1 Mart 2023 Çarşamba

Dirisi ve Ölüsü

Efendisini çok seven bir ayı, onun etrafından hiç ayrılmaz. Onu esen rüzgardan bile kıskanmaktadır. Sevgisi  o kadar aşırı ki aşkı, gözünün önünü göremeyecek şekilde kör etmişti.

Onun sevgisi efendisinin de hoşuna gidiyordu.

Yine bir gün  efendisi, dinlenmek için ağacın altında istirahat etmeye çekilmişken onu rahatsız eden karasineği, ayı eliyle kovalar. Sinek bu. Kovaladıkça tekrar tekrar gelir.

Sonunda sinek, gözü gibi koruduğu efendisinin alnına konar.

Ayı, efendisini bir daha rahatsız etmesin diye eline koca bir kaya parçasını alır, sineği öldürmek için efendisinin alnındaki sineği hedefler ve taşı atar. Sonuç mu? Tam isabet, sinek ölür. Tabii efendisi de..."

Burada ayının efendisini ne çok sevdiği, bu konuda çok samimi olduğu, efendisinin çok çalıştığını kimse inkar edemez. Bir yerde samimiyet varsa, başka bir şey düşünülemez. Sonunda ölüm hatta katliam bile olsa. Hele ayıya  suçlu diye kızamaz. Çünkü sevgi bu. Sevgisi gözünü kör etmiş, aklını tam kullanamamışsa, attığı taşın efendisini öldüreceğini nasıl düşünsün. Onu uçan kuştan korumalıdır. Tüm yaptığı da budur zaten.

Olan olmuştur artık. Bu uğurda ölüm de haktır.

Bu aşamadan sonra yapılması gereken; ölenle ölünmez, kalan sağlar bizimdir denmelidir. Ölüye teçhiz, tekfin işlemlerine dair defin ve cenaze en güzel şekilde son görev olarak yapılmalıdır. Ayrıca helallik alınmalı ve ardından Fatiha okunmalıdır. Özellikle helallik önemli.

Bu durumda yapılması gereken, “Efendim, ne hakkımız var da helal edelim. Varlığımız varlığına helal olsun. Esas biz senden helallik istiyoruz. Çünkü bizim için çok şey yaptın. Senin olman bizim için bir nimettir. Varsa hakkımız helal olsun. Uğruna canımız feda” denmelidir.

Ayı da özür dilerse samimiyetine binaen affedilmeli. Helallik dilerse haklar helal edilmeli. Böyle akıllı ve tecrübeli ayılara iyi bakılmalı ki onu başka efendilerin hizmetinde de değerlendirmeli.

Bu arada ölüm hak olduğuna göre bir güzel de salası verilmelidir. Gecikmeye mahal vermemek için kişiler ölmeden önce de salası verilmelidir. Verilmeli ki hakkında nasıl sala verildiğini bilsin. Yani ölmeden önce ölsün.

Öldükten sonra da geriye kalanların ölüm ödülü olarak birer ev verilsin ve başlarına talih kuşu konsun. Onlar o evde huzur ve mutlu bir şekilde yaşarken dirisi bir işe yaramadı, kimse yüzüne bakıp adam yerine koymadı ama ölüsü işimize yaradı. Bizi kurtardı. Koyup giden nur içinde yatsın diye dua etsin. Ara sıra Fatiha göndermeyi de ihmal etmesin.

Kime Oy Vermeli?

2001 krizinin ardından ürünlere gelen zammın havada uçuştuğunu gördüm. O zaman dedim ki bugünkü aldığım ürünü yarın aynı fiyata alacağım umudunu veren biri çıksın. Gerekirse ateist olsun. Oyum ona demiştim. 

Oy verdiğim parti bunu uzun yollar devam ettirdi. Sonra değişik sebeplerle bu fiyat istikrarı bozuldu. Hatta suyunu çıkardı. 

Şimdi yeni seçim öncesi deprem afetini görünce, sandığa gidersem, şu taahhüdü veren bir parti çıkarsa oyumu ona vereceğim. Oy verirken de kimsenin inancını ve düşüncesini sorgulamayacağım.

Seçildiğimin ertesi günü ilk işim, Türkiye'nin en seçkin bilim adamlarından bir deprem kurulu oluşturacağım. 

Bilim kurulunun ilk toplantıda alacağı karar gereği, fay hattı geçen tüm yerleşim merkezlerindeki ev, bina, mesken, iş yeri adına ne varsa oluşturulacak komisyonlar tarafından en kısa sürede binanın depreme dayanıklı olup olmayacağı tespitinde bulunacak. 

