11 Ekim 2023 Çarşamba

Politiklikten Apolitikliğe *

Siyaset bu milletin sadece seçimden seçime ya da seçim sathı mailine girildiği zaman konuşulan ve yapılan bir şey değil. Bir seçimden diğer seçime konuşulan günlük ve rutin değişmez ana gündemimiz olduğunu hepimiz biliriz. Kadınımız, erkeğimiz, büyüğümüz, küçüğümüz siyaset yaparız. Bunu 28 Mayıs 2023 seçimleri sonuçlanıncaya kadar birbirimizi kırarak, dökerek, küserek, atışarak yaptık. Kendi savunduğumuz parti ya da ittifakı desteklemeyenleri kara listeye aldık. 

2023 seçimleri yapıldı. Kazanan, kaybeden belli oldu. Bu seçimin ardından aşırı politik olmamız hasebiyle 2024 Martında yapılacak seçimler ana gündemimiz olması gerekirken ne iktidarı savunanlarda ne muhalefeti destekleyenlerde siyaset kaldı. Sosyal medyadaki parti trolleri de trollüğü bıraktı. Herkes kabuğuna çekildi.

Muhalefet kendi derdi ve sorunlarıyla yaşam mücadelesi veriyor. İktidar partisi veya ittifakı hiç olmadığı kadar rakipsiz. Ne iktidar mutlu ne muhalefet. Ne iktidarı savunanlar ne de muhalefete oy verenler mutlu. Siyaset namına neredeyse kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Tartışmadan geçtim, kimse siyasi konuşma yapmıyor. Kazananlar da kaybedenler de. Aşırı politik olmuş bu toplum adeta apolitik bir topluma dönüştü. Bu durum bu ülke insanına çok yabancı. İnsanımızda siyasetten bir soğuma var. En iyi ve en kötü zamanlarda bile yüzde otuzu geçmeyen kararsızların oranının yüzde otuz üç buçuk olduğunu sürekli sahada olan Metropol Araştırma Şirketi sahibi ve yöneticisi Özer Sencar söylüyor.

Aşırı politiklikten apolitikliğe evrilmemiz, işimize ve gücümüze kendimizi vermemiz yönünden iyi. Yalnız gecesi, gündüzü, seçim zamanı ve seçim harici sürekli siyasetle yatıp kalkan bu toplum için bu görüntü normal değil. Mayıs seçimlerinden sonra herkesin siyasetten uzaklaşmasını masaya yatırmada fayda var. Bunda siyaset kurumunun güven vermemesi, gelecek vadetmemesi, iktidarın yıpranmışlığı, muhalefetin alternatif olmaması gibi hususların insanımızı siyasetten soğuttuğu söylenebilir. İnsanımız iktidardan sıdkını sıyırmış, muhalefete gitmek istiyor. Muhalefetin durumu işler acısı. Çünkü iktidar ve iktidar alternatifi olma gibi niyet ve dertleri yok. İktidara oy veren pişman, muhalefete oy veren bin pişman. Hasılı vatandaş hiç olmadığı kadar çaresiz. Gitmeli, yeter artık dediği iktidara yine oy vermeye devam ediyor. Öyle görünüyor ki vatandaş siyasetten umudunu yitirmiş, kurtarıcılardan ve kurtarmak isteyenlerden illallah demiş, Allah onları bildiği gibi yapsın diyerek işine, gücüne yönelmiş. Seçimlerin ötelediği acı ekonomi tablosuyla cebelleşiyor.

2024 yerel seçimlerine daha var. Seçim sathı mailine girilmedi. İktidar, özellikle muhalefetin umut vermeyen bu görüntüsü devam ederse, hangisi kazanırsa kazansın, umurumda değil diyecek. Belki de ilk defa sandığa gitme oranında düşüş olacak. Yüzde otuz üç buçuk olan kararsız seçmenin önemli bir oranı tercihte bulunmayacak.

