8 Ekim 2023 Pazar

Menkıbe mi, Ayakları Yere Basan Din mi? (1) *

Ülke olarak yüzyılın afeti kabul edilen 11 ilimizi yerle bir eden bir depremi yaşadık. Depremin ardından büyük bir can pazarı yaşadık. Ne kadar insanımızı kaybettiğimizi kimsenin bildiğini sanmıyorum. 

Depremin yaralarını tam saramadan, yakınlarını kaybedenlerin üzüntüsü daha taze iken Hatay'da depremde vefat edenlerin teçhiz ve tekfin işiyle uğraşan bir ekibin daha önce çektikleri bir videosu bugünlerde sosyal medyada dolaşımda. Konya'da görev yapan bir imam, peygamber sevgisini işlemek amacıyla Mevlidi Nebi haftasında bu videodan nakil yapar. Kısaca şöyle: "Depremin ardından cenaze işlemleriyle görevli kardeşlerimizin önüne hangi ceset gelmişse kokmuş ya da kokmaya başlamış. Önlerine bir naaş gelir ki diğer cesetlerin aksine mis gibi kokuyor. Bu cenaze neyin nesidir, kimin fesidir bir arayışa girerler. Cenaze yakınlarıyla konuşurlar. Vefat edenin bir Suriyeli olduğunu öğrenirler. Akrabalarına, bu mevta diğer mevtalar gibi değil. Bunun sebebi nedir? Sağlığında ne ile uğraşırdı" şeklinde soru sorarlar. Ölen kimsenin peygambere naat yazan bir peygamber aşığı olduğunu öğreniyorlar.

Konyalı imam, cami kürsüsünde kendinden bir şey ilave etmeden bu videodan irticalen alıntı yapınca, her konuda olduğu gibi bu konuda da toplum ikiye bölündü: İmamı savunanlar, imamı eleştirenler. Savunanlar, İmamın dedikleri doğru. Burada ırkçılık yok şeklinde savunma yaparken, diğer kesim bir imam nasıl cesetler kokmuş, Suriyelininki kokmamış, burada ırkçılık yapılıyor. Üstelik Türklerin cenazelerini cesetle ifade ederken Suriyelininkini naaş şeklinde ifade ediyor, diğerleri peygamberi sevmiyor mu türünden eleştiriye tabi tutuyor.

Ben hangi taraftayım? Lafı hiç eğip bükmeden, imamı ve videoyu çekenleri eleştiren taraftan olduğumu söylüyorum. Bu video ve anlatım nesnellikten uzaktır. Tamamen öznel bir durumdur. Sadece bu olayı gören kişileri bağlar. Bir menkıbedir. Dinde ve dinî anlatımlarda da menkıbeye yer yoktur. Çünkü menkıbelerin gerçeklerle bir alakası yoktur. Gerçek olmayanın da hutbede ve vaaz da yeri olamaz. Vaaz ve hutbelerde hayatın içinden ve ayakları yere basan anekdotlara yer verilmesi lazım.

Videoyu çekenlerin ve bu videodan alıntı yapanların niyetlerini bilemem. Bu, Allah ile kendi aralarında bir şeydir. Biz ancak zahire göre değerlendirme yapabiliriz. Benim yapacağım da budur:

1.Süresi içinde gömülmeyen her ceset kokar. Bazı cesetler erken bazısı geç kokabilir. Bu da cesedin bulunduğu yerle alakalı bir durumdur. Evde buzdolabına konmayan bir yemeğin güneşte kalması ile gölgede kalması arasında bozulma zamanı yönünden fark olur. Güneşe maruz kalan yemek daha erken bozulur. Serin yerdeki yemek ise daha geç bozulur. İnsan cesedi de böyledir.

2.Olağanüstü bir durumdu deprem. Enkaz altındaki cesetler ulaşmak zaman aldı. Zamanında defnedilmeyen bu insanların cesedinin kokması kadar doğal bir şey olamaz. Bu, kimyasal bir değişimdir. Kişinin peygamber sevgisi ile bir ilgisi yoktur. Nitekim peygamber sevgisinden kimsenin şüphe etmediği, peygamberin iki kızıyla da evlenmiş olan, hafız diye bilinen, İslam’ın üçüncü halifesi Hz Osman’ın isyancılar dolayısıyla üç gün içinde defnedilmeyen cesedi kokmaya yüz tutmuştu. Belki de bir gün daha defnedilmeseydi, Hz Osman’ın da cesedi kokacaktı. Bu, Hz Osman’ın değil, onun defnedilmesini engelleyen insanların suçu ve ayıbıdır. Enkaz altından zamanında çıkarılıp defnedilemediği için kokan ya da kokmaya yüz tutmuş insanımızın da bu kokmada bir suçu yoktur. Bu durum bir zorunluluktur. Çünkü binlerce insanı aynı anda enkaz altından çıkarıp defnetmenin zorluğu aşikardır. (Devam edecek)

*11/10/2023 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Aşır Karye ismiyle yayımlanmıştır. 

