8 Aralık 2022 Perşembe

Zamlar Bize Ne Yapabilir ki?

Ne var ne yok diye dijital ortama o değilden bir göz atıyorum. İçimi açan, göğsümü kabartan haberleri ara ki bulasın. Hep şunlar var: "Benzin ve motorine dev zam".

Bugünlerde "kallavi zam" mı duymaz oldum. Demek ki dev, kallaviden daha büyük. Yani acıtan cinsten. Bunun bir ilerisi "okkalı zam" olur. Anlamadığım varili 90 dolar olan yakıt, 70-75 dolara düşmesine rağmen bu dev zamlar niye? İndirimden geçtim. Yerinde dursa bari. 

Bir diğer haber, "Dolar yeniden yükselişe geçti. Ateşi sönmüyor bir türlü". İnmedi ki yükselişe geçsin. Hız kesmeden emin adımlarla tırmanıyor. Sonra dolar hasta mı ki ateşi sönsün. Bu haberi niye yazarlar ki? Zaten yükseliyor. Rutin şeyin haber değeri mi olur, öyle değil mi ya. Kazara yorulsa, az soluklanayım dese, bir yiğit çıkıyor er meydanına: Dinlenemezsin. Çık çık. Allah yolunu açık etsin diyor.

Bir diğer haber: "Altını olanlar dikkat! Daha önce altının bu seviyeye geleceğini bilen, altın şu fiyatı bulacak" diyor. Şom ağızlılar! Ne olacak. İşiniz yok mu sizin. Bu da yükselişte. Zaten yükselse yükselse bir müddet sonra tutamayacağız. Çünkü etimiz ne budumuz ne. Boyu zaten ara ki bulasın. 

Efendim ürünlere durmadan zam geliyor desen, "Bugün pahalı gördüğün yarına göre daha ucuz" diyor birileri. Çok komik. Gerçi haksız da değiller.

Kazara tüm bu durumlardan dert yansan, gidişata dair endişeni dile getirsen, vazifeleriymiş gibi birileri üzerine vazife çıkarıyorlar. Sanırsın ki zam yapanların toplumu ikna için görevlendirdiği maaşlı görevlileri. Karşılığında para alsalar, ekmek kapıları diyeceğim. 

"Efendim, dünyada da yükseliyor. Biz yine ucuza yiyoruz. Onlar mal bile bulamıyor" . 

Hızını alamıyorlar: Dış güçler operasyon çekiyor" diyorlar.

"Fırsatçılar stok yapıyorlar. Zamları onlar yapıyorlar. Vicdansızlar". Buradan hareketle akaryakıta günaşırı zam yapanlar da fırsatçı olmuyor mu?

Hasılı gördüğüm sıradan haberler iç karartan türden. Bereket başımıza gelenlerin müsebbibini de biliyoruz: Dış güçler ve fırsatçılar. İşin sevindirici yanı, Avrupa bizden kötü. Bir diğer sevindirici yanı, tüm bu olup bitenlerden bizim hiç suçumuzun olmaması. Bizi rahatlatan da bu iki sevindirici yön. Rahatlığımız da bundan. Bu rahatlık bizde varken günbegün gelen zamlar bize ne yapabilir ki... 08/12/2021

Ali İhsan Varol ile Kelime Oyunu *

TV2'de hafta içi her akşam Ali İhsan Varol'un hazırlayıp sunduğu "Kelime Oyunu" adında bir yarışma programı var. Uzun yıllardır devam eden bu programı izleyenler bilir, izlemeyenler için kısaca değineyim:

Önceleri beş kişinin yarıştığı programa, bu sezondan itibaren 4 yarışmacı katılıyor. Yarışmada dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz ve on harfli olacak şekilde 2'er soru soruluyor. Toplamda 14 kelimeye dört dakika içerisinde cevap verilmesi gerekiyor. Her harfe 100 puan veriliyor. Yarışmacılar harf aldıkça 100 puan kaybediyorlar. Her günün birincisi diğer günlerin birincisi ile haftalık yarışmaya, ardından hafta birincileri de ay birincileri olarak yarışıyor. 

