29 Mart 2024 Cuma

Kararsız Seçmen Profili

Mahalli seçimler geldi çattı. Hala hangi partiye oy vereceğime karar veremedim. Geçmişten günümüze hiç olmadığı kadar kararsızım. Ne dersin?

Oy pusulasında bir metreye yakın partinin adayı var. Gidip birine vereceksin. 

Biliyorum da hangisine vereyim?

O kadar parti var. Her renk ve zihniyete hitap eden. 

Kendi zihniyetime yakın parti seçimi kazanamayacak görünüyor. 

Oy verdiğim parti seçimi kazansın diyorsan, kazanacak adaya vereceksin. 

Ama daha önce verdiğim kredileri hoyratça kullandı. Geldiğimiz nokta malum.

O zaman kredini hoyratça kullanan adayın karşısındaki en güçlü rakibe oyunu vereceksin. 

O adayın partisi berbat. Onların başa gelmesinden korkuyorum. Üstelik inancıma ters. 

O zaman korktuğun adayın karşısındaki rakibe oy ver. Ayrıca oy vermek inanç meselesi değil. 

Dedim ya o da bu korku yüzünden benim oyu çantada keklik görüyor. Nasılsa eli mahkum bana verecek diyor. Şımarıklığı da bundan zaten. 

O zaman seni temsil edeceğine ve başa geldiği zaman en güzel yönetimi göstereceğine inandığın partin varsa ona ver.

Partim var ama kazanamaz. Üstelik aldığı oyla oyları böleceği için inandığıma ters adayın seçimi kazanması durumu söz konusu. Bir de oyum boşa gidecek. 

Oyun niye boşa gitsin. Hiç olmazsa dürüstlüğüne inandığın birine oyun nasip olur. Kazanan adayın yanlışlarından bir sorumluluğun olmaz. 

Ya korktuğum partinin adayı kazanırsa? 

Senin işin zor be kardeş. Sağa koyuyorsun olmuyor, sola koyuyorsun dolmuyor. İki arada bir derede kalmışsın. 

Aynen öyle. Söyle ne yapayım? 

Benim ne dediğim önemli değil. Zira her dediğime lafın var. Tutturmuşsun bir korku. Sen bu korkuyla gidersin. Ve bu korkunun tedavisi yok. Her defasında inandığına değil, korktuğundan hareketle inanmadığına kerhen veriyorsun. Kerhen verdiğin de kendisini fasulyeden nimet sanıyor. Halk bana teveccüh etti diyor. Korktuğun parti ise tuzu kuru. Başkalarına kazandırmak için siyaset yapıyor.

Son sözün? 

Dediklerim senin için bir tercihtir. Vicdanının sesini dinle. Birilerinden korkuyorsan, onlara verme. Birileri yıkıp döktü ise onlara vererek kötü yönetime alet olma. Unutma ki sandığa gitmemek de bir tercihtir ve demokratik bir haktır. 

Ama ya korktuğum gelirse? 

O zaman korkmadığına ver. 

Ama o da enflasyonu azdırdı. Hayat pahalılığı başa bela. Faizi artırdı. 

O zaman enflasyonu daha da azdırsın, hayat pahalılığı çekilmez olsun, faizleri daha da artırsın diye sandığa gidip istikrarı tercih edeceksin. 

Oldu mu ya şimdi? 

Ama sen istedin. 

Bu arada siz nereye vereceksiniz? 

Benim ne partim var ne de görüşüm. Senden de öte kararsızım ve hiçbirinden bir şey beklemiyorum. Çünkü kayıkçı kavgasına karnım tok.

28 Mart 2024 Perşembe

Kur'an Kurslarını Niçin Camilerle Birleştirmiyoruz?

İstanbul'dan sonra en fazla caminin Konya'da olduğu istatistiklerde yer alıyor. İstatistikleri bilmesek bile bir mahallede birbirine yakın camilerden, Konya'da cami bolluğu anlaşılır. Evinden çıkan biri adımla dört bir tarafa gitse aynı mesafede dört cami ile karşılaşması mümkün. Bu camilerin çoğu da büyük cami statüsünde. Minaresi, kubbesi ve genişliği dışarıdan bakışta belli oluyor. Yapılışta hiç masraftan kaçınılmamış. 

Caminin büyüklüğüyle orantılı olacak şekilde cemaati de çok olsa bu kadar büyük camiye ihtiyaç var. Helali hoş olsun, iyi ki yapılmış dersin. Bilinen bir gerçek var ki camilerimiz cemaat yönünden mahzun. Adeta sinek avlıyor. Bu kurumlar  Milli Eğitim Bakanlığında olsa şimdiye kadar çoğu cami kapatılmak suretiyle o caminin cemaati taşıma kapsamına alınırdı. 

Anlatmak istediğim, konuşulmasa da bir cami yapma müsrifliğimiz olduğu açıktır. Cami israfı olunca haliyle o camiye atanan din görevlisi ve o din görevlisine yaptığımız lojman da israf kapsamındadır. Bu kadar cemaate bu büyüklükte bir cami ve görevli/ler yazık gerçekten.

Bir hevesle birkaç kişinin ön ayak olmasıyla cami yapılıp iş bitmiyor. Açık camiler ve Kur'an kurslarının ihtiyaçları için çoğu cumalarda para toplanmaya devam ediyor. Kazara yardım toplanmayan bir hafta olsa o haftayı da caminin imamı sahipleniyor. Bu hafta da kendi camimizin ihtiyaçları için sergi açıyoruz duyurusunu hutbede yapıyor. Belli ki merkezi toplanan cami ve Kur'an kurslarına yardımlardan, yardım toplanan camiye dönüş olmuyor.

Camilerin çokluğu kadar Kur'an kursu fazlalığı da dikkatlerden kaçmıyor. Neredeyse her caminin altı Kur'an kursu. Ayrıca müstakil binalarda öğretim yapılan kurs binaları var. Önce 8 yıl zorunlu ve kesintisiz eğitimin ardından, zorunlu 12 yıl ile birlikte çoğu Kur'an kurslarında ne kadar öğrenci vardır? Bildiğim kadarıyla çoğu kurs sınırlı sayıda her yaştan öğrenciyle öğretime devam ediyor. Her kursta da yeterince kurs öğreticisi görev yapıyor. 

Yine bildiğim kadarıyla Kur'an kurslarının bir ödeneği yok. Halktan ve camilerden toplanan yardımlarla buraların masrafları karşılanmaya çalışılıyor. 

Merak ettiğim, Kur'an Kursları niçin ayrı binalarda? Kur'an eğitimi için niçin camiler düşünülmez? Diyelim ki zamanında ayrı binalar düşünülmüş. Niçin cami altlarındaki kurs öğreticileri o caminin imamı ya da müezzini olmaz? Cami imamları ek ders karşılığında pekala bu kurslarda derse girerek ayrı bir kurs öğreticisine ihtiyaç kalmamış olur. Diyanet İşleri Başkanlığı o caminin imamına ayrıca kurs öğrencisini okutma görevi vermiş olsa bütçeden daha fazla kişiye maaş çıkmamış olur. Kalan maaş da devletin başka hizmetlerinde değerlendirilmiş olur. 

Kısıtlı imkanları verimli kullanmaya bir başka örnek, müstakil kurs binası veya cami altında Kur'an kursu açmak yerine niçin camileri Kur'an kursu olarak kullanmıyoruz? Pekala 9-12 saatleri, öğle-ikindi arası camilerimiz Kur'an kursu olarak değerlendirilebilir. Böyle olduğu takdirde çocuklarımız cami ikliminden uzak kalmamış olur. Cami ile kurs aynı mekanda buluşturulmuş, Allah'ın evinde Kur'an hizmeti verilmiş olur. Kurs öğrencileriyle birlikte camiler öğle ve ikindi vakitlerinde cemaat yönünden bir yoğunluk yaşar. 

Camilerin Kur'an kursu olarak değerlendirilmesinin bir önemli yönü de biliyorsunuz, bu ülkenin kasım-nisan arası soğuk ve serin geçer. Bu aylarda ısınma ihtiyacı baş gösterir. Cami ve kurs mesken birliği ısınma yönünden o muhitin elini rahatlatacaktır. Hem cami hem kursta kaloriferler ayrı ayrı yanacağına tek yerde yani camide kaloriferler yakılmış olur. Sabahtan akşama camide çocuklar eğitim yaptığı için camilerin kaloriferi hep yanacak. Namaz vakitlerinde camilerimiz sıcak olacaktır. Isınma giderini karşılayamadığı için cami cemaati kış mevsiminde ayakkabılıkta namaz kılmak zorunda kalmayacaktır. 

