kaynağın en kalitelisi, dershanenin birinci sınıfı, en iyi okul, gerekirse özel ders aldırarak çocuğunu başarının zirvesine taşımalıydı.  Çünkü bugün herkes okuyordu. Çıta yükselmişti. Bu da  ancak en iyi üniversite ve mezun olduğu zaman hemen iş bulabileceği bir bölüm olmalıydı. Bunun için paçalar sıvanmalı ve saçlar süpürge edilmeliydi ve edildi de gerçekten. 

Konunun anlaşılması için  okuyamayan nesle birinci nesil, okuyabilen nesle ikinci nesil diyelim. Aramızdaki fark I.nesil fazla bir imkan sunamadı ama okumanın önünü açtı.  Yeri geldi aile bütçesine katkıda bulunması için tatil dönemi işinde çalıştırdı ama çocukluğuna dokunmadı. II.nesil ise III. nesil diyebileceğimiz bu günkü nesle okuma imkanı sundu. Sadece ders çalışma görevi verdi. İmkanı verdi ama çocuğunun çocukluğunu da aldı elinden. Çünkü ne kadar erken ders çalışmaya başlarsa akranlarına o kadar fark atabilecekti. 

Çocukluğunu yaşatmadığımız çocuğumuza sorumluluk da vermedik. Tabir yerindeyse el bebek gül bebek yetiştirdik. Başarılı olacak diye çocuğumuzun her türlü maddi isteğini yerine getirdik. Niyet  güzel ama bir yerde hata yaptık. 

Hiç sorumluluk vermediğimiz bu çocuklara kendisini koruma bilinci veremedik. Kötülere, kötülüklere karşı korumasız bıraktık. Çünkü onları hayattan kopuk laboratuarlara hapsettik. Okula servisle gitti geldi, evde dersine iyi çalışmıyorsa hemen yurda verdik. Daha küçük yaşta anne baba hasretiyle yüz yüze bıraktık ana çocuklarını.

Eskiden köyünde okulu olmayan çocuklar kalırdı yurtlarda mecburiyetten.  Şimdi çoğu  kalıyor daha iyi çalışacak, başarılı olacak diye. İyi. Çocuğumuz yurtta, misafirhanede kalsın ama yaşı uygun mu, çocuğun psikolojisi bu ortamı kabul eder mi diye düşünmedik. Tek hedefimiz vardı: Çocuğumuzun başarılı olması. Esen rüzgardan esirgediğimiz çocuğumuzu sırf iyi okusun diye başkalarına emanet ettik. Sonuç maalesef hüsran. Nur topu gibi bir çocuğumuz oldu artık.

 Evet, cinsi sapıklar suçlu. Bunun başka izahı yok. Fakat suçu sapığın üzerine atmakla sorumluluktan kurtulacak mıyız? Bizim hiç suçumuz yok mu? 10-12 yaşındaki çocuğun misafirhanede, yurtta ne işi var Allah aşkına. Şimdi bu çocukların geleceğini yok etmedik mi? Ne işe yaradı? Kaç çuval inciri berbat ettik, bir düşünelim. Eskiden köyde okuyan çocukların okumak için sığınağıydı buralar. Şimdi taşımalı eğitim ile ortaokul ve liseye giden öğrenciler şehir merkezine veya taşıma merkezlerine taşınıyorlar. Üstelik yemekleri dahi veriliyor.

Hırsıza kilit dayanmıyorsa bu ar damarı çatlamış, beyni uçkuruna bağlı bu sapıklarla mücadele etmek zor. O zaman daha süt çocuğu olan bu çocukları başkasının kucağına atmayalım. Kendi evimizde, kendi ortamımızda okuma hayatı sağlayalım. Başkasına ihale etmeyelim. Çocuk önce evimizde pişsin. Okutma aşkı gözlerimizi kör etmesin. 08/04/2016

** 09/04/2016 tarihinde kahtasoz.com.tr adresinde yayımlanmıştır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder