26 Aralık 2018 Çarşamba

Cemaate Bir Dokundum, Bin Ah İşittim*

Namaza giderken mahallemden cemaatten biriyle birlikte yürüdüm camiye. Bir taraftan ezan okunuyor, biz ise hal-hatırdan sonra laflamaya başladık. Daha doğrusu o konuştu, ben dinledim adımlarken. 

Emekli komşum imam ve müezzinden dertliydi. Müezzinin engelli olması dolayısıyla namazın rükünlerini yapmakta geciktiğini, cemaatin kendisinden önce secdeye vardığını söyledi. Müezzin engelli gerçekten. Allah kimseye vermesin! Sol el ile sol ayağı işlev görmüyor.

Müftülüğe söyleyin bu durumu, müftülük bünyesinde masa başı bir iş ayarlayabilirler dedim. Gidemiyoruz ki dedi. Nedenini sorduğumda imamdan çekindiklerini ve korktuklarını söyledi. Korkacak ne var dediğimde “İmamın müftülükte kardeşi mi, yoksa bir yakını varmış, arkası güçlüymüş” dedi, ardından en ufak bir şeyde aşırı tepki gösteriyor, herkesi paralıyor. Bu yüzden kimse bir şey söyleyemiyor. Bir ara biri kalktı müezzinlik yaptı. Adamın da ne güzel sesi vardı hem de. Arkasından bir de Kur'an okudu. Namaz çıkışı bizim hoca adamı yakaladı: Sen kim oluyorsun, kimden izin aldın da müezzinlik yapıyorsun, bir daha görmeyeyim diyerek adamı azarladı, yerin dibine geçirdi. Oymuş adam bir daha bu camiye gelmedi. Sen olsan gelir misin dedi. İmam kaç yıldır bu camide dedim. 15-20 yıldır burada. Ben ilmine, okumasına bir şey demem. Allah var, iyi de yapıyor ama değişmesi lazım dedi camiye girmeden önce.

Dile kolay 15-20 yıldır aynı camide görev yapmak. Bir insanda bu süre içinde ne heyecan kalır, ne de görev aşkı. Gerçekten imamlar için rotasyon niçin düşünülmez? Bu ülkede öğretmen değişiyor, okul müdür ve yardımcıları dört yıllığına görevlendiriliyor. Kendilerinden memnun kalınırsa aynı okulda bir dört yıl daha görev veriliyor. Sonra? Ya öğretmenliğe dönüyor ya da bir başka okula görevlendiriliyorlar. Müftüler de bildiğim kadarıyla zorunlu yer değiştirmeye tabi. Bu ülkede Cumhurbaşkanı, vekiller bile 5 yıllığına seçiliyor. Tekrar seçilemezse yerini bir başkasına bırakıyor. Hâkimi, savcısı, valisi, kaymakamı aklına kim gelirse şu ya da bu şekilde yer değiştiriyor. Görebildiğim kadarıyla bir cami imamları ve müezzinleri, belediye çalışanları, bir de memurlar değişmiyor. Haydi diğerlerini anladım cami görevlileri belirli periyotlarla aralarında rotasyon yapsa cami cemaatlerine ve görevlilerine bir heyecan gelir. Tayini çıkıp giden iyi biriyse ardından Allah razı olsun denir. Problemli biriyse cemaat şükür kurtulduk der. 

Bence yerinde dura dura bir kişi kendini geliştirmediği gibi bulunduğu yerde iyice kaşarlanır. Ardından cemaati haşlamaya başlar ve mahallesine verebileceği bir şey kalmaz, camiyi kendi mülkü gibi görmeye başlar. Uzun süre bir yerde görev yapmak çoğu zaman bu cemaatin dediği gibi imamla cemaat arasını da açabiliyor. Bir insan, arkasında namaz kıldığı kişiden emin olması lazım. Ne demek cemaatin imamdan çekinmesi? 

Diyanet! Duy bu cemaatin sesini! Camilere bir soluk gelsin. Unutma ki harekette bereket vardır. Uzun süre aynı camide hizmet yapanlar, biraz da başka camilerde hizmet etsin, başka cemaat de bunlardan faydalansın biraz.

* 04/01/2019 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.

"Hak Yol İslam Yazacağız" ***

Kör dünyanın göbeğine
Hak yol İslâm yazacağız.
Kuşların göz bebeğine
Hak yol İslâm yazacağız.
Yola, ağaca, pınara
Esen yele, yağan kara
Yağmur yüklü bulutlara
Hak yol İslâm yazacağız.
Koç burcuna, yay burcuna
Bebeklerin avucuna
Minarelerin ucuna
Hak yol İslâm yazacağız.
Bucak bucak, köşe köşe
Kara taşa, kor-ateşe
Yıldıza, aya, güneşe
Hak yol İslâm yazacağız.
Askerlerin miğferine
Kağnıların tekerine
Buda´nın tunç heykeline
Hak yol İslâm yazacağız.
Her kapının eşiğine
Her sofranın kaşığına
Balaların beşiğine
Hak yol İslâm yazacağız.
Herkes duyacak, bilecek
Saklanmaz gayrı bu gerçek
Yaprak yaprak, çiçek çiçek
Hak yol İslâm yazacağız.