4 Ekim 2023 Çarşamba

Şiddetli Yağmurda Yollarımız

Sileceklerin durmadan çalıştığı yağmurlu havada araç sürmek, sair zamanlara göre daha bir zor. Haliyle su birikintisinin olduğu yerleri görmek, gölete dönüşmüş su birikintisine girmemek de bir o kadar zor. Çünkü ya şerit boş olmaz ya da ardında gelmekte olan bir trafik var. Yağmurla birlikte hava sıcaklığı da düştüğünden, aracın ön camı da buharlanıyor. Haliyle klimayı da çalıştırmak zorundasın. Yağmurla birlikte görüş mesafesi de düşüyor. Karşıdan ve arkadan gelen araçların far ışıkları normal günlerden daha bir farklı. Flu görüyorsun. Far ışıkları rahatsız ediyor. Arabayı sürerken yollar suyla kaplı olduğundan şeritler net görünmüyor. 

Kısaca yağmurlu havalarda yola çıkılacak gibi değil. En iyisi pencerenin önüne oturup yağan yağmuru izlemek. Yolda yakalanmış isen aracı kenara çekip yağmurun dinmesini beklemek ise de şu ya da bu sebeplerle çıkıyoruz böyle havalarda. Ben de söz dinlemeyenlerden biriyim.

Aralıklarla yağan şiddetli yağmurun yağdığı pazar akşamı, Yazır mahallesinde misafirlikte idim. Ta gündüzden gitmişim misafirliğe. Otur otur ne zamana kadar oturacaksın.

21.00 sularında Yazır mahallesinden Meram'a doğru aracımla yola çıktım. Yavaş yavaş gidiyorum. Yolu ve önümü görebilmek için silecekleri hiç durdurmadan çalıştırmak zorunda kaldım. Beyhekim caddesi meyilli bir zeminde olmasına rağmen yolun sağına ve soluna yer yer sular birikmiş. 

Rögarlar sicim gibi yağan yağmurla dolmuş olmalı ki rögar kapaklarından fıskiye gibi su fışkırıyor. Tam suyla kaplı yerden geçiyordum ki sol şeritten beni sollayıp geçen araç, sabahtan akşama aracımın yıkandığını yeterli görmemiş olmalı ki arabama bir güzel çamur banyosu yaptırdı. Sağım, solum, önüm, arkam söbe misali önümü ve arkamı göremedim. Bir an için ortalık zifiri karanlığa dönüştü. Sileceği en hızlı pozisyona getirerek önümü temizledim. Önümü görünce dünya varmış dedim. Geceyi diğer gecelerden normal bir gün görüp yanımdan jet hızıyla geçen araç sahibine dua etmekten başka elimden bir şey gelmedi. .

Yağmurlu havanın daha başlangıcı böyle ise ileriler nasıldır, beni yolda neler bekliyor bakalım. Madem çıktık yola. Hayırlısı deyip yola devam ederken Meram’a ne taraftan gideyim ikilemi yaşadım. İstanbul caddesinden gitsem, altgeçitlerde sorun yaşayabilirim. En iyisi altgeçidi olmayan, yeni yapılmış Abdülhamit caddesinden gideyim dedim. Girdim caddeye.

Cadde, tıpkı geldiğim Beyhekim caddesi gibi kalabalık. Bu kadar araç nereye gidiyor bu saatte? Misafirliğe desem, geç. Misafirlikten gidiyorlar desem, kalkmak için erken. Aman neyse ne. Bereket, sürücüler bu anormal havada trafiğe çıktıklarının farkında. Her biri yavaş yavaş gidiyor ve dikkatli.

Daha 500 metre gitmemiştim ki yanımdaki çocuğum, baba, sağ şerit su dolu. Sol şeride geç istersen dedi. Dikiz aynasından baktım. Geri müsait olunca sol şeride geçtim. Boşuna geçmişim. Çünkü bu şerit de suyla kaplı. Üç beş metre gitmeden arabam yavaşladı. Gaza bastım. Nafile. Oğlan, baba vites düşür dedi. Vites düşürdüm. Fayda etmedi. Ekrana bakınca arabanın stop ettiğini gördüm. Birkaç defa çalıştırmayı denedim. Olmadı. Oğlan akıl edip dörtlüleri yaktı. Motora su kaçtı. Kurumadan çalışmaz dedim.

Arabayı sağ şeride yolun kenarına geçirmemiz lazım ama nasıl? Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyor. Yer suyla kaplı. Biz solu kapatınca yoğun trafik sağımızdan geçiyor. Oğlum yağmura aldırmadan iteklemek için arabanın arkasına geçti. Ben ise direksiyonun başındayım. Suyla kaplı yerden, iyice hantallaşan bu ağır arabayı bir kişi nasıl itekleyebilirse deneyeceğiz. Ama sağdan gelen araçlardan deneyemedik. Yolun boşalmasını beklerken, imdada ne hayır diyerek polis arabası geldi. Çocuğum durumu izah etti. Polisin biri trafiği durdurdu. Diğeri de arabayı iteklemeye yardım etti. Sonunda güç bela sağ kaldırıma paralel arabayı getirebildik. Polisler olmasaydı, aracı ne itekleyebilir ne de çekebilirdik. Sağ olsunlar, Hızır gibi yetiştiler. Polis bu saatte burada ne arar. Belli ki hava muhalefetinden dolayı cadde ve kavşaklara görevlendirilmiş olmalı. Valilik tedbir almış dedik. Öyle mi, değil mi bilmiyorum. Oğlan, baba bu akşam Konyaspor’un maçı var. Stadyum buraya yakın. Polisler bundan dolayı burada dedi. Her ne amaçla bu caddede iseler, bize yaptıkları yardımla hem trafiğin akmasını sağladılar hem bir kaza riskini önlediler hem de görevleri arasında araba itekleme olmamasına rağmen işin ucunda ıslanma da olsa araba iteklediler. Polis de olsa, bizim insanımız böyledir. Gelip geçen sivilleri iteklediğini gördüm de polisi ilk defa gördüm. Minnettarım.

Tüm bu hengamede ben arabanın içinde dokuz doğursam da ıslanmadım. Az önce bir insan evladının arabama çamur banyosu yaptırdığı gibi oğlan da tepeden tırnağa ıslandı. Arabayı sağa emniyete aldıktan sonra arabaya bindi. Belirli aralıklarla marşa bassam da araba çalışmadı. Çaresiz bekledik. Ne kadar bekledik bilmiyorum. Ara ara arabayı çalıştırdım. Herhalde bir 15 dakika beklemişizdir. Sonunda arabanın motoru insafa geldi. Bu kadar işkence bunlara yeter de artar demiş olmalı ki çalıştı. Yavaş yavaş evi boyladık.

Altgeçidi bol olan İstanbul yolundan gitseydim, durumum ne olurdu, rögar çekmediği için suyla dolu altgeçit var mıydı bilmiyorum ama 2023 yapımı bu caddede, bu tür çok yağışlara karşı su birikintilerinin oluşmaması için  daha bir özen gösterilebilirdi.

30 Eylül 2023 Cumartesi

Bir Öğretmenin Ardından

İki bin öncesi aynı okulda çalıştığım bir fizik öğretmeniyle, sonrasında hiç karşılaşmadım. Sosyal medya aracılığıyla vefat ettiğini öğrendim. Yakınlarına başsağlığı kendisine rahmet diliyorum. 

Vefatının ardından, birlikte yaşadığımız anekdotlar gözümün önüne geldi. Belki hisse çıkarırız düşüncesiyle bazı anekdotlara ve kendisi hakkında bazı bilgilere yer vereceğim. 

İlginç bir kişilikti. Fikri, zikri farklı biriydi. Çalıştığı okul İHL olmasına rağmen herhangi bir konuda aykırı görüşünü söylemekten kaçınmazdı. Fazla konuşur, her konuda fikrini söylerdi. Hoş sohbet biriydi. 

Kendisiyle boş derslerde ve teneffüs aralarında laflardım. 

Ortaokulu imam hatip ortaokulunda okumuş. Babası, dindar ve mütedeyyin biri olmasına rağmen kendisi mütedeyyin değildi. Açıkça söylemese de edindiğim intiba, inanmayan biriydi.

