13 Kasım 2017 Pazartesi

Hangi Tip Bir İnsana Değer Veririm/Vermem?

Öz eleştiri yapan, kendini dinleyen, kendini hesaba çeken, herhangi bir sıkıntısında veya anlaşmazlıkta kendisinin ne kadar payı olduğunu sorgulayan insan, başımın tacıdır. Dünya kadar hata yapsa, üzerine bir o kadar daha ilave etse ona olan kredimi devam ettiririm. Kendi üzerinde kritik yapan insana hem değer verir, hem saygı duyar, hem de severim.

Sevmediğim, nefret ettiğim, değer vermediğim insan tipi, kendinde hiç hata görmeyen, yaptığı her davranışa bir kılıf, bir mazeret, bir bahane bulup kendini hakkı çıkarmaya çalışandır. Bu tipler asla kendisiyle yüzleşmezler. Gerçekle karşı karşıya kalmaktan korkarlar. Savunma ve saldırıyı hayat felsefesi olarak benimserler. Savunmada kendini haklı çıkarmak için mazeret bulurlar, saldırıda ise muhatabını suçlar durur. Savunma ve saldırı refleksleri iyice gelişir.

Empati kültürü bu savunmacı-saldırgan tiplerde gelişmez. Bunlarda empati tek taraflı işler. Sadece kendisine yapıldığında hoşuna gider. Karşı tarafın da empatiye ihtiyacı olabileceğini düşünmezler. Ben merkezli yaşarlar, kendi yaptıklarına aşıktır. Asla hata yaptıklarını veya hata yapabileceklerini kabul etmezler. Ortalığı velveleye vermede üstlerine yoktur. Aynı zamanda mızıkçıdır. Sadece kendi rahat ve menfaatini düşünürler.

Savunma, mazeret bulma, gerekçe bulma aslında şeytanî, öz eleştiri ise Ademî bir özelliktir. Şeytan, isyan bayrağını çekerken Adem'i suçlamış, Adem ise hata yaptığı zaman suçu şeytana veya eşi Havva'ya yüklememiştir. Savunma ve saldırı kibrin, büyüklenmenin  göstergesidir, öz eleştiri ve hayatı kabullenme ise tevazuun göstergesidir. Aslında toplum kibir ve büyüklenmeyi sevmez, tevazu sahibi insanı sever.

Savunma ve saldırıyı hayat felsefesi haline getirenler toplumda sevilmediklerinin de farkında aslında. Öz eleştiriye düşman oldukları için kendilerini sorgulayamazlar, gerçekle yüzleşmekten kaçınırlar, burunlarından kıl aldırmazlar, içlerinde yapmaları gereken kavgayı dışa yansıtırlar, her şeyden nem kaparlar, kendilerini çok akıllı sanırlar. Kendisinin dışında herkes her şeyin farkında. Bu tip kafasını kuma gömer, herkesi kandırdım sanır. 13.11.2017

12 Kasım 2017 Pazar

Nimetler Ayağınızın Altından Kayıp Gidiyor

Bu iktidarın çıraklık ve kalfalık döneminde bu ülke hizmetin, bereketin, ilgi ve alakanın alasını gördü. Ülke bir baştan diğer başa hizmete doydu. Enflasyonla mücadelede başarılı oldu. Pul olan paramız değer kazandı, altı sıfır atıldı. Vatandaşın alım gücü arttı. Ülke, sıcak paranın cenneti oldu. Hükümet herhangi bir konuda adım atacağı zaman yoğurdu üfleyerek yedi. Herkesin hükümeti olmak için çaba sarf etti. Kimseyi dışlamadı. Herkese hizmet götürdü. Bunun sonucunda siyasi iktidar her seçim döneminde oyunu bir öncekine göre artırdı. Oy vermeyenlerin bile sempatizini kazandı. “Oy vermedim ama çalışıyorlar, bizimkiler çalışmadı” dedi aklı selim olanları.

 Ne zaman ki 17-25 oldu, Paralel yapı ile mücadele başladı. Toplumda bir kutuplaşma, bir gerginlik baş gösterdi. Ardından gelen 15 Temmuz ise FETÖ ile mücadelenin tam olarak başladığı dönemin adıdır aynı zamanda. Devlet KHK'larla açığa alma ve ihraçlara hız verdi. Kamuya eleman alımında, yönetici seçmede ve yeni öğretmen alımında sözlü mülakatı esas aldı, FETÖ ile mücadele etme adına. Devlet bir taraftan yurt içinde FETÖ, DAEŞ ve PKK ile mücadele ederken diğer taraftan birçok ülke ile sorun yaşamaya başladı. Ortam gerildikçe döviz fırladı. Zamlar ardı arkasına gelmeye başladı. Çünkü ülke yeniden çift haneli enflasyona rakamlarını görmeye başladı. Suriyeli mülteciler birçok vatandaş nezdinde ayrı bir sorun olarak görülüyor.

Menfur darbe teşebbüsünün ardından bir yıl geçmiş olmasına rağmen ülke normalleşmedi hâlâ. Kimsenin kimseye güveni kalmadı, adalet duygusu zedelendi. Kamuya alımlarda ahbap-çavuş ilişkisi ön plana çıktı. Eleştiriye tahammül kalmadı, eleştiri yapmaya kalkan tu kaka yapıldı, kapının önüne kondu. Mağdur olduğunu söyleyenlerin oranında bir artış ortaya çıktı. İnsanlara bir korku hakim oldu, bana da FETÖ'cü derler endişesi sardı. Küskün, dargın ve incinmişlerin sayısı arttı. Hükümetin etrafını yağdanlıklar sardı. Sessiz çoğunluk geleceğinden endişe eder oldu, hoşnutsuzluk dışarıya sızmaya başladı.

Hükümet, ben devletim; her istediğimi yaparım, kimseyi hesaba katmam deme noktasına geldi. Bir zamanlar iktidar olmak için yerleşik düzenle mücadele eden, sessiz çoğunluğun sesi olan hükümete nedense ustalık dönemi yaramadı. Mağdurluktan mağrurluğa evrildi. Halktan biri olan iktidar şimdi devletin kendisi oldu. Çıraklık ve kalfalık döneminde halkla bütünleşen iktidar, ustalık döneminde halktan uzaklaştı. Dün halk-devlet bütünleşmesini sağlayan iktidar bugün mağrur bir imaj çiziyor.

Ortam 7 Haziran seçimleri öncesini andırıyor. Hükümet savruldu. Nimetse eğer, iktidar nimeti altından kayıyor. Farkında olmalı ki çıkmaya çalışıyor. Bulduğu her yol kendisini aşağıya çekiyor. Çünkü çıkışı yanlış yerde arıyor. Düzeltmek için elini nereye uzatsa elinde kalıyor. Halk; çok sevdiği, sonsuz kredi verdiği cumhurun başının, bir el tarafından yanıltıldığını, yanlış yönlendirildiğini, yanlış bilgilendirildiğini düşünüyor. Bu ortama üzülenlerin sayısı çok. Çünkü iktidar giderse sayısız kazanımların yok olacağı endişesini taşıyor.

Ne yapıp ne edip iktidar sahipleri halkın içerisine inip halkın içinden iktidar nasıl görülüyor diye bakmalılar. Halkın derdiyle dertlenme yolunu düstur edinmelidir. Halkın içerisine girmeyen, halkın derdiyle dertlenmeyen halka tepeden bakmaya başlar. Bu da iktidardan inişi hızlandırır. 

İçinizden zaten halkın içindeler diyeniniz çıkabilir. Halkın içine girmek, halkın derdiyle hemhal olmak anlamına gelmiyor. Bazen insan kalabalıklar içerisinde yalnızlara oynayabilir. Ayrıca kalabalıklar karşısında halka konuşmak halkın içinde olmak anlamına gelmez. Çünkü bu tür ortamlarda da halka yukarıdan konuşulur. Halkla göz göze gelmek, yüzüne bakmaktır, gözleri kaçırmamaktır. Sakın kalabalıklara bakarak durumumuz iyi diye düşünmeyin, yalnızlaşıyorsunuz, halk içi kan ağlayarak güvenli bir liman arıyor... Tedbir almazsanız vebaliniz büyüktür. 12.11.2017

Ekmeğini Çöpten Kazanan Adamlar *

Pazar günü kahvaltıyı yaptıktan sonra apartmanın bahçesine dökülen gazelleri toplamak için çıktım evimden. Kendi başıma siteye ait bölümü bir baştan öbür başa temizledim. El arabasına doldurduğum gazelleri çöpe götürdüm. Üç saatimi aldı sitenin yapraklarını süpürme ve taşıma işi. Kendime iş buldum yani. Tam işi bitiriyorum ki siteden bir komşu çıktı önüme. 90 yılından beri buradayım, apartmanın böyle temizlendiğini görmedim, sen nereden geldin böyle dedi. Bu gaz, tempomu biraz daha artırdı. Biri yapacak illaki dedim.

El arabasını doldurdukça Konya'ya has yere gömülü çöp konteynerine yaprakları götürdüm. Çöpün yanında bir pikap vardı, yanında ise arabanın teybini açmış birini gördüm. Anlaşılan pazar günü çalışan biri daha vardı. Az sonra bir insan; boyundan daha derin olan çöp kutusundan çıkmaya çalışan bir el daha gördüm. Demek ki iki kişiler. Biri çöpün içine girmiş, çöpe atılanları altüst edip içinden kıymetli veya satılabilir bir şeyler bulabilir miyim çabasında. Çöpün içindeki bulduğunu dışarıdaki kalana veriyor. Yukarıdaki de arkadaşının verdiklerini inceleyip pikaba koyuyor. Çalışanların ellerine baktım, eldiven giymişler mi diye. Ne arasın? Benim ki de laf yani. Adam çöpün içine girmiş, çöpü eliyle didik didik ediyor. Kendisi çöp olmuş neredeyse. Bereket yukarıda biri var. Yoksa biri gelir, çöpün kapağını kaldırarak veya kapağı nasılsa açık diye düşünüp elindeki çöp poşetlerini adamın başına da boşaltabilir ve çöpün içindeki adam tamı tamına çöpten adam olabilirdi.

Pazar günü çoğu evinde istirahat yaparken, çarşı-pazar gezerken bu iki kişi çöpün içinde rızkını arıyordu. Midesini doyurmak için bir taraftan çöpten ekmeğini çıkartmaya çalışıyor, diğer taraftan da müzik ruhun gıdasıdır diyerek ruhlarının haklarını da veriyorlardı, müziği açarak. Hiç de aceleleri yok, çöp kokuyor, bir an evvel buradan uzaklaşalım şeklinde bir çabaları da yoktu. Tek çabaları akşama kadar şu çöp senin, bu çöp benim diyerek çoluk-çocuğunun rızkını çöpten çıkarıyorlardı. Bu adamların bu pis ortamda çalışmasını görünce ekmeğini taştan çıkarır sözü aklıma geldi. Evet, bu adamlar geleceklerini çöpü karıştırarak ekmeklerini taştan çıkarıyordu. Helal olsun bu adamlara dedim içimden. Hangi birimiz gider çöpü karıştırır? Çoğumuz çöpün yanından geçerken burnunu tıkar, çöp atacaksa kirlidir diyerek çöpün kapağına bile elini sürmez. Bu iki genci takdir ederken ülkem ve ülkem insanı adına üzülmedim değil. Daha niceleri vardır kim bilir bu şekil çöpte çalışan. Bizde çöpü kedi köpek karıştırırdı bir zamanlar. Şimdi insanımız çöpün içinde çöpü karıştırarak çöpte çalışıyor. Ne kadar kazanırlar bilmem ama ülkenin bir ayıbı bu durum. Mecbur kalmasa kimse yapmaz bu işi. Sanırım bu şekil çalışanların sayısı çok olmalı ki konfederasyonları bile var.

Yaptıkları iş çoğumuzca hoş karşılanmasa da, bu durum ülkenin bir ayıbı olsa da bu sektörde çalışanlar, alın terletiyor ve ayakta kalıp hayata tutunmaya çalışıyor. Elleri öpülesi insanlar bunlar. En azından işsizim diyerek dilencilik yapmıyor, hırsızlık yapmıyor. Helal olsun böylelerine... 12.11.2017

* 27/11/2017 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.