Şu bir gerçek ki halihazırda oy kaybetmesine rağmen iktidar partisi ülkenin en büyük partisi, iktidara alternatif olmak için her seçim piyasaya çıkıp alternatif olamayan parti ve yeni kurulan partiler de seçmene güven vermiyor. Türkiye hiç olmadığı kadar yeni bir parti beklentisi içerisinde. Şayet iyi bir ekiple tüm yelpazeyi kucaklayan yeni bir parti ortaya çıkarsa, seçmen mevcut partilere tekmeyi vuracaktır. Belki de bu içe kapanma, apolitiklik hali bunun habercisidir.

*01/11/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır

Din Görevlileri ve Veresetü'l Enbiya

"Hademe-i hayrat olarak camilerimizde görev yapan hocalarımız ise yüce dinimiz İslam’ın hakikatlerini bizlere öğreten nebiler yolunun varisleridir.  Kur’an’ın eşsiz ilkelerini ve Allah Resûlü (s.a.s)’in güzel ahlakını aktaran hatiplerimizdir". Bu alıntı camiler ve din görevlileri haftası münasebetiyle 6 Ekim tarihli hutbeden bir bölümdür.

Her gün ve çoğu hafta, belirli gün ve haftalar olarak belirlenmiş. 1-7 Ekim haftası da camiler ve din görevlileri olarak tahsis edilmiş. Bu yazımı da bu haftaya ve haftanın hutbesinde ayırdım. 

Camiler haftasını anlarım. Zira camiler tüm halka ait yerlerdir. Haftasında da anılsın. Bunu da o camilerde görevli olanlar yapsın. Din görevlileri ne alaka? Haydi bu hizmeti yapanları da katalım dendi. Din görevlileri de anılsın. İyi de bir kişinin biz şuyuz, buyuz şeklinde kendini anlattığı hafta olur mu? Madem din görevlileri de anılacak. Bunu başkasının yapması, başkasının gözüyle din görevlilerini anlatması daha uygun olmaz mıydı? Din görevlilerinin camilerle birlikte kendilerini de anlatması, öğretmenler gününde öğretmenlerin kendilerini anlatmasına benzer. Bereket, öğretmenler kendilerinin anlatılacağı programı hazırlayıp biz buyuz, haydi bizi anlatın diye sahneye öğrencilerini sürüyor. Hasılı imamlar da öğretmenler de kendileri çalıp kendileri oynuyor. 

Aslında bu tür haftalar anılıp kutlanacaksa, her aşaması üçüncü eller vasıtasıyla yapılması daha iyi olur kanaatindeyim. 

Yine bu tür haftalar veya günler öğretmen, din görevlisi veya başka meslek grupları için mesleklerini masaya yatırmak için bir araya gelme şeklinde olmalıdır. Her meslek grubu neyiz, nereye gidiyoruz, dışarıda görüntümüz nedir, bu mesleğe görevlendirme yetkisi bizde olsa kendimizi bu mesleğe layık görür müyüz, sorunlarımız nelerdir, bunları nasıl çözmeliyiz, güven ve itibarı sarsan davranış ve görüntülerimiz üzerine bir değerlendirme yapmak şeklinde olmalıdır. Bu değerlendirmeyi yapmak için de toplantı günü gelmeden başkasının gözüyle o meslek grubu nasıl görünüyor üzerine bir çalışmanın yapılıp bu çalışmanın masaya yatırılması yerinde olur. Çünkü ne olduğundan ziyade nasıl göründüğün daha önemlidir. 