Yaz tatilinde herkes memleketine giderken sıcak bir iklim olmasına rağmen o, memleketine gitmezdi. Konuşmasından anladığıma göre babasıyla anlaşamıyordu. Zannedersem küs idi. 

Bir gün babasıyla arasında geçen şu anekdotu anlattı. Çocukken belki de İHO'da okurken babası her gün bu arkadaşı sabah namazına kaldırır. Her sabah kalkardın, kalkmazdın atışması yaşarlar. Babası ne kadar uğraşsa da bu arkadaş namaza kalkmaz. Yine bir gün babası onu namaza kaldırdığında babasına, "Sen ben yaşında iken namaz kılıyor muydun, sabah namazına kalkıyor muydun" diye sorar. Kalkmazdım ve kılmazdım cevabını verir babası. "O zaman bana karışma" der. Babası da bir daha karışmaz. Bu arkadaş küçüklüğünde kılmadığı namazı, büyüdüğünde de kılmazdı aynı okulda çalışırken. Cumaya bile gitmezdi.

Hiç içtiğini görmesem de içki içtiğini gizlemezdi. Okula sarhoş geldiğini görmedim. Tüm içki çeşitleri ve tatları hakkında derin bir bilgiye sahipti. Bu bilgisinin bana çok faydası oldu. O zamanlarda günlük bulmaca doldururdum. Gazetelerin günlük bulmacaları yeterli gelmez, kitapçıdan bulmaca kitapları satın alırdım. Bu uğraş sonucunda kelime hazinemi epey geliştirdiğimi düşünüyorum. Bulmacalarda boş kalan yerler içki isimleri idi. Bu konuda Fransız olduğumdan, bu boşlukları doldurmak için bu öğretmenin gelmesini beklerdim. Kapıdan girer girmez, hocam, dört harfli bir içki, beş harfli bir içki ismi söyle derdim, kaç harfli olursa olsun, hepsini söyler, sayesinde boşlukları doldururdum. 

Şu anlattığı da ilginç: “Köy veya kasaba, küçük bir yerleşim yerinde çalışırken okulun din kültürü öğretmeniyle arkadaş olur. Birkaç defa evine davet eder. Din öğretmeni evli olmasına rağmen davete kendisi icap eder. Evde eşiyle birlikte oturup kalkarlar, yemek yerler, çay içerler. Bir defasında da din öğretmeni bu arkadaşı evine çağırır. Öğretmen belirtilen gün ve saatte din öğretmeninin evine gider. Kapıyı çalar. Kapıyı din öğretmeninin hanımı açar. Karşısında bu öğretmeni görünce kapıyı açar ama kapının arkasına kendini gizler. Öğretmen bu duruma şaşırır ama belli etmez. İçeri geçer. İki öğretmen otururlar. Epey bir oturduktan sonra ‘Hocam, eşiniz hasta mı yoksa’ der. Hayır cevabı alınca, ‘Bir manisi mi var” der. Yine hayır cevabı alır. ‘O zaman niye yanımıza gelip oturmuyor. Ayrıca beni görünce niye kaçtı’ sorusunu sorar. ‘Bizde böyle, biz ayrı otururuz’ cevabını verir. Bu cevaba bozulur. ‘Madem böyle. Bize o kadar geldin. Biz seni eşimizle karşıladık. Birlikte oturduk. Bu hassasiyetini niye hiç söylemedin? Ben eşinle oturmam demedin de evinde bunu uyguluyorsun. Bundan sonra arkadaş da olmayalım. Birbirimize gidip gelmeyelim’ diyerek evi terk eder. Bu anekdotun ardından, hocam bu uygulama size garip gelebilir ama bu toplumun çoğunda bu şekil ayrı oturma var. Buna da saygı duymak lazım. Biz de ayrı otururuz dedim ise de ikna olmamıştı.

Anlattığım iki anekdot üzerinde düşünmeye değer. Namazı sevdirmeden, zamana yaymadan, çocuk psikolojisini düşünmeden çocuğu zorlamak, baskı yapmak bu arkadaşta olduğu gibi ters tepebilir. Haremlik-selamlık oturmalarında bu toplumun iki ayrı anlayışı var. Bu konuyu ilişkiyi kesme noktasına getirmeden çözmek gerek. Giyim ve kuşama riayet edildiği, konuşmalara dikkat edildiği takdirde yeri geldiği zaman birlikte oturmada bir sıkıntı olmayacağını düşünüyorum.