18 yaşını dolduran herkesin katılabildiği programda; kelime hazinesini güçlendirme, zihni yoklama ve zorlama, düşündürme, heyecan, bilgilendirme, zamanla yarışma, stres, espri, gülerken ve güldürürken öğretme, değer verme, nezaket, zarafet, seviye, tatlı rekabet vb. var. Yani iyilik ve güzellik adına yok yok. Programa renk katan kahraman ise programı hazırlayıp sunan Ali İhsan Varol'dur. Nezaket ve zarafetiyle, programına bir seviye getiren ve bu seviyeyi her programında koruyan Ali İhsan Varol'un diğer tüm yarışma programlarına, yarışmacılara ve sunuculara örnek olmasını isterim. Programın uzun yıllar devam etmesinde ve izlenmesinde programın her safhasında emeği bulunan Sayın Varol'un payı büyük. İzlemeyenlere bu programı izlemesini ısrarla öneririm.

Niyetim programı anlatmak, reklamını yapmak ve Ali İhsan Varol'dan bahsetmek değil idiyse de Kelime Oyunu demek Ali İhsan Varol demek ve Ali İhsan Varol'dan bahsetmemek olmaz. Ali İhsan Bey'i görür görmez nezaket, zarafet, beyefendilik, görgü, empati, insanın onurunu koruma, moral verme, içtenlik, değer verme vs. gözümün önüne geliyor. Öncelikle bu hakkı teslim edeyim. 

Programda benim gördüğüm, yarışmacılara sorduğu kelimeyi buldurmak için yardımcı olmaya çalışan ve değişik ipuçları veren Ali İhsan Varol, tüm yarışmacıların sarf ettiği toplam efordan daha fazla efor sarf ediyor olmasıdır. Zira kelimeyi bulsun diye adeta çırpınıyor. Dikkatimi çeken bir başka yön ise yarışmayı kazansın veya kaybetsin tüm yarışmacıların moralle ve onurlandırılarak gönderilmesidir. Kaybeden yarışmacı bile kazanmış edasıyla omuzları kabararak gidiyor yerine. Kazanma iddiasını kaybedene hakeza. "Efendim, bu aslında siz değilsiniz. 9 bin puanı çok kolay alabilirdiniz. Falan kelimede koptunuz. Aslında dilinizin ucuna geldi, bir türlü söyleyemediniz, süre sıkıntınız oldu, bugün şans faktörü yanınızda değildi, bunu saymıyorum, bir daha bekliyorum. Moral alkışını yeterli bulmadım. Haydi bir defa daha alkışlayalım." gibi sözlerle kaybeden her yarışmacı, önce "Bu ben miyim acaba" diyor. Ardından iltifatların ardı arkası kesilmeyince "Evet, bu benim, ben neymişim de haberim yokmuş" deme noktasına geliyor ve kişiye kendisini değerli olduğunu hissettiriyor.

İddiası olsun veya olmasın, moral bulmak, onurlanmak, iltifatlar görmek isteyen bu programa katılsın derim. Zira program ve sunucudan her birimizin alacağı örnekler var. Zira Varol'un farklı bir güdüleme özelliği var. Özellikle anne ve babaların, emrinde personel çalıştıranların ve eğitimcilerin alacağı dersler var. Çünkü bu yarışmada kişileri suçlama yok. Suçlama olmayınca yarışmacılar da savunma ve mazeret üretme ihtiyacı hissetmiyorlar. Suçlama yerine, kişilerden verim elde etmek, kişileri kazanmak esas olmak olmalı. Bunun yolu da Ali İhsan Bey'in yaptığı moral depolama ve motive etmektir. Öğrencileri kazanmak ve onların başarısını artırmak için öğretmenlerin bu metoda çok ihtiyacı vardır ve her eğitimci, bu programın müdavimi olmalıdır. Zira Ali İhsan Bey'den öğrenilecek çok şey var. Yaşa, Var ol Ali İhsan Bey!

*17 Aralık 2022 günü Barbaros Ulu adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Adalet mi, Eşitlikçi Anlayış mı?

Yapılan bir açıklama ile devletin doğal gazı sübvanse etmesi sonlandırılmıştı. Şimdilerde yüzde 75'inin devlet tarafından karşılandığı dillendiriliyor yeniden. Bu demektir ki kullanılan ısınma giderinin yüzde 25'ini vatandaş öderken yüzde 75'ini devlet karşılıyor. 

Örneklendirirsek, diyelim ki vatandaşa bu ay 1.000 liralık fatura geldi. Bu faturaya devlet tarafından ödenen kısmı da dahil edersek, bu fatura toplamı 4.000 lira demektir. Yani vatandaş bu meblağın çeyreğini ödüyor. Tamamını ödese yandı demektir. Devlet aynı zamanda imkanı olmayan bir kısım vatandaşın yakıt giderini de karşılıyor. Varsın karşılasın. Zira sosyal devlet olmanın bir gereğidir.

Bir an için devletin sübvanse etmesi olmasa, giderin tamamının vatandaş tarafından ödenmiş olsa, bu ısınma giderini bir kısım vatandaşın karşılayabilmesi, özellikle asgari ücretli olarak çalışan kimselerin ödeyebilmesi zor görünüyor. Bu yönüyle sübvanse yerinde. Devletin ödemesine gelince, karşılanan 2/3'lük kısım büyük bir rakam. Devlet bunun altından nasıl kalkıyor? Nereden ödüyor bunu? Düşündürücü değil mi? Devletin yedekte parası olsa ya da cari fazlamız olsa varsın ödesin. 

Bildiğimiz gibi devletin gideri, gelirinden daha fazla. Gelir gideri karşılamayınca devlet borçlanma yoluna gidiyor. Sübvanse edilen kısmı karşılamak için devlet borçlanıyorsa, buna faiz de ödüyor demektir. Bu da doğal gaza ödenen ana paradan daha fazla para ödediğimiz anlamına gelir. Sonuçta yakıt giderlerinin 2/3'ü devlet tarafından karşılansa da bu para vergi yoluyla yine vatandaştan çıkacak, bu da bütçedeki kara deliklerin daha da artması demektir. Hasılı, kış döneminde bizim lehimize görünen sübvanse, ilerisi düşünüldüğü zaman çok da makul görünmüyor. Zira borç yine bizim borcumuz.

Devlet yakıtta ve diğer ihtiyaç hissedilen alanlarda sübvanse uygulasın. Zira buna ihtiyaç var. Burada eleştirim, herkesin yakıt giderinin yüzde 75'ini karşılamasına. Devlet niye bu toptancı anlayışı seçer, inan anlamış değilim. Devletin bu yaptığı eşitlikçi anlayıştır. Halbuki böyle yapacağına, gelire göre sübvanse uygulaması bana daha makul geliyor. Mesela,

*sabit geliri olmayan ve geçimini sosyal yardımlarla karşılayan kimselerin yüzde 100'ünü, 

*asgari ücretle çalışanların % 75'ini,

*geliri 10.000 liraya kadar olanların % 50'ini,

*geliri 15.000 liraya kadar olanların % 25'ini ödesin.

*Geliri 15.000 liranın üzerinde olanlardan ise sübvanse uygulamasın, tamamını alsın. Böyle yaptığı takdirde daha adilane olur. Eşitlikçi anlayış mı yoksa adil bir ödeme planı mı derseniz, ben gelire göre ödeme planının yapılmasını hakkaniyete daha uygun görürüm. Hakkaniyet ölçüsü hem toplum yapımıza hem de dini anlayışımıza uygundur. Dinimizde namaz ve oruç herkese farz iken zekat ve hac, nisap miktarı dediğimiz zenginliğe ulaşınca kişiler zekat vermekle ve hac yapmakla sorumlu tutulur. 

Devletin bu toptancı ve eşitlikçi anlayışı sadece doğal gaz ödemelerinde sübvanseden ibaret değil. Aynı şekilde katma değer vergisi (KDV) ve özel tüketim vergisinde de aynı şekilde. Öyle ki sosyal yardımlarla devletin desteklediği ihtiyaç sahipleri de aynı KDV ve ÖTV ödemek zorunda. Bence bu da adalet değil. ÖTV ve KDV'de zengin-fakir tasnifi zor olabilir belki. Mesela, alışverişte herkes aynı vergiyi öder ama kişilerin gelir durumuna göre devlet, aldığı bu vergiden belirli bir oranını harcama yapan kişilerin hesabına iade edebilir. Bu teknolojik imkanlarla bunun yolu da bulunur. Yeter ki dert edinilsin.