Depreme dayanıklı olmayan evler, muhtemel deprem beklenen yerler öncelikli olmak üzere yıkılmasına karar verilecek. 

Sağlam olmayan evlerde oturanlar için aynı şehirde koyneyner veya prefabrik evler yapılacak. 

Yapılan bu geçici evlere dayanaksız evlerin sakinleri yerleştirilecek. 

Evi yıkılan ailelerin bütçesine göre bir ödeme planı yapılacak. 

Evi yıkılan yerin zemini sağlam ise aynı yere, değilse zemin etüdü yapılan bir başka yere ev yapmak için inşaat başlatılacak. 

İnşaatları TOKİ yapacak veya denetiminden TOKİ sorumlu olacak. 

Aynı şekilde fay hattı üzerine kurulmuş ve zemini sağlam olmayan yerleşim yerlerinin yeri zemin etüdü yapılmış sert zeminlere taşınacaktır. 

Öncelik sırasına göre tüm şehirler bu şekil depreme dayanıklı hale getirilecektir. 

Bu zaman zarfında deprem bölgesi tüm şehirler yeniden imar edilinceye kadar tüm ülke insanı zaruri ihtiyaçların dışında lüks yaşam içerisinde olmayacaktır. İsrafın ve gereksiz harcamanın önüne başta kamu olmak üzere tüm TC vatandaşı uyacaktır. 

Giderleri karşılamak için asla yurt dışından borçlanma yoluna gidilmeyecek. Devlet gerekirse yurt içinden borçlanacaktır. 

İnşaat seferberliği tamamlamak için gerekirse vatandaşların gelir ve gider durumuna göre devlet yeni bir vergi koyacaktır. 

Depreme dayanıklı diye yapılan evlerden bir tanesi bile yeni bir depremde yıkılsa, amasız, fakatsız ve mazeret üretmeden, suçu başkasına atmadan sorumluları istifa edip yargılanacaktır. Suçlu bulunanlar cezalandırılacak. Suçu olmayanlar görevine iade edilecektir. 

Aynı şekilde dere kenarlarına yapılmış binalar varsa yıkılıp uygun yere ev yapılacaktır. 

Devlet ve milletin el birliğiyle tüm ülke depreme dayanıklı evlerle donatıldıktan sonra arama kurtarma ekibi en alt seviyeye indirilecektir. 

Sağlam evler için hiçbir masraftan kaçınılmayacaktır. Depremlerin ardından yapılan masraflar depremden önce yapılacaktır. 

Bir deprem anında deprem bölgesine hiçbir sorumlu gitmeyecek, arana kurtarmaya ihtiyaç olmayacak, yardım gönderilmeyecek. Çünkü binalar yıkılmayacak. Milletçe ekranlardan deprem anını seyredeceğiz. Ayrıca devlet vardı, yoktu tartışması olmayacak. Çünkü devlet Ankara’da işinin başında olacak. Deprem bölgesindeki insanlar da işinde ve aşında olacak.

Burada amaç, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” kuralına harfiyen uyulacaktır. Dirisinde yanında olacak devlet, ölçüsünde değil.

Evet böyle vaatlerde bulunan, birinci önceliği insanı yaşatmak olan bir parti çıkarsa, oyum onadır.

28 Şubat 2023 Salı

Enkazda Salasını Dinlemek

Hep merak etmişimdir, ben öldükten sonra insanlar nasıl davranacaklar, ardımdan ne konuşacaklar? Hocalar yanık sesleriyle acılı acılı salamı verecekler mi? Salamı vereceklerse, bir defa sala verip bitirecekler mi yoksa dönüp dönüp okuyacaklar mı? Salamı verdiler diyelim. Beni nasıl tanıtacaklar? Falan oğlu falan öldü mü diyecekler yoksa öldü de kurtulduk mu diyecekler? Salıma kaç kişi yapışacak? Cenazeme kaç kişi katılacak? Yoksa kimse gelmeyip mezarlar müdürlüğünden dört görevli mi cenazemi kılıp defnedecek? İmam, nasıl bilirdiniz diyecek mi? Cemaat iyi bilirdik diyecek mi yoksa iyi bilmezdik mi diyecek? Hakkınız varsa helal eder misiniz diyecek mi? Dedi diyelim. Hep birlikte helal olsun diyecekler mi? Helal etmiyoruz, derlerse halim nice olur? Cenazemi belediye görevlileri ya da çok az sayıda katılım olursa, ardımdan seveni de yokmuş, kendi etti, kendi buldu şeklinde konuşulacak mı? Bu yüzden eşe dosta zaman zaman diyorum ki öldüğüm zaman cenazemi bekletin. Çok kişinin kaldırılacağı bir vakitte ortaya çıkarın. Diğerlerinin kalabalığı arasında benim cenazem de aradan çıksın diyorum. Böyle diyorum ama şu ana kadar beni ciddiye alan olmadı. Gülüp geçiyor herkes. Adım çıkmış ya şakacıya. Şaka yapıyorum sanıyorlar.  

