30 Mart 2026 Pazartesi

Üst Düzey Tanıdığa Yapılır mı Bu?

Bayramda eski bir dostu aradım bayramını tebrik etmek için. Uzun süredir görüşmediğimiz için konuşmayı bayram tebrikinin ötesine taşıdık. Yazılarımı takip ettiğinden, içten yazdığımdan, önemli konulara değindiğimden bahsetti. İnsanımıza değindi. İçimiz ve dışımız çıkar olmuş. Dürüstlükten sınıfta kaldık dedi. Oğlunun dertlendiği bir konuya kısaca değindi: "Bir toplantı, bir seminer yapılacağı zaman şehir dışından gelenlere kalacak yer ayarlıyor bizi oğlan. Evi Ankara'da olmasına rağmen kariyerinin zirvesinde nice akademisyenin de ailecek yer ayırtılması için müracaat ettiğinden" dem vurarak "Olacak şey mi hocam bu. Ama maalesef oluyor bu ülkede" dedi. 

Arkadaşın bu anlattığına çok şaşırmadım. Çünkü devletin, temsil giderler adı altında verdiği bu imkanı hoyratça kullandığımız bir gerçek. Her ne kadar devleti çok sevdiğimizi, uğruna ölümü göze alırız desek de her cuma hutbesinde devlete dua etsek de çoğumuz için devlet bir deniz mesabesinde. Yağma Hasan'ın böreği bizim için. Keriz olmamak için ne kadar yersek kâr mantığını güderiz.

Çoğu üst yöneticinin, arkadaşın çocuğunun dert yandığını da sanmıyorum. İnşallah bu genç bürokrat bozulmadan dertlenmeye devam eder ve sayıları da çoğalır. 

Keşke bütün derdimiz bununla sınırlı kalsa. Zira bu bayram konuşması, bana bir arkadaşın başından geçen bir olayı hatırlattı. Şöyle ki: 

İki kişi için öğretmenevinden yer ayırtılır. Kalmak için geldikleri zaman ödeme yapmaları gerekiyor ama ödemeye yanaşmazlar. Ödemeyi nasıl yapalım diye soruluyor. "Biz falan bakanın özel kalem müdürünün akrabalarıyız ya da tanıdığıyız. Ödeme yapmadan kalacağız" derler. Öğretmenevinin müdürü, "Bizim böyle bir uygulamamız yok. Ödemeyi almamız gerekir. Şayet paranız yoksa ödeme benden olsun" der. Ödeme benden olsun denmesinden de pek hoşlanmazlar.

Ödemeyi yaptılar mı, yapmadılar mı bilmiyorum. Bildiğim, birkaç gün sonra bakanın özel kalem müdürü il milli eğitim müdürünü arayarak fırçayı basar. Fırça basıldığına göre belli ki özel misafirler kaldıkları otelin ücretini ödemiş olmalılar ve kendileri gibi özel misafire yapılan muameleyi de yemeyip içmeyip bir güzel aktarmışlar. 

İl milli eğitim müdürü öğretmenevi müdürünü arayarak, "Olmamış, bu yaptığın. Özel kalem müdürünü arayıp özür dilemen gerekir" der. Öğretmenevi müdürü, "Ben görevimi yaptım. Hata yaptığımı düşünmüyorum. Özür de dilemem" der. İl müdürünün o kadar ısrarına öğretmenevi müdürü yanaşmaz.

Sonunda il milli eğitim müdürü bir formül bulur. Bir başkasını ayarlar. Ayarladığı kişi kendisini öğretmenevi müdürü olarak tanıtmak suretiyle özel kalem müdürüne telefon açar ve yaptığı davranışın yanlış olduğunu belirtir ve özür diler. Böylece bu mesele bir devlet krizine dönüşmeden tereyağından kıl çeker gibi çözülür.

İl müdürünün başıma bir şey gelir endişesiyle böyle bir işgüzarlık yapması manidar. Halbuki emrinde çalışan öğretmenevinin müdüründen, bırakın özür dilemesini istemeyi, tebrik ederim müdürüm. Seninle gurur duyuyorum deyip ödüllendirmesi gerekirdi.

Bakan'ın özel kalem müdürünün tanıdıkları da "Efendim, yer bakanlık tarafından ayrıldı. Sizden ödeme almayacağız" dense bile "Asla. Biz böyle bir şeyi kabul edemeyiz" demeleri gerekirdi.

Görünen o ki çoğumuzda devletin sırtından keyif çatma var. O kadar beleşe alışmışız ki boş mezar bile bizi kesmez. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder