24 Ocak 2023 Salı

Kendisiyle Kavgalı Olanlar

Kendisiyle yüzleşmez. 

Kendisine çekidüzen vermez.

Kendisiyle mücadele etmez.  Çünkü kendisinde hiç hata ve eksiklik yoktur. Ne kadar eksiklik varsa hep karşı taraftadır. 

Girer bir maceraya. Çünkü iyi bir maceraperesttir. Ama girdiği bu macera boşa kürek çeken bir macera olmamalı. Tuttuğunu koparmalı. Bu yüzden gücünün yettiğine sataşır. 

Bunun için de iyi bir istihbarata sahip olması gerek. Çünkü her ne kadar mükemmel biri olsa da bu kadar iş gücün arasında hangi birini kendisi yapsın. 

Gönüllü ispiyoncu da bir şekil bulunur. 

Gelen istihbaratı değerlendirip gücünün yettiği zayıf birini buldu mu, mutluluğuna diyecek yoktur. Çünkü bu, onun için çocuk oyuncağıdır. 

Sıra geldi kavgaya. Zira içindeki kendisiyle olan kavgasını birine yıkmalı. Dünyadaki tüm vekalet savaşları da böyle değil mi? 

O yüzden yerinde bir başına durmaz. İçindeki kavgayı bir başkasına boşaltması lazım. Lazım olan gerekçeler bir şekil bulunur. Nasılsa her yerde suyunu bulandıran birileri çıkar. 

Başkasında suç bulmalı ki onu rahatsız etmeli. Bundan da geçici haz almalı.

Tüm bunlar yeterli mi? Değil elbet. Çünkü geçici haz dediğin anlık bir huzurdur. Daha da üzerine gitmelidir.

Onu düşman bellemeli. Ona kin duymalıdır. 

İnat ve kininden hiç ödün vermemelidir.

Üzerine gittikçe gitmeli ki hep savunmada kalsın. Zira o kendini savundukça hep hata yapacaktır. Bu hataları da ganimet bilir kendiyle kavgalı olan. Çünkü içini huzursuz eden problemin kaynağını bulmuştur. Onunla oynayacak ki içini teskin edebilsin. 

Bu yol ve yöntemle kaç kişinin kellesini alırsa, mutluluğuna diyecek olmaz. Daha ne ister Allah’tan. Bu dünyaya mutlu olmak için gelmedi mi zaten?

Bu huzur için tek ve hep yapacağı da kendi huzur ve mutluluğu için başkasının huzurunu kaçırmaktır. Bunu da fazlasıyla yapıyor zaten. Bu yüzden ne kadar şükretse azdır.

Tüm bunları yaparken küllenmiş vicdanı uyanıp kendisini rahatsız etmeye başlarsa, o zaman yapacağı, tüm yaptıklarına destek aramak ve onlardan güzel sözler duymak ve haklı olduğunu söylemeleri için yanına birilerini çekmek. Bu da kendisi için çok kolay. Zira elinde dedikodu gibi bir silahı var. Hangi birimiz böyle dertli olan birinin derdine ortak olmak istemeyiz ki. Yapılacak tek şey tek taraflı yargılamak. Bu da bizim işimiz.

 

Bir İnsanı Şımartmanın Yolu

Yüzüne karşı öveceksin. 

Aynı zamanda alkışlayacaksın. 

Alkışla da yetinmeyip tezahürat yapacaksın. 

Övgünü ve sevgini şehir efsanesi olacak şekilde eşin ve dostuna anlatacaksın. İlanı aşkını dost düşmana duyuracaksın. 

Analar daha böylesini doğurmadı diyeceksin. 

Kırıp dökse dahi pazara kadar değil, mezara kadar hep seninleyim diyeceksin. 

Ölümüne savunacaksın. 

Dostunu dost, düşmanını düşman belleyeceksin. Yeter ki gösterdiği hedefi değil, hedef gösterdiği parmağına bakmalısın.

Kişiliğine ve mizacına ters bir hareket yapsa dahi "Haspaya yakışıyor" diyeceksin. 

Ömrümü benden alıp ona versin diyeceksin. 

Şeksiz şüphesiz her şeyiyle o kadar öveceksin ki o bile "Ben neymişim be", var bende bir şey diyecek. 

Biriyle bozuşsa iyi yaptı; barışsa, iyi yaptı diyeceksin. 

Bazen övgüde aciz kaldığın zaman rakiplerini kötüleyeceksin. 

Yağmur yağarken ıslanmayasın diye verdiği şemsiyeyi hiç unutmayacaksın. Bu iyiliği her zaman, her yerde, herkese anlatmalısın ve minnetini ifade edeceksin. Düşünsene o şemsiye olmasaydı, halin nice olurdu. Bu diyet borcunu bir başkası aya gitse de hayatın boyunca öde, hatırla ve unutma. Gerekirse sırtına bindir, onu taşı. 

Gidişat iyi olmazsa, bu gidişatı eskiyle kıyaslayacaksın. Eskiden daha kötüydük diyeceksin. 

İyilik ve güzellikleri ona, kötülükleri ise başkasına mal edeceksin. 

Acaba bir başkası daha iyi yapar mı şeklinde nefsinin iğvasına kapılmayacaksın. Asla kendini sorgulamayacaksın. 