Ama ne edersiniz ki her faninin başına geldiği gibi ölüm benim de başıma gelecek ve beni nasıl bir akıbet beklediğini bilmiyorum. Beni kahreden de bu.

Haydi her şey bitti. Diri iken yanımda olmayanlar, bari son görevimizi yapalım deyip kısmi bir katılım oldu cenazeme. 

Öbür dünyaya gittim. Melekler ne diyecekti? “Gördüğümüz kadarıyla geride pek sevenin yokmuş. Bunu cenazende gördük. Bakalım burada halin nice? Bunu da şimdi göreceğiz” derlerse, bilin ki yandım. 

Of...gördünüz merakımı. Garipsediniz biliyorum. Ne edersiniz ki merak. Ama iyi biliyorum ki öldükten sonra ne olup bittiğinden hiç haberim olmayacak. Kahrım buna.

Beni bu merak kahretse de öldükten sonra beni nasıl bir defin işi beklediğini bilemesem de bana kızacaksınız, şimdi zamanı mı diyeceksiniz, bunun şakası mı olur diyeceksiniz ama içimde kalacağına söyleyeyim. Yoksa çatlar ölürüm. Diyanet, deprem günü yaptı bunu. Enkaz altında "Kimse yok mu? Sesimi duyan yok mu? Beni kurtarın" feryatlarıyla bir kurtuluş ümidi bekleyenler, tutunacak bir dal arayanlar, daha diriyken diri diri salalarını dinlediler. Bu salaların "Ey enkazdakiler, bizden umudu kesin. Başınızın çaresine bakın. Deprem çantasını daha önce hazırladıysanız, çantanız da yanınızda ise açın çantanızı. Su şişenizi çıkarın. Üzerine bir bardak soğuk su için. Bize kızacaksınız. Dirinize ulaşamadık. Sizi çıkaramadık ama hep böyle olumsuz düşünmeyin. Biraz da iyi taraftan bakın. Bu salalarımız da bunun öncüsü. Çünkü biz sağ kalanlar size olan son görevimizi en iyi şekilde yerine getireceğiz. Hepinizin cenazesini kılacağız. Hatta cenazenize siyasilerimiz ve devlet erkanı da katılacak. Sizin adınıza onlardan helallik alacağız. Onlar da size haklarını helal edecekler. Unutmayın ki biz sizin kötü gün dostunuzuz. Okuduğumuz bu salalar, ardından kılacağımız cenazelerimiz de bu dostluğun bir göstergesi. Cenazenizi kokutmayacağız anlayacağınız. Yeter ki bu soğukta bizi de fazla bekletmeyin. Bir an evvel ölün. Ardınızdan birer de Fatiha okuruz, olur biter. Unutmayın ki ölümünüz, ardınızda kalan aile fertlerine talih kuşu konması demektir. Çünkü onlara bir yıl içerisinde depreme dayanıklı sıfır evler verilecek. Ayrıca bu salanın öneminin de farkına varın. Çünkü hakkında okunacak salayı, teçhiz ve tekfini merak eden bir fani var. Ona nasip olmadı ama siz şanslısınız. Zira siz ondan önce bu merakı tattınız. Bunun da kıymetini bilin" anlamına gelmeli. Ya değilse diri diri niye salalarını versinler. 

Burada bazılarınız enkazda canlılar varken sala vermenin zamanı mıydı diye Diyanet’e kızabilir. 15 Temmuzda sala verdiren önceki başkanı taklit etti diyebilir. Taklit maklit bir görev ifa etti ve benim merakımı giderdi. Şimdi beni meraklandıran, nasıl bir duygu olduğunu öğrenmek kaldı. Bunu da enkazda iken salasını dinleyip ardından sağ kurtulan bir depremzede kaldıysa, yaşadığı bu hissiyatı sosyal medya aracılığıyla yazıp paylaşması. Bunu yapan bir depremzede çıkarsa, buna minnettar kalacağım. Haydi göreyim sizi.