Ne demek istediğimi kışın camilere gidenlerimiz bilecektir. Koca camiyi ısıtmak mümkün olmadığı, ısıtmaya kalkıldığı zaman ısınma giderinin altından kalkmakta cami cemaati zorlandığından, kış aylarında çoğu camilerde cemaatle namaz ayakkabılıklarda kılınıyor. Çünkü koca camiyi ısıtmak yerine küçücük yeri ısıtmak cemaate daha iktisatlı geliyor. Isınma giderinden kaçınacağız diye dar ve sağlıksız yerde namaz kılmak ne derece doğru? Bir yakıtını bile karşılayamıyorsak bu kadar büyük camiyi niye yaptın demezler mi adama?

Hasılı bunun çözümü, mevcut mahalle Kur’an kurslarını kapatarak mahalle camilerini kurs mahalli yapmaktır. Hem ısınmadan tasarruf sağlanacak hem ayrıca kurs binası yapma masrafı olmayacak hem kursa ayrı öğretici atanmayacak hem camiler sabahtan akşama değerlendirilmiş olacak hem de öğle ve ikindi namazlarında cami kurs öğrencileriyle dolacağı için camiler şenlenecek, camilerin cemaat mahzunluğu sona erecektir. En azından camiye gelen cemaat, kış aylarında daha geniş mekanda namazını sımsıcak ortamda kılacaktır.

Emeklileri Anlamak Zor

Emekli aylıklarına 2024 yılında üç defa zam yapıldı. Oranları unuttum ama önce % 37 zam yapılarak en düşük emekli maaşı 10 bine tamamlandı.

Ardından yüzde beş ilave zam yapıldı. 

Yetmedi, zam oranları yüzde elliye çıkarıldı. 

Kiminin maaşı yine 10 binde kaldı kimininki de on bini geçti. Bu kadar zam oranına rağmen bazılarının maaşının 10 binde sabit kalması kök maaşından kaynaklanıyor. Emeklinin kök maaşının düşük olmasının müsebbibi her halde devlet değildir. Devlet ne yapsın bu durumda? Öyle değil mi? Sanki kök maaşları yüksekti de devlet düşürdü.

Yine de devlet 365 günden ibaret koca bir yılı emekli yılı ilan etti. Emekli yılını da basite almamak lazım. Genellikle bir yılın bir kimseye ait yıl ilan edilmesi ünlü ve önemli kişilere has bir teamüldür. Mesela 2023 yılı Mevlana yılı ilan edilmişti. 2024 yılı da emeklilere bahşedildi. Ha Mevlana ha emekli. Emekliler de oldu bir Mevlana.

Devlet bununla da yetinmedi. Emeklilere verdiği bayram ikramiyesini 3000 liraya çıkardı.

Devlet yine tamam demedi. Emekli maaşlarına 8000 ila 12 bin arasında promosyon müjdesi verdi. Bu demektir ki en düşük emekli maaşını baz alırsak, emekliler, 2024 yılında bir ay fazla maaş alacak demektir.

Tüm bu yapılanlara, 2023 yılında emeklilere defaten verilen 5 bin liralık parayı da unutmamak lazım.

Bunlara ilaveten devlet, Temmuz 2024 ayında emeklileri yine görüp gözetecek. Aradaki makası kapatacak.

Tüm bu yapılanlara rağmen yani devlet gece gündüz emekliler için çalışmasına ve kafa yormasına rağmen bizim emekliler ne yapıyor? Rahat durmuyorlar belli ki. Tutturmuşlar diğer memurlara Temmuz 2023'de verilen 8 bin lira seyyanen zammı da istiyoruz diye. Hala da aynı terane devam ediyorlar. Memurlar biz de emeklilere defaten verilen beş bin lirayı istiyoruz demedi halbuki.

Görünen o ki devlet emekliye yaranamadı. Gözlerini doyuramadı gitti emeklinin. İstiyorlar da istiyorlar. Sosyal medyayı da iyi kullanıyorlar. Bir de paylaş diye diğer kullanıcılara mahalle baskısı yapmaları yok mu?

Seçimde göstereceğiz biz bize yapılanları deyip tehdit savuruyorlar.

Halbuki onlar için saçını süpürge eden devlet daha ne yapsın değil mi? İyilik de yaramaz onlara. Gözlerini açbeaç toprak doyuracak belli ki.

Bir de merak ediyorum, bu kadar parayı ne yapacaklar? Mezara mı götürecekler? Sanki götüren var gibi.

Hasılı bizim emeklileri anlamak zor mu zor vesselam.