Kendisine karşı övgüde, başkasına sövgüde sınır tanımayacaksın. 

Yaptığı her şeye sesini çıkarmayacaksın. Bununla da yetinmeyip yaşa, var ol, ne güzel yaptın diye alkışlayacaksın. 

Bunun gibisi gelmedi, analar böylesini doğurmadı diyeceksin. 

Yaptığı çelişkiyi görmezden gelip yapılanı savunacaksın. Hayatın gerçeği bu. Hangi birimiz yapmıyor bunu diyeceksin.

Yanıp bitsen de hiç ah, vah demeyeceksin. Kendim ettim, kendim buldum demeyeceksin. Haline daima şükretmelisin. Başa gelenler Allah vergisi diyeceksin. Gülü severken dikenine katlanacaksın... 

Yaşadığımız Müslümanlığa Dair Sermayelerimiz (6)

Dindar, mütedeyyin ve İslamcı kesimlerin bir yaptığı da dini tekellerine almaktır. Başkasının dine dair söylemlerini onlara yakıştıramamaktır. Dine dair bir şey söylenecek veya savunulacaksa, bunu en iyi biz yaparız. Zira diğerleri samimi değil, takiye yapıyor.

Bu anlayışı tehlikeli buluyorum. Kendisini Müslüman dairesinde gören ve Müslüman olarak tanımlayan kişileri bu şekil görmeyi uygun bulmuyorum. Zira elimizde, kişilerin Müslümanlık derecesini ölçecek, ne kadar Müslüman olduklarını bilecek bir kıstasımız yok. Kişi kendisini ne şekilde ifade ediyorsa, onu o şekilde kabul etmek gerekir. Kendimizin yaptığını samimi, başkasının yaptığını gösteriş olarak görmek tek kelimeyle niyet okuyuculuğudur. Birileri, nasıl ki Atatürk’ü tekellerine alarak yanlış yapıyorsa, dini de tekelimize alarak aynı yanlışa düşmeyelim. Herkesin ne kadar Müslüman ve içten olduğunu Allah’a bırakalım.

Müslümanların sermayelerinden bir tanesi de Kur'an ve hadis tartışması yapmaktır. Kimimiz Kur’an yeter diyen gruptayız kimimiz de hadis olmadan Kur’an anlaşılmaz diyoruz. Bazen sünnet ile hadisin karıştırıldığı da olur. Hadislere temkinli yaklaşıp Kur’an ve akıl süzgecinden geçirenleri hadisleri inkar etmiyorum dese dahi onları hadis düşmanı ilan ediyoruz.

Bu konuda kimse kimseyi ikna edememesine rağmen sosyal medyada dahi bu konuyu tartışmaya açıyoruz. Yıllardır devam eden bu tartışmanın sonuçlanacağı yok. Çünkü bunun muhabbetini ve birbirimizi itham etmekten büyük zevk alıyoruz. Büyük kalabalıktan farklı düşünen kişileri linç etmeyi de pek seviyoruz. Kafa karıştıran bu tipler konuşturulmamalı, resmi görevleri varsa ihraç edilmeli diyoruz. Çünkü farklı anlayışa, inanç ve fikir hürriyetinin ifade edilmesine asla tahammülümüz yok.

Siyaset yapma konusuna gelince bu toplumun kahir ekseriyeti siyasetin tam içinde. Gece gündüz siyaset konuşuruz. Bu konuda en fazla dikkat çeken de din görevlisi pozisyonunda olanların alenen siyaset yapması. Din görevlileri, yaptıkları görev itibariyle bir partiye oy verse de tüm partilere eşit mesafede bir görüntü vermeleri gerekir. Çünkü siyaset toplumu bölen ve kutuplaştıran nedenlerden bir tanesidir. Din görevlisinin bir partini lehine veya aleyhine bir eylem içerisine girmesi, bunu sosyal medyada açık etmesi, kendi savunduğu partiye oy vermeyenleri nankörlük ve hainlikle suçlayıcı paylaşımlar yapması hoş bir görüntü değil. Çünkü yaptıkları bu hareketler bir kesimi din görevlilerinden ve camilerden uzaklaştırabilir. O yüzden din görevlilerinin ayrıştırıcı değil, birleştirici bir rol üstlenmesinde fayda vardır.

Hasılı 6 bölümdür sermayelerimiz başlıklı bu yazı dizisine bu sayfayla birlikte son vermek istiyorum. İşlemeye çalıştığım konunun içeriğine sermaye ne kadar uydu bilmiyorum. İstiyorum ki Müslümanlar ibadetlerini yerine getirsin, ama ibadetten ziyade güzel söz ve eylemleriyle ön plana çıksınlar. Birbirleriyle didişmeyi bırakıp İslam’ın uğramadığı ev ve mahallere ulaşmayı kendilerine vazife edinsinler. Bilsinler ki bu toplum namaz, oruç, hac, zekat, başörtüsü, Kur’an-hadis tartışmasından ziyade başka şeyler duymak istiyor. Zamanın ruhuna uygun, çağı okuyan bir perspektifle dinden uzaklaşmaya çalışan gençlere dokunacak projeler geliştirsinler. En azından onları üretmeye, yeni şeyler icat etmeye teşvik etsinler. İnsanımızın buna ihtiyacı var.