Yukarıdaki şiir Rahmetli Abdurrahim Karakoç tarafından 1960 ihtilalinden hemen sonra yazılmış, sonraları marş şeklinde söylenmeye başlanmış ve halktan özellikle mütedeyyin insanlardan büyük beğeni almış bir eserdir. Çocukluktan çıkıp gençliğe doğru adım attığımda bu marş, katıldığım yürüyüş ve mitinglerde hep birlikte söylenir, gözlerim yaşarırdı. "Hak yol İslam yazacağız" nakaratı bazen "Tek yol İslam yazacağız" şeklinde söylenirdi. Söylendikçe duygulanır ve kulaklarımızın pası silinirdi. Bir derdi, bir davası olan ve bize bu şiiri kazandıran Şairimize Allah'tan rahmet diliyorum.

Şiir/marştan bugüne bakıyorum. Bir heyecanla inanarak söylediğimiz bu marşın bugün neresindeyiz? Dünkü heyecanın kalmadığını söyleyebilirim her şeyden önce. Yine bugün İslam diye bir derdimizin olmadığını, hatta düne göre daha da karamsar olduğumu söyleyebilirim.

Şiirde de görüleceği üzere nerelere "Hak Yol İslam yazacağız" idik hâlbuki? Hiçbir yere İslam'ı yazamadığımız gibi eski samimiyetimiz de kalmadı. Üstelik bütün kurum, kuruluş vb. yerler bugün mütedeyyin insanların elinde olmasına rağmen ideallerimizi yok ettik. Orta yerde laiklik adı altında bize baskı yapacak kimse de kalmayınca bugün neredeyse birbirimizi boğazlayacağız. Ne eleştiriye geliyoruz ne de tavsiyeye. Yanlışımızı da kabul etmiyoruz.

Ben şiirde belirtilen veya başka yerlere İslam'ı yazmaktan geçtim. Kendi çocuklarımıza bari sahip çıkabilsek diyorum. Ne varmış çocuklarımızda demeyelim. Çocuklarımız -hepsi olmasa da- önce deist oluyor, belki de ileride -maazallah- ateist olacaklar. Çünkü onlara biz büyükler iyi örnek olamadığımız gibi onların anlayacağı şekilde İslam'ı anlatamıyoruz. Kendi anladığımız İslam'ı dayatıyoruz onlara. Sorgulama yapmalarına imkân vermiyoruz.

Anlattığımız, şayet onları deist yapmaz ise ya İŞİT gibi düşünüyor, ya da İslam'a mesafeli duruyor. Biz her yere İHO veya İHL açsak da, hafız yetiştiren kurumları çoğaltsak da maalesef durumumuz içler acısı. Camilerimiz de bomboş. Bu aşamadan sonra herkes çoluk-çocuğuna sahip çıksa herhalde bu en büyük kazancımız olacaktır.

Bugünden geriye gitmek istemiyorsak gençliğe kullanacağımız din dilini değiştirmemiz, aramızda tartışmalı dini konuları bırakmamız; nerede, ne iş yapıyorsak işimizi en düzgün şekilde yapmamız, adaleti tesis etmemiz, ehliyet ve liyakati esas almamız, inanç ve fikir hürriyetine geçit vermemiz, herkese güven telkin etmemiz, kısaca ahlak ve etik değerleri öncelememiz önceliğimiz olmalıdır.

*** 05/01/2019 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.

Kur'an Ayetlerini Nasıl Değerlendiriyorum?


Tefsirci değilim, Kur'an-ı Kerim'in geneline hâkim değilim. İHL ve İlahiyat okuyarak -tabir yerindeyse- biraz mürekkep yalamış birisiyim. Tefsir başta olmak üzere dini ilimlerin herhangi birinde ihtisas yapmışlığım yoktur. Teşbihte hata olmasın, benim durumum tıbbın herhangi bir bölümünde uzmanlaşmamış pratisyen hekime benzer. Yani ben de tıpkı pratisyen doktor gibi dini ilimlerin her birinden tatmış ve aklımda kalan bilgi kırıntılarıyla düşünmeye çalışan ve konuşan birisiyim. Kendim hakkında bu kadar bahsetmem yeter. Sadede gelelim. Bugün yeterli donanıma sahip olsun veya olmasın herkesin din alanında konuştuğu bir ortamda haddim olmayarak kendimi kamberin yerine koyuyor ve bensiz olmaz diyorum. Cahil cesareti ne edeceksiniz? Yazdıklarım içerisinde yanlış görüşlerimden dolayı Allah beni şimdiden affetsin!

Malum bugünlerde "Kur'an’ın bazı ayetleri tarihselcidir veya tarih üstüdür" tartışması -pardon kavgası- var. Belden aşağı vurularak yapılan bu tartışmanın ne İslam'a ne de Müslümanlara faydası olmayacağını düşünenlerdenim. Ki bu tartışma hayra alamet değildir. 

Kur'an'ın bazı ayetlerinin tarihsel olduğu görüşüne katılmıyorum. Kur'an'ın her asra hitap edecek evrensel bir kitap olduğuna inanıyorum. Burada sorun Kur'an ayetlerini günümüze uyarlayamayınca veya açıklayamayınca ya tarihte kaldı diyoruz ya da "Bu ayeti falan ayet nesih etmiş, yani ayetin kendisi baki olmakla beraber hükmü kaldırılmış diyoruz. (Kavramlar farklı olsa da nâsih ve mensuh ile tarihselcilik aynı şeydir veya birbirinin ikiz kardeşidir bana göre) Bu iki görüşü de kabul etmeyip "Kur'an evrenseldir" dediğimizde de şayet bugün anlamakta zorlandığımız ve izah edemeyeceğimiz bir ayetle de karşılaşınca bu ayeti insanlardan kaçırmaya veya hiç gündeme getirmemeye çalışıyoruz. Sanki ayıplı bir mal gibi görüyoruz hâşâ! Bence Kur'an ayetlerine böyle bakmaktan ziyade ayetten Allah'ın neyi murat ettiğini, Allah’ın hangi ortam veya problemde sorunu çözmek için hangi ayeti gönderip nasıl çözdüğüne odaklansak, yani ayetin mantığını kavrasak daha iyi mesafe alır ve Kur'an’ı ve bugün anlayamadığımız ayetleri daha iyi anlarız diye düşünüyorum. Kelime ve cümlelere takılmadan Allah bize neyi gösteriyor diye  gösterilen hedefe odaklansak iyi bir iş çıkarmış oluruz. 

Ne demek istediğimi örneklendirirsem maksadımı daha iyi ifade etmiş olurum. Mesela "kadını dövme ayeti" diye bilinen ayeti ele alıp "Allah burada dövmeyi kastetti ama peygamber hiç hanımlarını dövmedi" veya "Yok, buradaki fadribû fiili dövmeyi kastetmiyor" diyeceğimize, bu ve devamındaki ayette Allah'ın evlilik müessesinin devamı için eşlerin neler yapmaları, hangi yolları takip etmeleri gerektiğinin yollarını açıklıyor desek Allah'ın muradını daha iyi anlamış oluruz. Yine İslam'da köle ve cariyelik şu ayete göre vardır veya yoktur diyeceğimize, Arap toplumunda bir realite olan kölelik ve cariyeliği Kur'an'ın kaldırmak için önce kölelere iyi davranma, ardından belli cezalar karşılığında azat etmeyi tavsiye ettiğini, peygamberin de bu konudaki uygulamalarını göz önünde bulundursak bu sosyal vakıayı İslam dininin kaldırmayı hedeflediği görülecektir. Ticari bir meselede ticaretin devamı için istenen iki şahit konusunda Allah'ın iki erkek şahit yoksa bir erkek ve iki kadın şahitlik yapabilir sözünü "Bu sadece ticarette böyle veya iki kadının şahitliği bir erkeğe eşittir" diyeceğimize Allah'ın ticaretin devamını istediğini, bunun için o günün toplumunda kabul görmeyen kadının şahitliğini sorunu çözmek için önerdiğini veya bir konuda uzman olmayanların şahitliği ile sahasında iyi olanın şahitliğini Allah eşit görmüyor, bugün kadın ticarette var ve iyi ise hala "Siz kadınlar ancak iki kişi olursanız şahitliğiniz kabul görür" demek, ayeti anlamamak veya anlamak istememek demektir. Kadın ve erkeğin miras oranını veya tartışmalı diğer konuları da aynı şekil ve çerçevede düşünürsek bence Kur'an'ı anlamada çok mesafe kat ederiz. Kısaca Allah bir konudaki sorunu nasıl çözmemizi istemiş, hangi yol ile çözmüş, biz bugün nasıl çözmeliyiz diye düşünüp olayın künhünü, illetini yakalamamız gerekiyor. Bence parmağa değil, parmağın gösterdiği hedefe odaklanmalıyız. Bu, Kur'an'ı değiştirmek değil; onu anlamaktır bana göre.

Kur'an, 23 yıl gibi bir zaman diliminde peyderpey inerken indiği toplumun problemlerini ele almış, çözüm yolları önermiştir. Çünkü problemi kucağında bulmuştur. Hayali bir kitap değildir. Ayakları yere basan bir kitaptır. Anlaşılmak ve tatbik edilmek için gelmiştir, anlaşılmaz kılınmak için değil. Sorun çözen bir kitaptır, sorun olan bir kitap değil. Reçetesi olan bir kitaptır o.

Benim bu konudaki âcizane görüşüm budur. İster katılır, ister katılmazsınız. Kur'an'ı anlamada bir de bu açıdan baksak ne kaybederiz? En azından tarihselci demeyiz veya bu ayeti günümüzde nasıl açıklarım diye yumuşak bir karnımız olmaz. 

Evet bu Kur'an anlaşılmayı bekliyor bizden. Allah bizi Kur'an’la hemhal olan, onu anlayan ve hayatına tatbik eden salih kullarından eylesin!