Gelelim hutbenin içeriğine. Tümünü değerlendirmeyeceğim. Bugün pek kullanılmayan hademe-i hayrat ifadesi hayra hizmet edenler anlamına gelir. Günümüz din görevlilerinin cami görevlerini imamlık, müezzinlik, hutbe okuma, vaaz verme, camiyi açıp kapama, caminin temiz olmasını temin; cenaze yıkama, kefenleme ve telkin; nişan, nikah vb. etkinliklerde dua etme şeklinde sayarsak, çok geniş anlamda kullanılan, her türlü iyilik ve yardımın genel adı olan hayır kelimesini sınırlandırmış oluruz. Özellikle çoğu camilerin temiz olmaması, tuvaletlerine girilememesi, namaz vakitleri dışında çoğunun kapalı olması, çoğunda mahfilin olmaması, en önemlisi de camilere cemaatin gelmemesi başlı başına bir sorun. Cemaat çekilemiyorsa, temizlik dini olan İslam’ın cami ve müştemilatı yeterince temiz değilse, namaz vakti dışında kapalı ise müftülüklerin ve cami görevlilerinin bu konularda oturup kafa yorması ve çözüm üretmesi gerekir.

Bir diğer husus, alıntıda geçen din görevlilerini “Nebilerin varisleri” şeklinde tanımlayan kısımdır. “Alimler peygamberlerin varisleridir” hadisini biliyorum ama din görevlilerini peygamberlerin varisi şeklinde ifade, boyundan büyük laf etme, cami görevine olduğundan fazla önem atfetme olur. Benzese benzese cemaatin önüne geçip imamlık yapması, hutbe irat etmesi ve vaaz vermesi olabilir diyeceğim ama burada bir mantık hatası var. Çünkü peygamberler tüm bu hademe-i hayratın karşılığını sadece Allah’tan bekleyecek şekilde karşılıksız yapıyordu. Mevcut din görevlileri ise deruhte ettikleri bu görevi maaş karşılığında yapıyorlar. Maaş olmadan kimsenin kendisini camiye hasredip meccanen görev yapması mümkün olmadığına göre cami görevlisi olmayı peygamber mesleğine benzetmek olacak şey değildir. Bugünkü din görevlileri, yaptıkları görevin karşılığını devletten alan diğer kamu görevlileri gibi birer memurdan ibarettir. Hamasete ve haddinden fazla sorumluluk yüklemeye ve bu mesleği olduğundan fazla yüceltmenin kimseye bir faydası olmaz. Böyle yapılırsa da gülünç bir durum ortaya çıkar.

8 Ekim 2023 Pazar

Menkıbe mi, Ayakları Yere Basan Din mi? (2) *

3.Ayıbın büyüğü kokan cesetler ve kokmayan naaş videosunu çeken görevlilerdir. O olağanüstü günlerin ve insanlık dramının yaşandığı, oradakilerin kıyamet sahnelerinden bir sahneyi yaşadığı can pazarında, böyle bir video çekmek kimsenin aklına gelecek bir şey değil, aynı zamanda hiç makul değildir. Merak ettiğim, bir yerde bir ceset koksa, o cesedin kokusu o civara yayılır. Burunlar o kokmuş cesetten başkasının kokusunu alamaz. Bu görevliler mis gibi kokan cesedin kokusunu nasıl aldılar? Öyle zannediyorum, buradaki görevliler peygamber sevgisini işlemek amacıyla bir ceset üzerinden şov yapmışlar, adeta bir menkıbe üretmişler. Peygamberi çok seversen, ölünce cesedin kokmaz mesajı vermeye çalışmışlar. Burada peygamberi çok sevdiğinden, bunun üzerine naat yazmasından dolayı  bir kişinin vücudunun mis gibi kokmasından ziyade bu sevgiye, depremin bir şey yapmaması yani öldürmemesi aklıma geldi. Herhalde video çekenlerin böyle bir şey aklına gelmedi. Pekala, aynı binada herkes enkaz altında can verirken bir kişinin sağ çıkmasını, peygamberi çok sevmesine bağlayabilirler, böyle bir video çekebilirlerdi.

