Akıllı telefonlar hayatımıza bir girdi, pir girdi. Bugün
kullanmayan yok gibi.
Akıllı telefonun kolaylıklarından
faydalanıyoruz. Bu telefonların sunduğu kolaylıklardan biri de T9
özelliği.
Cep telefonu marifetiyle yazdığımız
yazıları otomatik olarak kendince düzeltiyor. Bir kelimeyi yazarken daha
kelimeyi bitirmeden yazacağımız kelimeyi önüne seçenek olarak sunuyor. Çoğu
yazım yanlışlarını ve kelimenin tamamını bu imkanla kolayca yazarken bazen de
bu imkan sıkıntıya sebebiyet verebiliyor. Çünkü yazdığımız kelimeyi T9 başka
bir kelimeye dönüştürüyor ya da bu kelimenin yapım veya çekim eklerini
değiştiriyor. Yazdığımız yazıyı geriye dönüp kontrol etmezsek, kastetmediğimiz
bir kelime veya hitap yazıya geçmiş oluyor. Nice sonra bir vesileyle yazdığımız
cümleye, yazıya veya yoruma geri döndüğümüzde, ben böyle bir kelime veya hitap
yazmadım. Nasıl oldu diye düşünüyorsun. Özellikle hızlı yazan, yazdığını geriye
dönüp tekrar okumayan kişilerin başına geliyor bu durum. Aslında bu durum T9'un
azizliğinden başkası değil.
T9'la ilgili bu açıklamadan sonra
geleyim sadede. "Tanıyamadığım Tanıdığım" başlıklı yazımı sosyal
medyada paylaşmıştım. Bu yazıma bir arkadaşım, "Tuhaflıkların adamı olmak
kolay mı Ramazan Hoca." şeklinde bir yorum yazmış. Yorumdaki Hoca hitabı
dikkatimi çekmedi değil.
Normal şartlarda Hocam şeklinde
yazılması ve hitap edilmesi daha şık olurdu. Gündelik hayatta Hoca şeklinde
hitabın su götürmez bir kabalığı ifade ettiğini bilirim. Bu şekilde hitap
edenler için dağdan inmiş ama medenileşememiş biri diye geçiririm içimden. Ki içimizde
var böyleleri.
Yazı dilindeki Hoca hitabı ise yine bazıları için kaba ve
sabalığı ifade ederken bazıları, özellikle tanıdığım kişiler için T9'un
azizliğine uğramış derim. Çünkü akıllı telefon marifetiyle yazılan çoğu
yazıları, T9 otomatik olarak kendince düzeltiyor. Bu düzeltmeden ise yazının
sahibinin haberi olmuyor. Yorum yazan arkadaşımın Hoca yazımı da bundan ibaret.
Uzun yazılarımı bile cep telefonu marifetiyle hızlı ve çalakalem yazan,
yazdıktan sonra geriye dönüp okumayan biri olarak bu şekil T9'un azizliğine
defalarca maruz kaldığımı söylemeliyim. Şu anda yazarken bile gözüm T9'un
klavye üzerinde bir kelime için sunduğu seçenekleri izliyorum bir taraftan.
Mesela “taraftan” kelimesi için aynı anda "tarafta, taraftan,
taraftarına" seçeneğini sundu. Bu üç seçenekten birini tercih etmezsen;
klavye, üzerini kararttığı kelimeyi seçiyor. Bunu seçerken senin kastına
bakmıyor ama kastetmediğini seçerek bazı insanlar gibi iyi bir niyet
okuyuculuğu yapıyor.
İlk yazmaya başladığım yazılardan birinin başlığı T9’un Azizliği
başlığını taşıyordu. Orada bu kolaylığın azizliklerine değinmiştim.
Bu yazımda tekrar T9’u konu edinmemin sebebi de “Tuhaflıkların
adamı olmak kolaymış Ramazan Hoca.” yorumunun sahibi oldu.
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramının kutlandığı Pazar günü kahvaltımı
yaptım. Çayımı yudumlarken bir gün öncesinde yazıma yorum yapan bu arkadaş aradı.
Uzun süredir de görüşmüyorduk. Kendisiyle 2000’li yıllarda birkaç defa aynı seminerde
bulunmuştuk. Aramızda bir hukuk oluşmuştu. Yüz yüze görüşemesek de telefonumuz kayıtlı
idi. Ara ara telefondan da olsa hal hatır sorarız. Aynı zamanda sosyal medyada da
arkadaşız. O beni takip ediyor, ben de onu.
En son müdürlük yaparken 2016 yılında telefonla görüşmüştüm.
Bir de 2023 yılında WhatsApp aracılığıyla yazışmıştık.
Ben 2016’da öğretmenliğe geçmiştim, o ise Bakanlık müfettişliği
yapıyor nicedir.
Hal hatırdan, ne yapıp ettiğimizi konuştuktan sonra konuya girdi Bakanlık müfettişi arkadaşım. “Hocam, dünkü yazdığım yorumda, Ramazan Hocam yazmıştım ama bugün gördüm ki yazım Ramazan Hoca şeklinde çıkmış. Böyle yazmamıştım. Ki böyle hitap yapmam” dedi. Hocam, hassasiyetin ve inceliğin için teşekkür ederim. Biz bizi tanırız. Problem değil. Siz de benim zaman zaman maruz kaldığım gibi T9’un azizliğine uğramışsınız. T9 bunu hep yapıyor dedim. Sonra sağdan, soldan konuşup yüz yüze görüşmek üzere temennilerde bulunduk. O, Ankara’ya geldiğinde uğramamı, ben de kendisinin yolu Konya’ya düşerse beklediğimi söyledim. Ardından iyi dileklerle konuşmayı sonlandırdık. Sonra yorumuna baktım. Yorumunda da Hocam şeklinde düzeltme yapmış.
Ardından biraz yürüyüş yapayım diye dışarı çıktım. Yolda yürürken
Bakanlık müfettişinin duyarlılık ve nezaketi gözümün önüne geldi. İçim içime sığmadı.
Böyle ince düşünenler, gönül alanlar, hal hatır soranlar, zarafet, incelik, nezaket
ve görgünün zirvesini yaşayanlar pek kalmadı içimizde. Bu zarafet ve inceliğin üzerine
bir yazı gider dedim. Attım kendimi bir çay ocağına. Edindim kendisini konu. Zira
örnek olmalı hepimize bu incelik. Çünkü bu zamanda ve her zamanda bu duyarlılıklar
hepimize lazım. Bu incelik bu hassasiyet ise parayla edinilmez, haydi deyince de
kazanılmaz.
Hasılı sevinçliyim, mutluyum, içim içime sığmıyor pazardan başlayan pazartesi sendromunun olduğu bir günde. İzin almadığım için ismine yer vermiyorum Bakanlık müfettişinin. İyi ki tanımışım kendisini. Çünkü bir İstanbullu olmasa da bir İstanbul Beyefendisi duruyordu karşımda. Ne diyeyim. Allah sayılarını çoğaltsın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder