3 Temmuz 2026 Cuma

İşi Bilen Bir Başka

Haziran 2026 enflasyonu, 0,99 çıkmış. Belli ki yeni TÜİK Başkanı, bu oranın çıkması için marketlerdeki fiyatların küsuratını göz önünde bulundurmuş.

Bir diğer husus TÜİK Başkanı belli ki esnaflığı iyi biliyor. TÜİK Başkanı olmasaydı herhalde iyi bir tüccar olurdu. Malumunuz son yılların yükselen değeri marketlerde ürünlerin fiyatı hep küsuratlıdır. 0,90, 0,95, 0,99 gibi.

Bu şekil etiketleme müşteriye ucuz geliyor. Oh be 1 lira bile değil, 0,99 deyip alıyor ya da 1,99 olan bir ürünün 99'unu görmüyor bazı müşteriler. 1 lira imiş. Sudan ucuz diyor ve kapış kapış alıyor. 

Bir diğer husus TÜİK Başkanı bu hesaplama ile ben burada kalıcıyım. Haberiniz olsun. Buraya umut bağlamayın, makamıma göz dikmeyin. Avucunuzu yalarsınız diyor.

Aynı zamanda demek istiyor ki kıymetimi bilirseniz ne âlâ. Yok bilmezseniz, ticaret benim işim. Değme marketçiler elime su dökemez diyor.

Bir diğer husus, 0,99 enflasyon oranının düz hesap denip yuvarlanmaması, bu makamın bu işi çok ciddi yaptığını gösterir. Öyle ya tüyü bitmemiş yetimin hakkı var bu oranda. Öyle ya yuvarlasaydı, devleti 0,01 oranında zarara uğratacaktı ki çalışan ve emekli göz önüne bulundurulduğunda, onlara 0,01 daha fazla zam yapılacaktı ki sonuçta telafisi mümkün olmayan bir kamu zararı ortaya çıkacaktı.

2 Temmuz 2026 Perşembe

Önce Şaşkınlık Sonra Sevinç

İki tane sürekli kullandığım raporlu ilacım var. Eskiden ikisi de aynı zamanda biter, aile hekimine birlikte yazdırırdım. Bir tanesinin ilacını doktor değiştirince iki ilacım da aynı tarihte bitmemeye başladı. Üç aydan üç aya olsa aile hekimine bir defa giderken şimdi iki defa gitmeye başladım.

Raporlu ilacımın bir tanesi için rutin kontrole gittim. İlacın yoksa ilaç yazayım dedi doktor. Olabilir dedim. Üç kutu yazmış.

Üçüncü günün sonunda reçetemi hatırlayarak bir nöbetçi eczaneye uğradım. Eczacı ilacımı poşete koyup uzattı. Borcum dedim. "Borç gözükmüyor" dedi. İyi günler deyip çıktım. 

Borcumun olmamasına şaşırdım. Nasıl olur dedim. Çünkü ne zaman eczaneye gitsem, ilaçlarım raporlu da olsa "katkı payı" adı altında mutlaka borç çıkar, her defasında 100, 300, 300 bayılırdım. 

Şaşkınlığın ardından sıra geldi sevinmeye. Nasıl sevinmem. İlk defa borcun yok dendi ve elimi cebime atmadan eczaneden çıktım.

Üç dört gün önce diğer raporlu ilacımı alırken ödemiştim. Aradan fazla zaman geçmeyince borç çıkmadı diye düşünüyorum. 

Aman neyse ne. Üzümünü yiyip bağını sormayacağım. Bir daha eczaneye yolum düşünceye kadar bu keyfi yaşamalıyım. 

Eleştirinin Çürüteni ve Yıkıcı Olanı

"Gecikmiş eleştiri çürütür, fırsatçılık kokan eleştiri yıkıcıdır".

Akif Emre’nin bu sözüne daha önceki bir yazımda yer vermiştim.

Bu yazıyı çerçeveletip her yere asmak lazım. Bu yazıyı göre göre hem göz aşinalığı olmalı hem de hayat düsturu olarak içimize işlemeli ve hayatın her alanında kullanmalıyız. Özellikle üç maymuna oynayanların, ağzına kadar gelip yutkunanların ve fırsatçılık yapanların kulağına küpe olmalı.

Eleştiri yaparken de eleştiri ile muhalifliği karıştırmamak lazım. Çünkü ikisi aynı şey değil. Birinde doğruyu ve güzeli bulma amaçlanırken diğerinde doğru yanlış her şeye karşı çıkma murat edilmektedir. Asıl olan, bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalıdır.

Toplum olarak eleştiri yapıyoruz yapmaya. Ama yaptığımız eleştiriler genelde karşı tarafa oluyor. Nedense eleştiri oklarını kendimize döndürmüyoruz. Halbuki eleştiride önceliğimiz bizden olanların yaptıkları yanlışlara olmalıdır. Eleştiride öncelik kendi tarafımıza olursa bir anlamı olur. Bu, kavgada ilk tokadı kendi çocuğumuza atmak demektir. Kendi çocuğumuza tokat atmak çocuğumuzdan nefret ettiğimiz anlamına gelmez.

Kendi tarafımızdaki yanlışlıkları görmezden gelip geciktirmek bizi içten çürütmeye başlar. İçten çürümenin tedavi ve telafisi de kolay kolay mümkün değil. 

Kendi tarafımızı görmeyip okları hep karşı tarafa döndürmek, savunmayı beraberinde getirir ki bu eleştiride fırsatçılık koktuğu için maksat hasıl olmaz. Hazırında kutuplaşmaya katkı sunar. Kimse de kendini düzeltmeye kalkmaz.

Eleştiri yaparken söz üstadı olmak gerek. Bu işi usulünce kırmadan, dökmeden, tartışmaya ve yanlış anlaşılmaya mahal bırakmadan yapmalı. Kişilerin onurunu korumak esas olmalı.

Eleştirilen de eleştiriye açık ve hazır olmalı. Yapılan eleştirilerde kendisini özeleştiriye tabi tutmalı. Kendisine çekidüzen vermeli. Hatta eleştiri getirene teşekkür etmeli.

Böyle olursa yani eleştiriyi gecikmeden ve iyi niyetle yaparsak, eleştiri yaparken fırsatçılık yapmazsak, eleştiriye hazır ve açık olursak, eleştirinin ardından savunmaya geçip gerekçe ve bahane üretmezsek ve saldırıya geçmezsek bilin ki her alanda gelişiriz.

Tüm bunlar için her şeyden önce yaptığımız işten dolayı işimize ve kendimize güvenmemiz lazım. İşimiz, icraatımız önce kendi içimize sinmeli. Değilse kendimiz çalar, kendimiz oynarız. Herkes körler ve sağırlara oynar.