4.Diyelim ki bu görevliler yaptıkları görevin mahremiyeti unutup böyle video çektiler. Bu kişilere özel öznel bilginin kürsüde mevzubahis edilmesinin ne anlamı var? Haydi bu imam da peygamber sevgisini ön plana çıkarmak istedi. Bu konuyu dile getirdi. Niçin cami cemaati ile sınırlı bırakmaz da bu konuşmasını sosyal medyada paylaşma ihtiyacı hisseder? Bazı imamlar dışında anlattığı dersi sosyal medya üzerinden paylaşan bir meslek erbabı var mı? Öğretmenlerin içerisinde öyle güzel ders işleyenler var. Hangi biri dersini videoya çekip sosyal medyada paylaşır? Bazı imamlardaki bu sosyal medya aşkı nereden geliyor? Meşhur olmak mı istiyorlar? Ki bu yol ile meşhur olanların sayısı az değil. Nitekim bu hocamız da bu videosuyla Türkiye gündemine oturarak meşhur olmuştur. Amacı bu ise buna ulaştı.

5.Diyelim ki bu din görevlileri ifa ettikleri görev gereği Hz peygamber sevgisini bu vesileyle büyük kitlelere ulaştırmaya vazife bildiler. Böyle bir menkıbe uydurdular. Eğer bu bir uydurma ise geçmişte halkı ibadete yöneltmek amacıyla bazı kişilerin hadis uydurmasına çok benziyor. Dinde ve hayatın hiçbir alanında yalana yer olmamasına rağmen özellikle peygambere atfen hadis uydurmak peygambere bir iftiradır. Bu menkıbeyi de insanın ayaklarını yerden kesen uydurma bir kesit görüyorum.

6.Diyelim ki peygamber sevgisi için çiğ tavuk bile yenir. Maksat peygamber sevgisini ön plana çıkarmak ise “Suriyeli kardeşin” ne işi var burada? Pekala tüm cesetler kokmuş iken bir ceset kokmamış. Araştırınca, bu kişinin peygambere naatlar yazan biri olduğunu öğrendik diyebilirler, Suriyeli şeklinde bir ifade kullanmazlardı. Öyle ya peygamber sevgisi ön plana çıkarma murat edilirken Suriyeli ön plana çıktı. Maksat üzüm yemek ise maalesef üzüm yenemedi.

7.Kokmayan cesedin Suriyeli olmasını söylemede ne sakınca var diyebilirsiniz. Bence de sakınca yok ama hepimiz takdir ederiz ki çocuğundan büyüğüne, dindarından sekülerine varıncaya kadar bu ülkenin kahir ekseriyetinde Suriyelilere karşı bir antipati söz konusu. Suriyeli ismini duyar duymaz tepki gösterecek bu ülkede her kesimden insan var. Bir amme hizmeti gören, sürekli halkın ve cemaatin içerisinde olan bu din görevlilerinin, Suriyeli ifadesine halkın tepki göstereceğini hesaba katması gerekirdi.

8.Bir din görevlisine yaraşan; cenaze yıkama, teçhiz ve tekfin esnasında gördüğü her şeyi mahrem bilmesi, bunu sır olarak saklamasıdır. Ceset koksa bile bunu ifade etmemelidir.

Sonuç olarak, camilerde görev yapan bazı imamların baltayı taşa vuran bu türden konuşmaları bugünlerde pek çoğaldı. Bu da halkın bir kesiminde antipatiye sebep oluyor. Diyanet her Allah’ın günü bir imamın, vaizin gündeme gelmemesi için bir tedbir almayı niçin düşünmez? Niçin konuşmalarınızı sosyal medyada paylaşmayın demez? Niçin dikkatli olun, olur olmaz her şeyi konuşmayın demez? Niçin bu imamlarımız halkın nabzını ve psikolojisini dikkate alan konuşmalara yer vermezler? Tartışmaların odağı haline gelmekten pek mi zevk alıyorlar? Dinde menkıbe türü anlatımlardan ne zaman vazgeçecekler? Ne zaman ayakları yere basan bir din anlatmaya başlayacaklar?

*13/10/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır